şükela:  tümü | bugün
  • 1997 yılı mahsulu, laurence rees ve tilman remme tarafından yönetilmiş olan ingiliz yapımı belgesel.

    bbc yapımı bu belgesel toplam 6 bölümden oluşuyor. diğer nazi odaklı belgesellerden giriş kısmıyla ayrılıyor. (seyrettiğim belgeselleri düşünerek söylüyorum) şöyle ki; ilk bölümde nasyonal sosyalist partinin birinci dünya savaşından çıkmış yorgun ve bıkkın almanya'da güçlenmesi üzerinde durulurken, sonraki bölümde halkın nasıl böyle bir ideolojinin peşinden sonuna kadar gittiği sorusuna odaklanılıyor. daha sonra avusturya ile birleşme, çekoslavakya ve polonya işgalleri anlatılıyor. ama nazilerin bundan sonraki büyüme süreci anlatılmıyor, bu noktadan sonra belgesel yahudi soykırımına odaklanıyor.
    yaklaşık üçyüz (300) dakika süren bu belgeselin seyredilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum.
  • bu belgeselin son bölümünde, "hitler'in geride bıraktığı büyük miras, umduğu gibi tüm dünyaya hükmeden güçlü bir almanya değil, insanoğlunun gücünün nelere yetebileceği, ne kadar ileri gidebileceği bilgisi olmuştur" mealinde çarpıcı bir yorum vardır.
  • alanında öne çıkan belgesellerden. 1997 yapım yılı olması nedeniyle; dönemin canlı tanıkları, üst düzey alman askerleri ve diplomatlarıyla yapılmış olan söyleşiler, soykırımdan kurtulmuş yahudiler ve daha birçoğu bu seride yer almakta. belgeseli çarpıcı kılan en önemli özelliklerden biri, görüntülerin bir çoğunun naziler tarafından propaganda amaçlı olarak kaydedilmiş olması. diğer bir çarpıcı özelliği, 2. dünya savaşına giden süreci nedenleriyle ele alması, alman halkının o zamanki psikolojisini ve gelişen olayları çarpıcı bir şekilde anlatması. beni en çok etkileyen anlardan biri, döneme tanıklık etmiş alman bir kadının "bunu söylerken risk aldığımı biliyorum ama adolf hitler zamanında kendimi daha güvende ve güçlü hissediyordum" demesi oldu. bu durumu ülkesi müttefikler ve ruslar tarafından yerle bir edilmiş ve soğuk savaşın o pis günlerini görmüş birinin söylediğini göz önüne aldığımızda anlamak pek zor değil. sonuç olarak, savaşlardan en zararlı çıkanın her zaman sivil halk olduğunu bir kez daha gösteren bbc yapımı.
  • benim gibi ikinci dünya savaşı ve nazi almanyası meraklıları için seyredilecek en güzel belgesellerden. bbc kalitesini göstermiş. hatta alman halkının neden ya da ne şartlarda hitler'in ardından gittiğini bu kadar güzel anlatan çok az belgesel vardır. dvd nin müziği de insanın tüylerini ayağa kaldıran brahms a german requiem ikinci kısım: "denn alles fleisch es ist wie gras"
  • olanları tüm çıplaklığıyla anlatmış desem öyle değil, belirli bir tarafın kaleminden yazılmamış desem öyle de değil, tüm detaylara girmiş desem öyle hiç değil. yine de çok sevdim bu belgeseli. izlerken zaman su gibi akıp geçti ve görüntülerin çoğunu daha önce görmemiştim. o sebeple olabilir.
  • yer yer taraflı olsa da naziler ve hitler üzerine çekilmiş en iyi belgeseldir gözümde.
  • naziler'in yoktan varoluşunu adım adım inceleyen, dönemin meraklılarının düşünmeden izlenmesi gereken bbc belgeseli.

    hitler'in "onlar nasıl 400 milyonluk hindistan'ı onlarca yıldır avucunun içinde tutuyorsa ben de aynısını sovyetler'e yaparım" diyerek en büyük fantezisi olan "sovyetler'in işgali" için kendine ingilizler'i model alması alması gibi pek çok ilginç bilgi içerir. bu ve dönemin diğer pek çok örneğinden anlarız ki modern zamanlarda tüm dünya politika, diplomasi gibi konularda kendine ingilizler'i örnek almıştır/almaktadır.

