şükela:  tümü | bugün
  • bu işin kökünde tabii ki evrimsel psikolojinin (ep) yanlış anlaşılması yatmıyor, başka tatminsizlikler ve duygular yatıyor. ama bu işe bir saygınlık kazandıran araç, evrimsel psikoloji. o yüzden ona odaklanacağım. (entry uzun, çünkü bir sürü fikri birbiri üstüne inşa ediyorum ve konu red pill ile sınırlı değil).

    ***

    1) ep, fizik gibi bir bilim dalı değil. astroloji kadar uyduruk da değil. ikisinin arasında. iyi haliyle bir soft science, kötü kullanıldığında ise pseudoscience. kulağa mantıklı gelen ama çoğu test edilemeyecek, bazısı birbiriyle çelişkili hipotezlerle dolu.

    burada asıl tehlike yalan değil de yarı-doğrular. zaten red pill'le ilgili hemen her teori, soft-science ile başlayıp pseudoscience ile bitiyor. ve daha kötüsü, insanın aklında kalan ağırlığı da hard-science seviyesinde oluyor (çünkü evrim teorisine saygımız var).

    örnek:
    "eski avcı-toplayıcı toplumlarda, erkekler gidip avlanırlar, kadınlarsa çocuklarla geride kalır, meyve toplarlar. bu yüzden erkeğin matematiksel zekası ve rekabetçiliği gelişmiştir, kadınınsa yardımlaşma yeteneği."

    kulağa mantıklı geliyor değil mi?

    (bu örnekleri basitleştirerek veriyorum, amacım temel kavramları ve tuzakları anlatmak, yoksa red pill iddialarını teker teker çürütmek değil)

    burada birbiri içine geçmiş iki ayrı iddia var. birincisi iş bölümüyle ilgili, ikincisi de o iş bölümünün yolaçtığı adaptasyonla.

    iş bölümünün olduğunu nereden tahmin ediyoruz? modern avcı-toplayıcı toplumları gözlemleyerek ve eski mezarlarda erkekle birlikte gömülen av silahlarına bakarak. elbette bunlar kesin kanıt değiller. mesela modern avcı-toplayıcılar, bizle iletişimde olunca değişmiş olabilirler. değişmeseler de örneklem çok ufak. soft-science kısmı bu.

    ikinci iddiayı, yani adaptasyon kısmını nasıl biliyoruz? işte onu kıçımızdan uyduruyoruz. zaten biraz düşününce insan görüyor: erkeklerin avlanması da yardımlaşma gerektiriyor. ve hasılat ortak. yani en büyük ceylanı getiren en güzel dişiyi düdükler yarışması yok. daha önemlisi, avlanma toplam hayatın ufak bir kısmı. her gün 9-5 ava çıkmıyor erkek. hatta bazı coğrafyalarda veya mevsimlerde hemen hiç çıkmıyorlar, av yok zira. kalorinin büyük kısmı toplayıcılıktan geliyor. yani cinsiyetler üstündeki evrimsel baskılar sanıldığı kadar farklı değiller.

    ***

    2) eski toplumları hayal ederek başladık. bazen de başlangıç noktası modern toplum oluyor ve geriye dönük analiz yapıyoruz.

    örnek:
    "ortalama erkek, kadında gençlik ve güzellik arıyor, ortalama kadın da zengin ve başarılı erkek arıyor".

    hakikaten böyle diyor anketler. ama daha yorum kısmına geçmeden bile bilgi kaybı var. çünkü ortalama yanıltıcı bir kavram. belki erkeklerin %30'u güzelliğe öncelik verdi ama ikinci gelen şıkka katılım %28'di. ne zaman bir istatistik duysak, sadece ortalama ile ilgileniyoruz, dağılımla değil. halbuki önemli olan dağılım.

    üstüne, bu rakamların eğitime ve gelir grubuna göre değişimi var. araştırmacılar işlerini iyi yapsalar bile, biz sağda solda paylaşırken her şeyi tek bir rakama indirgemeye yatkınız.

    dahası aynı gözüken cevapların özü de epey farklı olabilir: örneğin ben de çirkin kadınla beraber olmam ama atıyorum, 10 üzerinden 6 güzellik sağlandığı anda güzelliğe önem vermeyi bırakırım. bir başkası için bu sınır 3 olabilir.

    tüm bu detayları aktarabilecek deneyler yapılsa bile (ki yapılmıyor, çok pahalı) insanın aklında kalan bilgi ne yazık ki şu: "her erkek güzellik ister, her kadın da zenginlik".

    iq seviyemiz ne olursa olsun, hem istastikleri hem de anlatıları basitleştirmeye meyilliyiz.

    ***

    3) önceki örneğin üstüne inşa etmeye devam. diyelim istisnasız her ülkede aynı sonuç çıktı. işte geriye dönük senaryo yazma burada başlıyor:

    "niye tüm kadınlar zengin erkek istiyorlar? kadınlar senede en fazla bir çocuk yapabilirler, onu da büyütme süreci uzun iş, onlara bakacak adam lazım. erkeklerinse çocuk sınırı yok, sağlıklı her kad..."

    bitirmeye gerek yok çünkü çoktan ikinci yanlışı yaptık: kültürleri aşan her trend, evrimsel olmak zorunda değil. şu alternatif açıklamayı düşünün:

    "kadınlar yakın zamana kadar köleden hallicelerdi. tarım toplumuyla birlikte katı hiyerarşiler oluşuyor ve takip eden 12 bin yılın 11900'ü boyunca kadınlar eğitilmiyor, tarla dışında çalıştırılmıyor, mal sahibi olamıyorlardı. bu düzende kadının tek kurtuluş şansı, daha üst birini bulup sınıf atlamak (hipergami). yani hipergami, kadının doğasından gelen bir özellik değil, bulunduğu "kast"ın bir sonucu. eş seçimindeki tercihler ve stratejiler, sosyoekonomik yapıya bağlıdır" (social learning theory).

    ***

    4) yukardaki açıklamaların hangisi ne kadar doğru bilmiyorum; o bir uzmanlık işi, ben de uzmanı değilim. amatör tahminim: ikisi de geçerli ama sosyoekonomik faktörler daha etkili.

    buradaki asıl derdimiz şu: evrimsel psikoloji, hakettiğinden fazla çekici bir açıklama. yeterince akla yatan bir açıklama getirdiği anda alternatif aramayı bırakıyoruz.

    işin komik tarafı, bu ikinci teori, ep teorisinden daha bilimsel. çünkü yanlışlanabilirliği var: eğer kadın-erkek eşitliği arttıkça, eş seçilim tercihleri yakınsamıyorsa, teori yanlıştır (yakınsadığı bulunmuş). ama ep hipotezini yanlışlayamıyorsun. ne dersen de, "ep'nin etkisi büyük" denilebilir.

    ***

    5) bu da bizi üçüncü büyük tuzağa getiriyor: bir ep hipotezi doğru olsa bile, bu onu tek faktör veya ana faktör yapmaz.

    hasta eşine yıllarca bakanların, tekrar evlenmeyen dulların motivasyonu nedir? beyinlerinin bir köşesinde "tekrar evlen, kendini güvenceye al, alfa erkek bul, bir çocuk daha yap" komutları çalışıyor olabilir ama en kuvvetli komut bu değil belli ki.

    insan çok-boyutlu davranış modellerini işleyemiyor: "ayşe neden mehmet'i seçti? arabası yüzünden tabii" diyoruz. yoksa "%20 arabası, %15 kendisine çiçek alması, %129 beşiktaşlı olması" diyemiyoruz.

    ***

    6) dahası, bu çok boyutlu güdüler, zamana göre de değişiyorlar.

    kız arkadaşım arada gaza gelip tecavüz fantezisi yapmak isteyebilir. ama o %1'lik zaman dilimindeki davranışlarına bakıp "işte sahiplenilme ve hizmet etme arzusu senin doğanda var kızım, asıl halin bu" dersem bana tekmeyi basar. çünkü kalan %99 zamanda yaptıkları, onun "gerçek" halini daha çok yansıtıyor.

    ***

    7) işin içine kültür girince, bu karmaşıklık katlanarak artıyor.

    sosyolojinin temeli psikoloji olabilir, onun da temeli biyoloji olabilir ama hepsinde, bir önceki seviyeye indirgenemeyen etkileşimler vardır (aksi takdirde tek ihtiyacımız parçaçık fiziği olurdu).

    stephen jay gould, bu kültürel faktörleri ep'ye indirgemenin hatasına karşı uyardı yıllarca. yani kültür evrimle şekilleniyor ama kısa sürede kendine ait dinamikleri ve kuralları oluyor. bunların etkisi çok kuvvetli.

    red pillciler, "özümüz" diye tanımladıkları o ufak davranış aralığıyla uyumlu olacağız diye, diğer güdülerimizle ve özellikle de üst-seviye etmenlerle (kültür, irade gibi) uyumsuz olabilecek bir değer sistemini yaymaya çalışıyorlar.

    örnek olarak, bırakın bu kadın-erkek rollerini, en temel evrimsel güdüyü düşünün: hayatta kalmak. yani bir şey için evrimleşmişsek, bir özümüz varsa, o da bu, değil mi? peki insan niye bir başkası için kendini riske atar? hadi bunu geçelim, niye kedi köpek için canını tehlikeye atar, kazakistan'daki bu insanlar gibi?

    bu anlık kararlarda, hayatta kalma ve genlerini yayma güdüsüne ters işleyen başka güdüler var belli ki. akrabanızı kurtarmak için risk almanız yine anlaşılır, kin selection diye bir teori var, ama köpek kurtararak gen yayamıyoruz. dahası, olayın heyecanı yatıştığı zaman dahi, insanlar gidip hayvan kurtarma dernekleri kuruyor, gönüllülük yapıyor, para harcıyorlar. bir kültür oluşuyor, bir süre sonra "hayvan hakları" kavramına inanıyoruz. bu inanç da bencil güdülerimizi daha fazla ezmemize yol açıyor.

    şimdi kalkıp "siz özünüzde hayvanları o kadar da umursamıyorsunuz, sistemin bu dayatmalarını boşverelim, daha mutlu oluruz" diyebilir miyim?

    ***

    8) bu fedakarlık örneği bizi son sistematik yanlışa getiriyor: ep bazlı argümanların çoğu, ep'ye göre de yanlış.

    yine hipergami kavramından devam: çoğunluğun buna yorumu "kadın daha iyisini bulduğunda seni bırakır" yönünde.

    hayır. çocuğuna bakacağı %100 garantili olan mevcut vasat eş, bu garantiyi vermeyen übererkeğe kıyasla evrimsel olarak daha değerli olabilir. sonuçta dünyanın en iyi genleri de olsa, çocuğun o genleri aktarabilecek yaşa gelmesi için yıllarca yatırım alması lazım. o yatırım vaadinin ve ilgili davranış biçimlerinin (örneğin sadakat, dürüstlük) evrim piyasasındaki değeri fazla.

    ***

    9) hele hele insanların topluluk içinde yaşadıklarını hesaba katarsak durum iyice bariz.

    mesela çok alfa bir erkek düşünün: taviz vermez, gözünü kaçırmaz, özür dilemez, egosu kuvvetlidir... bu kişinin genleri iyi olabilir ama toplulukla uyum sağlayamadığı sürece soyunun devamı zor. sosyal hayvanlarda bireysel genetik üstünlüğün değeri azdır, uyum ve ittifak kurabilme yeteneklerinin değeri fazladır.

    bir sürü insan, sanki kaplanla aynı evrimsel dinamiklere sahipmişiz gibi yorumlar yapıyor.

    ***

    10) sosyal bir hayvan olduğumuz yetmiyormuş gibi, biz eşleşmeye meyilli hayvanlarız (pair bonding).

    yani "erkeğin ihtiyacı, maksimum sikişle genlerini yaymaktır. kalan her şey bize dayatılan yüklerdir" gibi görüşler şunu atlıyor: erkek 5 dakika sikişip sonra keyfine bakarak gen filan yayamıyor, o çocuk ölüyor sonra. gerek yeterince bakılmadığı için, gerekse aslanlardaki gibi rakip erkeklerin öldürmesi yüzünden (bkz: infanticide).

    bu soruna karşı bizim türümüzün stratejisi, gorillerdeki gibi alfanın harem kurması değil. veya bonobolardaki gibi, kadın erkek herkesin önüne gelenle yatması, homoseksüel ilişki dahil orjiden orjiye koşulması, bunun sonucu hangi çocuğun kimden olduğu belli olmadığı için tüm grubun ortaklaşa çocuklara bakmak zorunda olması da değil.

    elbette bunların ikisi de var denklemimizin içinde, ama ana stratejimiz eşleşme (gibbonlarda da öyle). bunu yapmayan insan topluluğu neredeyse yok. eşleşme illa ömür boyu olmak zorunda değil ama birkaç yıllık oluyor en azından. bu kadar kuvvetli kadın-erkek bağlarına yolaçacak bir sürü psikolojik etmen, "güçlü çene kemiği" geninden daha değerli.

    (ilginç bir okuma: bizi insan yapan monogami midir?).

    (bu eşleşmenin kurumsallaşmış hali olan evlilik üzerine not: " kadınların sizi hapsetmesi için gelişmiş bir kurumdur", yahut "kapitalizmin bize çok mal satması için eski güzel günlerdeki denge bozulmuştur" düşünceleri, medeniyet tarihi açısından da uydurma teoriler. bir feministin, evlilik kurumundan nefret etmesi için 100 kat daha mantıklı tarihsel nedenleri var).

    ***

    11) ama tüm bunlar yine işin görece iyi kısmı. şarampole yuvarlandığımız yer, bir ep hipotezinden ahlaki yargı türetmek.

    mesela, kadının evrimsel strateji olarak hipergami yaptığını mı söyledik? (ve erkeklerin hipergamisini atladık). öyleyse "kadınlar nankördür, iyisini buldu mu sizi bırakır, bu karı milletine güven olmaz..."

    ha, bazısı daha sofistike oluyor, "nannnnkörrr!" diye rakı kadehini masaya vurmuyor da, "efendim kadınlar doğalarından kaynaklanan, kötü niyetle yapmadıkları..." diye yaklaşıyor. (bkz: küfür olmayan ama küfür etkisi yaratan cümleler).

    kadını "duyarlı ve anaç", erkeği "mantıklı ve koruyucu" olarak stereotipleştirmek de benzer: tarafsız bir tespitmiş gibi duruyor ama kültürümüzde, mantıklı olmaya atadığımız değer daha yüksek. çünkü onu, yanlış biçimde, zekayla özdeşleştiriyoruz. yani kadına "salak" demiyorsun da, bilinçaltında beliren kalıp bu oluyor.

    ve kadınlar bu stereotiplerden etkilenip, gerçekten de kötü performans göstermeye başlıyorlar. mesela öğretmeniniz bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kadın matematikçileri o alandan soğutuyor. üstelik bunu yapan öğretmenlerin çoğu da kadın. yani kendi kendini besleyen, bir fasit daire.

