şükela:  tümü | bugün
  • bu tablo, gerçek bir hikayeyi anlatmaktadır: 1816’da, ingilizler, bir sene önceki waterloo zaferinin ardından, fransızlara, senegal’daki st. louis limanını veriyorlar; devralmak üzere, bir filo ile yola çıkan yeni yönetimin, filonun başına getirdiği kaptan, de chaumereys, elli üç yaşında, hayatında değil filo, bir gemi dahi yönetmemiş bir adam ve görevine torpille getiriliyor. filodaki dört gemiden medusa’da, 400 civarında yolcu var, bunlardan biri de, senegal’i yönetmek üzere tayin olan schmaltz. bir an önce senegal’e ulaşmak amacı ile schmaltz, rotayı değiştirmek üzere kaptana baskı uyguluyor ve bol kayalıklı, sorunlu bir rota olan arguin üzerinden gitmeleri için ısrar ediyor. diğer gemilerden hızlı giden medusa tehlikeli sularda tek başına ve yol, yordam bilmeyen bir kaptanın elinde kalınca, birkaç gün içinde karaya oturuyor. altı filikaya gemideki zenginleri, yiyeceğin çoğunu yerleştiriyorlar, kaptan ve hızlı gitmesi için tutturan schmaltz da filikalardan birinde tabii; 150 civarındaki gariban mürettebatı da, geminin direk ve tahtalarını söküp yaptıkları sala dolduruyorlar, yanlarına da, şarap, su ve un veriyorlar ve salla filikaları birbirine bağlıyorlar. salın ilerlemesini sağlayan hiçbir gereç yok, salı çeken filikalar. bu şekilde bir süre gidiliyor, ancak, saldakiler kurtulma şansının çok az olduğunu anladığı için, filikalara atlamaya başlıyorlar. de chaumereys, filikaların kurtulması için sonunda salı çözme emrini veriyor ve onları deniz ortasında tek başına bırakıyor. denizcilerde geceye doğru baş gösteren sinir bozukluğu, kavga, cinayet ve intiharlara kadar varıyor ve daha ertesi sabah, 20’nin üzerinde kayıp yaşanıyor. açlık, susuzluk, uykusuzluk, ümitsizlik her gün artıyor ve özellikle hava karardıktan sonra, kim kimi öldürebilirse, kendini şanslı sayıyor. hatta açlıktan ölüleri de yemeye başlıyorlar. arkada kalan gemilerden argus, 13 gün sonra yetiştiğinde, salda sadece, delirme noktasına ve ölüme çok yakın onbeş kişi buluyor, ki bunların da beşi zaten daha bulunduklarının haftasında ölüyorlar. de chaumereys, mahkemeye çıkarılıyor, ancak suçlu bulunmuyor.

