şükela:  tümü | bugün
589 entry daha
  • douglas coupland, george walden ve stephen hawking gibi hayranları olan simpsons’ı ciddiye almak artık sıra dışı olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline geldi.

    simpsons basitçe, çağımızın en büyük kültürel değerlerinden biri haline gelmiş durumda. aslında o kadar büyük ki sadece felsefi fikirleri yansıtıp onlarla oynamakla kalmayıp gerçekten de felsefe yapıyor ve bu konuda gayet iyi.

    peki bir çizgi film bunu nasıl başarabildi? çünkü bir çizgi film, çağımızı anlatmanın en iyi yöntemi.

    bugün dürüstçe ve akıllıca konuşabilmemiz için insan hayatının ve insanların çabalarının saçmalığını kavrayabilmemiz gerekiyor. insanların hayatları ve kaderleri hakkında büyük ve yüce felsefeler kurma denemeleri başarısız oldu.

    bizler doğrulmak için elinden geleni yapan, doğrulmaya çalışırken genellikle bir şeyleri berbat eden, ama hayatın yine de güzel olduğunu fark edebilen çıplak maymunlar olduğumuzu biliyoruz. gerçekte ihtiyacımız olmayan “önemli olduğumuz” yanılsamalarından sıyrılmalıyız ve şüphesiz ki bu konudaki en iyi yardımcımız komedi.

    “eleştirel karikatür aslında felsefi bir dünya çünkü bize hakikati onu soyutlaştırıp damıttıktan sonra bize tekrardan sunarak gerçekleri yansıtıyor ve bunları gerçekçi kurguların yapabileceğinden daha iyi aydınlatıyor.”

    simpsons bu konuda, özellikle konu dinle alakalı olduğunda, çok başarılı. simpsons bir ateizm propagandası değil. simpsons’ın ana hedefi tanrı’ya ve doğaüstü olan şeylere inanç değil; bazı organize dini grupların, şaşırtıcı bir şekilde, yaratıcının iradesini biliyor oluşlarına dair küstahça inanışları.

    örnek vermek gerekirse, kâfir homer bölümünde homer, kiliseye gitmekten vazgeçiyor ve tanrı’ya kendi yöntemiyle, yani televizyon izleyerek, tembellik ederek ve külotuyla dans ederek ibadet etmeye karar veriyor.

    homer bölüm boyunca kendisini birtakım argümanlarla haklı çıkarmaya çalışıyor,

    “her pazar bir binaya gidip ibadet etmenin ne anlamı var, tanrı her yerde değil mi?”
    “yüce olanın, aciz bir adamın haftasının bir saatini harcayışından daha önemli işleri olduğunu düşünmüyor musun?”
    “ya yanlış dine inanıyorsak? her hafta tanrıyı daha da sinirlendiriyorsak?”
    homer’ın itirazları gerçek felsefecilerin kurduğu ince argümanlardan değil. onun anlatmak istedikleri gerçekten basit ve bu yüzden kolayca dile getirilebiliyorlar.

    tabii ki onlar hakkından söylenebilecek ve söylenmesi gereken daha çok şey var ama bir dine inanıp inanmamanın kararını verirken bizim için önemli olan sebepler, simpsons’daki temel gerçeklere dinin akademik felsefecilerinin karmaşık zihnî entrikalarına olduğundan daha yakın.

    ve bu, kurdukları yüksek düzeyli argümanlarıyla mantığın ustaca tınılarını çıkaran ama insanların kalbinde ve aklında yer edinmeyen felsefeciler için bile geçerli. onlar homer’ın çarpıcı ve ilgi çekici gitar nakaratının yanında sadece uzunca gitar soloları olarak kalıyor.

    ancak, basit olmak ve basite indirgemek -simpsons’ın evrenindeki en büyük suçlardan biri- birbirinden farklı kavramlar.

    bunu, homer’ın evinin yanmasını, dinden dönmesinin ilahî bir cezası olarak yorumlarsak görebiliriz.

    ama aslında yangına sebep olan şey tanrı’nın öfkesi değil, homer’ın gururu ve kibridir.