    ***

    12) uç örnekler hakkında bir not:

    matematik dahil, hemen her alanda en başarılı insanların çoğu erkek. bunun, mevcut asgari ayrımcılık dışında da nedenleri var. erkeklerde deha, obsesiflik, rekabetçilik oranı daha yüksek ve çocuk yapmayıp, işine odaklanma imkanı var. yani hem biyolojik olarak, hem de sosyolojik olarak, uçlarda erkek yoğunluğu fazla. o yüzden en iyi 100 satranç oyuncusunun da, en iyi 100 aşçının da çoğu erkek. ama red pillciler bu örnekleri istismar ediyorlar. 3 noktayı düşünmek lazım:

    a) uç örnek derken, diğer ucu da düşünün: toplumun en düşük iq'lu, en işe yaramaz kısmının da çoğu erkek.

    b) uçlar çok önemli değil. yani bir iq eğrisini düşünün. en yüksek ve en düşük %1'i atın. kalan kısımdakilerin iq'ları neredeyse aynı, cinsiyetin bir etkisi yok. bu etki, iq ile sınırlı değil. matematik öğrenmede de, aşçılıkta da, hafızada da, edebiyat yeteneğinde de işliyor. o yüzden stereotipleştirmenin zararı büyük, bir sürü potansiyel kaybediliyor.

    c) aklınızda tek bir şey kalacaksa, şu olsun: her türlü deneyde ve istatistiksel çalışmada, bireyler arasındaki farklar, cinsiyet veya ırk gibi dev gruplar arasındaki ortalama farklardan katbekat büyük. dolayısıyla "kadınların doğası budur", "erkekler genelde şöyledir" gibi şeyler yanlış olmaya mahkum. (burayı iyi anlayın, "her kadın da öyle değil canım" savunması değil bu)

    ***
    ***
    ***

    artık ep'yi yeterince anladık. bu noktadan sonra doğrudan red pill'i eleştiren bir yorum yapacağım. birbirlerini o yarı-doğrularla fiştekleye fiştekleye, şöyle bir garabete yolaçmışlar:

    "tüm insanlık tarihinde kadınların kalkındırdığı, yücelttiği bir tane toplum yoktur. aksine kadınlar en zor zamanda toplumunu anında satar. nazi'ler fransa'yı işgal ettiğinde fransız kadınları anında kendilerini nazi subaylarının kollarına bırakmıştır, çünkü artık fransız erkekleri güçsüzdür"

    bunu öyle dipten çekip çıkarmadım, en beğenilen entrylerden birinin başlangıcıydı. bu argümanı mantıklı bulan mantık abidesi erkekler, acaba şunları sormuşlar mı?

    a) kaç fransız kadın nazilerin altına yattı isteyerek? bu bilgi olmadan nasıl genelleme yapılabilir?
    b) fransız kadınları yattı da, fransız erkekleri vichy hükümetini kurmadılar mı? işbirlikçilerin kaçta kaçı erkekti?
    c) bu senaryonun modern versiyonunu düşün: yabancılar gelip borsandaki hisseleri topladıklarında ve patronun olduklarında (artık işgaller böyle), "ben onların altında çalışmam" diye istifa mı ediyorsun? yoksa iyi şartlar sağladıklarından koşa koşa o işlere mi başvuruyorsun? o zaman sen de orospu ve karaktersiz misin? ve sen bunu yaptın diye, "erkeklerin doğası" bu mudur?

    ***

    tarihte kadının kalkındırdığı toplum yok çünkü eşşeğin zikinden dolayı. acaba tarihte kölelerin kalkındırdığı bir toplum var mı? 2500 yıllık demokrasi tarihinde kadının oy atabilmesi 100 senelik, oy alabilmesi daha da yeni. roma'da, evin reisi karısını herhangi bir sebepten ötürü öldürebilir ve hiç bir ceza almazdı. daha yaşama hakkı kendinde değil, nereye yönetici olacak?

    (aslında baba, ailenin her ferdini öldürebilirmiş, patria potestas deniyor. ama bu hali daha da iyi bir örnek oldu, ataerkilliğin daniskası oldu: kadının hayat hakkı evlenene kadar babasında, evlenince kocasının aile reisine geçiyor, sonra da kocasına. erkekse en azından babası ölünce mal olmaktan kurtuluyor).

    bıkana kadar tarihi örnek verebiliriz. sonuçta her türlü iktidar yolu kapanmış bir sınıfı, "niye iktidar olamadın" diye suçlamak tam bir ahlak iflası. bu iktidar dengesizliği de, tarım toplumuyla ortaya çıkmış bir şey, yoksa 250 bin sene boyunca kadınlar böyle yaşamadılar, bunun cevabı evrimde değil.

    ***

    buradaki komedi ve trajedi gözden kaçmasın:

    komedi: ingiltere'yi <caps> dünya tarihinin en büyük imparatorluğu </caps> haline getiren, her alanda tarihinin zirvesini yaşatan, gezegendeki her dört insandan birini tam 63 sene boyunca aralıksız yöneten kişi kraliçe victoria idi. yani genellemenin mantıksal geriliği bir yana, insanın aklına gelen ilk istisna da, tarihteki olmuş ve olabilecek en büyük istisna.

    trajedi: adam bildiğin nazilerden bahsediyor, fatura yine kadınların kaypaklığına çıkıyor. bari başka bir örnek kullan. ben de aynı mantığı kullanıp şunu sorabilirim: tüm insanlık tarihinde kadınların soykırıma uğrattığı kaç tane toplum var? kaç şehir yağmalamışlar, kaç savaş çıkarmışlar, kaç atom bombası atmışlar, kaç erkeği cadı diye yakmışlar, kaç din kurup kaç cihad başlatmışlar? baştaki soruya aklı erip, atlaya zıplaya çıkarımlar yapmasını bilenlerin, bu soruları da akıl etmeleri lazımdı.

    ***

    bu muhabbetlerle, 1800'lerin başındaki haiti bağımsızlık savaşı sırasında, paris'te meclise çıkıp "bu zencilerin tarihte kalkındırdığı tek toplum yoktur, bunlara özgürlük veremeyiz" diyen asillerin muhabbeti arasında zerre fark yok.

    bunu sadece buradaki öküz kesim için söylemiyorum. zira o asiller de öküz değillerdi. aydınlanma çağının ürünleriydiler ve kendilerince "bilimsel" yaklaşıyorlardı olaya. zencilerden nefret etmiyorlar, onlara eziyeti savunmuyorlardı. doğaları gereği böyle olduklarını düşünüyor, kendilerini biçilen role uydukları sürece beraber çok şahane yaşayacaklarını söylüyorlardı.

    o muhabbet şimdi size iğrenç ve saçma geliyorsa, bunu 200 sene sonra cinsiyet üzerinden yapmanın ne anlamı var? aynı bilimsel hatalarla, aynı ahlaki iflaslarla hem de. (aynı şeye ırksal değil de sınıfsal bakan güncel bir örnek, snowpiercer'daki ayaklar ve başlar muhabbeti)

    ***

    daha elit düşmanlığı, komploculuk, alt-right ile örtüşme, "napalım acı ama gerçek, bir kere uyandık" söylevinin mastürbasyon oluşu gibi şeylerden de bahsetmek lazım ama başka zamana artık. şimdi sinirlerimi yatıştırmak için, mfö'nün bir şarkısıyla veda edeyim:

    erkeklik öyle bir sorumluluktur ki anlayamazsın,
    öyle bir sevmektir ki korkarsın,
    öyle bir dövmektir ki şevhetle domalırsın,
    öyle bir skip atmaktır ki arkamdan ağlarsın,
    ama istediğimden değil sevdiceğim,
    evrimden eeeevrimden, mecburiyetteeen."

    ***

    edit 1 - yazı akışıyla alakasız görüşler:

    - kadın erkek arasında doğuştan gelen nörolojik farklar var. ama her fark, evrimsel bir adaptasyona işaret etmiyor. bazı genetik farklar tesadüf eseri kalıcı oluyor. zararlı değillerse filtrelenmezler ve bottleneck etkisi yüzünden nüfusa yayılabilirler. hatta bazı zararlı özellikler bile bu şekilde yayılabiliyor.

    - feminaziler pek umrumda değil, topluma negatif etkileri ufak. videolarını paylaşıp, kollektif delirme seanslarına girmeye gerek yok.

    - "doğru ilişki tipi" diye bir şey yok, varsa da ben bilmiyorum. çevrenize bağlı. ben çeşitli ilişki tipleri denedim, polyamory, seri monogami, açık ilişki, hepsinden memnun kaldım. yalan dolan yok, hakimiyet kurma mücadelesi yok, kafalar rahat. şimdi daha geleneksel bir ilişkideyim, 1 haftadır seks yapmıyoruz, ondan da memnunum.

    ***

    edit 2 - gelen eleştiriler hakkında:

    çoğu "meriç" seviyesinde. bu grup triggered lafını kullanmaya bayılıyor ama en kolay tetiklenen de onlar. tetiklenip tetiklenip meriç diyorlar. "ne yani, kızlar pırlanta yüzük istemiyorlar mı?" kafasında olan da var. artık ne anlamışlarsa okuduklarından.

    aralarında en düzgünü, bol bol gerçek islam bu değil diyor. bir sürü makale linki atmış ama açıp okuyunca, çoğunun alakasız olduklarını gördüm. olduğu kadar cevaplaştık, dileyen okur (madde no'ları kaydı biraz benim yaptığım editler yüzünden ama içerik aynı)

    zaten en mühim konulara cevap verilmemiş, onun yerine "karizmamı çizme"ye çaba harcanmış. sanki karizmam(!) veya bilgi birikimim, argümanlarımın esas dayanağı imiş gibi.

    bu atışmaları uzatmakla harcayacağım enerjiyi, başlıktaki üçüncü ve son entrye harcadım ve asıl ilgimi çeken konulardan bahsettim. mesela, bence buradaki temel sorun olan iktidar kavramından.
  • (başlıktaki bence en önemli ve muhtemelen son entrym bu)

    araya akp kurmayları karışmış olmalı, zira resmen "iktidar olmaktan mağduriyet çıkarma" eşiğine geldi konu. ve aniden bir aydınlanma yaşadım. burada bir sürü paralel muhabbet döndüğünden takip etmek zor, o yüzden aydınlanmamın hikayesini anlatayım:

    ***

    1) "kadın-erkek farklarının ne kadarı evrimsel psikoloji ile açıklanabilir" tartışması yaptığımı sanıyordum.

    ilk entrymdeki tez şuydu: bu fark sıfır değil. ama metodolojik yanlışlar yüzünden çok abartılıyor ve evrimsel açıklamalar da çok uyduruk olabiliyorlar.

    süper basit örnek:
    erkekler kadınlardan daha iyi yön duygusuna sahip. doğru. ama şu psikoloji mitleri videosunun ilk maddesine bakın, farkı görün. dağılım o kadar yakın ki, ortalama bir kadın, erkeklerin üçte birinden daha iyi bu konuda. fakat bu farka bakıp yazdığımız evrimsel psikoloji senaryoları kitapları doldurur. o senaryolar da şimdiki kadınlara bakışımızı etkiliyor.

    o entrynin uzun olmasının sebebi, ep metodu üstüne ahkam kesmem. yani bugün red pill olur, yarın başka şey, ama temeldeki metodu anlamak önemli. yoksa aferin delisi olsam, bunlarla uğraşmaz, gider en aptalca argümanlara sıra sıra çakar, sonra da duygusal bir nutuk atardım.

    buna rağmen, eleştirilerin çoğu "meriç" seviyesindeydi. üslup umrumda değil, içerik boş olmasın yeter. mesela skeptico da aşağılayıcıydı ama en azından madde madde cevap vermiş. tartıştık ve gördüm ki yolladığı makalelerin çoğu benim iddialarımla alakasız, bazısı kendi iddialarını bile desteklemiyor. dökümü şurada.

    neyse, bu evrimsel psikoloji girizgahını yaptıktan sonra amacım, asıl ilginç sorulara geçmekti...

    ***

    2) "diyelim x kadar farkın kaynağı evrimsel. öyleyse medeniyeti, bu farkları vurgulayacak şekilde mi kurmalıyız, yoksa o farkları minimize edecek şekilde mi?"

    örneğin, erkeklerin doğaları x yapmaya daha uygun diye, onları o yöne mi teşvik etmeliyiz? doğal avantajlarımıza mı oynamalıyız?

    bu soruyu ben uydurmadım. skeptico'nun en beğenilen entrysinin bence en ilginç kısmı bu. o buna "evet" demiş. benim cevabımsa hayır olacaktı.

    hayır derken "bu farklar hiç yokmuş gibi yapalım"ı kastetmiyorum. veya "farklardan bahsedeni susturalım, kadınlara ayıp oluyor" demiyorum. ama amaç, avantajlarımıza oynamaksa, cinsiyet bazlı genellemeler veya heuristics çok kötü bir metod. basit bir analojiyle açıklayayım:

    vize memurusunuz, ülkeye terörist sokmamanız lazım. basvuran adamın terörist olma ihtimali, ülkesi ile ilişkili mi? liberaller mırın kırın ediyor ama bence evet. zira teröristlerin %90'ı müslüman ülkelerden geliyor (rakamı atıyorum). peki din, bu ilişkiyi anlamak için iyi bir parametre mi? şahinler mırın kırın ediyor ama hayır. çünkü müslümanların %99'u terörist değil. eğitim düzeyi, sosyal medya içeriği gibi başka parametreler daha önemli.

    bunu konumuza uyarlayalım: matematik yeteneği, evrimsel olarak cinsiyetle ilişkili mi? diyelim ki evet. erkeğin x kadar avantajı olsun farzedelim. o zaman cinsiyet bilgisi, bir insanı matematiğe teşvik edip etmemek için kullanılmalı mı? hayır. çünkü cinsiyet dışındaki faktörlerin etkisi çok daha büyük.

    yani bireyler arasındaki farklar (gerek doğal yatkınlık, gerekse davranışlar, istekler) , gruplar arasındaki ortalama farklardan çok daha büyüktür. çünkü her birimiz, birbiriyle çelişkili bir sürü güdünün ve görüşün birer toplamıyız. dahası bu denklem sabit de değil, günden güne değişiyor.

    cinsiyeti ana faktör olarak kullanmak, ancak istisnai durumlarda mantıklı. özel harekat timi filan kuracaksan mesela, reklam paranı erkeklerin izlediği tv programlarına harcarsın.