    bu tarihi olayı anlatan tablo 18. louis tarafından louvre’a bağışlanıyor.
  • theodore gericault bu resmi 1816'da gerçekleşen olaydan yola çıkarak yapmıştır. fransa'nın yüksek rütbeli subayları afrika'ya giderken, bindikleri gemi batar ve sandallara sığmayan 147 yolcu derme çatma yapılmış bir sala üşüşür, ama onları sandala bağlayan ip kopar. subaylar salda ortada oturmaktadır. en dışta kalan 20 kişi ilk gece kayıplara karışınca herkesin ortada oturmak için savaşması üzerine subaylar 65 kişiyi öldürür, bir hafta sonraysa 15'i sağlam 28 kişi kalmıştır. saldaki doktor (yanılmıyorsam savigny) umutsuz durumda olanların -kendi dahil- denize atılmasını önerir. gene onun önderliğinde, hayatta kalmak için ölülerin etleri yenir. 13. gün bir kurtarma gemisine rastlanır, ilk anda onları görmeden uzaklaşan gemi iki saat sonar döner ve kalanlar kurtulur. gericault bu resmi yapabilmek için hastanenin yakınında bir atölye kiralamış, gidip ölüleri incelemiş ve olayla ilgili kitap yazan savigny'den bilgi almıştır. kendi coşkularını, bunalımlarını dile getirmek için de bu konuyu seçmiştir. resim çok yankı yaratmış, romantik resmin * yayılmasına da yardımcı olmuştur. kompozisyon piramit şeklindedir. sol taraftaki umudunu kesmiş görünerek sırtını uzaktaki gemiye vererek oturmuş figür ve etrafındaki ölü/yaralı insanlarla sağda coşkuyla gemidekilere gözükmeye çalışanlar arasında dramatik karşıtlık vardır. o zamanki iktidara eleştiri niteliğinde de olan resmin boyutları 15'e 8 metredir.
  • bu deniz trajedisinin en ilginç yönlerinden biri, mayonezle ilgili. 1800'lerin başlarında, fransızlar mayonez endüstrisinin lideri ve üretimleri 20 milyon ton civarında.
    medusanın taşıdığı yükler arasında, 12.000 şişe en iyi cins fransız mayonezi de var ki, gemi st. louis'ye ulaştığı zaman, buradan meksikaya gönderilmek üzere yüklenmiş. geminin battığına dair haber meksikaya ulaştığında, bunu gayrıresmi bir yas günü ile anmaya karar veriyorlar ve bir kelime oyunu ile, bu yas gününü, beş mayıs olarak kabul ediyorlar; "sinco de mayo" (the mayonnaise sinking) günü, "cinco de mayo" (beş mayıs) olarak belirleniyor.
  • büyük bir hikaye anlatır. insan terk edilmiştir. hiçbir idealizm, hiçbir kutsal yoktur bu tabloda. bazıları sandaldaki direği haç olarak yorumlar, ama bu tanrısız, dinsiz bir haç.
    piramidin tepesinde sinyal taşıyan adamın üzerinde mavi-kırmızı-beyaz renkler var; politik, cumhuriyetçi bir tablo, o zamanlar bu renkleri tablolarda göstermek yasak olduğu için aynı zamanda da polemik bir tablo, royal güce karşı ve o zaman görenler bunu biliyordu. geleneğe ait değil, baudelaireci anlamda romantik ve modern. başta rejim tarafından tamamen sansürlenmemek için farklı bir adla sunulmuş. tabloda hiç kadın yok ancak olayda gemide kadınlar da olduğu söyleniyor.
    ortadaki figürlerden yüzü bize(izleyene) dönük olanlar ölüm tarafında, biz ölüm tarafındayız çünkü ön planda ölüler var, arkadakiler hayatta kalmaya çalışıyor. tabloda feminen görünen şeyler var; kıyafetler, suya düşen adam. vücutlar güzel ama formlarını kaybetmişler. bedensel ideallik yok. bu yüzden de modern sayılır.
    solda ölüyü tutan adam baba olarak yorumlanıyor. ölüden daha trajik bir canlı. pieta'ya benzeyen bir figür, meryem'in isa'yı tutuşuna benziyor, bu yüzden baba ve oğul olarak yorumluyorlar.
    tepedeki adam siyahi ya da melez, gericault köleciliğe karşı. fransa'da kölecilik 1848'de terk ediliyor, geç bir tarih. gericault siyahlar beyazları kurtaracak diyor, bu tablo klasik tablolar gibi avrupayla gurur duymuyor, kölecilikle suçluyor.

    michelangelo tarzı bir güzellik var, eller ve sırtlar çok güzel, fransız resmindeki en güzel eller bile denebilir. baba olarak görülen adamın tuttuğu ölünün diğer eli, açık ve büyük, izleyiciye dönük, ölümü arzulayan bir el.

    le radeau de la méduse'ü yaptığı dönemde gericault'nun teyzesiyle gizli bir ilişkisi var, bu dönemde suçluluk ve melankoli hissediyor ve bunu resminde görebiliyoruz.

    bu tabloyla analojik ilk tablo delacroix'nın la liberte guidant la peuple'ü. taşınan bir bayrak var ve piramidin temelini yine ölüler oluşturuyor. ama burada yaşayanların bize dönük yüzünü görüyoruz, hala umut var.

    gericault'da ölüler hep ilk planda. melankolik, suçluluktan bir türlü kurtulamayan bir adam. ama delacroix'da umut var ve yaşayanlar ölüleri geçiyor, geçmişten gelen bir anlatı yok, gelen devrimi anlatıyor, tamamen modern.

    tablo yapılırken gericault tablonun gittikçe kararmasına sebep olan bir madde kullanmış. ama orijinal halini bilelim diye bir şeyler yapmışlar tabloya, orasını tam bilemiyorum.
  • géricault resmetmeden önceki hali ortaya çıkmış.

