şükela:  tümü | bugün
  • 1972 yapımı orson welles filmi.
    montajı halen yapılmamış şekilde bekliyormuş.
    hukuki sorunlar bunca sene sonunda aşılmış; şimdi filmin kurgusu yapılacak ve gösterime girecekmiş.

    http://www.bakiniz.com/…the-other-side-of-the-wind/
  • orson welles'in ömrünün 6 yılını adayıp yalnızca 45 dakikasını tamamlayabildiği film. netflix tamamına erdirecek. güzel haber.
  • ilk fragmanı çıkmış. yayın tarihi 2 eylül.
    https://www.youtube.com/watch?v=nmwhbuthmf0
  • orson welles'in tamamlamaya ömrünün elvermediği ve neredeyse yarım asır sonra netflix tarafından tamamlanan, seyircisiyle nihayet buluşmaya hazırlanan film.

    ömrü boyunca filmlerini özgürce yapmak için stüdyolarla boğuşan, bazılarının kurgusunu yapmasına bile izin verilmeyen, stüdyolar son anda elinden alıp orasını burasını değiştirip yeni sahneler ekledikleri için bazı filmlerinin son hallerini kendi bile bilmeyen orson welles'in makus talihi ölümünden sonra bile peşini bırakmıyor, hayatındaki son filmi de onun tarafından değil, başkaları tarafından son halini alıp seyircisiyle buluşuyor.

    yepyeni bir orson welles filmiyle buluşacak olmak heyecan verici ama hayatı boyunca verdiği mücadelenin filmini sadece ve sadece kendi başına, özgürce başlayıp bitirmesi üzerine olduğunu bildiğinizde acı bir tebessüm bırakabiliyor yüzünüzde bu bilgi.
  • (bkz: netflix)
    (bkz: malum yerler)
  • hakkında "they'll love me when i'm dead" (2018) adlı belgesel yapılan film.

    (bkz: they'll love me when i'm dead)
  • orson welles'in son filmi. ölmeden önce bitirmek için didindiği, 6 yılda bitiremediği, vefat ettiğinde rafa kaldırılmış, 2016-17'ye dek de raftan indirilmemiş film. netflix bu fırsatı kaçırmayıp filmi filmin oyuncularından peter bogdanovich'e ve yapımcı frank marshall'a tamamlattırdı. ortada 100 saatlik görüntüler olduğu için bunlardan 2 saatlik bir film yapmak epey zor olmuştur. gene de işi tamamlayabilmeleri güzel de yukarıda da bahsedilmiş, "welles tamamlasa bu film mi ortaya çıkardı acaba?" diye düşünmemek zor. neyse, neticede onun kurgusu olmasa da onun senaryosu ve görüntüleri.

    film içinde filmlerden the other side of the wind. filmin adı da filmin içindeki filmin adı. çok karışık değil aslında. otobiyografik bir film denebilir. welles bu filmle hollywood'a daha ölmediğini, çarpıcı bir film yapabildiğini göstermek istemişti. filmin merkezindeki jack adlı yönetmen de yıllar süren sürgününden sonra hollywood'a dönüp çok iyi bir film yapmayı amaçlıyor. yani jack bir nevi welles. film takip etmesi güç bir kurguya sahip. çünkü bir yandan jack'le çalışan kişiler üzerinden jack ve hollywood anlatılırken paralel kurguyla bir salonda jack'in ham görüntülerini izleyen iki sinemacıya değiniliyor. jack bu sürede fazla gözükmüyor, konuşmuyor. öte yandan filmin içindeki filme de sıklıkla yer veriliyor. saniye başı kesme mevcut, sürekli bir yerlere geçiliyor, ışık kullanımı da bir o kadar zorlayıcı. jack'li sahnelerde o an konuşan kişinin yüzüne ışık tutuluyor ama ortam karanlık bırakılıyor, filmin içindeki filmi takip etmek de güç. daha welles'in filmine adapte olamadan jack'in filmine yer veriliyor paralel kurguyla ama bu filmde ne oluyor öğrenemiyoruz. çok katmanlı bir film ama karışık olmasa da izlemek epey güç. ilk bir saat baş ağrıtıyor. çünkü önemsiz görünen muhabbetlerle doldurulmuş. halen bir saati var filmin, ne zaman bitiririm tanrı bilir. bitirince ilk işim belgeseli de (they'll love me when i'm dead) izlemek olacak.
  • once belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. film daha cok o donemdeki hollywood dunyasinin wells'e ne kadar sirtini dondugunu ve bir nevi, yonetmenin yetenekli olsa da bu cagdisi sistemde nelerle ugrasmak zorunda oldugunu anlatiyor. film icindeki film de, belgesel'de belirtildigi gibi, o zamandaki cekilen avrupa sinemasiyla acikca dalga geciyor. orson wells, dunya donmeye devam etmeyi birakana kadar yasasam boyle bir film cekmem diyor izleyiciye. aslinda, bir anlamda film wells'in yasadigi hayal kirikliklarinin toplami olarak ozetlenebilir. 25 yasinda dunyanin tepesine ciktiktan sonra, yasatmaya calistigi her tecrube citizen kane ile karsilastirildigi icin, kendini bir turlu bu kaliptan cikaramiyor malesef. oja kodar'in bahsettigi gibi, orson wells bir ruzgar gibiydi ama bu ruzgarin bir de bilinmeyen yumusak tarafi var. bunu anlatmak istiyor belki de film veya orson wells'in omur boyu onur odulu aldigi konusmadaki gibi tam tersini:

    "a maverick may go his own way but he doesn't think that it's the only way or ever claim that it's the best one except maybe for himself. and don't imagine that this raggle-taggle gypsy is claiming to be free. ıt's just that some of the necessities to which ı am a slave are different from yours.

    let us raise our cups then standing, as some of us do, on opposite ends of the river and drink together to what really matters to us all; to our crazy and beloved profession. to the movies, to good movies, to every possible kind."

    gecmise donup baktigimizda, malesef kendi yolunda gitmekte israrci oldugu icin, kaybedilmis bir deger goruyoruz. orson wells, buyuk ihtimalle 20. yuzyilin gordugu en buyuk amerikali yonetmendi ama ulkesi onu anlamadi veya anlamak istemedi, tipki diger ulkelerin kendi sanatcilarina bazen yaptigi gibi.

    bu film bu yuzden cok onemli olmali izleyecinin gozunde, kendini anlatmasina musade edilmemis bir adamin kendini anlatma cabasi oldugu icin.