şükela:  tümü | bugün
  • ursula k leguin'in ekumen ile ilgili son kitabidir ( harcourt 2000; gollancz, 2001). leguin bu kitabinda gelisim adina kulturlerini gozden cikaran, hatta yeniye uyusmadigi icin kulturlerini yok etmeye calisan aka halkini dunyali ekumen elcisi sutty'nin gozlerinden anlatiyor. her kitabinda oldugu gibi anlattiklari gozlerimizin dunyamiza donmesine yol aciyor. (bkz: mao cini ve taoizm)
  • aynı zamanda the middle üçüncü sezon yirmi üçüncü bölümünün adı.
  • ithaki bilimkurgu klasikleri dizisi içinde yayımlanan bir ursula k. le guin romanı.

    türkçe çevirisinin ismi ise anlatış olmuş.
  • "yıldızlara yürüyüş"ü slogan edinmiş akalıların kendilerini değişime zorlayışlarının öyküsünü kapağın hemen ardında istikbal göklerdedir sloganı ile okuyabileceğiniz, taze okuduğum ursula k. le guin eseri.

    spoiler başlangıcı

    benim en sevdiğim kısımlardan birisi anlatış inancının şirketin anti-anlatış politikasını da içine alabilen bir genişlikte olmasıydı. tek nokta, maz odiedin(yanlış hatırlamıyorsam)'in belirttiği gibi: öyküsünü anlatabilmek için önce ölmesi gerekmesi. şirket de doğduğu gibi ölecektir, ikidir aynı anda tektir. ya da ben esere uydurmaya çalıştım şimdi, bilemiyorum.
    yara sanırım kitabın asıl mesajını veriyor, sutty'den ziyade. sutty başladığı noktadan belki her inancın kötü olmadığına dair bir yargıyla sona varmış olsa da yara hep çelişki içinde yaşamış. yanlışla doğru hep aynı anda onunla olmuş, bu da onu sertleştirmiş. anlatış'ı sevmiş ancak büyükannesi-büyükbabasının faaliyetleri yanlışmış. onların yanlış faaliyetlerinin cezasının nasıl yanlış olduğunu görmüş. yanlışa düşmemek için bir doğru modeli fanatikçe benimsemiş ama kalbine hitap eden de hep diğer doğru model olmuş. bu arada kalmışlık yüzünden daha yanlış davranıp daha fanatik olmuş. sonunda da başkalarını arada kalmaktan kurtarıp hapsolduğu döngüye son vermiş. yoz'un öyküsü mazlarca anlatılacaktır.

    yazarken fark ettim de aka'da hatta yerkürede olan da bu olmamış mı? dovzalılar patron mazların yanlışlarını düzeltmek isterken daha da zorlaştırmamış mı işleri?
  • ilk defa kraliçemin bir kitabı beni bu kadar içine alamadı. tam konsantrasyon ve katıksız mutlulukla başladım kitaba. arada içine girer gibi olsam da çoğunlukla sadece okudum. güzel noktalar vardı ama bana uzaktı. emin olmasam da ve kitabın da o tezatı verdiğine emin olsam da beni uzak tutan, empati yapıp yanlarında hissedeceğimiz, içine gireceğim, ezilenlerin, inançlı olmaları oldu. neye inandıkları çok da önemli değil.
  • sinemaya uyarlanıyormuş.

    https://kayiprihtim.com/…mani-sinemaya-uyarlaniyor/

    le guin'i izleme fikri bile heyecan verici ama ekumen serisinde sinemaya uyarlanabilecek daha uygun eserler*** varken anlatış'ın seçilmesine şaşırdım.

    yine de ursula olsun taştan olsun!
  • ursula'nın ekumen ve şirket evreninde geçen romanlarından biri. türkçe'ye anlatış olarak çevrilmiş.
    romanın o kadar uysal, o kadar sakinleştiren bir havası var ki, tarzı tanımasam ursula yazmamış bunu derdim.

    --- spoiler ---
    "sutty, aslına uygun kalmaya dikkat edilerek kelimesi kelimesine yapılan okumalardan özellikle nefret ediyordu. ona göre bu tarz bir aslına sadık kalmacılık ve aşırı tutuculuk, bu kavramın kendisini yaratanların en içtenlikli gayelerine ihanet etmek demekti. düşünceyi adeta reçete yazarcasına formüllere indirgemekle, tercihte bulunma yetisinin yerine itaatkarlığı koymakla, bu vaizler yaşayan bir sözcüğü ölü bir yasa haline getirmiş oluyordu."
    --- spoiler ---

    yaşayan bir sözcüğü ölü bir yasa haline getirmek... senin ağzını yerim ursula. ölünün arkasından kuran okumaktan matematik ve biyoloji eğitimine kadar bir sürü şey için geçerli bu dediğin. hatta biyoloji kadar canlı bir bilimi nasıl sınavdan önce ezberlenen listelere dönüştürmüşler; bu hakkaten biyolojinin gayelerine ihanet.