    (bkz: kim jong-un'un komutanları ile bindiği tekne)
  • güzel türkçemizde medusa'nın salı olarak geçmektedir.

    (ayrıca bkz: medusa'nın çarşamba)
  • medusa'dan sağ kurtulanların moritanya'daki korsanlarca rehin alınıp osmanlı'ya satılması da ayrı bir gurur kaynağıdır!

    avrupa tarihine ve sanatına mutlaka bir şekilde etkimiz olmuştur.
  • fransız ressam theodore gericault tarafından 1818-1819 yılları arasında yapılan, louvre müzesinde sergilenen yağlı boya tablo. `:https://www.histoire-image.org/…/comment/reply/5136`
    kraliyet fırkateyni medusa, fransa limanından 17 temmuz 1816’da ayrılmış, senegal’de saint-lois’e gidiyordu. medusa’nın görevi, bir süre önce ingilizlerin fransızlara terk ettiği senegal kolonisindeki batı afrika’yı ele geçirmekti. gemide, yeni atanan senegal valisi, ailesi, sivil hizmetçiler ve bir deniz taburu da vardı. correard 60 bilim adamından birisiydi, görevleri bu ülkeyi tanımak ve haritasını çıkarmaktı. dahası, fırkateynde 400 kişi daha vardı ve geminin filikaları bu sayıya yeterli değildi.

    medusa seyahate diğer 3 gemiden ayrılarak tek başına başladı, hızına güveniyordu. kaptanın kraliyet taraftarı olması ve aristokrat gururu subayların öğütlerine kulak vermesini önlemişti. ve birtakım denizcilik hatası ile firkateyn kanarya adaları civarında karaya oturdu…

    vali, kaptan ve subaylar 6 filikaya doluşurlarken, 147 insan botlarda yer bulamayıp gemi direğinden ve kalaslardan yapılmış bir sala tırmanmaya zorlandılar. botların salı en yakın karaya çekeceğine dair söz verildi. iki saat sonra açıklanamayan nedenle, botları sala bağlayan ipler koptu. savigny; ‘botlar gözden kayboluncaya kadar terk edildiğimize inanamadık, şaşkınlık ve korkumuz müthişti’ diye yazmıştı.

    salın üzerinde gerçek bir ölüm kalım mücadelesi başladı. 147 kazazedeye gemiden kalan bir kutu bisküvi ilk gün tükendi. su kaynakları da ilk gece denize düşmüş, geride içmek için birkaç fıçı şarap kalmıştı. salın 8×15 metrelik yüzeyi hepsinin kalabileceği kadardı ama salın ucu sık sık suya battığı için kazazedeler ortada yer bulabilmek için kavgaya başladılar.

    bu noktada salda kalan birkaç subay ve sivil hizmetçi duruma el koydular. correard ve savigny bunlar arasındaydı ve silahları vardı. 20 kişi o gece sonunda telef oldu. ikinci gece salda bulunan herkes panik içindeydi. sarhoş olanlar ya da korkudan çıldıranlar, salı parçalamaya, subaylara saldırmaya başladılar. subaylar bunu isyan sayıp bu asilerden 65’ini öldürdüler.

    bir hafta sonunda salda 28 kişi kalmıştı. bu rakam da çoktu. doktor sonra şöyle anlatmıştı; ‘bunlardan sadece 15 kişinin, bundan sonra olacaklara dayanabilecekleri muhtemeldi, bütün ötekiler vücutlarında büyük yaralarla, kendilerini kaybetmişlerdi. uzun tartışmalardan sonra, onları da denize atmaya karar verdik’.