    ***

    3) farzedelim buna etkili bir karşı argüman bulundu. hatta iyice abartalım ve diyelim ki bir kristal küre buldunuz, her grubu doğasına en uygun olacak şekilde yönlendirebileceksiniz. işi olsun, evdeki rolü olsun, her konudaki tahmininiz başarılı. bu küreyi kullanmalı mısınız?

    ben buna da karşıyım. bu bir kast felsefesi.

    bunu cinsiyetle sınırlamaya gerek yok. "meriç" falan diyenlerin anlamadığı şey bu. zira eğer mantık geçerliyse, aynı şeyleri ırklara da uyarlamalıyız.

    mesela niye zencileri, evrimin onlara miras bıraktığı özelliklerini geliştirmeye itmiyoruz? onları "avukat olun, doktor olun" diye teşvik etmek yerine, tam tersine spora, polisliğe, askeriyeye, şarkıcılığa yönlendirelim mesela.

    avukatlar beyaz erkekler olsun,
    matematikçiler uzak doğulu erkekler,
    mühendisler hintli erkekler.

    bakın zorlama yok, teşvik var. yani istisnaları hapse mapse atmayacağız. sadece kültürü o yönde değiştireceğiz, akademisiyle, medyasıyla, mahalle baskısıyla. beğendiniz mi?

    hatta şu idealist varsayımı da yapalım: bu kastları hiyerarşik olarak görmeyeceğiz, hepsine eşit derecede saygı duyacağız. (bu varsayımı ekledim ki, kadını aşağı görmediğini söyleyen "ılımlı" red pillcilerin argümanına tam otursun örneğimiz).

    sonuçta herkes en iyi olduğu işi yapar, evrime en uygun rolü üstlenir, gsmh'miz ikiye katlanırdı, değil mi?

    değil tabii. ırklara dayalı bu resim çoğumuzu rahatsız ediyor. peki niye ediyor? postmodernizm ve feminizm beynimizi yıkadı diye mi?

    ***

    4) red pill argümanlarını, cinsiyet yerine ırklara uyguladığınız anda, insanlığın zaten yüzyıllardır bu mücadeleleri verdiğini farkediyorsunuz. çok maliyetler ödendiğini. ve her dönemdeki statükonun, bugünün red pillcilerinin cümleleriyle direnç gösterdiğini.

    o yüzden haiti bağımsızlık devrimi örneğini vermiştim, ve buna karşı çıkan asillerin "bilimsel" görüşleriyle paralellik kurmuştum. bi-re-bir aynı sözler ve mantık. bana madde madde karşılık veren eleştiriler dahi bu kısmı atladılar doğal olarak, çünkü verecek cevapları yok. ırk örneği bir analoji bile değil, tam denklik.

    o kadar denk ki, o asiller taa 1800 yılında, "biz zaten zencilere iyi davranıyoruz, kölelik de kalksın, ama onların doğası tarlada çalışmaktır, büyük kısmı öyle mutlu olur, toplumumuz öyle kalkınır" diyecek kadar ılımlı.

    "zaten bu iş doğal bir süreç olmasaydı, şeker kamışı tarlalarında onlar değil biz çalışıyor olurduk" diyecek kadar rasyonel. (tabii guns, germs and steel okumamışlardı).

    ve inanılmaz ama, o adamlar buradakilerden daha haklı/ çünkü en azından o kölelerin evrimi daha barizdi, yapay seçilim sonucu tarlada çalışmaya daha uygunlardı.

    yine de insanlar bunlara isyan etmişler. isyan edenler sadece zenci köleler de değil, onlarla beraber yaşayan creole'ler, paris komünlerindeki "radikaller", tam da o dönemler organize olan kadınlar. bu isyanlar, ikinci dalga feminizmden veya postmodernizmden çok önce oluyor. şimdi gelelim bu kavramlara...

    ***

    5) hınçlı tipleri bir kenara koyalım, daha entel olanları red pill'e iten en büyük psikolojik etmen, bence postmodernizme duyulan tepki ( ve alakalı kavramlara, mesela politik doğruculuk. zaten bu yüzden alt-right hareketi ile örtüşüyorlar).

    halbuki o kavramlar sahneye çok geç çıkıyor.

    gerek kadın-erkek ilişkileri olsun,
    gerek iktidar-tebaa ilişkileri olsun,
    gerek ırklar arası hiyerarşi olsun,
    her alandaki "doğal dengelerin" bozulması, köklü bir tarihi süreç.

    bunu anlamak red pill'deki o sağ tandansın altını oyuyor, çünkü insanlığın uzun vade gelişimi bu yöndeyse, kendine karşıt olarak bir grup belirleyemiyorsun (aktivist feministler, liberal elitler, globalistler, vs). kadın-erkek ilişkilerindeki değişimi, o grupların bir projesi olarak görmek zorlaşıyor.

    bu tarihsel süreci, geleceğe atlayarak noktalayalım...

    ***

    6) yapay zeka devrimine şu kadarcık kalmışken, cinsiyet rollerindeki değişimi tersine çevirmeye çalışmak bana garip geliyor.

    yapay zekanın cinsiyetinin olmaması gibi ilginç konuların ötesinde, red pill'in önemli bir kısmını oluşturan "kadınlarla yatma" ve "kadınsız yaşama" taktikleri de anlamsızlaşıyor (seks robotları ve virtual reality dünyasında).

    e madem böyle, ben niye dert ediniyorum? nasıl olsa başarısız olmayacaklar mı?

    bu değişimin bize yansımasına daha var. hele türkiye'ye. kadına ayrımcılıkta oecd sonunculuğuna oynayan bir ülke bu. bu somut, acil, büyük çapta bir sorun ve bir cihangirli sjw'nin soyut çığırtkanlığının yarattığı rahatsızlıktan çok daha önemliler.

    elbette buradaki red pillcilerle, gecekonduda karısını dövenler bambaşka kişiler. ama bu muhabbetlerle büyüyen insanlar birkaç sene sonra ne olacaklar?

    iş alımlarına veya terfilere karar veren yöneticiler olacaklar.
    tecavüz soruşturması yürüten polisler olacaklar.
    öğretmen, bürokrat, sosyolog olacaklar.
    hiçbirini olmadılarsa da baba olacaklar.

    bu sadece kadınlar için kötü değil, erkek çocukları için de kötü.

    ***

    7) diyelim buradaki kimse bu hatalardan muzdarip değil, herkes "gerçek reddit"i kavramış. ama bu öyle bir öğreti ki, maşallah öğrencilerinin %90'ı yanlış anlamış. bakın ilgili subreddite. çivilenmiş postlara bakın.

    düşünsenize, bugün evrim teorisini okuyan öğrencilerin, %90'ının olayı götünden anlayıp lamarckçı olduğunu, bir kısmının da iyice fanatikleşip sosyal darwinist olduğunu. o öğretide derin yanlışlar olduğunu düşünmez miyiz?

    evet tüm bunları konuşmak istemiştim. fakat daha en temelde bir ortak paydamız olmadığını tahmin edememişim. nedir bu payda?

    ***

    0) ilk varsayım: "bir insanın diğeri üstünde fazla hak sahibi olması kötü bir şeydir"

    meğer daha bunda anlaşamıyormuşuz. medeniyet tarihi, tek bir şey kanıtlamışsa o da budur. ama bana "beyinsiz" diyenler tam tersini savunuyor:

    "kralların hayatı çok mu kolay sanki, bir sürü sorumlulukları var. çiftçi olmak dışında bir hakkı ve sorumluluğu olmayan kadınlar ise ayrıcalıklılar"

    i-na-nıl-maz. başta bahsettiğim "iktidar olmaktan mağduriyet çıkarma meselesi buydu. akp bile bu noktaya gelemedi daha.

    yahu aramızda "diktatörlerin sorumluluğu yoktur" diyen var mı? yok. ama diktatörlükte yaşamak isteyen de yok. diktatörlüğe doğal olarak en yetenekli, o konumu en çok haketmiş bir diktatörün altında da yaşamak istemiyoruz. niye acaba?

    niye çocuk haklarını kutluyoruz da, aile reisine çocukları üstünde sonsuz hak vermiyoruz?

    patronların sorumluluğu çok diye, işçi hakları isteyene, sermaye payı isteyene, "ağlamayın meriçler" mi diyoruz? burada mesele cinsiyet değil, erkeklerin de %99'unu kapsıyor.

    *

    skeptico'yla tartışmamızda da tıpatıp aynı noktaya geldik. hipergami'nin yanlış yorumlandığını anlatmaya çalışıyordum, cevap entrysinde şunu dedi:

    "evet, eskiden ingiltere'de kadının mal edinme gibi temel hakları yoktu,
    ama kocası, onun masraflarından ve borçlarından sorumluydu,
    yani kanun kadını kayırmıştır, tüm tarih boyunca da böyle olmuştur, objektif bakmasını bilen görür"

    bir kez daha: i-na-nıl-maz.

    "hak olmaması sorun değil, çünkü sorumluluk yok" bile demiyor. "hak ve sorumluluğu olmayan taraf ayrıcalıklı" diyor. bunu diyen de, yine dipten çöpten çıkardığım biri değil, tam tersine bu grubun en düzgün yazılarını yazan kişi.

    bundan büyük bir ahlak iflası var mı? "kadın-erkek" kelimelerini "köle-sahip" ile değiştirin göreceksiniz. köle de borçlarından sorumlu değil. kanun köleyi mi kayırmış?

    insanlık tarihine bakıp, "medeniyetimiz kadını kayırmıştır" sonucuna varmak ayrı felaket,
    tüm hak ve sorumluluğu başkasına devretmenin iyi bir ilişki dinamiği olabileceğini düşünmek ayrı.

    temelde bu anlayış varken, oturup evrimsel psikoloji, yahut antropoloji ve medeniyet tarihi tartışmak, makaleler alıp-göndermek tamamen boş. o yönden aydınlandım.

    *

    siz de aydınlanın.

    - red pill'in iyi yanları da mı var, kişisel gelişim gibi? kitapçılardaki kişisel gelişim bölümüne gidin.
    - feminazileri sevmiyor musunuz? ifade özgürlüğünü savunun, ne bileyim, libertaryen olun.
    - evrimsel psikoloji mi öğrenmek istiyorsunuz? "kulağınıza mantıklı gelen" şeyler yerine gidip bilim podcastleri dinleyin, "psychology now" okuyun.
    - kadınları etkileyeyim diye çok tüketim yapıp, sistemin kölesi mi oluyorsunuz? çevrenizi değiştirin, hippi kızlar bulun.

    gayet basit çözümler var. red pill'in diğer yüklerini ve temelindeki o garip ahlakını beraberinizde taşımanıza gerek yok.
  • evrimsel psikoloji ağırlıklı olan ilk entryme, alemin kralı skeptico'dan madde madde cevap gelmiş. başlıktaki ikinci entrymi bu cevaba ayırıyorum. basit tuttum, ayarlaşma fazla yok (bu arada ilk entrymi daha derli toplu hale getirince maddeler kaymış ama içerik aynı):

    ***

    1) olmamış. eleştirim şuydu: evrimsel psikoloji (ep) en iyi haliyle soft science'tır. red pill yazılarındaki hali ise pseudoscience'a kayıyor. sen ise sanki ep'yi fizik gibi bir bilim olmadığı için aşağılıyormuşum gibi göstermişsin. bilerek yapmışsın belli ki.

    edit: bu açıklamayı okuduktan sonra yazdıklarında (uzun yazı, immanuel diye aratın) ep'ye "sözdebilim" dediğimi iddia etmişsin. yani yanlış yalana döndü.

    ***

    2) heuristics nedir biliyorum, bu konuda seminer veriyorum hatta. ama ben "her kadına genelleme yapıyorsunuz" demedim ki. daha cömert bir argümanım var: iyi genellemeler bile (heuristics) , popüler evrimsel hikayeleri sandığınız kadar desteklemiyor. çünkü bireyler arasındaki farklar, cinsiyet ortalamaları arasındaki farklardan çok çok daha büyük.

    ***

    3) yanlış anlamışsın. olay beynimin net rakamlar istemesi, bulamayınca da ep'ye bok atması değil. insanlar, karmaşık konuları (erkeklerin eş tercihleri gibi) basit istatistiklere, o rakamları da basit hikayelere indirgemeye meyilliler (story bias). bu hikayeler mevcut önyargıları besleyecek şekilde oluyor (confirmation bias).

    ***

    4) yine yanlış anlamışsın. 10 üzeri 5 gibi değerlendirmelerle "taşak geçmiyordum". bunların tüm kompleksliği ile insanın aklında kalmadığını söylüyorum. linklediğin makale de bu fikirle alakasız.

    ***

    5) yine yanlış anlamışsın. bir kere "eş seçiminin evrimsel temeli yoktur" demiyorum. 5 maddedir yaptığım şey, basit örneklerle, ep'yi kullanırken düşülebilecek tuzakları anlatmak. bu örnekte de, eldeki verinin tek yorumu ep imiş gibi gözüküyor (tuzak bu), ama social learning theory de bu veriyi açıklayabiliyor.

    gönderdiğin makalenin bu tuzağa düşmeyi nasıl engellediğini anlayamadım. işin komik tarafı, birazdan bu makaleyi sana karşı referans göstereceğim. (bu arada makale 27 senelik, artık daha iyi setleri vardır herhalde).

