şükela:  tümü | bugün
  • senaryosunu larry kramer'in yazdığı, ryan murphy'nin yöneteceği jim parsons, julia roberts, mark ruffalo, matt bomer ve alec baldwin'in oynayacakları, muhtemelen 2014 yılında vizyona girecek film.
  • 2014 yılında vizyona girmeyecek film.
    2014 yılında hbo'da yayınlanacak film. belki behind the candelabra gibi cannes'da gösterilir. şimdilik belli değil orada gösterilip gösterilmeyeceği. neyse, ryan murphy yönetmiş. film 1980'lerde geçiyor ve eşcinsellerin mücadelesine odaklanıyor. murphy filmini siyah beyaz olarak çekmiş. kadro sağlam, yönetmen de, kanal da sağlam. bekliyoruz heyecanla.
  • film 1980'li yıllarda hızlı bir şekilde yayılmaya başlayan hıv/aıds e de dikkat çekiyor. içinde bulunduğumuz dönemde insanlar üzerinde yeniden duyarlılık kazanımı açısından böyle bir yapım sevindirici.
    eğer vizyon filmi olsaydı (ki bazı kaynaklar 25 mayısta vizyonda gösterileceğini de söylüyor) muhtemelen
    filmdeki sevişme sahneleri itibariyle mark buffalo oscar'a aday olurdu.
    gün itibariyle de ilk trailer i yayinlandi.
  • larry kramer'in 1985 yılında yazdığı, 1980li yıllarda amerika'daki i aids patlaması ve aktivizmi konu alan ödüllü tiyatro oyunu. film versiyonu ryan murphy tarafından tv filmi olarak yapılmış, kadroya efsane isimler katılmıştır.
  • diyaloglarını ve yönetmenliğini çok amatör bulduğum, buna rağmen özellikle eşcinsel erkekler için baya etkileyici olabileceğini düşündüğüm film. sağlık sektöründe çalışan eşcinsel bir erkekseniz bu etkilenme durumu tavan yapabilir.
  • cinsel devrim'den sonrası anlatılıyor. '80'lerin amerikası... tabi devrim gerçekleşmiş ama eşcinseller hala yeteri kadar desteklenmiyorlar, ölmelerine ses çıkarılmıyor; hatta çıkan ses de onlara "sessizce ölün" diyor. başkan zerre umursamıyor, eşcinselleri üçer beşer ölüyorlar. aids'in çaresi bir türlü bulunmuyor. murphy-kramer ikilisi, amerika'nın bu dönemini neredeyse her karede gördüğümüz mark ruffalo'nun karakteri ned üzerinden anlatıyorlar. ağabeyinin maddi desteğini alan, ama manevi açıdan ondan destek göremeyen (ağabeyi onun hasta olduğunu düşünmektedir) ned kavgacı, hırslı birisi. susup beklemek veya güzel laflarla politika yürütmek/destek toplamak onun karakterinde yok. haliyle ned ve onun zıttı olan arkadaşları arasında çatışmalar çıkıyor. film bu çatışmalara da odaklanıyor. tabi julia roberts üzerinden tedavi sürecine de odaklanılıyor. yani eşcinsellik birçok koldan anlatılıyor: tedavi, haklar için verilen mücadele, bu mücadelenin şekli (ned üzerinden saldırgan, bruce üzerinden "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" şeklinde özetlenen tutum), hükümetin eşcinsellere bakışı... sanırım eksik olan tek şey halkın eşcinsellere bakışı. ama oraya da girilmemesi iyi oldu. yeteri kadar şey anlatmaya çalışıyor zaten the normal heart. kaliteli bir film mi emin değilim. ama mücadeleye odaklandığından bir önem arz ettiği kesin. öte yandan mark ruffalo bayağı iyi oynamış. emmy adaylığı alır mı bilemem ama hak ediyor bence. entariyi murphy'nin open dizisinde lezbiyenliği anlatacağını belirterek bitireyim.
  • ağladım, hüngür hüngür hem de.
    eşcinsel politikalar, 80 sonrası tutum, devrim falan bir yana, bildiğin acıklı ağlatan aşk hikayesi. bunun yanına da insan mücadelesi ve iktidar kavgası da cabası. alışılagelmiş olan hetero dünya yerine, erkeklerin dünyasına giriş yaptığımızdan, film sözde sıradan gelmeyebilir, ama yine de tekrar etmekte yarar var, sıradan bir hollywood filmi. hakkını yemeyelim mark ruffalo ve matt bomerın oyunculukları çok başarılı, epey şaşırdım. haaa bir de rahatsız edici bir unsur var o da filmden sonra acep hıv var mı ben de diye şüpheye düşmek.
  • beni asiri etkilemis filmdir. escinselligin gunumuzde hala daha tabu oldugu 21. yuzyilda yasiyoruz. tabu her yerde tabu, yani amerika'da, avrupa'da, nereye giderseniz gidin escinsel denilince burun kiviracak, dislayacak, uzak duracak, tiksinecek insanlar bulursunuz her yerde. is yerinde de bu tip dislayici insan musveddeleri yoneticiyse ise almayabilir, isten atabilir. bu filmde de ayni tabunun, insanlarin escinsellerin hastaliktan olmelerine goz yummalarina sebep olmasini isliyor. kisacasi genel acidan bakarsan seksenlerden bu yana pek de birsey degismemis.