    doktor savigny, kurbanları bizzat kendi seçmişti. daha sonraları ‘gemi kazasına uğrayanlarda açlık ve susuzluğun tesiri’ adında tez hazırlamış, medusa kazazedelerinin 4.günden sonra şarap paylarına deniz suyu ve sidik katmaya başladıklarını belirtmişti.

    bu şartlar altında daha 3. günden itibaren yamyamlık zaten başlamıştı. dr savigny;’ölüme direnenlerin bazıları, saldaki cesetleri bir hayvan gibi yemeye başladılar. büyük çoğunluğumuz, ilk önce bu iğrenç yiyeceği reddettik, fakat sonunda, hayatta kalmak için çirkin ve iğrenç tek gıda olarak kabul etmek zorunda kaldık’ diye anlatmıştı. insan etlerini dilimleyip güneşte kuruttular.

    salda geçen 13 gün sonra, hayatta kalanlar bir gemi gördüler. bu ‘arguz’ adlı bir gemiydi ve kazazedeleri bulmak için gönderilmişti. mesafe uzaktı, ancak direklerin tepesi görünüyordu. kendilerini göstermek için fıçıları üst üste koyarak renkli mendilleri tepesine bağladılar. ancak gemi gözden kaybolmuştu ve kazazedelerin sözleriyle saldakiler ‘çılgınca bir mutluluktan derin bir ümitsizlik ve kedere düşmüşlerdi’. gemi iki saat sonra dönmüş ve hayatta kalanları kurtarmıştı. gericault’un resminde en tepede el sallayan figür olarak çizdiği zenci, belki de hayatta kalan tek sıradan insandır, geriye kalan 15 kişi subaylar, bilim adamaları ve katiplerdir. zenci jean-charles’in görevi doktorun seçtiği kurbanları medusa’dan denize atmaktı. hayatta kalan diğer dört kişiyle beraber o da argus’un güvertesinde, çok ve hızlı yemek yediği için ölmüştür.

    büyük sansasyon yaratan gemi kazasından etkilenen 25 yaşındaki ressam theodore gericault, bu olayı anlatan bir tablo yapmaya karar verdi. 1818’de basından topladığı bütün bilgileri değerlendirdi ve görgü tanıklarıyla iletişime geçti. yeterince gerçekçi çizebilmek için hastane morgundaki cesetlerin eskizlerini çizdi. cesetlerdeki bozulmayı inceleyebilmek için, kesilmiş kol ve bacakları stüdyosuna götürdü. gericault tabloyu çizerken arkadaşlarını da model olarak kullandı.
    gerçekçi bir resim yapabilmek için bulabildiği bütün malumatı toplamıştır. gerçek cesette görülen kırmızı mavilik yerine, onun cesetleri idealize edilmiş bir kurşun rengi taşır.

    okyanusun güçlü varlığına rağmen, sular resim alanının az bir bölümünü kaplar. resimde öncelik sala verilmiş, izleyicinin dikkati sala çekilmiştir.

    figürler büyüdükçe, suyun önemi ve yeri azalmış, vurgu kompozisyonun piramidal yapısına verilmiştir. gericault’un bu noktada amacı ‘realizm’ değil, anıtsallıktı ve sofistike bir gösteriş kurmaktır.