    ***

    6) baştaki kısma katılıyorum. verdiğin makale de ilginç çünkü doğrudan genlere bakarak yapılan bir araştırma. yalnız buradan sonrası tam bir felaket:

    kadınların eş seçim stratejilerinin ne kadarı modern sosyal şartlara, ne kadar evrime bağlı, bunun doğru cevabını bildiğimi iddia etmedim, o bir uzmanlık işi. herhangi bir seçeneğe ideolojik bir yakınlığım da yok. olaya ideolojik bakan, çokbilmişlik yapan, bilimsel metoda uymayıp alternatifleri hiçe sayan sizin tayfa. bunu göstermek istedim.

    bunları anlamadığın gibi, social learning theory'i çürütmek için kullandığın karşı-argüman kendi içinde de tutarsız. merkezi iddiası şu: "kadınlar tarih boyunca evlilikte korunan cinsiyetti".

    hoppala. bunun hipergami konusuyla ne alakası var? yani evlilikte kadın korunuyor olsa bile, bu onun social mobility'si ile (sınıf atlama imkanı) tamamen alakasız.

    ama bu alakasız iddianı kanıtlamak için kullandığın mantık daha da kötü: "evet kadının kendi parası yoktur ama, taktığı borçlardan da kocası sorumludur. dolayısıyla tarih boyunca kadın korunmuştur."

    vay anam vay. bu mantıkla, köle-sahip ilişkisinde de esas korunan taraf köle, zira kölenin de malı mülkü yok ve taktığı borçları sahibi ödemek zorunda.

    şu noktada diğer her konuyu bırakıp bunu açıklaman, beceremiyorsan da fikrini değiştirmen lazım. o kadar derin bir çukur kazdın kendine.

    (edit: tabii ki bir daha bu konuya dönmedik, bir sonraki entrymde ısrar etmeme ve o ısrarı da okumuş olmasına rağmen. böyle dürüst bir tartışma ortamındayız.)

    ***

    7) yanlışsın. kadın erkek eşitliği arttıkça eş seçimi yakınsıyor (yani ep'nin etkisini azaltan bir sonuç bu).

    bunu iddia eden makale şu. işin komik tarafı, daha önce verdiğin o 27 senelik makaledeki mate-preference data setini kullanmışlar. sonuç: "ekonomik eşitlik arttıkça, eş seçiminde gözetilen özellikler birbirine benziyor".

    senin karşı kanıt olarak verdiğin makale ise başka bir şey söylüyor: "çok çekici kadınlar, en ideal erkekleri istiyorlar"

    bakın saçmalığı tam anlamanızı istiyorum: bu makale sadece en çekici kadınlara odaklanmayıp, "tüm kadınlar böyledir" diyor olsaydı bile yeterli olmayacaktı, çünkü üstteki maddelerde konuştuğumuz şeylere gelecekti konu. yani yanlış makaleyi vermişsin, ve o bile kendi yanlış iddianı desteklemiyor.

    ***

    8) anlamadım, nasıl bu madde konu hakkındaki "sığ anlayışımın bayrak sallayan ispatı" oluyormuş? bu maddede yine metodolojik bir tuzaktan bahsediyorum. basit bir örnek verdim diye bozuldun herhalde. o örneğin içeriğinin "gerçek red pill"i yansıtmaması önemsiz.

    edit: bunu okuduktan sonra dahi, hala örneklerin amacını anlamamış gibi yapıyor ve cehaletimi vurgulamaya çalışıyorsun. benim bilgi birikimim önemsiz. farzet cahilin tekiyim. senin düşüncelerin her halükarda hatalı.

    ***

    9) hayır. bahsettiğim konu ne? kültürün ve iradenin (veya gelişmiş korteksimiz diyelim), evrimsel baskılardan bağımsız bir dünyaları da olduğu. "en baz güdülerimiz, mutluluğumuzu belirleyecek ana parametre değiller" minvalinde bir düşünce var. çünkü bu üst-sistemlerden de güdüler geliyor.

    buna karşı "kanıt" olarak verilen makale ne diyor? "9 aylık bebeklerin seçtiği oyuncaklar cinsiyete göre değişiyor".

    yahu ne alakası var? üstelik, makale şöyle devam ediyor: "bu değişimin kaynağı biyolojik ve çevresel". yani hem alakasız, hem de benim başka maddelerde dediklerimi doğruluyor zaten.

    ***

    10) kısmen kabul. verdiğim örnek fazla basit, çünkü millete aşırı basit ep hesaplarından uzak durmasını tembihliyorum. zaten vardığım sonuç, senin dediğinle aynı: ep stratejileri sanıldığından karmaşık. ama 8'de anlattığım gibi, senin asıl amacın, buradan yakalayıp kişisel saldırı yapmak (immanuel cahil -> öyleyse geri kalan dedikleri de yanlış olmalı)

    ***

    11) hayır. benim dediğim: sosyal uyuma yönelik genler, alfalığa yönelik genlerden daha değerli olabilir. senin dediklerin bunu yanlışlamıyor. verdiğin makale de dahil: "25 babadan 1'i, başkasının çocuğuna babalık yapıyormuş bilmeden"

    eee? cuckolding yok mu dedim ben? %4 oranında bir cuckolding, dediğim hangi şeyi değiştiriyor?

    ***

    12) hayır hayır, yüzbin kere hayır.

    yazdıklarımı doğru düzgün okumadığın belli oldu da, kendi verdiğin linkleri de mi okumuyorsun?

    az sayıda erkekten geldiğimizi anlatan makalende tarım toplumundan bahsediliyor. koca koca yazmış oraya 6000 yıl öncesi diye. tarım toplumunda zenginliği biriktirmek mümkündür, hiyerarşi mümkündür (hatta kaçınılmazdır), din mümkündür, dolayısıyla harem kurmak gayet mümkündür. bunlar benim bahsettiğimle alakasız.

    üstelik, o makalede üstüne basa basa anlatmışlar "bunun nedenini bilmiyoruz" diye. buradan alfalık hikayeleri yazıp, sonra o hikayeyi 250 bin yıllık avcı-toplayıcı geçmişimize yansıtmanın zerre bilimselliği yok.

    ikincisi, pair bonding "sadece" 3-4 sene sürse bile dediklerim geçerli. hayat boyu olduğu varsayımına dayanmıyordum ki. birkaç senelik bağı sürdürebilecek özellikler seçilmiş oluyorlar otomatikman.

    ***

    13a) yine alakasız.

    "gerçek redpill bu değil" diyerek yine cehaletimden bahsetmişsin ama benim oradaki derdim, hipergamiden nankörlüğe atlama yapmanın dayanılmaz hafifliği idi. bunlardan da çok var, hem sözlükte (örneğini verdim) hem de reddit'teki top postlar arasında. sense, aynı şey senin başına gelse neden nankörlük olarak görmeyeceğini uzun uzun yazmışsın. bravo sana o zaman.

    bu maddenin kalan kısmı yazdıklarım hakkında ve kısmen katılıyorum. aslında bence yazdığın en ilginç şey bunlardı.

    katılmadığım tarafı: toplumun değerleri, bir eylemin fayda sağladığı kişi sayısına oranlı şekillenmiyor. yani "anaçlık 1 kişiye fayda sağlar, temiz su mühendisliği ise 1000 kişiye, o yüzden mühendisliği yüceltiriz" mantığı yok. toplumun değerleri kafana "fayda sağladığı kişi sayısı" bilgisiyle beraber girmiyor. "annelik kutsaldır" diye giriyor mesela.

    ***

    13b) "kadınlar kaç savaş çıkartmışlar" sorumun amacı gayet barizdi: kadın düşmanlığı bariz bir elemanın, nazilerle yatan kadınlar örneğini verip, tüm kadınlar üzerine yaptığı çıkarımın saçmalığını göstermek.

    yani bir bağlama bak, bir de refleksine. dünyanın en gerizekalı argümanıyla aynı safta yer alman yetmiyormuş gibi, "kadınların o kadar da melek olmadıklarını" kanıtlamak için, trump'a oy veren kadın sayısını filan veri kullanman iyice bir acayip. yani trollük mü yapıyorsun emin olamadım.

    ***

    14) "güya romada erkek karısını öldürse ceza almazmış"

    her zamanki gibi verdiğin link iddianı kanıtlamıyor. bir kere başlık sadece "aldatma" ile alakalı. ve içinde de şu var:

    "according to cato, a husband had an ancient right (ius) to kill his wife if he caught her in the act of adultery. the existence of this "right" has been questioned"

    yani diyor ki, "cato'ya göre erkeğin, kendisini aldatan kadını öldürmeye hakkı vardı. ama bu hakkın varlığı tartışma konusudur".

    link'in sonrası daha da ironik: augustus'un sadece kadınları hedef alan bir ahlak kanunundan, ve sonunda bu kanunla ilintili olarak, kendi kızını öldürmesinden bahsediyor.

    hay allah iyiliğini versin.

    *

    dürüst olmasam burada bırakırdım ama aslında ben de hatalıyım. orjinal entryi yazarken aklımdaki kavram patria potestas idi. bu hakkın erkeklere de uzandığını bilmiyordum. yani aile reisi, hem erkek, hem de kız çocuklarını isterse öldürebilir ve ceza almazdı.

    tabii bu hatam bile argümanımı zedelemiyor: zira kız evlenince, gelin gittiği evin reisinin kontrolüne geçiyordu. yani hayatı boyunca hep üstünde birilerinin sonsuz hakkı var. erkek ise bir noktada kendi ailesinin reisi olabiliyor ve o andan itibaren kimse onun üstünde sonsuz hak iddia edemez (konsüller dahi).

    her halükarda, detaylara takılmazsak, ana argüman değişiyor mu: kadınlar herhangi bir güç sahibi olamıyorlarsa, "kadınlar niye iktidarda yok" sorusu manasızdır. sen engizisyon zamanı, katolik bir ülkeye gidip "buradan niye yahudi bir kral çıkmıyor" diye soruyor musun?

    hele hele "kadınlar iktidarda yoklar, demek ki onu hakedecek özellikleri doğalarında yoktur" çıkarımı özellikle yanlış. bakın tüm bunlar, tarım devrimi sonrasında gelişen hiyerarşiler, yani son 10 bin yıl. o da en erkeni, yani her topluluk tarıma o zaman geçip organize dinler kurmamış daha. oysa insanla şempanze, 6 milyon yıl önce ortak atalarından ayrıldılar. homo erectus, 2 milyon yıl hayatta kaldı. homo sapiens bunlardan 200-250 bin yıl önce ayrıldı. 10 bin yıl nere, bunlar nere.

    ***

    15a) hayır, ben yanlış anlamadım, başlıktaki en beğenilen entrylerin birinden alıntı yaptım.

    hiçbir zaman "kadın ve erkek beyni aynıdır" demediğim için, verdiğin linklerin konumuzla alakası yok. tek işlevleri, çok sayıda bilimsel kanıtla beni çürüttüğün intibası vermek. yani zaten senin tarafa gönül vermiş olanların kendilerini kandırmalarına yarıyor. ortada olan insanlar ise bu ucuz taktiği görüyorlar.

    ***

    15b) "kadının hafızası daha iyi deyince kimse bişey demiyor, ama erkek matematikte iyi deyince oouuvvvv"

    basit: eğer toplumda "erkeklerin hafızası kötüdür" yargısı yerleşirse, bir erkek ödeyeceğin maliyeti düşün. eğer toplumda "kadınlar matematikte daha kötüdür" yargısı yerleşirse (ki öyle), kadının ödeyeceği maliyeti düşün.

    zaten bu önyargının, kadınların performansını nasıl etkilediği konusunda dünya kadar çalışma var. çünkü kadınlar da içselleştiriyorlar bunu ve performansları en başta daha iyi olsa bile, büyük bir özgüven farkı oluyor ve bu onları geriletiyor. bizim anladığımız geleneksel anlamda ayrımcılık, yani domuzluk yapan bir erkeğin kadın matematikçiye iş vermemesi gibi örnekler, buzdağının görünen kısmı sadece.

    edit: tekrar edeyim, bu farklar zaten çok ufaklar. "psikolojideki 10 mit" isimli ted konuşmasında bahsi geçiyordu. en yüksek kadın-erkek farkı spatial yetenekte mevcut mesela, yani bir şeyin 3 boyutlu modelini kafanda hayal edip sağa sola çevirebilmekte. ne kadarmış bu fark? ortalama bir kadın, erkeklerin üçte birinden daha iyi. hafızada da kadınlar daha iyidir denir ama en yüksek farkı veren hafıza testlerinde bile, ortalama bir erkek, kadınların üçte birinden daha iyi. diğer testlerde kadın-erkek farkı daha da az. iq testlerinde ise ortalama tıpatıp aynı. sırf şu bilgiler bile, yazdığınız evrim hikayelerinin çoğunun ne kadar desteksiz olduğunu gösteriyor)

    ***

    özet:

    1) neredeyse her maddeyi çarpıtmışsın.
    2) verdiğin linkler, kendi fikirlerini bile desteklemiyor.
    3) en önemli argümanlara hiç cevap vermemişsin (köle-sahip, beyaz-zenci analojileri gibi).
    4) işine gelince "gerçek red pill bu değil" manevrası yapmışsın. sen red pill'e gelen her eleştirinin muhattabı değilsin ki. öğrencilerinin çoğunluğu olayı yanlış anlamışlarsa, öğretide bir sakatlık var belli ki.

    o kadar dandik ki argümanların çoğu, benim gibi uzman filan olmayan (hatta diyelim cahil olan) ama iki gram metod bilen biri bile görüyor. normalde her dandik argümanı umursamıyoruz ama bu konu tehlikeli. sözde postmodernizmin bozduğu kadın erkek ilişkilerini düzelteceğim diye (burası skeptico'nun en beğenilen entrysine atıf), zar zor edinilmiş kazanımları geriye çevirmenin tehlikesi bu. hele türkiye gibi bir yerde. hele de görece eğitimli, ingilizce bilen kesim arasında.