    --- spoiler ---
    "çok heyecanlandığı veya bir şeyden dolayı ansızın irkildiği zamanlar istemsizce "yüce ram!" diye bağırdığının ve çok korktuğu veya dehşete kapıldığı anlarda kendi kendine "ah yalvarırım, yalvarırım" diye fısıldadığının bilincindeydi. ağzından dökülen bu sözcükler kesinlikle hiçbir anlam taşımamakla birlikte sutty bunların bir tür dua olduğunun içten içe bilincindeydi.

    bir akalının bu tarz bir şey söylediğine hiç tanık olmamıştı. birbirlerine "yılın iyi geçsin, işlerin başarılı olsun" gibisinden iyi dilekler sunabildikleri gibi, "oğulların taş yesin" şeklinde lanet de okuyabiliyorlardı ...

    fakat neresinden baksan bunlar dilekti, dua değil. insanlar kendi durumlarının düzelmesi veya düşmanlarını yok etmek için tanrı'ya yakarmazlardı. piyangodan kendilerine para çıkarması ya da hasta çocuklarına şifa vermesi için de tanrılara yakarmazlardı. tıpkı yağmur yağdırıp ekinleeri yeşertmesi için bulutlara yakarılmadığı gibi. dilekte bulunur, arzu eder, umut eder ama dua etmezlerdi."
    --- spoiler ---

    şimdi bu kitabı okurken fark ediyorum ki, ben en müslüman, en dindar zamanlarımda bile hiç dua etmedim, hep dilekte bulundum. galiba dua etmek otoriteyi kabul etmek, ve otoriteden talep etmek demek. benim güvendiğim tek kişi kendimdim; o yüzden sadece umut ettim.

    öte yandan, müslüman arap topluluklarında dua etmenin veya tanrıdan beklemenin tengrici türk topluluklarına göre daha fazla olduğu fikrindeyim. eski türk dininde kurumsallaşmış dinlerin yaptırımcı tarzı yok, doğayı anlamaya yönelik bi çaba var. göçebe türklerde en büyük kültürel mirasında hikaye anlatmak (bazen çalgı eşliğinde) ve topluca o hikayeleri dinlemek olduğunu düşünürsek eski aka hayatına benziyor. tabi ursula oradan mı ilham almıştır, yoksa kendiyle/çevresiyle barışık yaşayan bir topluluğun geleceği nokta zaten orası mıdır bilmiyorum. aka dini bana budizmle tengricilik karışımı gibi, biraz daha üst düzey ve biraz daha barışçıl haliymiş gibi geldi.

    --- spoiler ---
    "bizim zihinlerimizin anlatmaya, anlatışa gereksinimi vardır. tutunmak için. geçmiş artık geride kaldı, gelecekte ise sımsıkı yakalayabileceğin hiçbir şey yok. gelecek henüz koca bir hiçlik. orada nasıl yaşanabilir ki?
    ...
    biz dünyanın dışında değiliz, yoz*. anlıyor musun? dünyanın kendisiyiz biz. onun diliyiz. o da biz de bu sayede yaşıyrouz. düşün bir kere, eğer o sözleri söylemezsek, şu dünyada geriye ne kalır ki?
    ...
    hayvanların dili yoktur. her birinin kendi tabiatı vardır sadece. anlarsın işte, yaşamları doğal bir akışa tabidir, yaradılışlarından gelme içgüdüsel komutları izleyerek nereye ve nasıl gitmeleri gerektiğini bilirler. bize gelince, tabiatı olmayan hayvanlarızdır biz. kulağa nasıl geliyor? tabiatı olmayan hayvanlar! ne tuhaf! ne kadar tuhafız! bir yere nasıl gidileceği veya bir şeyin nasıl yapılacağı hakkın konuşmamız, dahası, kafa patlatmamız, incelememiz, öğrenmemiz gerekir. değil mi ya? mantıklı olmak için doğmuşuz, bu da cahil doğmuşuz demektir. ne söylemek istediğimi anlayabiliyor musun? bize kelimeleri, fikirleri öğreten olmadığı sürece, cahil kalırız.
    ...
    senin anlayacağın, kayalar, bitkiler ve hayvanlar anlatış olmadan da gayet güzel idare edebilir. ama insanlar bunu yapamaz. şapşal şapşal ortada dolanır onlar.
    ... bu uğurda kendilerini incitirler. sonra da sinirlenip birbirlerini ve başka şeyleri incitirler. sırf sinirlendikleri için hayvanlara eziyet ederler. kendi aralarındaki tartışmalar hiç bitmediği gibi binbir türlü hile ve aldatmacaya başvururlar. istekleri hep aşırıdır. her şeyi ihmal ederler.
    ... dünyayı anlatamıyorsak onu tanımıyoruz, bilmiyoruz demektir. onun hengamesi içinde yitip gider, ölürüz."
    --- spoiler ---

    ah ursula sen ölmeyeydin. ne ışıl ışıl, ne muazzam bi insansın sen be! baktıkça gözümü alıyorsun. o kadar felsefe, teoloji, sosyoloji, biyoloji, linguistik kitabını nasıl bir romanda özetleyiveriyorsun sen!
  • mülksüzler ve karanlığın sol eli ile birlikte bir üçleme oluşturduklarını düşünüyorum.

    üçü de hain evreninde geçen benzer hikayeler. bu iki kitabı beğenenler bu kitabı da okumalılar.