şükela:  tümü | bugün
  • bir ayreon projesi olan the human equation adlı eser birçok kişi için müzikal ziyafetten çok, sanki seyirlik bir film gibiydi. albüm size o hissi veriyordu. ve sonunda istenilen gerçekleşti.

    2015 yılında bu albüm sahneye konulacak, büyük ve güzel bir tiyatro gösterisi ile sunulacak. birkaç isim açıklandı, devam da edecek.

    şu an için açıklananlardan en önemlisi, "me" rolüyle dream theater vokali james labrie.

    daha fazla bilgi için: tık
  • (bkz: #46217513)

    ellerinden öpülesi arjen anthony lucassen
  • kocamın bu sabah biletlerini alarak beni sevinçlere gark ettiği müthiş arjen lucassen procesi.
    biletler bitiyomuş ya, naapcaz vıdı vıdı yazdım, cevap olaraktan bi mail geldi, açtım baktım bir de ne göreyim, biletler!
    (bkz: senin gibi kocam olsun 100 trilyon borcum olsun)
  • baştan sona muhteşem bi gösteriydi.
    dünyada bir ilk olan arjen anthony lucassen projesi. böyle bi organizasyona katılmış olmak çok büyük bi şanstı benim için. kaçırsaymışım çok ama çok şey kaybedecekmişim. bir daha tekrarı olmayacak demişti arjen amca, ama bence tutar bu fikir ve devamı gelir. inşallah dinimiz, amin.
    me rolünde dream theater solisti müthişti. sırasıyla rage, passion ve pride muhteşemdi. ya hepsi muhteşemdi aslında niye ayırıyorum ki.

    yaşasın ayreon ve sempatizanları.
  • buradaki canlı izleyen şanslı insanlardan olamayan bizler için 17 haziran'da dvd olarak yayımlanacağını müjdeleyelim. heyecanla bekliyoruz.

    edit: link vermeyi unutmuşum
  • şaheser olmuş. şaheser.
  • varlığından geç haberdar olduğum için başımı dağa taşa vurduğum efsanevi gösteri. lan. lan. lan. siz nasıl insanlarsınız be!

    mikael akerfeldt'in eksikliği biraz üzse de ikamesi olarak bir kadın vokal seçilmesi hoş olmuş. (bkz: anneke van giersbergen) yalnızca dvd kaydı bile insanın ufkunu üçe beşe katlar bunun. canlı izlesem beyni yakardım herhalde.
  • keşke canlı seyretme şansına sahip olsak dediğim şahaser. umarım tekrar başlarlar.
  • hakkında bu kadar azıcık entry olduğuna inanamıyorum.

    kendisinden uzun zamandır haberdar olmama rağmen bu kadar kolay ulaşılabilir olduğunu sanmıyor, torrent'e falan abanarak bir gün, bir ara buluruz diye ümit ediyordum ki youtube'da en az iki kere, yüksek kaliteyle yüklenmiş olduğunu gördüğümden beri de "şöyle ortamını yakalasak da izlesek..." diye aklımdan çıkaramıyordum. dün, yorgun bir günün ardından ışıkları kapatıp birer kadeh şarap eşliğinde nişanlım kişisiyle birlikte izleyebildik ve bittiğinde ikimizin de tüyleri diken dikendi.

    çok küçük kadı kızı kusurları olmasına rağmen hayatımda izlediğim en eksiksiz konser performanslarını içeriyordu diyebilirim. the human equation'un yerinin ayrı olmasından da kaynaklı çok pozitif yaklaşarak izlemeye başlayıp ayrı ayrı her vokale, her çalgıcıya ve tabii ki arjen lucassen'e maksimum hayran olarak başından kalktık. bir sanatçının konsept albüm, bir rock opera yaratmasından sonra "evet bunu yazdım, birçok şarkıcı eşlik etti, kaydettim ve yayınlandı..." diyerek o işi tamamlanmış sayması da çok normal ama arjen lucassen herhalde hayatının işini bu konserden sonra kanlı canlı görmüş ve "bu dünyadaki işim bitti..." demiştir. *

    love ve confrontation performansları epic rock choir katılımıyla birlikte albüm kayıtlarından daha da inanılmaz bir hale gelmiş, o iki şarkıyı normal youtube kaydından, televizyon ekranından izlerken bile hissettiğim sanatsal orgazmı kelimelerle anlatmam mümkün değil ki gözümün önünde canlı olarak icra edilse sanırım ağlardım. hele de love'ın başında epic rock choir'in sahneyi kapatması ve akabinde arkada gizli gizli ufak bir bar ortamı yaratılması, şarkıya başlandığında herkesin eksiksiz bir şekilde yerini almış olması, o kadar tiyatral ve o kadar güzeldi ki, tüm bu şarkıcıların hepsinin sahne sanatları konusunda da bu kadar eğitimliymiş gibi kusursuz davranmaları hem arjen lucassen'in kafasındakini ortaya koyarken seçtiği şarkıcılar konusunda şanslı bir herif olduğunu, hem de kendilerinin bu kadar iyi olmalarının bir sebebi olduğunu gösteriyor.

    james labrie herhalde hayatının canlı vokal performansını bu konserde göstermiş. her ne kadar kendisinin sahnede biraz hödük bir duruşu olsa, bu konserde elini kolunu koyacağı yeri diğer şarkıcılar kadar bilemiyor olsa da albümde me yani ana karakter olarak seçilmiş olmasının hakkını her şarkıyı tıpkı albümdeki gibi söyleyerek vermiş.