    [evrimsel psikoloji temelini oluşturduk. bunun ötesindeki sorunlu fikirleri üçüncü entrymde özetledim].
  • red pill nedir fikrim var ancak tam olarak bilmediğimi belirterek başlamam doğru olur. ve itiraf edeyim, durumum vardı, ama okumadım.
    neden okumadım? çünkü bugüne kadar okuduğum kadın ve erkeği sınıflandıran, kutuplaştıran her türlü düşünce sistemi bana benzer şeyler düşündürdü. 10 yıl önce olsa muhakkak vakit ayırıp okurdum ama şimdi vakit az, iş çok.

    zaten red pill konusundan ziyade kadın-erkek dinamiklerinden bahsetmek istiyorum. gerek meslek hayatımda gerekse sosyal medyada 'bu erkekler kadir kıymet bilmez / bu kadınlar ancak kötü davranırsan seni sever' gibi tutumlarla sık karşılaşıyorum. karşı cinse dair deneyimlerimiz, onlarla ilgili bir şablon oluşturuyor zihnimizde. zaten öğrenmenin böyle bir yanı var, trafikte tuğralı doblo görünce uzaklaşmak da pattern okuma ve analiz etme süreçlerinin bir sonucu. ancak önemli bir fark var bu iki örnek arasında. tuğralı doblonun trafikte karşımıza çıkması ile ilgili hiçbir şey yapamayız, oysa hayatımıza giren insanları biz seçiyoruz.

    evet, biz. kimse kimseyle zorla sevgili olmuyor, eşinizle silah zoruyla nikah masasına oturmuyorsunuz. yani şikayet ettiğiniz topluluk, sizin kendi ellerinizle hayatınıza dahil ettiğiniz insanlardan oluşuyor. şimdi birileri diyecek ki 'evet, ben de bu gidişe bir dur demek istiyorum'.

    harika fikir. o zaman öncelikle yapmanız gereken şey, kadınları/erkekleri - yani tanıdığınız kadarıyla, hayatınıza girmiş olanlardan öğrendiğiniz kadarıyla kadınları/erkekleri - eleştirmek olmamalı. öncelikle bakmanız gereken şey ayna. ben neden bu tip insanları hayatıma sokuyorum, neden ilişkilerim bu hale geliyor, ben süreçte ne yapıyorum da bu iş sarpa sarıyor demeniz gerekir. tabii buna yüzeysel bakarsanız şöyle taktikler izlersiniz; 'bu adamı/kadını çok sevdim, çok ilgi gösterdim, beni terk etti, demek ki karşı cinse kötü davranırsam ilişkilerim düzelir' veya 'kadınlar/erkekler benim onlara verdiğim değeri hak etmiyor, onları değersizleştireceğim, meta haline getireceğim'

    bu düşünce yürütme biçimi, insan gibi kompleks bir canlıyı anlayamadığınızı gösterir. burada seçimlerinizin daha derin ve çoğunluğu bilinçdışı olan kökleriyle ilgilenmeniz gerekir. yukarıda belirttiğim taktikler, 42 beden olduğunuz halde 36 beden kıyafet almak gibi, o giysinin içinde asla rahat edemezsiniz. cinsiyetçi taktikler sizi şikayet ettiğiniz bir örüntüden çıkarıp başka bir örüntünün esiri yapar. asıl mesele kendi patternini kendin yazabilmek.

    ilişkilerinizde yineleyen dertler varsa, 'bütün kadınlar / erkekler böyledir, şöyledir' diyorsanız başvurmanız gereken yer red pill değil psikoterapidir. kendinizi anlar ve hikayenizi yeniden anlamlandırabilirseniz, 42 beden olmaktan rahatsız olmayabilir veya kilo verip 36 beden kıyafetin içinde rahat edebilirsiniz. en nihayetinde herkesin yolculuğu biricik. yola düşüp görmek gerek.

    sözün özü:
    yoğun şekilde ilişkisel sorunlar yaşayan insanların red pill okuyarak bulacağı tek şey, üzülerek söylüyorum ki bir başka blue pill'dir.
  • (edit: skeptico'nun girişimiyle, twitterda yarım yamalak konuştuk. "2000'li yıllardan nostaljik ayar entrysi" diye mal gibi paylaşım yapmış olmama rağmen, düzgün cevap verdi. ayrılıklarımız sabit ama muhabbet sonucu bir paragraf ekleme yaptım)

    başlıktaki 4. ve son entrym. normalde mesaj olarak atacağım bir şeyi, skeptico yalan söylediğinden uluorta yazıyorum. ama boş muhabbet olmasın diye başka şeyler de ekledim.

    içindekiler (keşke basınca o bölüme atlayabilsek):

    1) yalan
    2) cevaplanmamış konular
    3) hipergami konusunda birkaç yanlış
    4) gerçek evrimsel geçmişimiz ne?
    5) insan doğası
    6) red pill'in işe yaraması hakkında
    7) bir öğretiye aşırı gizem katmak
    8) neden düzgün tartışma olasılığı baştan yoktu

    ***

    1) yalan
    --------------------

    "...evrimsel psikolojiyi sözdebilim olarak gösteren immanuel" bu entry.

    buna kıl oldum, çünkü bunu açıklamıştım: evrimsel psikoloji soft science, redpillcilerin bunu kullanım şekli sözdebilim.

    aynı tanım hakkında ilk yaptığı çarpıtma da değil.(madde 1). ep'ye sözdebilim diyen birini karalamak daha kolay, ondan herhalde.

    zaten genel olarak cehaletimi vurgulamaya fazla enerji harcamış. halbuki sözde cehaletimi kanıtlayan o örnekleri açıklamıştım (madde 8). yahut hala "erkek-kız çocukları arasındaki farkların" yinelenmesi mesela. bunların savlarımla alakası olmadığını da anlatmıştım.

    okudu bunları, yine yapıyor. bunlar samimi yanlış anlaşılmalar olamaz. samimiyse de nasıl bir okuma bu? neyse, kişisel atışmaya ayıracağım kısım bu kadar, asıl konulara döneyim:

    ***

    2) cevaplanmayan konular
    ---------------------------------

    a) her yazı halen şunu gözardı ediyor: "bireyler arası fark, cinsiyet ortalamaları arasındaki farktan çok daha büyük, dolayısıyla cinsiyetlere göre yapılacak her türlü sosyal mühendislik manasız"

    b) halen "kadınların hakkı yoktu ama sorumluluğu da yoktu, dolayısıyla kadınlar hep ayrıcalıklıydılar" garabetini savunan olmadı.(sıfırıncı varsayım kısmında).

    c) halen "cinsiyetlerimizin doğal avantajlarına göre yönlenelim" görüşünün ırklara da uygulanabileceğini, dolayısıyla sakat bir görüş olduğunu kimse irdelemedi. (ben bunu yarı-gönüllü kast sistemine benzetmiştim)

    bunlar önemsiz noktalar değiller. aksine, tüm "bilimsel" iddiaların oturduğu ahlaki zemini oluşturuyorlar.

    ***

    3) hipergami yanlışları
    -----------------------------------

    a) "yine tolstoyevski’nin güya kh’ın en temel verilerinden olan kadınların hipergami eğilimini sorguladığı noktada verdiği, eşler arası eşitlik arttıkça seçim kriterleri birbirine yaklaşıyor araştırması mesela".

    eğilimin varlığını sorgulamıyorum, nedenini sorguluyorum. tezim de bu işin önemli bir kısmının sosyoekonomik olduğu idi.

    skeptico önce eşitlik ve hipergami eğilimi arasında ilişki olmadığını iddia etmişti, kanıt olarak verdiği makale kendi savıyla dahi alakasızdı (madde 7). ben de cevaben bir makale vermiştim, şimdi onun hakkında konuşuyor...

    "linkini verdiği araştırma okunursa, evrimsel mekanizmaların eş seçim kriterlerine olan etkisinin, finlandiya gibi eşitliğin olduğu ülkelerde azaldığını, ama türkiye gibi cinsiyet arası eşitliğin az olduğu ülkelerde daha çok etkisi olduğunu iddia ediyor."

    tezimin ilk yarısı kanıtlandı sanırım, herkese hayırlı uğurlu ols....ancak?

    *

    b) "ancak finlandiya’nın evliliklerinin 56% sının boşanmayla sonuçlandığı, türkiye’nin ise 22% sinin boşanmayla sonuçlandığı görülebilir. demek ki sosyal inşalarla yapılan eş seçimleri, evrimsel dürtülerle seçilen eşlerle girilenler kadar başarılı aileler yaratamıyor".

    ancak bu tam bir non-sequitor kardeşim:

    sosyoekonomik eşitlik arttıkça, geleneksel eş seçimleri ve hipergami azalıyor muymuş? evet.
    peki hipergami'nin azaldığı ülkelerde, boşanma oranının yüksek olması tezime karşı mı? hayır.

    bitti gitti. demeye çalıştığı şey, "hipergami azalırsa toplum için iyi mi olur?" sorusuna bir cevap olur belki. bu noktada bıraksam yeter ama verilen cevap, ekstra kötü bir cevap. illa onu anlatmam lazım:

    *

    c) salt boşanma oranlarına bakıp, aile başarısı ve mutluluğu hakkında nasıl çıkarım yapılabilir? 100 sene önce sıfır boşanma oranı olan yerler vardı. orada her aile mutlu ve başarılı mıydı?

    abd'yi düşünelim: finlandiya'ya göre çok daha dindar ve geleneksel. boşanma oranı ise %50 civarı, yani finlandiyaya yakın. demek boşanmayla, geleneksel eş seçimi arasında öyle bir korelasyon da yok.

    yahut boşanma oranı en az ülkelere bakalım: vietnam, guetamala, libya, tacikistan, özbekistan. mutlu aileler mi?

    kendi kendini de çürütüyor. daha önce pair bondingden bahsederken "eski ilişkiler sadece ortalama 3-4 yıllıktı" demişti. öyleyse, asıl evrimsel dürtülere uygun yaşayan toplumlarda boşanma oranı yükselmeli. tam tersine, finlandiya az bile yapmış.

    nereden tutsak elimizde kalıyor.

    *

    d) asıl fiyasko kısım şu: türkiye daha geleneksel bir toplum diye, buradaki evlilikleri "evrimsel dürtülere uygun eş seçimi" olarak görmek.

    geleneklerle, evrimsel dürtülerin ne alakası var? türklük 1000 senelik bir şey, islam 1400 senelik, bize epey miras bırakan roma 2000 senelik. daha geriye giden bir şey var mı? sümerlerden tufan efsanesi filan var. hadi de ki 10 bin sene, tarım devriminin en başına gittik.

    peki insanın şempanzeden ayrılışı ne zaman? 6 milyon yıl önce. homo erectus'un başlangıcı 2 milyon yıl, modern homo sapiens olarak ayrılışımız 200 bin sene. afrikadan çıkışımız mö 60 bin.

    şimdi 2017 yılındaki türk-islam kültürü evlilik kodlamasının, mö 60.000'de yaşayan atalarımıza daha mı uygun olduğu iddia ediliyor? bunu hangi sosyolog, antropolog destekler?

    ***

    4) avcı toplayıcı vs tarım toplumu
    ---------------------------------------------

    biz bunları önceki hadislerimizde söyledik, stephen jay gould'dan bu yüzden bahsettik. "doğamıza uygun" dediğiniz şeylerin %99'u son 10 bin yılın ürünü şeyler. hani gould eskidir biraz, harari okuyunuz.

    evrimsel geçmişimiz hakkında bilgimiz çok az. bu kadar basit. modern avcı-toplayıcılara bakarak, geriye dönük tahmin yapmak zor. çünkü hepsi tarım-endüstri toplumlarıyla kontak kurduklarından "kirlenmişler". daha önemlisi, ayakta kalanlar zaten gezegenin en yaşanmayacak yerlerinde olanlar (kalan topluluklar tarıma geçmiş), dolayısıyla onların bu aşırı şartlara adapte olmuş kültürleri, zamane insan kültürünün ortalamasını zaten yansıtamaz.

    dahası, genel insan kültürü diye bir şey de yok: özellikle afrikadan çıktıktan sonra, her insan topluluğunun kültürü muhtemelen çok ayrıydı. niye böyle düşünülüyor? normalde aynı genlere sahip hayvan grupları birbirine benzer yaşıyorlar, ama homo sapiens öyle değil. hemen hemen aynı genlerle, bambaşka iklimlere, diyetlere, av hayvanlarına adapte olabilmiş son 60 bin senede. kültürü o kadar esnek. dolayısıyla bu grupların bambaşka ilişki tiplerine, kadın-erkek iş bölümlerine de sahip olacaklarını tahmin etmek zor değil.

    işin komik tarafı, ortalama tahmin şu: görece eşitlikçiler. elbette hamilelik yüzünden bir iş bölümü var (avcıların çoğu erkek), bu da kadın-erkek beyinleri arasındaki o ufak farkları açıklar. illa modern toplumlara paralellik çekeceksek, muhtemelen finlandiya'ya daha yakınlardır, türkiye'ye kıyasla.

    ***

    5) ultimate alpha
    ---------------------

    daha önce, kültürün evrimi tamamen ezebileceğini ve "evrensel" davranış haline gelebileceğini söylemiştim (başka cinslere karşı fedakarlık örneği üzerinden). harari daha akılda kalıcı bir örnek verir: papa

    papa, ultimate alfa erkeğidir. 1 milyar insanın lideri, yanlışlanamaz, lüks içinde yaşar. kralların elini öptüğü adamdı, ordu toplayıp savaşa dahi gidebiliyordu. peki tarihin gördüğü en büyük alfa erkeği, bu gücüyle kaç kadın düdüklüyor? sıfır.

    kültür böyle bir şey: en güçlü erkeği, en baz evrimsel dürtüden uzaklaştırabilmiş, ve bunu kurumsallaştırmış. papa buna tek örnek de değil, birçok kültürde bakir elitler var. şimdi papa'ya bakıp, insanın doğası hakkında ahkam kesmek ne kadar mantıklıysa, 1.yy'da romalıların veya 21.yy'da türklerin evlilik geleneklerine bakıp bu ahkamı kesmek de anca o kadar mantıklı.

    harari zaten bu yüzden der: "cognitive revolution (mö 60 bin yıl) sonrasında, gerçek insan doğası diye bir şeyden bahsetmek anlamsızdır".

    daha bu noktalarda patlıyorsunuz ama işiniz burada bitmiyor. eski davranış biçimlerini şimdiki toplumda yeniden canlandırmanın iyi bir fikir olup olmadığı, tamamen ayrı bir tartışma. birileri is-ought ayrımı diye bahsetmiş zaten, tekrarlamayayım.

    ***

    6) faydacılık
    ----------------

    "ne derseniz deyin, işe yarıyor, bakın aldığım mektuplara" savunusunu da sevmiyorum.

    internet, işe yarayan bir sürü hurafeyle dolu. "götüme mıknatıs taktım, stresim geçti" diyen sitelerde de bir sürü müşteri memnuniyeti mesajı var. yalan da değil hepsi. benim hatun bile homeopati yapıyor, placebo işe yaradığı için.

    bu işin sahteliği şurada yatıyor: maşallah ağı o kadar geniş atmışlar ki, anne sevgisi, sistem karşıtlığı, materyalizm, kezbanlar, serbest piyasa değerimiz... bunlara bakıp "hakkaten lan" diye kendi hayatına paralellik çekmeyen biri var mı?