    homer, kanepesinde oturup böbürlenerek “abi, ben hariç herkes salak.” diye düşünürken uyuya kalır ve sigarasını elinden düşürür.

    ve bu yüzden yangının çıkmasının sebebinin basit olmaktan basite indirgemeye sapmak olduğunu söyleyebiliriz. homer’ın hatası, dini terk etmesinin temel sebeplerinin basit olmasından dolayı bunların tartışmaya kapalı olduğunu ve insanlardan öğrenecek hiçbir şeyi olmadığını düşünmesi. ve bu basit olmak değil, basite indirgemektir.

    basite indirgenmiş yanılgılar hakkındaki temel gerçekleri açığa çıkarmak, yemek yapan aşçıların yanında bulaşıkları yıkamanın küçümsenebileceği gibi küçümsenebilecek bir felsefi görev değildir.
    çünkü konu felsefenin gerçek hayatla alakalı olmasına geldiğinde, büyük sorunlar hakkındaki bütün uğraşılarımız aslında basit olan düşünceler tarafından yönlendiriliyor.

    zengin bir felsefi dünya görüşü bu bakımdan noktacı bir resme benzer, bu tür resimler binlerce küçük noktanın birleşmesinden oluşur. tuğlaları noktalardan oluşan bu resme uzaktan bakıldığında görülen şey çok daha karmaşıktır.

    yine de noktaların sadece nokta olduğunun ve hataların bu noktaları yeterince dikkatli bir şekilde inceleyemeyenler tarafından değil, bir ya da birkaç noktaya sabitlenip o noktaların büyük resimle olan uyumunu göremeyenler tarafından yapıldığını hatırlatmak gerek.

    ve simpsons’ın gerçekten de geniş bir tuvali var.

    herhangi bir birey veya grup, onların taraflı ve zavallıca dünya düşünceleri tek ve esas olarak alındığında gülünç olarak gösteriliyor. bu sebeple kimse programın hicvinden kaçamıyor ki bu hiciv, dizinin aslında bize verdiği neşelendirici” biz çok saçma bir türüz ama birlikte harika bir dünyayı oluşturuyoruz.” mesajı için çok önemli.

    simpsons, monty phyton gibi, varoluşçuluk felsefesi üzerine komik bir anglosaksonal, ki bu fransa’da daha trajik bir hale bürünmekte, bakış açısına sahip. albert camus’nün saçmalamalarını irade değil, alaycı kahkahalar reddeder.

    çizgi filmlerin felsefe yapmanın en iyi şekli olmasının sebeplerinden biri de onların en az felsefe kadar gerçek dışı olmalarıdır.

    felsefe, dünyayı bizim hayal ettiğimiz ya da istediğimiz gibi değil, olduğu gibi anlamlandıracak şekilde gerçek olmalıdır. ama felsefe genel seviyede sorunlarla uğraşıyor. bu alan, büyükçe bir soyut kavramlar serisiyle ilgilenmekle meşgul: gerçek, adalet, iyi, kimlik, bilinç, akıl, anlam ve bunlar gibi daha birçoğu.
    çizgi filmler, gerçek hayattan felsefecilerle aynı şekilde soyutlanır. homer bir film ya da roman karakterinin olduğu gibi gerçekçi bir karakter değil, ancak sıradan bir amerikan vatandaşı olarak tanınabilmekte. onunki; onda kendi yansımamızı gördüğümüz sıradan bir insanın gerçekliği değil, içinde hayatın özünü bulunduran soyutlanmış gerçek hayatın gerçekliğidir.
    eleştirel karikatür aslında felsefi bir dünya çünkü bize hakikati onu soyutlaştırıp damıttıktan sonra bize tekrardan sunarak gerçekleri yansıtıyor ve bunları gerçekçi kurguların yapabileceğinden daha iyi aydınlatıyor.
    işte bu yüzden zamanımızın en akıl dolu ve felsefi kültür ürünü bir çizgi film ve onun yaratıcısı, matt groening, platon’un, aristo’nun ve kant’ın gerçek varisi.
2 entry daha