şükela:  tümü | bugün
  • başrollerinde john wayne ve jeffrey hunterın oynadığı 1956 yapımı western türü film. yönetmeni john ford.
  • john wayne'nin yeğeni kızılderililer tarafından kaçırılmış bir askeri oynadığı western filmi.
  • bu grubun bir de magic potion isimli şarkıları vardır ki, dünyalar tatlısı, paralel evrenler şekeri bi eserdir kendisi. tanımın devamı babında, daha fazlası için buyurup şuradan yakabilirsiniz:
    (bkz: magic potion)
  • martin scorsese'nin de arka arkaya iki filminde göndermelerde bulunarak, hayranlığını cümle aleme ilan ettiği filmdir. önce who is that knocking at my door'da harvey keitel ve sevgilisi bu film üzerine sohbet ederler, ardından mean streets'de yine harvey keitel'ı sinemadan çıkarken görürüz ki, izlediği film the searchers'dır.
  • yalniz kahraman mitinin islendigi bir filmdir.

    --- spoiler ---

    john wayne filmde her ne kadar yalniz olmasa da, filmin sonunda yalniz kalmistir. yalniz kalmaya mahkumdur. butun esraf kapidan iceri, eve girer, olay tatliya baglanmistir. kamera evin icinden ceker, ve kapi boslugunda john wayne tek basina gorunur. kadraj icinde kadraj yaratilir. herkes iceri girdikten sonra kapi kapanir. john wayne disarida kalmistir. intikamini almis, yollara dusmeye hazirdir. cunku o evinden cok cok uzakta yalniz bir kovboydur hitaminda.

    --- spoiler ---
  • binary oppositions'ı temelinden sallayan bir filmdir. esas oğlanın, bir beyaz derili olmasına karşın, aynı zamanda vahşilikle iç içe yaşayan, ikili karşıtlıkların diğer tarafındaki kızılderililerin dilini konuşabilen biri olması itibariyle sistemin hangi tarafında yer aldığı net değil bir kere. her şeyi iyi ve kötü olarak ayıran binary oppositions için adamımız pek çok yönüyle tam ortada kalmakta ve sistemi tehdit etmekte. aynı doğrultudaki diğer örneklere gelecek olursak:

    --- spoiler ---
    john wayne'in canlandırdığı karakterin kızılderililerce kaçırılan yeğenini bulduktan sonra onun artık asimile olarak 'öteki'lerden biri haline geldiğini düşünmesi ve kızı kurtarmak yerine öldürmek istemesi, kızın da aynen adamımız gibi binary oppositions için sorun yarattığı anlamına geliyor. adam yeğeninin 'öteki' konumundaki yerlilerle cinsel ilişkiye girmiş olabileceğini aklına getirdiğinde iyice çıldırıyor ve aslında kendisi de sisteme aykırı bir kişilik olmasına rağmen bu durumu içine sindiremeyerek, bunu büyük bir problem olarak görüyor.

    kızılderili reisinin de john wayne'in oynadığı karakter gibi ikili karşıtlıkların neresinde olduğu net değil. reisin sistemin 'kötü' tarafında yer alması için ortaya konabilecek adam öldürme, kız kaçırma eylemlerini sistemin 'iyi' sınıfına sokmak istediği beyaz adamın da karşı tarafa yönelik olarak gerçekleştirdiği belirtiliyor çünkü. reisin beyaz adamın dilini çok iyi biliyor olması kızı kaçırmış olmasına bağlanıyor ve bu dili ondan öğrendiği söyleniyor; ancak beyaz adamın da yerli dilini çok iyi bilmesinin sebebinin onun da kızılderililere karşı aynı suçu işlemesi olduğu ima ediliyor.

    filmde ev (medeniyet)-doğa (vahşilik) karşıtlıkları da evin içi ve evin dışı şeklinde vurgulanıyor. jeffrey hunter'in oynadığı eleman filmdeki bir başka binary oppositions düşmanı karakter olarak sürekli ortada kalmış bir tip şeklinde sunuluyor. bu karakterin düşük oranda da olsa kızılderili kanı taşıyor olması sebebiyle hep dışlandığını görüyoruz. kendisi filmde medeniyeti temsil eden evin dışında bırakılıyor, kapının dışında oturuyor, yemeğe geç kalıyor, çocuk muamelesi görüyor ve ötekileştiriliyor. bu adamımız birçok karede akli dengesi yerinde olmayan ve tam bir 'öteki' konumunda bulunan başka bir karakterle birlikte gösteriliyor. öte yandan o da kızılderililerle savaşan, yerli kadınları tekmeleyen bir beyaz adam aslında. yani sistemin neresine oturtulduğu belli değil.

