şükela:  tümü | bugün soru sor
  • porcupine tree'nin 1995 tarihli fusion ve progressive rock arası çift cd albümü, parçaların sırası şöyle:

    cd1-1. the sky moves sideways phase 1
    cd1-2. dislocated day
    cd1-3. the moon touches your shoulder
    cd1-4. prepare yourself
    cd1-5. the sky moves sideways phase 2

    cd2-1. the sky moves sideways (alternate version)
    cd2-2. stars die
    cd2-3. moonloop (improvisation)
    cd2-4. moonloop (coda)
  • tamamını dinlerken bana pink floyd'un echoes'u dinliyormuşcasına dinginlik, huzur ve tazelik veren, son derece deneysel, nane gibi mis kokulu bir porcupine tree albümü.
  • we lost the skyline
    we stepped right off the map
    drifted in to blank space
    and let the clocks relapse
    we laughed the rain down
    slow burn on the lawn
    ghosts across the lawn
    swallowed up the storm
    sometimes i feel like a fist
    sometimes i am the colour of air
    sometimes it's only afterwards
    i find that i'm not there
    in the dream dusk
    we walked beside the lake
    we watched the sky move sideways
    and heard the evening break
    sometimes i feel like a fist
    sometimes i am the colour of air
    sometimes it's only afterwards
    i find that i'm not there

    en mukemmel porcupine tree sarkilarindan.
  • - hakkında bu kadar az entry girilince...

    porcupine tree'nin diskografisini yalayıp yutmu$ biri değilim. fear of a blank planet'le ba$ladı tanı$ıklığımız ve deadwing ile "bu adamların her albümünü elde edeyim!" arzusu yüreğime yerle$ti. the sky moves sideways ise, i$te tanı$ıklığımızın henüz yeni olduğu o günlerde kompütere diğer albümlerle birlikte atılmı$, ismi, kapağı ve albüm olarak duru$uyla "ulan bu kesin manyak güzel bi albüm..." dü$üncesini zihnime daha dinlemeden yerle$tirmi$, uzun dinlemelerden sonra ise ba$yapıt olarak nitelendirmekten geri durmayacağım bir yapıt, bir eser-ül art.

    zannediyorum, ayakları yere basan, kendine güvenen, biraz da hırs sahibi tüm progressive rock gruplarında, kariyerlerinin bir noktasında ortaya epik bir eser koymak isteği hasıl oluyor. sevdiğim modern(aktif de diyebiliriz) gruplara $öyle bir bakıyorum da, çoğu elp, genesis, pink floyd gibi grupların o dönem ortaya koyduğu tarkus, suppers ready, echoes gibi destansı, muazzam eserler ortaya koyuyorlar bir $ekilde. i$te the sky moves sideways, steven wilson efendinin bu sanatsal hırsının bir ürünü.

    zannediyorum üç dört ayrı versiyonu var, kiminde bazı $arkılar yok, örneğin ilk versiyonunda drum machine kullanılmı$, daha sonra 2004'de remastered edition deyu bilinen çift cd'lik bir versiyonu daha çıkıyor-ki burada davulları gavin harrison ki$isi çalmakta. öncelikle, bu müthi$ albümü dinleyecekseniz, bu versiyonu bulmanızı salık veririm. böyle de güzel bir insanım.

    albüm, içindeki bonus yahut alternate take mevzularını saymazsak, be$ parçadan olu$uyor. ilk ve son parçalar the sky moves sideways'in birinci ve ikinci bölümü. arada dislocated day, the moon touches your shoulder ve prepare yourself adlarında üç $arkı var. bu haliyle wish you were here'a doğrudan bir gönderme, the sky moves sideways'in de shine on you crazy diamond'ın tahtına göz dikmi$ olduğunu biraz sinsi bir bakı$ açısıyla söyleyebiliriz.

    ba$tan sonra kendinizi vererek dinlemeniz lazım bu albümü; zira öyle böyle değil, müthi$ bir $ey. albümü ilk dinlediğim zamanlarda sadece yakla$ık 35 dakikalık epiğe odaklandım ve fakat aradaki diğer üç parça da tek kelimeyle muazzam. dislocated day süper rifflere sahip, $u ana kadar dinlediğim porcupine tree parçaları içinde gitarın kullanımından en fazla hazzı aldığım parça oldu. the moon touches your shoulder bir ba$ka güzellik, az bilinmesini isteyeceğiniz, payla$maktan korkacağınız saflıkta, dinlediğim en güzel $eylerden biri. steven wilson'ın vokalleriyle harikulade bir uyum sergiliyor parçanın bütünü. prepare yourself 1:58'lik bir geçi$ parçası, epiğin ikinci bölümüne cidden hazırlıyor dinleyiciyi.