    resimde, figürlerdeki klasik anlatım ve kompozisyonun yapısı konunun kargaşasıyla bir zıtlık oluşturur ve böylece neoklasizm ile romantizm arasında önemli bir köprü görevi görür.
  • kraliyet fırkateyni medusa, fransa limanından 17 temmuz 1816’da, senegal’de saint-lois’e gitmek üzere yola çıkmıştır. medusa’nın görevi, bir süre önce ingilizlerin fransızlara terk ettiği senegal kolonisindeki batı afrika’yı ele geçirmektir. gemide, yeni atanan senegal valisi, ailesi, sivil hizmetçiler ve bir deniz taburu da vardır. görevleri bu ülkeyi tanımak ve coğrafi haritasını çıkarmaktı.
    medusa seyahate diğer gemilerden ayrılarak tek başına başlar. yeni yönetimin, filonun başına torpille getirdiği kaptan, de chaumereys, elli üç yaşında, hayatında değil filo, bir gemi dahi yönetmemiş bir adamdır. kraliyet taraftarı olması ve aristokrat gururu subayların öğütlerine kulak vermesini önlemiştir. ve birtakım denizcilik hataları ile firkateyn kanarya adaları civarında karaya oturur ve kayalıklara çarpar. geminin yetersiz ve basiretsiz kaptanı, hemen kendi ailesini, krallık görevlileri ile onların ailelerini, bazı üst düzey gemi görevlileri ile tüccar soylular başta olmak üzere yaklaşık 200 kişiyi var olan filikalara bindirip medusa’yı kendi kaderiyle baş başa bırakarak gemiyi terk eder. geriye kalan gemi mürettebatı ile bazı yolcular ise kendilerini kurtarmak amacıyla parçalanan geminin kerestelerini söküp bulabildikleri halatlarla birbirine bağlayıp kendilerine geride kalan herkesi alacak (uzunluğu 20, genişliği 7 metre kadar) büyüklükte bir sal yaparlar.
    başlıktaki “medusa’nın salı” işte o trajik sal felaketinin dönemin genç ressamlarından theodora gericault’nun hemen felaketin ardından aynı yılda yaptığı ünlü resminin adı ve gerçekte “sal” üzerinde günlerce hayatta kalmak için insanların birbiriyle harp ettikleri, birbirinin etleriyle beslenmeye çalıştıkları bir ölüm kalım “salı”dır aynı zamanda. çünkü o kargaşa ve kaosta daha salın yapımında gösterilen acemilikler, özensizlikler, sala bineceklerin sayıları, onlar için öngörülen yiyecek içeceklerin yanı sıra, bencillik, kuralsızlık, kargaşa, kaos vb. benzer hesapsızlıklar ile salı yönetmesi istenen bir subayın bunun bir felaket olacağı uyarısını yaparak sala binmeyi bile reddetmesiyle birlikte ikinci facia gelecektir. bu yüzden kurtuluş için tasarlanmış medusa’nın salı’ndan birkaç kişi dışında kurtulan olmaz doğal olarak...
  • bugün görme fırsatı bulduğum bu şaheserin hikayesi, inanılmaz korkunç olmakla beraber, günümüzde kötü giden birçok olayın sanatlaştırılmış bir açıklamasıdır.

    hikayedeki batan gemideki mürettabat, ülkesi, insanlık ve “yaşam” için yani bir yere vardırmak üzere çaba gösterenleri bana çağrıştırırken, onları terk etmekte olanlar, asıl hatalar zincirine sebep olan, yanlış kararlar veren “yönetici”ler olduğunu bana tekrar iç karartıcı ama sanatsal bir netlikte göstermiştir.

    liyakatsız bir kaptan tercihi, aceleci yöneticilerin kendi lehine olan hırslarından kaynaklanan hataların, bu mürettabatı ne hale getireceğini onları bile değiştirebileceğini de göstermiştir. bunun hakkında aklıma gelen, güzel alıntılar, star wars’tan “falling to the same corruption you sought to eliminate.” yani, yok etmeği istediğin bozulmaya düşmek ya da batman’den “you either die a hero, or live long enough to see yourself become the villain.” yani bir kahraman olarak ölürsün ya da kendinin kötüye dönüşmesini seyredecek kadar uzun yaşarsın, sözlerini çağrıştırdı.

    150 kişilik mürettabattan koşulların zorluklarından ve kendilerinden bu zorlukla baş edemeyenlerden ötürü sadece 5 kişi, o da artık benim hayal edemeyeceğim bir travma ile kurtulmuşken, bu kararları verenlerin sonuçlarının gerekliliğinden kaçabilmiş olabilmeleri, tablodaki karamsarlığın ne kadar haklı olduğunu bana hissettirmiştir. bunlara rağmen sol üst köşesinde yoğunlaşmış olan daha açık renklerin umudu çağrıştırması bugünlerdeki gündemimiz olan “her şey çok güzel olucak” sloganını aklıma getirmektedir.

    tanım: 21. yüzyıl türkiye’sini hatırlatan tablodur.