    hiv virusunun yayilmasini dusunursek de, acaba o yillarda insanlar korunarak seks yapmaya alissaydi, filmdeki grup "seksi birakin" demek yerine "korunarak yapin illa yapacaksaniz" deseydi hastalik bu kadar yayilir miydi? bir diger konu da, yani filmde de cinsel devrimden bahsediliyor ve bu konuda haklilar, ama onune gelen tanimadigin insanlarla korunmasiz cinsel iliskiye girmek de ne kadar dogrudur bilemiyorum. bu problem sadece escinsellerin de degil, bence herkesin sorunu. insanlar hormonlarindan once beyinleriyle dusunseydi bence dunya bambaska bir yer olurdu, bu kadar insana yazik olmazdi. neticede sonsuza kadar surmese de tek eslilik candir.
  • filmi izlememe sebep olan nokta bir tiyatro oyunundan uyarlanması oldu. izledim ve pişman olmadım. "bir televizyon filmi" tanımından fazlasını hak ettiğini düşünüyorum.

    insanları cinsiyetlere bölmesek hissedilecek duyguların yoğunluğunu ve insani duyguların paylaşımının nasıl yaşandığını anlatan, temelde bu insani hisler üstüne kurulmuş ama ön planda eşcinsel ölümlerinin anlatıldığı bir film. her dakikasında yeni birinin yaralar bereler içinde gözüküp öldüğü bu filmi uzun yıllar unutabileceğimi sanmıyorum. ölümleri görmezden gelinen, kimsenin umursamadığı hastalanan insanlar.. birbirine sarılarak uyumayı öğrenen insanlar. filmin geçtiği dönem 80'ler, hissettikleri yüzünden o dönemde bilinmeyen bir hastalığa yakalanıp ölmeyi dahi göze alan insanlar.. bir yandan özgürlükleri için mücadele vermiş bir yandan ölümlerini durdurmaya çalışmışlar. buradan bir romeo juliet hikayesi çıkmaz mı sizce?

    --- spoiler ---

    bütün bir nesli kaybediyoruz. başta genç erkekleri. ölüp gidiyorlar. koreograflar, oyun yazarları, dansçılar, aktörler. bir daha yazılamayacak o oyunlar. bir daha sergilenemeyecek o danslar.

    --- spoiler ---

    bu arada homofobik değilim. bu kadar erkeği bir arada öpüşürken, sarılırken, sevişirken, kur yaparken görmekten rahatsızlık da duymuyorum haliyle. bu sebepten benim bu filmi izlemiş olmam pek de bir şey değiştirmiyor.

    not: mark ruffalo'nun hastasıyız. son zamanların en nadide oyuncusu oldu çıktı kendisi bence.

    (bkz: milk)
    (bkz: angels in america)