    the sky moves sideways'in kendisinden bahsetmek gerekirse, her anında dikkat kesilmek gerektiren a$mı$ bir eser kendisi. ilk birkaç dinleyi$te bir miktar durağan gelebilir, normaldir, böyle bir eseri bir anda algılamak pek mümkün değil zaten. zaman içinde sırlarını, gizemlerini ke$fedeceğiniz yıllar sonra bile tat alabileceğiniz türde bir eser aslında.

    bu parçada beni en çok etkileyen bölümlerin ba$ında, be$inci dakikaya doğru giren ve "we lost the skyline..." $eklinde ba$layan ilk vokal kısmı var. ardından altıncı dakikanın sonlarına doğru gelen clean gitar solosu bana o eski prog. rock $ahikalarını dinliyormu$um hissi vermesinden kelli parçanın en beğendiğim bölümlerinden biri oldu. ardından gelen kısımda bas gitara dikkat kesilmek elzem. parçanın ikinci bölümünde ise hatun vokalli (bu bölüm bana planescape torment oynuyormu$um tadı verdi, o oyununun soundtracklerine benzettim, hmm) dakikalar çogzel, çok $ahane. parçanın bünyeye huzur zerk eden dalga sesleriyle kapanı$ı da bir o kadar $ukela.

    albümün farklı versiyonlarında ba$ka parçalar da var (moonloop, stars die), ben henüz onlara dalmadığım için değinmedim bu entryde kendilerine. korkuyorum ulan, yava$ yava$, tadını çıkara çıkara... sonra $eyederiz, rahat olmak lazım. neyse, dinleyiniz efendim, bu eserden kendinizi mahrum bırakmayınız. olması dolması.
  • alternate versiyonunun 11:04-11:20 arasına dikkat edin. erkan oğuru göreceksiniz, şaşırmayın.
  • içinde steven'ın kendi solo çalışmalarından veneno para las hadas'ı, no-man'in heaven taste'ini barındıran -ya da heaven taste'in kendisini ve light mass prayers'ı da barındırdığı- en bir güzel porcupine tree şarkılarından biridir.
    nasıl cümle kuracağımı bilemedim, öyle iç içeler işte. öyle de güzeller.
    kimileri huzur verir bu şarkı demişse de heaven taste'le benzettiğim kısımları bana ölümü çağrıştırıyor (zamanın nazi kampını ziyaret etmeye giderken dinleyip durmamın da bunda etkisi var, ama oraya gitmeden önce de hali hazırda bu çağrışımı yapıyordum, bir de şimdi hayal et). tam da bu nedenle heaven taste'i çok dinleyemiyorum, ama bunu dinlerim, çünkü anlattığı zirilyon tane şey daha var...

    tüm bunlardan ayrı olarak, ne kadar severseniz sevin porcupine tree'yi ilk kez tanıştıracağınız kişilere dinletirken bununla (daha doğrusu bu albümle) başlamayın diye tavsiye ediyorum. zira yıllar önce kendine bu albüm gösterildiğinde grubu beğenmeyenler belli bir zaman sonra in absentia dinleyip grubun aşığı olmuşlardır. ilginç gibi gelebilir ama iki kişi üzerinde görüldü en azından.
    ha bir de fuse the sky da var sanki bir yerlerde... yıldızlar ve ölüm...
  • adının hakkını veren bir şarkı.
  • porcupine tree'nin, psychedelic müziğin pink floyd'dan sonraki temsilcisi olduğunu tescilleyen albüm/şarkı. dinlediğim en kendine özgü albümlerden birisi.
  • gündüz başka, gece bambaşka kafa yaşatan porcupine tree şarkısı.
  • alternate versionda bildiğin klarnet taksimi olan kaçık pt parçası. şarkı gerçekten kaçık tamam da abi o klarnet taksimi ne be? ben böyle güzel bişey dinlemedim.

    ps: e-bow diyenler olmuş, birkaç kere dinledim e-bow olma ihtimali de var ancak sound bildiğiniz efekte boğulmuş klarnet. arada çıkıyor o derinliğin içinden net klarnet sesi duyulabiliyor ona dayanarak konuşuyorum.