şükela:  tümü | bugün
  • canavar çalışması adıyla bilinen korkunç deney.

    kendisi de kekeme olan wendell johnson ve mary tudor tarafından yürütülen bu deneyde yaşları 5 ila 15 arasında değişen 10'nu kekemelik problemi yaşayan 22 yetim çocuk deney yapıldığından habersiz olarak alınarak deney ve kontrol gruba olmak üzere karma bir şekilde 2 gruba ayrılmıştır. iki gruba da diksiyon dersi veren johnson ve ekibi çocukların yarısına pozitif dönüt verirken diğer yarısına negatif dönüt vermiştir.

    5 ayın sonunda kekemelik problemi yaşayan çocuklarda olumlu sonuçlar alınmış olmasına rağmen hiçbir konuşma problemi olmayan çocukların psikolojileri n bozulduğu konuşmak istemediği ve konuşma problemi çektiği gözlemlenmistir.bununla birlikte içlerinde ilerleyen yaşlarında bile konuşma problemi çekmeye devam edenler olmuştur.

    uzun yıllar gizlenen bu deney 2001 yılında san jose mercury news adlı gazetede yayınlanan makale ile ortaya çıkmıştır ve deneylerin yürütüldüğü lowa üniversitesi özür dilemek zorunda kalmıştır.
  • 1939 yılında university of iowa'da konuşma patologu wendell johnson gözetiminde, 22 yetim çocuk üzerinde yapılmış olan deneydir. (johnson'ın gözetimi altında işi yapan öğrencinin adının "mary tudor" olmasını komik bulduğumu itiraf etmeliyim, malum, mary tudor diyince akla ingiltere ve irlanda kraliçesi bloody mary geliyor.*)

    kamunun bu deneyden yıllarca haberi olmayacaktır. isminin "the monster study" olmasının nedeni, deneyin etik dışı olmasıdır ki olaylar gün yüzüne yıllar sonra çıktığında, university of iowa böyle bir deneye ev sahipliği yaptığından ötürü özür dileyecektir.

    deneyin amacı, deneklerin ikamet ettiği yetimhanedeki herkesten de gizli tutulmuştur. mary tudor'un tezinde inceleyeceği konu, tıbbın primum non nocere ilkesine aykırı olarak, doğru bir teknik ile aslında sağlıklı olan çocukları konuşma bozukluğu olan çocuklara dönüştürmenin ne derece mümkün olduğunu incelemektir. tabii bunun zıttını da denemek istemiştir, yani konuşma bozukluğu olan çocukların doğru teknik ile akıcı konuşmacı olup olamayacağını.

    tudor'un çalışmasında izlediği yöntem nedir?

    tudor öncelikle içinde 10 tane konuşma bozukluğu olan çocuk barındıran, 22 kişilik bir grup oluşturmuştur. bu 10 çocuk kendi içinde iki gruba ayrılmış, ilk gruba akıcılığa iyi etki etmesi beklenen pozitif konuşma terapisini uygularken ikinci gruba akıcılığa kötü etki etmesi beklenen negatif konuşma terapisini uygulamıştır.

    kalan 12 sağlıklı çocuk da kendi içinde ikiye ayrılmıştır. aynı teknikler aynı şekilde sağlıklı olan çocuklara da uygulanmıştır. tüm bunlar yapılırken konuşma yetenekleri 5 puan üzerinden değerlendirilmektedir.

    yaklaşık olarak 5 ay sürmüş olan bu deney korkunç sonuçlar vermiştir.

    negatif konuşma terapisine maruz kalan ve konuşma bozukluğu olan çocuklardan üç tanesinin durumu daha kötüye gitmiştir. tamamen sağlıklı olan ve negatif konuşma terapisi uygulanan altı çocuktan beşi ise kekeme olmuştur. bu sonuçlar wendell johnson'ın hipotezini desteklemiştir.

    işin trajik yanı ise, daha önce sağlıklı olan bazı çocuklar deneyden sonra oluşan bozukluğu hayatları boyunca sürdürmüştür. olaylar gün yüzüne çıktığında ise, mağdurlara 1 milyon dolar gibi cüzi bir meblağ ödenmiştir. (evet cüzi, o 1 küsur milyon dolar durumu kötüleşen tüm çocuklara toplamda verilmiş. gerçi kişi başı 1 milyon dolar da bir insanın sağlığını ömür boyu bozmanın yanında oldukça değersiz bir yaptırım.)

    mary tudor'un savunması ise brigid tenenbaum'u aratmamıştır:

    "böyle olacağını tahmin etmemiştim."

    * * *
    protein ve gen mekanizmalarına tam olarak hakim olunmadığı için bu tür patofizyolojileri moleküler/nöral bazda açıklamak oldukça güçtür. örnek olarak, sindirim ile ilgili olduğu bilinen bir gende görülen bir mutasyon, aynı zamanda konuşma bozukluğu gibi bir soruna da katkı sağlayabilmektedir. brodmann alanlarına bakıldığında da (bkz: brodmann alanları/@highpriestess) bir fonksiyonun pek çok farklı beyin bölgesine dağıldığı görülmektedir.

    psikoloji ve nörobilim işlevsel olabilmek için entegre olmalıdır. nörobilim psikolojiden farklı olarak daha fazla teorik bilgi gerektirse de psikoloji bilimi tutarlı neden-sonuç ilişkileri ile feedback mekanizmalarının nasıl kurulduğu konusunda nörobilimcilere önemli fikirler verebilecektir.