şükela:  tümü | bugün
  • ketçaplı makarna gibi albüm; önüme koyarlarsa seve seve yerim ama yoğurtlu ya da arrabbiata olsa daha güzel olurdu falan derdim. sıradan bir tadı var işte. kafede fon müziği olarak iyi gider.

    ayrıca borderline rework'ü de, eksik parçaları olan bir yapboza hiç oturmayacak parçalar yerleştirilmiş gibi olmuş.
  • bok gibi albüm olmuş.
  • müko olmuş glimmerlar borderlineler falan.
  • bugün birkaç kez üst üste dinledim albüm kafamda henüz tam olarak oturmadı tabi ama one more hour bi başka olmuş. özlemişiz.
  • bu albüm beni gereksizce mutlu etti ya neden beğenilmedi anlamadım. is it true özellikle çok sevdirdi. çalsın arkada saatlerce dinleyelim.
  • 5 yıllık uzun bir aradan sonra kevin parker ve orkestrası tame ımpala, the slow rush ile geri döndü. parker’ın artık içine kapanıklığını bir nebze de olsa attığı ve kendi tariflediği “ebedi iyimserliğin” çevresinde albümü değerlendiriyoruz.

    tame ımpala en başından beri solo bir projenin ismi olduğundan dolayı incelemenin geri kalanını kevin parker üzerinden yapacağımızı belirtelim. kevin, bildiğiniz üzere grubun hem söz-şarkı yazarı, hem vokalisti, hem davulcusu… her şeyi.
    dördüncü stüdyo albümü konseptine yakışır şekilde 14 şubat’ta bizlerin huzuruna sunuldu. önceki albümlerinden daha uzak, daha yumuşak bir saykodelik havanın içinde, nabzımız yükselmese bile nereye dokunacağını bilen şarkılar içeriyor slow rush.
    zaten kevin, apple music’e vermiş olduğu röportajda da “abi tame ımpala bozdu ya”cılara kapıyı marlyn manson’un “albümleri eski dinleyicileri tatmin etmek için değil, yenilerini kazanmak için yapıyorum” sözüne atıfta bulunarak kapatıyor.

    current’sın 10’lu yıllara vurduğu damgadan sonra, uzunca süren konserlerin sonunda parker kendini bir arayış içinde bulmuştu. bu arayışın sonu lady gaga, travis scott ve kanye west gibi isimlerle yürütülen ortak çalışmalar ile bitti. kabuğundan fırlamış parker’ı bir anda lady gaga’nın perfect ıllusion klibinde slow rush’ın da temellerini atan bir ışığa dönüştü. parker, içinde bulunduğu bu ortaklıkların özellikle şarkı sözlerine etkisinden bahsediyor. artık içini daha rahat dökebiliyor.

