şükela:  tümü | bugün
  • ilginç bir half-life 2 modu. stanley bir şirkette çalışan 427 numaralı bir çalışandır. yaptığı tek şey sandalyesinde bütün gün oturup tuşlara basmaktır. önündeki bir monitör hangi tuşa ne kadar süreyle basması gerektiğini söylemektedir. ama bir gün bir şeyler değişir...

    oyunun 6 sonu var ve hepsi birbirinden farklı. bütün sonları oynamak 1 saat kadar sürüyor. ilginç bir şekilde etkiliyor insanı oyun. alttaki linkten modu indirip readme dosyasındaki adımları takip ederek oynayabilirsiniz. steam gerekiyor oynamak için.

    http://www.gamefront.com/…vice/thankyou?id=20639460

    modu çalıştırma imkanınız yoksa alttaki linkten tam walkthtough'unu izleyebilirsiniz.

    http://www.youtube.com/watch?v=gblvohnv2k0
  • demosu oynanmalıdır. demosu steam'de mevcuttur, oyunun kendisi de yarın steam'de mevcut olacaktır.
  • bugün itibariyle hd versiyonunu satın almış bulunmaktayım. şu ana kadarki izlenimlerimi şöyle özetleyeyim: değişik ne idüğü belli olmayan bir oyun. tam da bunun için oyunu beğendim belki de. şu ana kadar oynadığım bütün oyunları sorgulamama sebep olan bir şeyler içermekte.
  • klasik oyun anlayışını yerle bir etmiş değişik bir tat.

    --- spoiler ---

    başta kendinden emin ve "beni dinlemedin gittin oradan al bak ne oldu" tarzında konuşan oyun kurucunun sonlara doğru kafasının karışması "ne oldu ya nereye geldik böyle olmayacaktı" tarzı konuşması, sonra hepten "ya şu kapıdan gidelim yeni maceralara hazırım ben" moduna geçmesi tadından yenmiyor :)

    --- spoiler ---
  • çok garip, felsefik, sorgulayıcı, müthiş bir oyun. steam farklı bir oyun olarak yayınlamadan önce böyle bir hl2 modu olduğunu bilmiyordum, çok şey kaçırmışım. 2 sene geriden gelmişim.

    bir insanın hayattaki görevi nedir? evlenmek mi? bulaşık yıkamak mı? çocuk sahibi olmak mı? seri katil olmak mı? yoksa hiçbir şey bilmemek, hiçbirşeyi sorgulamamak mı? ne zaman ne yaptığımızı, neden burada olduğumuzu bildik ki? insan bilinçsiz bir varlık mı? insanlık tarihinden beri kendimizi "düşünen, sorgulayan" bir varlık olarak tanımlıyoruz. yoksa kendimizi inkar mı ediyoruz?

    zavallı ve sıkıcı hayatımızda aslında hiçbir seçim hakkımız olmadığını anlıyoruz. hayatımızı hep kontrol eden birileri var. karınızdan gelen bir telefon bile sizin özgürlüğünüzü kısıtlıyor. ya da durun! belki karınız yoktur? kim sever ki sizi? neyi sorguluyoruz? karınız olsa ne değişecekti ki? gene (her zaman olduğu gibi) sabah 8 de işte olacaktınız. mesai bitene kadar tuşlara basacaktınız. belki tuşlara basarken içinizde kopan fırtınaları düşleyecektiniz. beyniniz bir maceradan diğerine koşacaktı. mesai bittikten sonra eve giderken gene 2 ekmek alacaktınız. akşam çocuklarınıza hikayeler anlatıp, biraz televizyon izleyip gene uyuyacaktınız. ve hop! saat 8, gene iş yerinizdesiniz!

    çoğu zaman ne yaptığımızı ve ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz. sınırsız özgürlüğe sahip olsak ne yazardı ki? birilerinin bizi sürekli doğruya yönlendirmesi lazım. ye sev dua et gibi... hayatta kalmanın tek yolu bize sunulan hayatı takip etmek değil mi? normal olan da bu değil mi?

    mümkün değil ama özgür kaldınız diyelim. eski yaşam tarzınızı özlemeyeceğiniz nerden belli? belki de hayattaki amacınız odur. sabah 8 de kalkıp, akşama kadar tuşlara basmak. belki de bunun için varsınız. hayatta verdiğiniz en ufak kararın bile ilerde sizi ve çevrenizi ciddi anlamda etkileyecek olması ne kadar da garip bir duygu, değil mi? belki de sizi kontrol edene "ne olur, bırakın beni. sıkıcı işime geri döneyim!" diye yalvaracaksınız, ama boşuna. çünkü siz özgürsünüz. yaptığınız seçimler sadece sizi ilgilendirir.

    belki de edgar allan poe'nin dediği gibi "hayat, rüya içinde bir rüya"dır. öyle rüyalar ki zamanında birini çok sevmenize rağmen, belli bir zaman sonra adını bile hatırlamıyorsunuz çünkü rüyalarınızın içine rüyalar ve onun içine daha rüyalar giriyor. birden herşeyin anlamsız olduğunu hissediyorsunuz. "ben gerçeğim" demek istiyorsunuz. bunu ayna karşısında da yapabilirsiniz. "ben gerçeğim, eşim, çocuklarım ve patronum var." işte bundan sonra ip kopuyor.

    inanılmaz rahatsız edici bir oyun. oynayacak bir şey yok. siktirin gidin.

    cosplay'i : https://i.hizliresim.com/kxjbda.jpg
  • tek kelimeyle açıklanabilecek oyun.

    (bkz: mindfuck)
  • dear esther ile birlikte en acaip oyunlar zirvesine oynamaktadır.

    --- spoiler ---

    "this isn't a challenge, it's a tragedy."

    --- spoiler ---
  • steam yılbaşı indirimlerinin gözbebeği olacak oyun. daha doğrusu oyun değil...
    yani aslında oyun da, siz mi oynuyorsunuz yoksa oyun mu sizinle oynuyor o belli değil.

    merak edenine gelsin, almadan önce bi göz atarsınız : the stanley parable

    ps. spoiler yoktur, zaten oyunda spoiler imkansız gibi bişey ^^
  • tarihin en iyi oyunlarından biri.
  • dış sesin stanley'e gıcık olunca "stanley was fat and ugly and really really stupid" dediği oyun.