    "kişisel gelişim kötüdür" diyen biri olabilir mi mesela?

    anne-çocuk dışındaki tüm ilişkilerin birer alışveriş, birer piyasa hareketi, birer min-max oyunu olduğu söylenince, o ekonomi dili bizim yüzyılın insanlarına tanıdık geliyor, etkileniyorlar. tıpkı evrim dilinin insanlarda saygınlık uyandırması gibi.

    ama sonra iki adımda iş nereye geliyor? "kadın değer yaratmaz, tek sermayesi sürekli eriyen güzelliğidir, kadın erkeğin yarattığı değeri kullanır" benzeri zırvalara.

    gençlere bir tavsiye: eğer etrafınızda çok kezban varsa, büyük ihtimalle siz de öküzsünüz, çünkü onları kezbanlaştıran sistemde yetişiyorsunuz. kaçın bir şekilde, dünyayı görün. new york'taki bir avukat kadınla, tokyo'daki bir ev kadınının apayrı yaratıklar olduğunu anlarsınız. "kadınların/erkeklerin doğası" diye başlayan hemen her aforizmanın uydurma olduğunu görürsünüz.

    (twitter muhabbeti sonrası ekleme: hadi o zırvaları %90'lık çöplük söyledi, sen ise iyice genel bir tavsiye verip "bize dayatılan formüllerle mutlu olamayız" diyorsun. yine, buna kimin itirazı olabilir? ama sorun, "21.yy insanı sorunları"nı, "21. kadın-erkek rolleri sorunu" olarak yeniden çerçevelendirmede yatıyor. cinsiyet kıstası, bu sorunları çözmede bize yardımcı olacak bir kıstas değil. buna fırsatımız da olmayacak zaten, 20 seneye yapay zeka iyice yayılınca. hele bu farkları evrim hikayelerine bağladığınız noktada delleniyorum.)

    ***

    7) gizem
    -------------

    son olarak, konuyu gereğinden fazla karıştırıyorlar. buradaki en popüler entrysinde neler diyor skeptico:

    "iyisi kötüsüyle 50+ kitabı bitirmiş, sayısız forum postu, yine sayısız blog postu vs okumuş birisi olarak hala net bir şekilde tüm olayı toparlayan, özetleyen ve redpill ormanındaki 3-5 tane meyve veren agacı ortaya düzgünce koyan tek bir kaynağa rastlamış değilim....o gerçeğin ne olduğu hala net değil ve sürekli de evriliyor. "

    dünyada 50 kitap okuyup da net olarak anlaşılmayacak veya anlatılamayacak bir konu yok arkadaş. belki bilardo ve kuantum. ama richard feynman, kuantum dahil insanlığın tüm fizik bilgisini üç kitaba sığdırmıştı (feynman lectures on physics'i okumayan alfa olamaz bu arada).

    doğruluğunun ötesinde, bu kadar verimsiz bir öğreti niye ayakta kalsın ki? koca ormanda meyve veren 3-5 ağaç varsa, o ormanı yakın, başka ekinler ekin, daha iyi beslenirsiniz.

    bu "gizem yaratma" işinin kök nedeni bence şu:

    a) eleştirilerden kolayca sıyrılabilmek: "gerçek red pill bu değil".
    b) grup içi hiyerarşi oluşturmak: o gizeme hakim olan "ruhban sınıfı", cemaat tarafından saygı görecektir.

    bu ikinci mekanizma çok yaygın. mesela dinlerde öğreti halka açıktır sözde, ama nüanslarını anlamak için bir aracı lazımdır. hrıstiyanlık özellikle benzer, çünkü o da red pill gibi bir nevi crowdsourcing ile gelişti, merkezi bir otorite olmadan büyüdü. sonra o çelişkileri ayıklamak için kendi kendilerini atamış rahipler ortaya çıktı. bu rahiplik konusu neden önemli?

    ***

    8) ego ve motivated reasoning
    ------------------------------------------

    motivated reasoning diye bir kavram var. bir konuya çok duygusal yatırım yapan insanların muhakeme yetenekleri azalıyor. özellikle de bu yatırımı, insanlar önünde yapmışlarsa. kısacası, kaybedecek en çok şeyi olan, ikna edilmesi en zor taraf olur.

    benim gibi karşıtların, bu konularda kaybedecek çok şeyi yok. egomuz var ama bu işin ufak bir parçası. çünkü sanal veya gerçek kimliğimiz red pill karşıtlığı üzerine kurulu değil. şahsen "meriç" olmakla kazanacağım bir şey de yok (türkiye'de yaşamıyorum, sözlük kızlarıyla alakam yok, beni takip eden kitle de özellikle bu konular yüzünden takip ediyor değil).

    durum böyleyken, yalan olmasaydı dahi,
    daha akılcı evrimsel argümanlar olsaydı dahi,
    "matrix'ten uyanan neo" sanrısının bir psikoz olduğu anlaşılsa dahi,
    sistem karşıtlığından ekmek yiyip tam da sistemin ideal adamı olmanın ironisi farkedilse dahi,
    ilişkilerdeki iktidar dinamiğini, köle-sahip ilişkisi kadar iğrenç bulmasaydım dahi,
    ve tüm bu çabaları, yakın gelecekteki teknolojik trendlere ters görmeseydim dahi,
    düzgün bir tartışmanın olması çok zordu. belki başbaşayken. belki bilardo.

    ***

    edit: dies irae isimli alfa finonun belli ki benle derin bir derdi var, daha ilk entrymden beri durmadan hakaret ediyor. yancılık müessesesini 22.yy'a taşıdı tek başına. klasik yön değiştirmece taktiğini de iyi uyguluyor (10 tane şey söylersin, birine takılır, kalanına cevap vermeye bile tenezzül etmez). alfalığa yakışmayan ergenlikler bunlar. arkadaşı ocak dışına alın bence....kendisine ilk defa cevap verince "sen de hakaret ettin, ikiyüzlü" demiş, bir de mağdura yatmış. tam numunelik. skeptico'nun tutumunu da görüşlerini de sevmedim, ama bu finolarla aynı kefeye koymamak lazım.
  • çok yanlış anlaşılmaya müsait bir şeydir. o yüzden yeni gelenlere "2 gün okuyup sağda solda konuşmayın tecavüzcü damgası yersiniz hayatınız kararır" derler.

    red pill - blue pill hepinizin bildiği matrix modeli "güzel masallar mı acı gerçekler mi" sorusunda "acı gerçekler"i seçmeyi temsil eder. ve redpill genel olarak "manosphere" adı verilen çeşitli forumlardan sadece bir tanesidir.

    acı gerçekleri kabul etmenin tıpkı ölümcül hastalarda olduğu gibi 5 aşaması olduğuna dair açıklamalar var.

    1-kabul etmeme. yadsıma. yok öyle bişey deme. (bkz bir üstteki entry)
    2-kızgınlık. sorumluluk alarak neyi yanlış yaptığını anlamak yerine karşıdakini (kadınların tamamı) suçlamaya başlama (bkz bir üstteki entry'nin hedef aldığı kitle)
    3-pazarlık. "ya tamam haklı oldukları yanlar var, ben işime geleni, yapabildiğim kadarını yaparım, hayatım süper olmasa bile 1-2 gömlek iyileşir.
    4-depresyon. "en anlamı var ki? hiç kimse beni istediğim şekilde sevmeyecek. asla istediğim gibi mutlu olamayacağım. mna koyayım böyle dünyanın".
    5-kabullenme. "tüm verilerin gösterdiği şey bariz ve kaçınılmaz. o halde buna adapte olmalıyım. 'kendin gibi ol' modeli takılıp vasat bir hayat yaşayacağıma potansiyelimi gerçekleştirmek için çalışmalıyım"

    ve esasen red pill'deki 1000lerce "kızgınlık" mesajının arasında gerçekten kıymetli olanlar, 5. aşamaya gelip kendini gerçekten geliştirmiş insanların yazdıkları postlar.

    felsefe, pratik bilgiler, taktik ve stratejiler sadece ve sadece 5. aşamayı aşmış ve bir süredir bu aşamada yaşayıp sonuç almış kişilerden alınmalı.

    nasıl 3 ay önce ilk kez yumurta kıran birisinin yazdığı yemek kitabını okumuyorsak, 3 michelin yıldızlı şef'inkini okuyorsak, hayat felsefesi, kişisel gelişim ve benzeri konularda da ergen kızgınlığıyla yazılan şeyleri baz almamak lazım.

    red pill'i merak edenler gidip günlük reddit postlarını okumamalı. redpill'i merak edenler aynı sayfanın solundaki "new here?" başlığı ve altındaki "theory reading" kısmından başlamalı. ancak belli bir perspektif kazanıldıktan sonra genel günlük postların ne manaya geldiği anlaşılabiliyor.

    peki bahsettiğim acı gerçekler ne?

    acı gerçek şu :

    "anneniz hariç hiç kimse sizi gerçekten sevilmeyi hayal ettiğiniz şekilde sevmiyor, sevmeyecek. sevmediği gibi eğer onlara herhangi bir değer yaratmıyorsanız sizi umursamayacaklar bile. eğer iyi genleriniz, paranız, ve/veya statünüzü yükselten özellikleriniz yoksa tüm insanlığın - ama en başta kadınların - radarında görünmez haldesiniz.

    insanların sevgi adı verilen ama aslında beğenisi olan şeyi kazanmak için yaratmanız gereken değer için de kıçınızı sıkıp çalışmanız gerekiyor. değer yaratabildiğiniz sürece "var"sınız. değer yaratmayı bıraktığınız anda kendi değeriniz hızla düşmeye başlıyor. o yüzden en başta kendinizi düşünmeli, yarattığınız değeri de dikkatli paylaşmalısınız. erkek için gardını düşürmek, rahatlamak, güvende hissetmek gibi şeyler çok zor kazanılan ve genellikle geçici olan şeyler. hayat adil veya mutluluğu garantileyen bir yer değil. iyi şeyler bekleyenlere gelmez, kıçını sıkanlara gelir."
  • uzun bir yazı olabilir, ki olur. bazı hususların açığa kavuşması ve genç dimağlara anlatılması gerekiyor. biraz blue pill müziği dinleyin de, burnunuzdan solurken hararet yapmayın: https://www.youtube.com/…cgscmbltmxl6obbiox&index=1

    birkaç yıl önce ecnebi mecralarda denk geldiğim, insanların status quo'ya karşı nasıl ayakta duracağını anlatan, belli hareketler bütünü içeren bir felsefe red pill. kapitalizm çarklarının nasıl döndüğünü, siyasal olayların nasıl yorumlanması gerektiğini, insan ilişkilerinin temellerini anlatan, geniş bir içeriğe sahip. tümüyle ele alacak olursak, çok büyük bir kısmının isabetli olduğu doğrudur. ancak bir de bunun reddit öncülüğünde oluşturulan, kadın-erkek ilişkilerine indirgenmiş versiyonu vardır ki, evlere şenliktir.

    artık cinsel devrimi yaşayamamış bir ülke olduğumuzdan mıdır, yoksa 'vadesiz peşinatsız, kolay ilişki' vaat eden bu hapın işgüzar insanımız tarafından keşfedilmesinden midir bilmem, ülkemizde son zamanlarda fazlaca rağbet gördüğünü gözlemledim. bir de gençler kendilerine göre bir cult kurmuşlar. birkaç önder yazar var, her yazdıkları entry'de diğer entry'lerine bakınız vererek ilahi metinlerin insanlara kolayca ulaşmasını sağlıyorlar. müritler de eleştirenleri frijit kadınlar olmakla ya da meriçlikle suçluyor. güzel bir circle jerk oluşmuş durumda. eğleniyor muyuz gençler?

    gerek ilgili subreddit'teki, gerekse önder yazarlar tarafından sözlükte yazılanların çoğunu okudum. bu yazarların birer amme hizmeti yaptıklarını da ayrıca belirteyim. talep bu kadar çok olunca, bunu karşılamak maksadıyla insanları aydınlatmak gibi ağır bir görevi üstlenmiş; sezar'ın hakkı sezar'a, güzel de iş çıkarmışlar. lütfen bu faziletli abilerimizin değerini bilelim.

    öncelikle, çağımızın erkekleri böyle bir kontr-felsefe, bu şekilde bir defans mekanizması geliştirmekte haklılar. fazla değinmeyeceğim, başlıkta detaylı açıklamalar mevcut. toplumların tabularının teker teker yıkıldığı günümüz neoliberal dünyası, kültürel marksizmin toplumların iliklerine enjekte edilmesi, pozitif ayrımcılığın bokunun çıkmış; lgbt hareketinin, feminizmin, privilege ları tavan yapmış, 'ezilen azınlık' kesimin yere göğe sığdırılamıyor olması, vesaire. god emperor trump ile bu algının biraz olsun kırılacağı, rüzgarın yönünün değişeceği düşüncesinde insanlar. bu başka bir yazının konusu olabilir. şimdilik kısmet diyelim.

    feminizm, özellikle bizim gibi toplumsal eşitliği oturmamış ülkelerde desteklenmesi gereken bir hareketken, yanlış ellerce ve yanlış bir biçimde kullanılma sonucu toplumun büyük bir kesiminin tepkisini çeken bir harekete dönüşüyor. bununla birlikte, toplumların etkileşimde bulunduğu her alanda cinsellik açığa çıkarılıyor. bu, 'cinselliğe ulaşamayan erkek, erkek değildir' imajını yaratıyor. kuduran erkekler de, kadınlar üzerinde çok büyük bir talep yaratıyorlar. kadınlar marifetlerini sergiliyor, seks bir ödül haline geliyor. dediğim gibi, içinde bulunduğumuz dönem, id'lerini bastıramayan, içgüdüsel arzularını tatmin edemeyen erkekler tarafından böyle bir defans mekanizması oluşumunu meşru kılıyor.

    uzak mesafe ilişkisi yaşayan adamın 4500 kilometre yol kat edip sevgilisini yatakta başka biriyle basmasını, kelimenin tam anlamıyla köpek gibi aşık olan adamın balayı gecesi terk edilmesini, 16 yaşındaki bir kız çocuğunu muayene etti diye sevgilisi tarafından pedofillikle suçlanan doktoru, birlikte olduğu hayat kadını tarafından friendzone'a itilen adamın hikayesini gördü bu gözler. erkekler ezilmiş, aşağılanmış, gururları beş paralık olmuş. erkekler mağdur, boynu bükülmüş; "bu ızdırap ne zaman son bulacak ya rab" diye inliyor. işte tam bu noktada red pill "şüphesiz ki, biz size onu alfa olun diye gönderdik (deangelo, 21:4)" bir güneş gibi doğuyor.

