şükela:  tümü | bugün
  • hic de bahsedildigi gibi romantik komedi olmayan film. bastan sona son derece sikintili, bastan sona evliligin dagilma asamasini anlatiyor, araya hos bir kac flashback koyunca bilmiyorum romantik mi oluyor, ama komedi hic olamiyor...

    bruce willis, butun film boyunca, hastalikta saglikta, yine o illet edici yamuk siritisiyla biseyler yapiyor; michelle pfeiffer tuhaf bir hoslugu olan bir hatun ama o kadar...

    karsi cikilacak bazi noktalar olsa da, sonlarda, m. pfeiffer'in monologunun oldugu sahne oldukca iyi.
  • dusununce, filmde farkli/pozitif bir yaklasim var. son bir iki yildir amerikan filmlerinde gozlemledigim "zararin neresinden donsen kardir", "yurumuyorsa biraktir, daha iyilerini mutlaka bulacaksindir" gibi abuk soylemlerden farkli olarak, filmde, "biz bu olaya bir emek sarfettik, bir takim seyler insa ettik, icine sicmayalim" dusuncesi mevcut (bkz: evlilige inanmak).
  • bir kere dinlemek yeterli olacakken otuzyedi nokta sekiz kere dinlemek zorunda kaldiginiz bir eric clapton bestesinin yer aldigi film. e. clapton bu sarkiyi senaryoyu okuduktan sonra bestelemistir.
  • karakterlerin surekli bagirma halinde oldugu film.
  • bruce willis, michelle pfeiffer’dan ayrılmadan önce: içimizden birinin çıkıp bunun saçma olduğunu, birbirimizi sevdiğimizi, bütün çiftlerin bunu yaşadığını(ve üstesinden geldiğini), birbirimize bir şans daha vermemiz gerektiğini söyleme zamanı gelmedi mi şeklinde güzel bir konuşma yapar. burda bitmek üzere olan ilişkideki son çırpınışları,ilişkiyi sürdürmek için gerekli olan enerjinin tükenmesini, güzel birşeyler söylemeye çalışırken sıçıp batırma durumunu güzel bir şekilde irdeler. bunun üzerine michelle pfeifier kayıtsız kalarak arabadan iner.
    filmin vurucu sahnelerindendir. sadece bu bölümü için filmi baştan sona beş altı kez izleyenler vardır.

    isn't this the moment where one of us says:
    this is ridiculous.we love each other.
    all couples go through this. let's give it another try?
  • bu film böyle doğru zamanda izlenince gerçekten iyi olan filmlerden birisi.. yoksa öylesine sırf oyuncuları, sözü, müziği, görüntüsü iyi diye izlenirse olmaz çünkü zaten öyle bir tarzı ve iddiası yok sanırım. ayrıca ost'deki şarkıların isimleri çok şeker filmin sahnelerine göre isimlendirilmiş gibiler. sırf şarkı isimlerini okuyunca zaten filmi izlemiş kadar oluyor insan.
  • michelle pfeiffer'ın yani kadının derdini anlatmak için 5 dakika aralıksız konuşurken -ki bu evliliğe verdikleri emekten, bunun meyvesi cocuklardan, tabi sebep sadece çocuklar değildir, birbirlerini çok uzun zaman boyunca sevmişliklerinden, birinin bir söylediğinin ötekinin anısında neler canlandıracağından, aynısını nasıl başka birisiyle yakalayacağından, tükenmişlikten ama bunca şey yaşadıktan sonra ötekine bir kenardan bakarken birden onu nasıl seviyor olduğunu farketmekten bahsederken- bruce willis'in yani erkekin bütün bunları sessiz ve gözleri dolarak dinledikten sonra kadına uzanıp, sarılıp sadece seni seviyorum demesi bir kere daha kadın-erkek farkını gözler önüne serer: kadınlar teoriden erkekler pratikten gelir. iyi günler.
  • bruce willis'in her dem siritan yuz ifadesinin ilk defa bir senaryoda ise yaradigini dusundugum sosyal icerikli bir filim.