şükela:  tümü | bugün
  • stüdyo ghibli'nin 2016 sonlarında yayınlanacak yeni filmi.

    yapımcılığını stüdyo ghibli'nin, sanat yönetmenliğini efsane (bkz: ısao takahata) 'nın yapacağı filmin yönetmeni ise; oscar kazanmış kısa animasyon filmi (bkz: father and daughter) 'ın yönetmeni michaël dudok de wit.

    dudok de wit, senaryoyu lady chatterley ve bird people ile meşhur, fransız yönetmen pascale ferran ile beraber yazmış.

    ponyo'yu hazırladığı yıllarda father and daughter animasyonunu izleyen miyazaki'nin, ”bu yönetmeni bulalım, eğer bir gün ghibli dışında bir yönetmenin filmini yapacak olursak, bu kişi dudok de wit olur.” dediği rivayet ediliyor.

    uzun metraj film teklifi gidince başta reddeden dudok de wit'in, yapımcının ghibli olacağını öğrenince gözleri belermiş ve yola koyulmuşlar.

    şöyle kısacık iki de sahne var ortaya çıkan, youtube'da izleyelim.

    güncellenecektir...
  • https://youtu.be/y3uyequdqqc traileri ile heyecan yarattı bende. sabırsızlıkla bekliyorum.
  • malum ortamlara düşmüş animasyon. diyalogsuz bir animasyon. sanırım tek özelliği de bu. disney'in car car konuşan animasyonlarından farklı olarak tek bir diyalog bile içermiyor ve bu durum zerre sıkmıyor, diyalogsuzluğuna rağmen film akıp gidiyor. ama öyküsü fazlasıyla bilindik. bir adamın bir adada mahsur kalmasını konu alıyor bu animasyon. adam defalarca kez adadan kurtulmaya çalışır ama başaramaz. bir gün bir kadınla tanışır, olaylar gelişir demeyi isterdim ama çok şey olmaz. adada bu kadınla yaşar, kaplumbağalarla birlikte yüzer, tsunamiye maruz kalır, çocuğunu büyütür vs. yani şaşırtacak, etkileyecek tek tarafı diyalogsuz oluşu. tabii animasyon tekniği de, müzikleri de kaliteli. ama senaryo vasat kalmış ne yazık ki. yılın en iyi filmleri arasına dahil edeceğimi düşünürken bitince delete'e üzülerek basıp filmi çöpe gönderdim. studio ghibli'den daha iyileri çıktı.
  • aslında bir animasyon değil, baya baya adaya düşen biri hakkında bir çizgi film. eğer hiç bilmeden tv'de görsem seksenlerden kalma diye düşünürdüm. senaryosunu iki kişi yazmış, peh... zor olmuştur. kendimi zorluyorum, allegorik anlatım, göndermeler, metaforlar... hiçbir şey yok aslında. birkaç soru var cevaplanmamış, filmin özüyle de ilişkisi yok. bence yönetmen bir şey denemiş. acaba hiçbir şey olmasa ne olur diye düşünmüş olmalı. varildi, şişeydi ucundan gidişatı tahmin etmemiz için bizi kandırıyor aslında. adam nereden geldi, çocuk nereye gitti, kaplumbağayı tanrı mı gönderdi bilemiyoruz. seyretmeli mi, şöyle hızlı hızlı izleyebilirsiniz, emin olun arada atlayacağınız pek birşey olmaz. yengeçleri atlamayın yeter.
  • kısa film tadında bir yapım. sanki gerçek süresi 6 dakika imiş de uzun metraj haline getirmişler. öyküsü çok sade.

    --- spoiler ---

    filmin başında adam ıssız adadan kaçmak için devamlı sal inşa eder. adada mutsuzdur. ne var ki bu sal hep kırmızı bir kaplumbağa tarafından paramparça edilir. derken bu kaplumbağa bir kadına dönüşür. adam aşık olur. bu birliktelikten çocukları doğar.

    kırmızı kaplumbağa adama bir ilüzyon yaratmış gibidir. kadın bedenine dönüşüyor ve adama tek ihtiyacı olan sevgiyi veriyor/alıyor. dikkat edilirse, adam hep kumların üstünde uyumaktadır. adada yaşadığı zaman boyunca barınak dahil hiç bir şey inşa etmez. üstü başı paramparçadır. son derece basit bir hayat sürer. sadece sever ve aşık olur. bir sevdiği vardır. bu da adada ona yetmektedir.

    filmin sonunda çocuk (caretta caretta) okyanusa açılır ve gider. seneler sonra adam son nefesini mutlu bir şekilde, yine kumların üzerinde verir. kırmızı kaplumbağa ise iyiliğini tamamlamış bir şekilde gider.

    hoş ve güzel bir filmdi. çok klişe olacak ama, gerçekten tek ihtiyacımız olan aşk mıdır?
    --- spoiler ---