şükela:  tümü | bugün
  • desiree akhavan'ın yönettiği 2018 yapımı film. yılın sundance film festivali'nin 'drama dalında büyük jüri ödülü'nü kazandı.
  • american honey'den hatırlayacağımız sasha lane ve ayrıca chloe grace moretz, marin ireland kadrodaki bazı isimlerden.

    her eve imdb
  • bugün 37. istanbul film festivali kapsamında kadıköy sineması'nda izlediğim 2018 yapımı film.

    emily danforth'un romanından uyarlanan film, sıcak ve özgün bir büyüme hikâyesini anlatıyor. filme adını veren cameron post, lisede herkesin gıpta ettiği bir kızdır. cameron mezuniyet gecesinde bir kızla sevişirken yakalanır ve bunun üzerine zorla bir ''dönüştürme terapisi'' merkezine yollanır. disiplin, ahlak, ''düzcinselleştirme'' gibi yöntemlerin uygulandığı bu tuhaf merkezde cameron yeni arkadaşlar edinerek kimliğine ve kişiliğine sahip çıkmaya çalışır.

    cinsel tercihi yüzünden normale dönmesi için bir merkeze gönderilen cameron'ın yaşadıklarını anlatan film genel hatları ile ''eh işte'' denebilecek tarzda. cameron için normal olan ama toplumun ahlaki yargılarına göre normal olmayan cinsel tercihini normale döndürmek için kendi gibi normal olmayan (!) gençlerin olduğu bir yere gönderilmesine yol açar. buradaki ortam başlarda onun için çok zor olsa da zamanla arkadaş çevresinin de katkıları ile kendi kişiliğini ve kimliğini oluşturmaya başlar. zaman zaman eğlenceli dakikalar yaşatan film zaman zamansa bu baskıcı ve kimlik değiştirici ortamın acı sonuçlarını gözler önüne serip bu tür bir merkezin gerekli olup olmadığının tartışmasına yol açıyor seyirci tarafından. son yıllarda bu türden konuların işlendiği filmlere bu kez farklı bir bakış açısı ile bakıp işleyen film yansıttığı atmosfer ile seyir zevki olarak geçerli notu alıyor.
  • 2018 model guguk kuşu. guguk kuşu: deli olmayan bir adamın akıl hastahanesine yatırıldıktan sonra burada kötü muamele gören hastaları gerçek bir villain olan hemşire ratched'a karşı ayaklandırması, kuralları yıkmaya yeltenmesi üzerine bir filmdi. bir adamın sistemle mücadelesiydi. ...cameron post bu izleği takip ediyor. gayet normal bir kızın lezbiyen olduğu için şehirden uzaktaki hıristiyan terapi merkezine (christian gay conversation camp) yatırılmasını, burada iki terapist tarafından lezbiyenliğinin "tedavi" edilmesini konu alıyor. bu yıl "eşcinsel terapi/tedavi merkezleri" üzerine çekilmiş 2 filmden ilki. diğer yakın zamanda vizyona girecek boy erased.

    evet, başta "öyle bir merkez mi var?" diye düşünmek mümkün. var, dindar aileler eşcinselliğin normal olmadığını, normal olanın heteroluk olduğunu düşündükleri için çocuklarını bu yerlere gönderip hem tedavi ettirmeye, hem de dindar hale getirtmeye çalışıyorlar. burada da türlü saçmalıklar dönüyor tabii. küçük, buzdağının sadece bir kısmını gösteriyor ...cameron post filmi. terapi (!) merkezlerini çok deşmiyor, orada yaşanan daha kötü şeyleri yansıtmıyor, sadece hafif bir kısmını göstermekle yetiniyor, bu yüzden "hafif" bir film oluyor. sorunu da bu. kötü bir film değil tabii ki. ortalama bir film. ama biraz daha cesur olsa, merkezlerde yaşanan duygusal ve fiziksel suistimallere daha fazla yer verse, odağı cameron'la sınırlamasa, yan karakterleri daha fazla önemsese daha iyi, çarpıcı olabilirdi. gene de şu tarafları fena değil: yan karakterleri çok önemsemiyor ama mesela buraya gönderilen gençlerin kafa karışıklığı, değiştirilemeyecek bir şeyi (eşcinselliği) değiştirme çabaları, değiştiklerini sanmaları kötü işlenmiyor, ama senaryo iyi bir senariste yazdırılmış olsa yan karakterlerin dertleri daha iyi işlenirdi. bunun dışında, cameron'ın da gençliği, kafa karışıklığı, bu saçma yerde yaşama tutunma çabası iyi yansıtılmış. guguk kuşu'ndan farkıysa bir sistem eleştirisine dönüşmüyor film veya karakterini (cameron'ı) mcmurphy'e (nicholson) benzetmeye, bu ergen kızdan bir devrimci yaratmaya yeltenmiyor. doğru bir tercih olmuş bu ikincisi. film ilerleyince istiyorsunuz ki kız devrim yapsın, gençlerin elinden tutsun, "sen anormal değilsin, normal bir gençsin" desin, oradan da hep beraber kurtulsunlar, ama hayat öyle değil, daha kendisinin kafası karışıkken nasıl diğerlerini kurtarabilir ki?