    bunun da dahil olduğu, bbc'nin ikinci dünya savaşı'nı neredeyse tüm cephe ve açılardan inceleyen başarılı belgeseller serisi için; (bkz: history of world war 2)
  • nazilerin yaptıklarının çoğu zaman halkın beyinlerinin yıkanmış olmasından değil, halkın bizzat kendi isteklerinden kaynaklandığını da çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş olan belgesel.
  • belgeselde ilgimi çeken nokta,bizzat hitlerin yanında bulunup hizmet etmiş ya da katliamlara katılmış kişilerin,her ne kadar yapılanları bir katliam,trajedi olarak görmelerine ve bunlardan pişmanlık duyuyoruz demelerine rağmen,hitleri ve o dönemde yaşadıklarını anlatırkenki yüz ifadelerine baktığımda hala heyecanlandıklarını ve aslında pek de pişman olmadıklarıdır.birçoğu çaresiz oldukları için suç işlediklerini söylemişler.ama gestapo gibi bir oluşumun 26 subaydan oluşmasına rağmen nasıl bu kadar kıyımın gerçekleştirildiği yapılan yahudi ihbarlarının %80-%90 ının alman vatandaşlar tarafından yapıldığı cevabıyla gün yüzüne çıkmaktadır.belgesel bir anlamda,bu vahşetin sadece hitler ve kurmaylarının üstüne atılacak kadar basit bir vaka olmadığını göstermek açısından bize ışık tutmaktadır.
  • bu belgeseli izledikten sonra anladım ki, delilik fena halde bulaşıcı. ne kadar propaganda olursa olsun, resmi ideoloji (ki nazi ideolojisi 10-15 senelik bir süreci kapsıyor) ne olursa olsun, insanların ileri düzeyde değişiminin, bu denli faşizanlaşmasının başka bir açıklamasını yapamıyorum. anlaşılıyor ki, nazi ideolojisi taşıdığı onca ırkçı fikirde, uyguladıkları emperyal hareketlerde ve yaptıkları soykırımlarda ve o soykırımlarla beraber muhaliflere uyguladıkları baskılarda yalnız değillermiş. sadece mutlak güç sahibi haline gelmiş bir parti ve o partinin lider kadrosunun emirlerinden korkan bir halk değil, bizzat tüm bu vahşette, tüm bu yaşananlarda resmi ideolojiye bağlanmış ve onunla ortaklaşa hareket etmiş bir halk gördüm. belgeselde bulunan röportajlarda eski parti üyeleri ve döneminde çeşitli yollarla partiyle iletişimi bulunan insanların, günümüzde bile nazizimi yerecek herhangi bir ciddi açıklamasını göremiyorsunuz. gerçek anlamda bir iç hesaplaşması yapabilmiş kişiler göremiyorsunuz. genel cevaplar; o zamanda bu tarz olayların normal karşılandığı, kişilerin de ideoloji ve halka uyum sağladıkları yönünde. röportajı bulunan bir çok kişiye "vicdan azabı yaşadınız mı" minvalinde sorular soruluyor, fakat kaçamak cevaplar ile bu sorular geçiştiriliyor. hala daha hitleri kişisel anlamda öven cevaplar veriliyor. ilginç... tek kelimeyle ilginç... büyük alman imparatorluğu hayaliyle tüm dünyada 55 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olan, 6 milyondan fazla yahudiyi soykırıma tabi tutmuş, tüm dünyayı cehenneme çevirmiş, insanların büyük acılar ve korkular yaşamasına sebep olmuş bir hareketin, insanlarda hala daha bu denli etki bırakmış olması çok çok ilginç, hatta psikiyatrlar tarafından da ciddi irdelenmesi gereken bir konu bence. bir halkın tümden delirmesi, kendilerini bir grup delinin ağzından çıkan kelimelere emanet etmesi, hatta bu uğurda kanlarının son damlasına kadar savaşmaları, gerçek anlamda insan deliliğinin ve vahşetinin sınır tanımadığını gösteriyor.

    eğer ilgi duyuyorsanız tarihe, özellikle 2.dünya savaşına, mutlaka izleyin derim. apocalypse the second world war belgeselinin aksine nazilerin iktidara geliş süreci de işleniyor ve konunun daha çok psikolojik ve sosyolojik boyutu üzerinde duruyor.