    hem şerif hem de rahip olan adamın, beyaz aileye mensup olmalarına rağmen evli olmadıkları halde öpüşen çiftin üzerine kapıyı kapatması, normalde 'iyi' kategorisinde olması gerekenlerin ötekileştirilmelerine örnek teşkil ediyor. beyaz adam, yerlileri bufaloları yememelerine rağmen öldürmeleri nedeniyle vahşilikle suçlarken bir süre sonra bu kez kendisi sebepsiz yere bu hayvanları öldürüyor, hatta ateşkes anında yerlileri sırtlarından vuruyor ve sistemi alt üst ediyor.
    --- spoiler ---
  • akıcılığı eh işte seviyesinde, görsel açıdan bir nane bulunmayan, kanımca fazlaca abartılan john ford filmi.diyaframı kapalı tutup iç mekandan dışarıyı çekmek görsel başarıysa bir şey diyemeyeceğim.

    izlediğim en faşist filmlerden de birisi ayrıca. mide bulandırıcı düzeyde hem de.

    week-end'de bir sahnede telsizden "battleship potemkin'den the searchers'a" gibi bir selam çakma vardı. senelerdir izlemeyi planladığım bir filmdi sırf bu yüzden.

    godard'a da buradan teessüflerimi gönderiyorum sözlük.
  • başta ve sonda çalınan şarkı, belki de bir westernde çalınmış en derin şarkıdır ve filmin bir başyapıt düzeyine yükselmesinde kanımca büyük payı vardır.

    what makes a man to wander?
    what makes a man to roam?
    what makes a man leave bed and board
    and turn his back on home?
    ride away,
    ride away,
    ride away.

    nedir bir insanı başıboş dolaştırıp duran?
    nedir bir insanı oradan oraya sürükleyen?
    yatağını terk edip uzaklara götüren
    ve tekrar evine döndüren?
    düş yollara
    düş yollara.
    düş yollara."

    a man will search his heart and soul,
    go searchin’ way out there.
    his peace of mind he knows he’ll find,
    but where, oh lord, lord, where?

    ride away!
    ride away!
    ride away!

    "bir adam arar kalbini ve ruhunu
    gider arar ötelerde
    biraz iç huzuru
    bitmez hiç bulma umudu
    ama nerede, tanrım
    tanrım, nerede...
    düş yollara
    düş yollara.
    düş yollara."
  • 1979'daki geri dönüşleri muhteşem olan grup. new wave'in ortasında kendi adlarını taşıyan albümle power pop'un en iyi albümlerinden birini çıkarmış oldular. 1981'de de play for today'le ise zirveye ulaştılar diyebilirim. açıkçası 60'ları pek sevmememe rağmen 1979 ve 1981'deki bu iki albümleri gerçekten dinlemeye değer. özellikle play for today'i önerebilirim the searchers'ı sadece 60'lar grubu olarak tanıyanlara. 70'lerin sonundaki bu iki albümü 60'lardakilere dahi tercih ederim hatta şahsım adına.
  • john ford' un müthiş kompozisyon yeteneğinin, büyüleyici bir atmosferle beraber seyirciye sunulduğu, tüm zamanların en iyi filmlerinden ve westernlerinden biri. filmin her karesinin bir kartpostal niteliğinde olması da bu duruma katkı sağlıyor ve izleyende büyük bir etki bırakıyor. john wayne' in canlandırdığı ethan karakteri, ölümcül bir ırkçı olmasına rağmen, seyircinin ona karşı olan sempatisini koruması ise, john ford' un nasıl bir deha olduğunu gözler önüne seriyor. amerika' daki çeşitli ırkların beraber yaşaması ve bu durumun aileler, insanlar üzerinde yarattığı deneyimin çeşitliliği hususunda unutulmaz bir film yaratıyor ford.