şükela:  tümü | bugün
  • bazı filmlerin senaryosunda geçen olayların başımıza geleceğini hiç düşünmeden izleriz. başımıza geldiğinde de hiç üşenmeden o filme ayak uydurmaya çalışırız.

    netekim 2006 yılının haziran sonunda, moskova vnukovo havaalanında benzeri başıma gelmiş ve hayatımın tam 7 gün 6.5 gecesini, apron ile şehir arasında kalan kısım yani pasaport kontrolünde geçirmiştim.

    nedeni ise; pasaportumda yapışık olan çok eski bir vize ve o vizeyi çıkartan şirketin hapisteki oligark mihail kodorkovskinin şirketi yukos ile bağlantılı bir paravan şirket olması. ne alaka ben de bilmiyorum ama gökten am yağsa başıma yarrak isabet eder dersem anlarsınız.

    bu 7 günde;
    -malezyalı bir genç kız, sudanlı göçmenler, ukraynalı bir aile, nijerya'lı bir abd vatandaşı, onlarca türk işçisi, onlarca rus, türkmen, kazak, çin, japon, israilli, lübnan, ırak, suriye, yunan vs misafirim oldu. gelen ya bir kaç saat, ya bir kaç gün içinde geçti gitti. bin dolara yakın para harcadım. bir sandeviçin 30 dolar, bir kolanın 10 dolar olduğu yerden bahsediyorum... saç sakal birbirine karışmış vaziyette yaklaşık 5 kilo zayıflayarak sınır dışı edilmemle son buldu.

    be piderastlar madem sınırdışı edecektiniz ne diye 1 hafta beklettiniz ?

    bu olaydan hatıra kalan bir kaç foto
  • --- spoiler ---
    filmin basinda terminale gelen viktor navorski'nin ucaktaki tek krakhozia'li olmasi baya ilgi cekici olmus.hele geldigi ucak krakhozia'dan kalkmissa tek kisi icin ucak kaldiran senaristin elini opmek istiyorum.
    --- spoiler ---
  • havaalanlarini seven insanlarin tekrar tekrar izlemekten sikilmayacagi film.

    --- spoiler ---
    amelie*'nin yere ikinci dususunde navorsky kadina islak zemin uyarilarini gosterir:
    - wet. floor.
    sonra ilk izledigimde duymadigim* o kopartan aksanla devam eder: (uyari tahtasinin ustunde yamulmus yatan cizimi isaret ederek)
    - and this is. you.
    --- spoiler ---
  • amelie: i have to go
    victor: i have to stay
  • tom hanks'in gayet başarılı oynadığı, beklediğimden de iyi film. adamın çaresizliğini ama sabırlı iyimserliğini güzel yansıtmış. dayanışma, sevelim sevilelim, cesaret, dayanıklılık, pes etmeme, sabreden derviş vs vs... fazla iyimser belki ama, olsun. steven spielberg ile tom hanks arasında yavuz turgul ile şener şen arasındakine benzer bir uyum var sanırım, evet. hostesle arasındaki diyaloglar güzeldi.

    --- spoiler ---
    kadın: gitmeliyim...
    adam: kalmalıyım... [başka napabilirsin zaten?]
    ve yine adam: belki sen de yakını göremiyorsundur. (napolyon hesabı) [pek imalı yahu!]
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    kutuda babasının küllerini sakladığını ve onun vasiyeti için kastığını düşünmüştüm.
    bahtsız bedevi olduğundan, imzayı alamadan saksafoncunun öleceğinden korktum.
    --- spoiler ---
  • hakettiği kadar ilgiyi görmemiş filmlerden birisi.
  • güldürürken ağlatan, ağlatırken güldüren filmlerden. spielberg'ün en dokunaklı yapımlarından birisi, gerçek anlamda, insanın içinde bir şeylere dokunuyor viktor navorski'nin dramı.
  • filmin en akılda kalıcı yanı tom hanks'in başarılı bir oyunculuk sergilemesi. zeta-jones'un yerine tanınmadık biri de oynasa olurdu ama hem yaşlı hem de güzel bir hatun olarak uygun bulunmuş sanırsam. filmin çekim ekibinin en az bir oscar alacağına eminim, çünkü konunun filmde aktarımı dışında film kusursuzdu.

    --- spoiler ---
    victor bozuk olan muslukları söker ve bir çeşme inşa ediverir, bunu gören işçi ile ustabaşı arasında ise yarıcı bir diyalog gelişir.

    işçi: what's he doing?

    ustabaşı: i can't ask him. i'm supposed to tell him what he's doing. if i ask him, i look like an idiot.
    --- spoiler ---
  • bir yönetmen keyif aldığı filmler çekiyorsa ve izleyiciyle bu keyfi paylaşabiliyorsa benim gözümde başarılıdır.

    spielberg varsın bunun gibi, catch me if you can gibi daha birçok film çeksin, john williams'a esas tahsili jazz müziğinde score yapma şansı versin. filmi çekerken aldığı hazzı bize aktarsın.

    film çok sade, basit ve gerçek hayattan alınmış bir konuyu işliyor fakat, o kadar güzel, o kadar duygulu anlatıyor ki kendini sonuna kadar izlettiriyor. basit bir idealin peşinde koşmanın, küçük şeylerle mutlu olmanın hikayesini anlatıp bir kaç saat içinde olsa kendi dünyanızı unutturup viktor navorsky'nin basit dünyasına götürüyor.

    zaten sinemanın temelinde yatan şeyde bu değil midir? izleyiciyi başka bir dünayaya çekmek ve orada hoş vakit geçirtmek.

    bir film bunları verebiliyorsa, çok iyi oyunculuk, güzel müzik ve güzel yönetim sunuyorsa; bu filme kötü diyebilenlere münasip yerlerimle güler, sevgilerimi iletirim...
    çünkü ilaçlar keçi için!
  • senaryosu iranlı mülteci mehran karimi nasseri'nin hayat hikayesinden esinlenerek yazılmıştır. dreamworks 250.000 dolara biyografisini kullanmak için para ödemiş. hikayeye konu olan olay 1988 yılında fransa-ingiltere arasında geçiyor. pasaportu ve mülteci belgesi çalındığı için ingiltere kabul etmiyor, fransız yetkililer ise havaalanından ayrılmasına müsade etmiyorlar. fransa'ya girişi ya da ülkesine dönmesi için izin çıktığında ise kendisi terminalde yaşamayı tercih ediyor. ağustos 2006 tarihinde ise teşhis edilemeyen bir hastalık sebebi ile terminalden ayrılmak zorunda kalıyor.