    bu arada guguk kuşu'nun izleği takip edilirken bazı sahnelerinin benzerleri de çekilmiş. mcmurphy hastaları otobüsle alıp gezdiriyordu. cameron da bir sahnede şarkı söylemeye başlıyor, derken diğer gençler de ona katılıyorlar, ama ratched kadar olmasa da kötü birisi olan terapist gelip radyoyu kapatıyor. velhasıl fena bir film değil ama kaçırılmış bir fırsat. terapi merkezlerini daha iyi işleyebilirdi. en kötü tarafını da es geçmeyeyim. 10 dakikaya varan, ne idüğü belirsiz final sahnesi çok kötüydü. mısır gevreği yendiği o sahneden sonrası çok kötü. senarist filmini nasıl bitireceğini bilememiş sanki. aslında bu kafa karışıklığı özellikle terapist karakterinde de göze çarpıyor. senarist bu merkezleri iyi araştırmadığı için midir nedir terapisti (jennifer ehle) inandırıcı kılamamış. şöyle ki: terapist daha görüşünü ("eşcinsellik anormalliktir, normal olan heteroluktur") doğru dürüst savunamıyor, anlatamıyor bile. neyse, başrolü üstlenen chloe moretz onca kötü filmden sonra sonunda kötü olmayan bir filmde yer almış oldu, performansı fena değil. son olarak; bu filmin i'm a cheerleader'dan kopyalandığı pek çok yerde yazılmış, o filmi izlemedim, doğru mu bilemiyorum. bakalım boy erased bundan iyi mi, kötü mü. eleştiriler iyi değil, ...cameron post'sa epey sevildi.
  • uzun uzun eleştirisi için: tık

    dünya modernleştikçe, lgbt bireylerine olan bakış açısı da değişti. bir hastalık, bir lanet olarak görülen gay olma, kendi hemcinsini sevme durumu artık bir yerlerde normalleşti, baskılar azaldı. tabii ki hala sorunlar mevcut, her şey çözülmüş değil ama batı toplumları lgbt bireylerini artık “lgbt” bireyi olarak saymayıp onları normal, herhangi biri olarak görüyor, bir kimlik altına almıyor. lakin ülkemizde durumlar pek de iyi değil. vakti zamanında filmekimi kapsamında izlediğim benim çocuğum adlı belgesel, aslında cameron post’un anlatısını içinde barındıran bir belgeseldi. cameron, 90’larda yaşayan genç bir kız ve kız arkadaşını seviyor. ailesi bunu anlamadığı ve korktuğu için onu din eğitimi verilen ve sözde psikoloji temelli bir kampa gönderiyor. benim çocuğum belgeselinde de aileler, cameron’un gittiği gibi yerler aramış, onları bu kamptaki eğitimciler gibi insanlarla tanıştırmaya çalışmıştı. sonuç ise ikisinde de aynıydı.

    the miseducation of cameron post, tam olarak gerçek bir hikayeyi anlatmasa da içerisinde 90’larda gerçekleştirilmiş gerçek videoları barındırıyor. bu gibi kamplar gerçekten vardı ve onlara göre farklı düşünen insanları aslında ne yaptıklarını bilmeden tedavi etmeye çalıştılar. ama bir şeyi çok yanlış yaptılar: ne kadar bastırırsanız, o kadar taşacaktır. the miseducation of cameron post’da tam olarak bunu anlatmak isteyen bir film. insanın içinde varsa, engel olamazsınız. bariyerler de örseniz, duvarlar da çekseniz üstünden atlayacak, onu aşacak ve ortaya çıkacaktır.

    aslında anlatmak istediği hikaye bakımından film hoş. özellikle filmin sonuna doğru onlara baskı uygulayan eğitimcilerin, çocuklarla yakınlaşması, onların da aslında normal bireyler olduğunu farketmesi filmin en güzel detayıydı. eğitimcilerin çocukları normal birey olarak gördüğü gün de çocukların özgürlüğe kavuşması güzel bir finaldi. konu bakımından ne kadar güzel bir film olsa da anlatış şekli ve tempo bakımından film, en azından benim için bunaltıcı seviyede. oldukça basit bir film olması, yavaşlığı maalesef beni sıktı. yine de hakkını veriyorum, anlatmak istenenler gayet hoş ve yerinde.
  • öncelikle hikaye bakımından (bkz: but i'm a cheerleader) filmine benzediğini söylemek isterim ama maalesef derinlik bakımından yanına bile yaklaşamayacak bir film olmuş.

    chloe moretz tabii ki her zamanki gibi döktürüyor, role çok yakışmış. ama filmin başından sonuna kadar içine girebilmeyi beklesem de, film içine almak yerine itip durdu beni. bi de sasha lane i sırf marjinal durması için mi koymuşlar anlayamadım. adam karakteri için de two spirit sahibi diyip durdular ama başka oyuncu mu yoktu acaba, bildiğin hetero bir erkekti o.

    hani cameron dışında tüm karakterler baya eğretiydi, öylesine koyulmuş gibiydi ve kesinlikle gerçekçi hissettirmedi. film bitince bittiğine inanamadım resmen. bu pozitif bir şey değil; "bu muydu lan?" deyip gülüştük yani.

    ben festivalde kaçırdığım için aylardır bekliyordum filmi. şunu söyleyeyim, özel olarak bu konuya ilginiz yoksa gidilebilecek bir film olduğunu sanmıyorum. çok çok önemli olan lgbtqia meselesinin ilgi çekmek için kullanılmasından sıkıldım ben açıkçası.