    one more year, ile daha ilk şarkıdan bizi içine alan, takip olarak bir “arc” şeklinde ilerleyecek olan bir albüm the slow rush. “ı think there’s a way, why don't we just say, one year?” derken o ışıklı yola tekrar giriyorsunuz. şarkı asla bitmeyecek olan bir döngünün ufak bir kesiti gibi. parker da böyle tarif ediyor zaten. kimi zaman şarkıyı 20 dakika kadar hiç durmadan çaldığını söylüyor. tam olarak da yaptığı şeyi, geçtiğimiz aylarda miami’den almış olduğu evden bahsettiği ınstant destiny ile albüm enerjisini korurken bahsettiğim ark’ın üstüne doğru tırmanıyoruz. iç gıcıklayıcı bir pop soundu ama tame ımpala tozlarıyla. daha önce single olarak duyduğumuz ve üzerinde hafif vokal, bas değişikleri yapılmış borderline, parker’ın “ebedi iyimserliğinin” sınırını çiziyor adeta. albüm artık duygusal bir noktada ve sınırın ötesinde, bizi albümün en özel işlerinden biri bekliyor: posthumous forgiveness. 2009 yılında kanserden kaybettiği babasına bir ağıt niteliğinde. parker’ın bu şarkıda kelimelerden sonra en büyük silahı ise perküsyon. 6 dakikalık bu şarkının ikinci kısımda ise bir haykırış mevcut: “wanna play you all my songs”.
    70’li yılların funk şarkılarına eşlik eden piano ritimleriyle aklımıza kazanan breathe deeper ise şu anlık albümün en sevilen şarkılarından. tomorrow’s dust ise içe kapanıklığın açıldığı bir başka şarkı. sakin akustik giriş ve kevin parker’a özgü perküsyonlarla şarkı içine alıyor bizi. sonlara doğru eklenen klavyelerle birlikte doruk noktasına ulaşıyor ve bizi oradan albümün en duygusal şarkısı on track’e taşıyor. “hayallere tutunmanın acısıyla beraber her zaman bir mucizenin beklenmesi” parker’a göre ana teması bu şarkının. lost ın yesterday şimdiden her çevreden insanların sevgisini kazanmış gibi görünüyor. konserlerin açılış şarkısı olmaya aday bir eser. ıs ıt true, bir önceki şarkıda aldığımız enerjinin devamını getiriyor. nakaratı bir kez dinlemeyle tüm gün dillerde dolanacak türden. yoğunluk olarak bir arc çizdiğini belirtmiştik albümün, sonlara yaklaşırken ıt might be time sözleriyle, parker’a göre negatif düşüncülerin yüzüme vurması. siren sesleri çalmaya devam ediyor şarkıda ve biz glimmer’a geçiyoruz. konserlerde, kevin parker sahne arkasında nefes alırken bizim de o sırada bekleyişimizi hareketli kılacak olan güzel bir house türden şarkı glimmer. albümün son şarkısına geldiğimizde, artık yolun sonuna geldiğimize fark ettirecek sertlikte gitar riffleri içeren one more hour karşılıyor bizi. 7 dakikalık bir son.
    currents bundan yıllar sonra bir devrimi simgeleyecek hiç şüphesiz. bu tarz albümlerden sonra gelen ilk albüm sanatçıları her zaman strese sokar. kevin parker da bu stresi yaşamış olacak ki 5 yıl gibi uzun bir aranın ardından duyabildik yeni albümü. yoğun, samimi sözlerini, kendi müzikal mükemmeliyetçiliği ile doldurduğu the slow rush 2020 ve sonrasında hepimizin hatırlayacağı bir albüm olarak kalacak kulaklarımızda. kendisine bunun için teşekkür ediyoruz ve en kısa zamanda henüz hiç uğramadığı ülkemize bekliyoruz.
  • dinledikçe güzelleşen, oturduğunuz yerde dansettiren* tame impala albümü.

    spotifydaki şarkılara eklenmis gorseller ve şarkıların hikayeleri harika bi eklenti olmuş ayrıca, dalıp gidiyorum görüntülere.
  • benim için (bkz: wuhan virüsü) nedeniyle kötü hatırlanacak albümdür. şöyle ki, her sabah servise bindiğimde bu albümü açıyorum ve wuhan virüsü başlığını okuyorum. dolayısıyla bende bu ikisi bir gibi kodlanmış durumda. (bkz: one more year)'ın başını duyar duymaz, wuhan sokaklarında virüsten kaçıyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum. hiç olmadı bu.

    (bkz: breathe deeper) çok güzel ama. o henüz moralimi bozmadı.
  • currents, "let it happen", "new person, same old mistakes", "love / paranoia" ve her ne kadar çok sevmesem de "the less ı know better" gibi devasa hitler barındıran bir albümdü. buna rağmen albümün kalan şarkıları en fazla ortalama denilecek bir seviyedeydi. the slow rush ise bu saydığım 4 şarkı ölçeğinde devasa hit şarkılar içermiyor. buna rağmen çok daha dengeli ve iyi bir albüm toplamda. "ı wanna say it's alright, you're just a man after all" derken ve "how could ı love again?, how could ı ever ask for more?" diyerek bitirirken içinizde çok derin yerlere dokunuyor. currents gibi barda duyduğunuzda herkesin "let it happen işte ya" diyeceği bir albüm değil bu, daha çok evde ışıklar kapalı, kendinizle başbaşa odanızda dinlerken size eşlik edecek harika bir yol arkadaşı. içine girmesi biraz çaba istiyor ama karşılığını fazlasıyla veriyor.
  • the slow rush in an imaginary place: https://youtu.be/ea9urfojgm0