şükela:  tümü | bugün
  • film noir akımından epeyce etkilenmiş bir film.
  • graham green'in "üçüncü adam" ismiyle türkçeye çevrilmiş, 2. dünya savaşı sonrası berlin'inde geçen romanı.
  • unlu ingiliz yonetmen carol reedin viyanada savas sonrasi durumunu anlattıgı bir basyapıttır.ingiliz sinemasının yuz aklarından biridir. savas sonrasi penisilin kara borsaciligi yapan harry limeın eski arkadasi gazateci(joseph cotten oynar bu rolu) viyanaya doner.ancak harry lime'ın ortadan kayboldugunu guzel karisi alida valliden ogrenir hatta "arkadasimin aski" demez sarkar bile hatuna. savas sonrası melodramı ve evrensel "iyilik-kotuluk" celiskileri tartısmalarını ortaya koymasi ile unutulmazdır.yonetmen carol reed yer yer gozumuzun onune getirdigi plan sekanslarla mest eder.viyananın savas sonrası atmosferinde jean luc godardın daha sonra esinlendigini soyleyecegi mukemmel cekimler gerceklestirmistir.

    bu arada cok onemi yok ama lull dergisi birkac ay onceki sayisinda tum zamanlarin en iyi ingiliz filmi secmistir bu filmi.
  • filmden bir replik.. bütün demokrat yaraticilara ithaf olunur..
    "italya’da 30 yıl boyunca borjiyalar vardı. yani savaş, kıyım, cinayet... ama michalengelo, leonardo ve rönesans aynı dönemde var oldular. oysa isviçre’de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. ama ne yaratabildiler? sadece guguklu saat!"
  • ikinci dunya savasi sonrasi viyana'da gecen film. hatta prater sahnesi pek meshurdur. filmin meshur repligini* de filmde kucuk bir rolu olan orson welles'in senaryoya sonradan ekledigi rivayet edilir
  • soundtrack'i pek sevilmese de zannımca harikadır, cuk oturmuştur. hakkında bir dolu da trivia vardır.
  • film ve romandan bağımsız olarak...
    hukuk aleminin vazgeçilmez kişisi. pek çok olumsuz durumdan "üçüncü" sıfatı sayesinde kurtulan ve her şeyin gıyabında yapıldığı bir kimsedir. tüm işler biter, bu üçücü şahıs gelir bunların üzerine oturur. böyledir bu şanslı pezevenk... (bkz: üçüncü şahıs)
  • umberto eco mu demişti, her filmde casablanca'dan bir iz vardır diye, the third man de bu etkiye maruz ve graham greene de bir intihalin, en azından büyük bir esinlenmenin töhmeti altında kalıyor bu itibarla. yine ikinci dünya savaşı, filmin her sahnesine işleyen bir şehir, polis komiseriyle girilen hukukun ötesinde ilişkiler ve sevgiliyi ellere verip vermeme ikilemi gibi unsurların casablanca'yı anımsatmaması imkansız. ama casablanca'ya yanaşmak nerde, bazı filmler sırf senaryosunun yüzü suyu hürmetine abartılmıştır ya aynı sebepten buna sinema tarihinin en pompa filmlerinden biri diyebilirim rahatlıkla. tüm vebalini alarak the third man'in artık senaryosuyla beraber eskimiş ama sırf orson welles'in hatırına, ilk göründüğü harika sahnesinin hatırına anılan bir film olduğunu iddia ediyorum. ne carol reed'in rejisi, ne kariyerini tek bir mimikle ve kayıp şeylerin peşinde geçirmiş olan pamuk joseph'in silikliği filme bir kalite katıyor çünkü. ama orson welles yok mu, guguk kuşu diyor, karanlıkların içinden süzülüyor, o bir şekilde olduruyor işte.
  • ingilizce çekilen filmin pek çok yerinde almanca konu$malar geçer. ve lakin ilgili repliklerin ingilizce alt yazısı orijinal filmde bulunmaz.
    (hatta ikisi bir arada'yı srt, sub olarak da bulmak pek mümkün değil)

    who's the third man?
  • hitchcock tadı veren, crime drama kıvamında oldukça başarılı bir kara film örneğidir.