    muhteşem. insanlar felsefeye, psikolojiye, sanata, genel olarak kendilerini geliştirmeye yönlendiriliyor. bakın bunlar hep olumlu. insanların bir birey olarak kendilerini yetiştirmeleri, toplumun gerek kültürel, gerekse sosyal olarak kalkınmasını sağlayan yegane faktördür. harika. peki bu red pill'in kadınlar için olanı yok mu hocam? yok mu, neden? çünkü bütün bu uğraşımızın, çabamızın amacı uzun vadede kadın elde etmek. kendimizi bir maratona sokacak, nitelikli bir birey haline gelmek için işleyecek ve şahsımızda oluşturduğumuz magnum opus ile kadın elde edeceğiz. o zaman belirli bir sayıda kadın elde ettikten sonra intihar etsek, hayattaki amacımıza ulaşmış bir şekilde, huzur içinde ölürüz.

    bakın evlatlarım, red pill acı gerçeklerdir diyoruz ya, size dürüst olacağım. dost acı söyler. hayattaki tek amacı üremek ve soyunu devam ettirmek olanlar, diğer canlılardır. bitkiler böyledir örneğin. keza hayvanlar. köpeğinize kırmızı hap yutturabilirsiniz mesela, hayvancağızı kısırlaştırmadıysanız belki bir faydanız dokunur. sizler insansınız. gerçekten. 14 milyar yıllık kozmik evrimin sonucu oluşmuş, bilinen en gelişmiş canlı türüsünüz ve nihai gayeniz seks, öyle mi? vah benim canım evlatlarım. gidin biraz varoluşsal felsefe okuyun. çok karamsar gelirse aristotle okuyun, stoacıları okuyun, adamlara mezarlarında takla attırıyorsunuz.

    red pill'in istisnasız bütün kadınlara uygulanabilirliği var (pardon annemiz hariçti. sağol anne, ellerinden öperim) değil mi? hatta erkekler de aynıdır. hatta ve hatta "bütün erkekler domuzdur :ss" diye ortalıkta dolaşan, ortamların medar-ı iftiharı, düşes kezban da sonuna kadar haklı. evet, çünkü o ağzımızdan düşmeyen evrimsel psikoloji böyle gerektiriyor. evrimsel psikoloji nedir, felsefesi, amacı nedir? bunu hiç düşünmedik. gerek biyoloji, gerekse psikoloji camiası tarafından çokça eleştirilen, üzerinde en çok ihtilaf olan, tartışma dönen psikoloji dallarından biridir evrimsel psikoloji. bununla ilgili onlarca bilimsel makaleye internet üzerinden kolayca ulaşılabilir. eminim ki red pill pro yazarlarımız bu makaleleri sizin için çevirebilirler. yapmazlarsa da canları sağolsun, ben yardımcı olmaya çalışırım.

    bu felsefeyi incelerken red pill'in peygamberlerine, diyalektiği oluşturan baş üstatlara bakıyorum: david deangelo, neil strauss, stephen nash gibi isimler karşıma çıkıyor. sanırsam kendileri georgia life university psikoloji anabilim dalı profesörleri. kim ulan bu adamlar? unvanları ne? hangi branşta inceleme, araştırma yapmış; hangi bilim camiasında kabul görmüşler? hangi argümanları ne sebeple, hangi bilimsel verilere dayanarak sunuyorlar? tezlerini sorgusuz sualsiz kabul edip kendinize hayat felsefesi benimsediğiniz bu adamlar, psikoloji gibi oldukça kompleks bir bilim hakkında ahkam kesecek niteliğe, yetkinliğe sahip insanlar mı? "ama ben psikoloji öğrenmek istiyom hocum, insanların aklını okuyup onları kolayca manipüle eden bir süper güç olcam hajım" diyorsanız, hayaliniz bir charles xavier, bir yuri prime olmak ise, gerçek psikoloji ile ilgilenin. skinner, watson, jung, piaget gibi isimleri okuyun.

    evrimsel psikolojinin ne olduğunu da ben size anlatayım. evrimsel psikoloji, insanın evrimsel süreç içinde geldiği noktayı, "insan düşünen hayvandır" önermesini esas alarak, tümdengelim ile açıklar. besin zincirinin bir halkası olarak, bir hayvan olarak insanın doğadaki pozisyonunu gösterir. insanları birer mağara adamı olarak ele alır ve hayvansal güdüler üzerinden çıkarımlarda bulunur. ancak insanoğlu, yalnızca insan olduğu için kendisine bulunan bir 'bilinç'e sahiptir. bu bilinç, insana etik, ahlak, onur, şeref gibi değerler katar ve insanı hayvandan ayırır. kısacası evrimsel psikoloji durumu ortaya koyar. bilince sahip olan insana da, bilinç ile evrimsel psikolojinin belirttiği davranışları aşmak düşer. insan içgüdüleriyle değil, bilincin sağladığı akıl ile şekillendirilen bir davranış mekanizmasına sahiptir. işte tam bu noktada, her boku bilen abilerinizin "kokocu, sapık, ensestçi" gibi yaftalamalarını göz ardı edin ve freud okuyun. neden sokaktan geçen kadınlara "bayan bi sn" diyerek sokulup erojen bölgelerini koklamadığımızı, oturduğumuz mahalleyi işaretlemek için sokağa işemediğimizi, yamyam olmadığımızı, beğendiğimiz her kadına tecavüz etmediğimizi, genel olarak adab-ı muaşeret adına kasıldığımızı öğrenin.

    bakın, tamamen haksız olmadığınızı daha önce söyledim. bu güne kadar tanıştığım kadınlar arasında red pill'i hak eden, hatta üzerine def-i hacet dahi etmeyeceğim kadınlar var. sayıları da az değil. ülkemizde genelinde de ne yazık ki büyük bir kezbanlık salgını mevcut. erkekleri kişisel hazımsızlıklarını doyurmak, özgüven eksikliklerini kapatmak için kullanan, enteresan yaşam formları bunlar. başlıkta zaten yeterince bahsedilmiş. ne yaşadığınızı tahmin edebiliyorum benim körpe, saf, pırıl pırıl çocuklarım. böyle olgunlaşmamış, karakteri askıda kalmış kadınları hak ettiğinizi düşünüyorsanız zaten diyecek bir şeyim yok. bakın red pill'i kullanmayın da demiyorum; böyle kadınlara denk gelince hobi olarak yine kullanın. ancak bunu bir hayat felsefesi haline getirmek ve bütün kadınlara karşı düşmanca bir tavır takınmak, pire için yorgan yakmak, çürümüş diye bal çöpe atmaktır. düpedüz ahmaklıktır.

    mesleğim gereği insanlarla fazla haşır neşir olurum. gereğinden fazla. işim olmamasına rağmen her kesimden, sürüyle insanın hayat hikayesini dinledim. bu güne kadar da yaşımdan fazla boşanma, ayrılık dosyası elimden geçti. size ne olduğunu söyleyeyim mi? ulan size yaptığım bu kıyağı babanız yapmaz, alın size bir red pill daha: insanlar huzursuz oldukları ortamlarda bulunmak istemezler. vallahi bak. siz kişiliği oturmuş, iyi niyetli bir kadına red pill kasın. onun istediklerini yapmayın, az özür dileyin, asla taviz vermeyin, ilgi göstermeyin veya minimum düzeyde gösterin, onu ciddiye almayın, yedekte başka kadınlar olduğunu gösterin, hatta bunu onun gözüne sokun, ilk tartışmada köprüleri yakın. işte bu beyler. alfa oldunuz artık alfa. hey yavrum be. yediğiniz siktir'in hızını efektif kullanırsanız, teorik olarak zamanda yolculuk yapabilirsiniz. ondan sonra "ama bi dakka ya, bu kadın niye yani nasıl olabilir şimdi böyle bu" diye kalmayın.

    güzel insanlar, dostlar, romalılar, yapmayın. içinizi öfkeyle doldurmayın. kalbinizi karartmayın. elliot rodger mindset'ini devşirmeyin. kadınlara besleyeceğiz kin ile harcayacağınız duygusal enerjiyi başka alanlara kanalize ederek güzel şeyler yapın, kendinizi geliştirin. kadınların tamamı, ağlarını örüp sizi içine atmaya çalışan jorogumo'lar değiller. büyük bir çoğunluğu öyle mi? belki. bu istatistik biliminin işi, pseudo-science yaratan üç beş dingilin değil. kaldı ki, bu kadınlara özgü bir durum değil. etrafta birçok mal, karaktersiz, annelerinin hayat kadını olduğunu iddia ettiğimiz, çöp erkek de var. cinsiyete özgü bir durum değil. çevrenizi iyi okuyup değerlendirin. eğer böyle kadınlara denk gelirseniz, herşeyin farkındayım ve bu durumdan memnun değilim yüz ifadesini kullanın ve çekip gidin. dünyadaki bütün kadınlara karşı peşin hükümlü olmayın. doğru kadınları bulun, sağlıklı ilişkiler yaşayın, mutlu olun.

    hayatta en hakiki mürşit ilimdir güzel kardeşlerim. madem kafanızı kabuğunuzdan çıkarmış; öğrenmeye, kendinizi geliştirmeye başlamışsınız, devam edin. okuyun. her şeyi sorgulayın. size konserve balık sunan insanlara itibar etmeyin, balık tutmayı öğrenin. bütün bir cinsiyeti tek kalıba sokmak gibi abes yargılamalardan kaçının. hayatınızdaki tek amacınız, sizi var olmaya iten sebep seks olmasın. tarihte türklerin ne çektiyse uçkur sevdasından çektiğini unutmayın. bilmiyorsanız okuyun, öğrenin, ders alın.
  • çok atmış tutmuşsunuz.
    2016 reddit redpill bilgi kirliliği gibi tam.

    ben size bu mevzunun çıkışını 10+ senedir uzaktan izlemiş birisi olarak anlatayım bu nerden çıktı nedir, niye bu kadar kavga çıkarıyor anlarsınız belki.

    sene 1990'ların sonu. erik von markovik diye bi eleman var.
    gençliğinde bizim bu dota 2'ciler gibi 31ci, dungeons and dragonscu, badak bi eleman.
    önceleri sihirbazlık vs gibi şeyleri denemiş, ama o aralar kızlarla şansı yaver gitmeyince kafayı "olm ben bunu çözerim" diyerek 7/24 buna takmış bir arkadaş.

    nam-ı diğer mystery.

    bu eleman, her gece, los angeles'ta, hollywood'daki barlara clublara vs giderek süreki kızlara yazıyor, süreki reddediliyor, reddedildikçe analiz ediyor, şansı yaver gittikçe analiz ediyor ve belli bir pattern farkediyor.

    bu pattern'leri tekrar edilebilir formüllere dönüştürüyor ve kızlarla şansı hayvan gibi yaver gitmeye başlıyor.

    bunu yaparken de internet forumlarında, benzeri şeylere kasan diğer erkeklerle fikir alış verişi, teoriler, taktikler üzerinde konuşuyor, bunları deniyor, deneyimlerini diğer erkeklerle paylaşıyor.

    sonra bu erkekler - ki ekseriyeti aynı bu erik lavugu gibi doğal olarak kızları kendine çekecek özelliklere ve becerilere sahip olmadıkları için bu işi bir mühendislik problemi gibi ele alan elemanlar - karşılıklı geliştirdikleri taktiklerin işe yaradığını görse de, neden işe yaradığını henüz bilemiyorlar.

    gazeteci neil strauss'un yazdığı the game isimli ve mystery'nin 2000ler başında hollywood'da yaşadığı ve kendi gibi olan erkekleri bir nevi himayesine alarak eğittiği dönemle ilgili bir kitap yazıyor.

    kitabı okuyan görecektir ki işe yaradığını anlattığı taktiklerin neden işe yaradığını hakkaten bilemiyorlar. bazı sığ açıklamaları var, ama derinlemesine, bilimsel sosyolojik vs açıklamaları yok. sadece "x-y-z hareketleri yapar, a-b-c şeyleri söylersen kızı yatağa atarsın, sonrası allah kerim" modeli takılıyorlar.
    hatta sonrasında "rules of the game" diye taktikleri öğreten bir kitap daha yazıyor neil strauss. onda da mevzu çok sığ anlatılıyor.

    neyse bu ilk kitap yazılıyor, meşhur oluyor, "pick up artist" cemiyetleri oluşturuluyor, badak erkeklere "bu işi böyle yaparsınız" diyerek radar'lara nasıl girecekleri öğretiliyor. hala var. "real social dynamics" vs. gibi seminerler veren şirketler var. elemanlar "olm ben kel şişman ve kızıl saçlıyım, ben yapabiliyosam sen de yaparsın" sloganıyla sürekli seminerler dersler veriyorlar.

    ancak bu öğretilen taktikler sadece taktik. stratejik değil. kalıcı bir değişiklik vadetmiyor. vadedemez.

    yani erkek bu taktikleri uygularken sıçarsa, uygulamayı bırakırsa, hop - baştaki haline dönüyor.

    sene geliyor 2005 civarları. yer sosuave forumları.

    bazı kafası çükünde olmayan akıllı ve meraklı erkekler "bu p.u.a. taktikleri nasıl oluyor da işe yarıyor" sorusunu düşünmeye başlıyorlar ve yine anonim internet forumlarında bu konuya dair onbinlerce postluk başlıklar açılıyor. bildiğin kollektif bir çalışma var yani.

    yavaş yavaş, ama hakkaten yavaş bir şekilde bugün redpill'le ilk karşılaşan ve kızgınlık evresini atlatamayan oğlan çocuklarının yaptığı kuru gürültünün arasından cımbızla seçilerek üzerinde çalışılması gereken bazı genel geçer kaideler oluşuyor.

    bu kaidelerin bazılarının zaten 2000 yıllık olduğunu fark ediyorlar.

    kaideler oluşuyor dediysem, belki cinsiyetler arası dinamikler, tarih, felsefe, psikoloji, evrimsel biyoloji , insan hakları, erkek hakları, kadın hakları, feminizm vs gibi konularda elime ne geçirebilirsem okumuş ve iyisi kötüsüyle 50+ kitabı bitirmiş, sayısız forum postu, yine sayısız blog postu vs okumuş birisi olarak hala net bir şekilde tüm olayı toparlayan, özetleyen ve redpill ormanındaki 3-5 tane meyve veren agacı ortaya düzgünce koyan tek bir kaynağa rastlamış değilim.

    bilgi hala çok dağınık.

    ama bu dağınıklık sayesinde gelişiyor bir yandan. 45 yaşına gelmiş adamın tek bir postu, 100000lerce okuyucusu olan, 10000lerce post arasında sıyrılan bir cevher doğurabiliyor. bunu alıp not ediyorsun, sonra devam.

