şükela:  tümü | bugün
  • 2000 yapımı amerikan filmi türkçeye suyun agirligi olarak çevrilmiştir. başrollerinde sean penn, elizabeth hurley, sarah polley, josh lucas gibi sıkı oyuncular bulunmaktadır.
    1800'lü yıllarda işlenmiş bir cinayeti incelemek için bir seyahate çıkmak isteyen fotoğrafçı kadın çeşitli pisikolojik sorunları olan şair kocasını,abisini ve abisinin kız arkadaşıyla beraber bir tekne yolculuğuna çıkmaya karar verirler.`ve olaylar gelisir.
    film hem oyunculuk hem elizabeth ablanin yilansi figurleri, hemde kurgu acisindan oldukca yuksek bir izlenirlige sahip ve akıcı.
    aynı anda iki zamani birden gecislerle isleyen film flashbacklerle nakis gibi islenmis ve tek tek bade dizilmis.
  • hiç düşünmeden "the volume of water" da denilebilirmiş, neden denmemiş ki?
  • yonetmeni en baba kadin action'ci kathryn bigelow.
  • sarah polley * sean penn elizabeth hurley catherine mccormack katrin cartlidge ** anders berthelsen * vinessa shaw * ciaran hinds gibi inanilmaz bir kadroyu bir araya getiren, arada yuzyillik bir fark bulunan iki oykuyu paralel bir sekilde anlatan bir bigelow filmi. yer yer neredeyse arthouse'a kacan tarziyla bigelow mesleki kariyerinin en kadinsi islerinden birini cikariyor. film toplamda belki bir basyapit degil ama yine de bigelow adina cok basarili bir calisma. darisi k 19 widowmakerin basina diyicem ama hic umudum yok acikcasi.
  • anita shreve'in romanindan uyarlanmis olan film. insani gerdikce gerip, meraklandirip, -iyi ya da kötü- somut bir sonuc beklentisi icine sokuyor. genel anlamda oldukca basarili sayilir; oyunculuk, görsellik, kurgu ve müzik gayet tatmin edici. sarah polley ise kusursuz.
  • ing.

    suyun ağırlığı.

    not: bir litrede bir kilodur.
  • şiirlerden alıntılar yapılarak büyük lafların edildiği filmleri pek sevmiyorum, kolaycılık gibi geliyor. sanki anlatılmak istenen senaryonun kendisiyle anlatılamıyormuş gibi bir hissiyat oluşturuyor.
    buna rağmen the weight of water'ın bir çok ilgi çekici tarafı var.

    karakterlerin iç dünyalarına odaklanan yapısıyla neredeyse arthouse'a benzeyen bir yapısı olduğu doğrudur. insanın; yapabileceklerini, içindeki sınırların nereye kadar genişleyebileceğini tahmin edemeyişinin ve bu sınırları keşfetmesinin filmi olmasıyla da sonunda 'hikayenin aslı nedir' tarzı gerilim filmlerinden ziyadesiyle ayrılıyor bu film.

    ayrıca iki hikaye arası paralellikler de gözden kaçacak gibi değil. bu benzerliklerin bazılarının ikinci hikayede belirsiz bırakılması ve nüanslarla vurgulanması yine bence filmin iyi taraflarındandı. örneğin jean'in fotoğraf çekerken, kadrajda gördüklerine paralel yüz ifadesinin değişimi, genellikle rich'e odaklanması ilk hikayedeki ensest hikayeye gönderme sayılabilir. ayrıca ilk yarıda adaline'nin bikinisiyle thomas'ın elbiselerinin aynı renk ve beyaz olması hikayede ufak detaylar gibi gözükse de anlatımı güçlendiren iyi görsel tercihler.

    strange days, point break gibi ilginç filmlere imza atmış bigelow'un kendi filmografisi içinde kesinlikle farklı bir yerde bu film. zira anlatılan, daha önceki bigelow filmlerinde pek göremediğimiz bir kadın hikayesi de aynı zamanda. iki hikayenin paralel kurgulanması, görsel tercihler, -tabi- liz hurley gibi akılda kalan noktalarına rağmen film, senaryosu ve finaliyle biraz tökezliyor gibi ama yine de kalburüstü olduğu rahatlıkla söylenebilir.
  • (bkz: noz w wodzie)