    marcela bovio, albüm kayıtlarından da muhteşem duyuluyordu ama ben bu konseri izleyince kendisini ayrı bir sevmeye başladım resmen. her şarkıyı o da tıpkı albümdeki haliyle, sesini çok rahat kullanarak, tonunu bir kez bile kaçırmayarak söylemiş ve bunca çıfıtçı çarşısı gibi bir müzikal ortamda bir kere bile tondan çıkmayışı inanılmazdı, diğer kadın vokaller arasında yıldız gibi parlıyordu ki anneke van giersbergen falan marcela bovio'nun önünde diz çöksün. (bu konseri izledikten sonra vuur albümünü çok daha merakla beklemeye başladım.)

    mikael akerfeldt'in yerine anneke van giersbergen'in fear karakterini seslendirerek vokalleri üstlenmesi genel olarak izleyiciler ve ayreon hayranları tarafından coşkuyla karşılanmış ama ben bu seçimi ve anneke'nin performansını ne yazık ki pek beğenmedim. hem kafamızdaki albüm şarkılarının doğası bozulmuş, en azından erkek bir vokal olsa fear kafamızda daha çok otururdu, hem de anneke'nin melekler gibi ve güçlü bir sesi varken fear karakteri kendisine yakışmamış. akerfeldt'in melankolik ve hüzünlü sesi kendisinin tam bir fear olmasını sağlamıştı albümde, anneke ise geldiği ortama neşe verecekmiş gibi sahneye girip girip labrie'yi korkuttu gitti, ne alaka...

    bir de konser boyunca labrie'yi itip kakıyorlarmış şfdsklsd albümü gözümüzde canlandırırken hakikaten böyle bir ortam düşünmemiştik, gelenin gidenin adama vurması, adamı hırpalaması o kadar güldürdü ki bizi başından sonuna dek, hele irene jansen, james labrie'den çok daha uzun ve iri haliyle adamı oradan oraya sürüklerken çok güldük. bir de ben irene jansen'i ilk kez bu konserde gördüm galiba, boyunu posunu falan hiç bilmiyordum, floor jansen ile hem sesinin hem de tipinin bu kadar benzer olması ne kadar acayip, dna işi ne ilginç ya. ailecek iri ve kalın sesli kadınlarmış, arjen lucassen de ikisini de ne kadar seviyor.

    mike mills'in konser performansı o kadar güzeldi ki, tüm jestleri ve mimikleriyle birlikte canlandırdığı karakter olan rage'in ete kemiğe bürünmüş haliymiş resmen o iki küsür saat boyunca... kendisi tam bir cep müzisyeni ya, her enstrümanı çalıyor, her türlü vokali yapıyor, bir de oyuncu gibi mimik ve jestleri var, her konsept albüm bestecisinin hayalindeki müzisyenmiş resmen!

    bir de yalnızca şarkıcılara değil, konserde enstrüman çalan herkese de değinmeden geçmemek gerekir, her nota, her ton, tıpkı albümdeki gibi çalınabilir mi yahu, bu nasıl bir şahaneliktir? marcel coenen her soloyu tek bir kılı oynamadan süper bir rahatlıkla, başını kaşır gibi çaldı, ed warby koskoca bir tiyatral performans boyunca bir kez bile aksamadı resmen. konserdeki iki klavyeciyi de daha önce çaldıkları hiçbir grubu falan bilmeden ağzım açık izledim ve klavyecilerden biri çok gençti, bu gençleri neyle besliyorlar, leprous davulcusu baard kolstad da 1992'liymiş mesela, onun da bir canlı videosunu izledikten sonra "bu nasıl doksan ikili be? bunlar nerde yetişiyor da böyle müzisyen oluyorlar bu yaşta?" diye isyan etmiştim, klavyecilerden biri taş çatlasa 20 yaşındaydı ve enstrümanına o kadar hakimdi ki, yine koca bir konser boyunca albümün de en önemli yapı taşı olan klavye partisyonlarını burnunu kaşır gibi çaldı bitirdi, vay anasını...

    bir de playground çalınırken yan flütçü, kemancı ve bass gitaristin de yerlerinden ayrılıp sahnenin ortasına gelip oynaşmaları o kadar güzel düşünülmüş bir ayrıntıydı ki, konser resmen isminin hakkını vermiş, bir albümden bir tiyatro eseri yaratılmış resmen...

    her ayrıntısına hakim olmak için en az iki üç kez daha bu konseri izlerim, nasıl olsa hakikaten çok ulaşılabilirmiş, fakat en büyük uktelerimden biri böyle bir şeyin bir daha gerçekleşme ihtimalinin düşüklüğü ve şu performansı canlı izleyemeden ölüp gideceğimiz gerçeği oldu. onca şarkıcının ve çalgıcının yeniden bir araya getirilmesi (ki esas performansta bile eksikler başkalarıyla kapatılmışken hele...) ve bu prodüksiyonun bir daha gerçekleşebilmesi ihtimali ne kadar düşük ve bu ne kadar üzücü. yeni albüm the source için de böyle bir şey yapılsa, bu albümün kadrosuyla ne kadar efsanevi olur diye düşünürken bir bilim kurgu operasının sahnelenmesinin de ne kadar zor olduğunu düşünüp boşa ümitlenmemeye karar verdim. the human equation, bir hastane yatağı, bir araba, bir sandık, bir dolap ve bikaç masa ile sandalye aracılığıyla sahnelenebiliyor, the source'un albüm kapağı bile hayalgücünün kapısını aralıyorken sanırım mümkün değil. aslında böyle şeyler de ne kadar ulaşılmaz ve yegane olursa o kadar güzel oluyor ya, bu konserin tekrarlanamaz olması da bu kadar efsanevi olmasında bir etken galiba, katılan sanatçıların hepsi de biricik bir işin bir parçası olduklarını bilerek en iyi performanslarını sergilemişler.