    redpill erkekler açısından çok tatsız gerçekleri, çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışan bir hareket. zaten ismi o yüzen kırmızı hap. mavi hapı al, mutlu mesut takılmaya devam et değil, kırmızı hapı al ve acı bile olsa gerçeği gör diyor.

    o gerçeğin ne olduğu hala net değil ve sürekli de evriliyor. o gerçeği anlamaya çalışan erkeklerin (ve kadınların - evet hatırı sayılır miktarda kadın tarafından da bu felsefe benimseniyor) demografiği, normal toplum demografiğinden farklı değil.
    gerçekten çok akıllı ve bilgili - bunları aktarabilecek kadar yazı yazabilen az sayıda erkek var.
    akıllı ve bilgili olmasına rağmen kısa postlarla çok ufak konuları aydınlatan erkekler var.
    büyük oranda akıllı ve kendinden önce gelen akıllı erkeklerin bulgularını çalışıp, anlayıp sonra onları geliştirmeye kalkanlar var,
    bir de 3 gün okuyup hayatı çözdüğünü sanan, sağa sola saldıran, kadınları şeytanın tohumu gibi gören oğlan cocukları var.

    sözlükte de var bu arkadaşlardan.

    ve işin güzel tarafı bu faz gerekli. bu kızgınlık fazı gerçeği kabullenmenin bir aşaması sadece. redpill gibi yerlerde bu gibi kızgınlıkla dolu postları fazla görmenizin sebebi tıpkı x firmayla ilgili şikayetlerin, övgülere kıyasla daha fazla olması gibi.
    mutsuz insanlar ses çıkarır.
    mutlu ve bazı şeyleri aşmış insanlar böyle işlerle çoğu zaman uğraşmazlar.

    o yüzden reddit'i açıp "oo bunlar ezik dotacılar" deyip kapatmak işin kolay yolu.
    mgtow'cilere bakıp "oo bunlar kafayı yemiş " demek işin kolay yolu.

    mesela mgtow'cuların bir çoğu kadınlara kötü hisler beslemezler.
    çoğunun mentalitesi aslında şudur :

    "benim bir kadına ihtiyaç duyacağım yegane şey seks, geri kalan her şeyi kendim için yapabilirim. ama kadın benden seks harici şeyler de isteyecek ve ben onları ileride sağlayacakmış gibi yaparak onu kandırmak yerine, bunu yapmayacağımı baştan beyan ediyorum - bu da benim uzun süreli ilişkiler kurmamı engelliyor. belki benimle aynı şekilde düşünen bir kadına denk gelirsem farklı davranırım, ancak karşıma çıkanların neredeyse tamamı benimle aynı fikirde değil. o yüzden de ben aktif olarak enerjimi ve kaynaklarımı kadınlarla birliktelik kurma amacıyla harcamayacağım."

    bakın bu bir küsme, bir el çekme değil. bir saygı belirtisi. adam "ben evlilik ya da uzun süreli ilişki vs vaadiyle kimseyi seks için kandırmak istemiyorum, açıkça bunu baştan beyan ediyorum" diyor.
    men going their own way demek adam ormana gidip kulübede yaşıyor demek değil.

    ama işte bu yaklaşımı net bir şekilde ortaya koyan merkezi ve genelin kabul ettiği bir otorite, bir manifesto vs yok. o yüzden konuya aşina olmayanların 3-5 tane forum postunu okuyup "olm bunlar fetonun ışık evlerinde maklube yiyen lavuklar gibi yeeaa" demesi çok olası.

    özetle redpill x - y- z zümreye düşman, takipçilerine a-b-c konularında tatkiklerle silahlandırmak gibi endişeleri olan bir felsefe değil.

    tek cümlede özetlemek gerekirse, erkekler öncelikli olmak üzere tüm insanların toplumun ve insan türünün devamı için doğal avantajlarını maksimum düzeyde kullanmak ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi hedefleyen bir oluşum.

    tekrar okuyun bak bunu.

    insanların doğal - yani evrimsel süreç neticesinde miras olarak aldığımız -

    avantajlarını - erkeklerin fiziksel gücü, problem çözme yeteneği ve isteği, kadınların besleyici koruyucu annelik rolü -

    maksimum düzeyde kullanmak - daha iyi problem çöz, daha güçlü ol, daha dayanıklı ol, daha sorumlu ol, daha iyi bir anne ol, daha faydalı bir insan ol -

    ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi - cılız mısın? agırlık kaldır. cahil misin, şu şu kitapları oku. hayatında bir yön mü yok? şu şu filozofları oku. paran mı yok, şunları öğren, bunları yap... -

    hedefleyen bir oluşum.

    ne kadar da dinlere benziyor aslında.

    dinlerden farkı merkezden gelen ve tepeden inme değil, deneme yanılma yöntemi ile kollektif ve tümevarımcı bir şekilde, dayanabildiği yerde bilimsel verilere dayanan ve sürekli gelişen - değişen bir sistem oluşu.

    ne erkekler kadınların düşmanı ne kadınlar erkeklerin.
    problem, post modern dünyanın bazen salaklığından, bazen karlı olduğu için cinsiyet rolleri, hayat beklentileri ve "doğru olan" şeyleri bozarak bir kaç nesildir özellikle medya aracılığıyla pompalayarak (burada parantez açarak psikolojik sosyolojik tüm belden aşağı vuruşları daha çok mal satmak için istismar eden new york madison avenue'daki reklam ajanslarının afedersin amına koyayım. merak eden mad men izlesin, büyük ölçüde tarihi olarak tutarlı) bizlerin beklentisini çözmesi çok zor bir probleme dönüştürmüş olması.

    evet uzun oldu paragraf - tekrar yazayım :

    modern dünya, beklentilerimizi bozdu. beklentimiz yerine gelmeyince onu ikame ettirecek başka şeylere yönelmemiz kapitalizmin işine geliyor. kız bana bakmadı mı? gideyim daha pahalı bi araba alayım...

    hani komplo yok yazmış yukarda birisi. var. ama merkezden yönetilen bir komplo yok. sadece kar etmenin en kolay yolu insanların zayıf noktalarını sömürmek. ufak ufak tüm aktörler bizi bu geldiğimiz noktaya getirdiler. 1 cm birisi ittirdi, 2 cm diğeri. evet yukarıdan tutup bizi 10 km öteye götüren bir komplocu üst akıl yok. ama işte toplayınca tüm post modern kapitalist aktörleri bizi getirdikleri nokta burası.

    işin daha da acısı hepimiz bu makinenin hem dişlisi, hem yakıtı, hem atık maddesiyiz. yani bize yapılan bir şey yok. kendi kendimize yapıyoruz ne yapıyorsak.

    böyle sikik bir ortamda, bazı bireylerin "mna korum böyle işin, bunun daha mantıklı akılcı bir yolu olmak zorunda" diyerek alternatif bir açıklama peşinde koşmasından daha doğal bir şey olamaz.

    bunların çoğunun da işin kurallarını gördükten sonra kendini bu sistemden en fazla kar edecek şekilde pozisyonlaması da kaçınılmaz. o mu kurtaracak dünyayı? sikerler. adam keyfine bakar. maksimum 80-90 sene yaşayacak zaten. evrenin sikinde değiliz. ben ekmeğime bakarım diyerek takılıyor.

    bak hayvan gibi yazdım kafadan. dağınık. elemanlar da böyle yazıyor işte. cımbızla alsan belki 3 paragraf adam gibi bilgi var burada. işte redpill de böyle. sen benim bu yazdığım entry'deki doğru noktalara odaklanmazsan yanlış mesajı alman kolay .

    ama işte ben de senin doğru mesajı alıp almamanı sallamıyorum. o yüzden de 3 paragraf yazmadım. yazdıktan sonra başa dönüp editlemedim. yazdım tepeden, "yolla"ya bastım. yapıştır devam.
  • peheeey ne yazılmış, ne çizilmiş arkadaş. halbuki açıklama gayet basit. red pill dediğiniz hadise nadide bir pseudoscience örneğidir, hepsi bu. boşuna hiiiç kendinizi yırtmayın. hiçbirinizin zerre bilimsel bilgisi falan yok. sizin burada "makale" adıyla paylaştığınız şeylere bakmak bile bunu anlamaya yeter. yayımlandığı yer karaecderaa.bilog filan ama adı "makale" kdjfhgdfkjhgdfjkgfd oooğğğffff http://www.blackdragonblog.com/…ower-of-beta-males/

    makale öyle bir şey değil canısı ya. "blog yazı"ları yerine gerçekten makaleler okumaya ne dersiniz? şimdiye kadar bu red pill'ci kafadan kimle mesajlaşsam şu kitabı okuyup okumadığını sorarım ve daha birinden bile "evet" yanıtı alamadım mesela. oysa bu konuda temel eserlerden biri ve hem de türkçeye de çevrileli yıllar oluyor. http://www.pandora.com.tr/…cinsellik-ve-zeka/117147 darwin'in evrim kuramını "sosyal darwinizm"e çevirenlerden yıldık zaten, adamı mezarında ters döndürenler burdan ay'a yol oluyor o ayrı da, darwin'in kuramı bile darwin devrindeki gibi kalmadı. kuramı çarpıtmaktan ve söylemediği şeyleri söylüyormuş gibi iddia edenlerden uzak durduğu kadar, kuramın kendisindeki eksikleri tamamlamaya da çabalayan gerçek bilim insanlarının yazdıklarını okumaya ihtiyaç var.

    ama bu tarz gerçek bilgiler blog'larda bulunmuyor, blog yazıları gibi bir kahve içimi süresinde okunmuyor, anlamak için de az biraz kafa patlatmak gerekiyor, üstelik size böyle "karma/şuku" katacak basit ve saçma "özlü söz"lerle de dolu değiller, söylemek istediğiniz yalanlarınıza "evrimsel psikoloji" gibi pseudoscience sosu dökmeye yarasın diye "yaşam koçları" tarafından yazılmış zırvalardan oluşmuyorlar, e niye okuyasınız değil mi? ben sizin verdiğiniz isimlere yok pick up artist'miş yok hayır esas bu olayın başındaki adammış diye ayırmadan komple baktım. hiçbir isimde de psikoloji alanında master/doktoraymış, antropoloji, primatoloji alanlarında uzmanlıkmış vs. göremedim. tutturmuşlar bir "evrimsel psikolojiyi çohiyi biliyo bu adamlar yaa" zırvası, hani, nereden belgeli bu iddia? şu kendine çocuk psikologu diyen instagram ünlülerine para dökenlerden farkınız nedir? siz bu heriflerin hangi sözüne, niye bu kadar inanıyorsunuz anlayamıyorum, kıymeti kendinden menkul bir takım adamların kitaplarına para, blog'larına tıklar yoluyla reklam geliri kazandırıyorsunuz, ötesi yok. gidip gerçek bilim insanlarının kitaplarını okusanız? ı-ıh olmaz, zor geliyor tabii. ben daha tee ne zaman bu red pill'cilerden birine (hangisi hatırlamıyorum, ama hepsi birbirine benzer şeyler söylüyor nasılsa) "evrim, evrimsel psikoloji deyip duruyorsun da, şempanzelerin yanı sıra bir de bonobolar var ve bonobolar burda 'bu evrimsel psikolojinin bir gereğidir' diye iddia ettiğiniz şeylerin çok dışında davranış kalıplarına sahipler, sadece şempanzeler üstünden evrimsel psikoloji anlatamazsın, bonoboları bu iddialarının neresine koyuyorsun?" tarzı sorular yönelttiğimde bonobolar üstüne olan araştırmaları duymadığını ifade etmişti. (iyi gene en azından duymadığını, okumadığını kabul etmiş, bu da bir seviye.)

    açıkçası şu sözlük'te zırvaladığını düşündüğüm kim varsa şu başlığın altında "red pill hayatınızı düzeltiiiiir" diye çığıranlardan çıktı. o açıdan benim için mükemmel işlev gördü bugün bu başlık, bu kadar sektirmeyen başlık görmedim! birinden şüphe etsem bu başlığın altına ne yazmış diye bakar, kendi kafamda ona göre notlarım, o derece... başkası için böyle olmayabilir tabii, ama benim için gerçekten harika işlevsellikte, bravo.

    ha siz bu fikrin doğru olduğuna inanıyorsanız inanın. sonuçta inanç özgürlüğü var. sizi de bir nevi bu dinin müridi gibi kabul ederim, hayatta da sizi fikrinizden döndürmeye çalışmam, neye isterseniz ona inanın bana ne... ama nasıl islam'ın bana saçma gelen yanları hakkında konuşuyor ve "bu çok mantıksız/saçma" diyorsam, red pill dini için de benzer eleştiriler yapabilirim. siz de buna bir şey diyemezsiniz. (o yüzden zahmet edip siz de boşuna beni red pill dinine convert etmeye yönelik mesajlar atmayın, çok istiyorsanız aha yukarda link, alın biraz da öyle kitaplar okuyun, istemiyorsanız da okumayın. neyse zaten bir "alfa erkek" bana mesaj atmakla filan uğraşmaz, mesaj atarsanız alfalığınız düşüyor uyarayım dfkjghdkfj)

    ekleme: tabii ki onlarca mesaj atıp "yaa ben de red pill'ciyim ama yatakta çok iyiyim, şöyle sikerim böyle sokarım" diyen birçok tip düştü. durduk yere, merak edilmediği halde, kimse sormadığı halde, mesaj üstüne mesaj atarak, çırpınırcasına kendini kanıtlamaya çalışan insanların "ideolojisi"dir bu red pill. atılan mesajlardaki acizliği görseniz yemin ederim ağlarsınız, ciddi ciddi psikolojide "yardım çığlığı" diye geçen cinsten çoğu... insan üzülüyor, keşke terapistlerden yardım alsalar...
  • lisedeyken kızların yürüyüşlerinden bakire olup olmadıklarını anlayabildiğini iddia eden suat diye bi eleman vardı. lakabı "piç"ti bunun. ders aralarında alt sınıflardan abazanları etrafına toplayıp uzun uzun anlatırdı bu piç. işte efendim "şöyle giyindiyse vericidir", "böyle konuşursa motordur", "yüz vermiyceksin ağbi" falan. buna ne oldu, öldü mü, kaldı mı, bir baltaya sap olabildi mi falan bilmiyorum; yıllardır görmedim. ama anladığım kadarıyla piç suat'ın öğretileri bugün "the red pill" adı altında tüm dünya'ya yayılmış :)