şükela:  tümü | bugün
  • madalyonun öbür yüzünü çevircek olursaaak... tontiş dorothy'miz judy garland, göbeği düz görünsün diye acı veren bir korse, yaşı küçük görünsün diye göğüslerinde bant ile 6 ay süren çekimler boyunca, ağır şartlarla kontratı altında olduğu mgm tarafından kilo vermesi için diyet hapları ve sıkı bir diyet programı, daha fazla mesai yapabilmesi için enerji hapları, uykusuz kalmaması için uyku hapları ile desteklenmiştir. bu durumun sonucunda judy garland hapçı olup çıkar. haplara bağımlı metabolizması daha 49 yaşında çökecektir. ama burada suçu sadece mgm'e değil, judy'nin annesine atmak gerekir, çünkü kendi beceremediklerini kızı becersin diye judy'nin üzerine çok fazla düşmüştür. yıllar sonra judy garland annesi için şöyle der: batının gerçek kötü cadısı oydu.

    dahası da var: batının kötü cadısını oynayan aktris, dumanların arasında yok olma sahnelerinden birinde, o malum düzeneği çalıştıranların zamanlama hatası sonucunda, yüzünde gözünde 2. ve 3. dereceden yanıklar alır.

    teneke adamı oynayan aktör, alüminyum tozuna alerjisi olduğundan hastanelik olur (yukarda bahsedildiği gibi ölmez). mgm'den ne bir tazminat, ne bir hal hatır sorma, zart diye projeden kovulur. yeni bir oyuncu aranır ve bulunur. ancak önceki oyuncuyla neden yolların ayrıldığı konusunda hiçbir açıklama yapmaz mgm. her türlü puştluğu sergiler.
  • korku filmidir bu, bunu izleyip de tekrar hayatına normal bir şekilde devam edebilecek hiç bir çocuk yoktur. bir çocuk wizard of oz'la psikopat yapılabilir, seri katil yetiştirilmek isteniyorsa, ona her gün 2 kere wizard of oz izletilmelidir.

    şimdiye kadar sayısız korku filmi izledim, iki filmde korktum, biri evil dead ii, diğeri wizard of oz.
  • türk versiyonunda dorothy'yi zeynep değirmencioğlu (bkz: aysecik) canlandırmış, yönetmence orjinal senaryo yetersiz bulunduğundan filme 7 cucelerde katılmış , batının kötü cadısı (margaret hamilton) batının kötü cadısı aysel halini almıştır.
  • fact 1: filmde oynayan birtek zenci yoktur, yalnizca cadinin yanindaki maymunlar zenciden sayilabilir onlarda zaten kotuyu temsil eder. bu nedenle filmin irkci oldugu yolunda gorusler vardir.
    fact 2: dorothy'nin yurudugu sari yol ciftcileri washington'a ulastiran yol olarak gorulur. zaten oz'da bazi cevrelerce washington'i simgeler.
    fact 3: kansas newton'in yasalarini en son okul kitaplarina geciren eyalet olmakla birlikte bir zamanlar amerikanin en tutucu kesiminin bulundugu yerdir. filmin burada gecmesi tesaduf mudur bilinmez.
  • dorothy 'nin there is no place like home sözü sinema tarihinin en önemli repliklerinden biri olarak kabul gördüğü ve günümüzde bir çok filme ve müziğe ilham kaynağı olmuş iyi,kötü,özgüven ve macera üzerine binbir renkliliğe sahip 1939 yapımı masalsı başyapıt.
  • küçükken ne zaman tv'de denk gelsem her ne kadar izlemeye çalışsam da, tırsar izleyemezdim. korku filmlerinden ezeli beridir korkmam ama bu filmde nedense beni ürküten şeyler var.
  • frank baum’un romanı ve aynı adla 1939’da sinemaya aktarılan hollywood filmi.

    çocuk romanı, filmi vs. kategorilerine alınan pek çok eser gibi oz büyücüsü de anlattığı ikinci bir hikâye olup olmadığına dair pek çok yoruma maruz kalmış. klasikleşmiş her kitap, film hakkındaki binlerce yorumun tümünü yazarlarının da düşünmüş olabileceğini farz etmek biraz zorlama olsa da yazarların sadece eğlenceli olmasını amaçlayarak karakter ve hikâye yaratmaları başından edebiyatın amacına aykırı bir durum. oz büyücüsü için de siyasi, feminist, dini, hatta uyuşturucu bağlantılı pek çok farklı yorum mevcut. hikâyeyi bilinir yapanın (görselliği ve şarkılarının da etkisiyle) daha çok film olduğunu düşünürsek, izleyen çoğu kişini hemfikir olduğu nokta eserin çocuk filmi olmaktan uzak olduğu ve sadece dorothy’nin yaptığı hayali/gerçek bir yolculuğu anlatmadığı.

    bunlar arasında bana en yakın görünen, filmin dini bir inanış veya bu inanışı arama yolunda insanların yaşadıklarını temsil ettiği. dorothy zor bir anında evinden uzaklaşıyor ve yolunu kaybediyor. kendini yabancısı olduğu bir ortamda bulunca, ona yardımcı olmak isteyen iyilik perisi, ülkenin en güçlüsü olan oz büyücüsünün yolunu bulmasına yardımcı olacağını söyleyerek sarı yoldan hiç ayrılmaması gerektiğini vurguluyor. yol arkadaşları ise tıpkı onun gibi yardıma ihtiyacı olan ve kendilerini tamamlaması için tek eksik parçalarını oz büyücüsünden alabilecek üç kişi. onları ele geçirmeye çalışan cadı peşlerini hiç bırakmasa da nihayet büyücüye ulaşıyorlar, fakat ne büyücü sandıkları gibi bir varlık ne de ihtiyaç duydukları parçalarını onlara verme biçimi bekledikleri gibi.

    “yellow brick road” ve “emerald city” için tanrıya giden yol ve tanrının şehri benzetmelerinin yapılması boşuna değil. inanların inanca ve dine ihtiyaç duymaları, hayatta tutunacak bir şeyi ve kendilerine, en önemli ihtiyaçlarını bile verebilecek kadar güçlü bir varlığı aramaları ile paralel görünüyor. burada, bu yolu izleyen kişiler için yazar baum’un seçtiği karakterler dikkat çekici. dorothy henüz çocuk; tecrübesiz, hayat hakkında bilgisiz ve güçsüz biri. onunla gelen yol arkadaşları ise beyni, kalbi ve cesareti olmayan kişiler. dolayısıyla, tanrıya sadece bu özelliklerde insanların ihtiyaç duyacaklarını iddia ediyor baum. yolda karşılarına pek çok engel çıkıyor. cadı bir şeytan gibi onları takip edip korkuluğu ateşe vermekle tehdit ediyor. dorothy’yi koruyan ise yakut ayakkabıları. belki kendi yoluna gitmekteki kararlılığını buradan anlıyoruz. cadının çıkardığı başka bir engel ise gelincikler. anında uykuya dalmalarına yol açan bu çiçeklerin de uyuşturucu gibi etki ettiği yorumu yapılmakta.

    her türlü engeli aşıp nihayet oz’un sarayına ulaştıklarında, ilk anda ne yazık ki kapıdan bile giremiyorlar. gardiyanın bu noktada söylediği ise dikkat çekici. oz’u kimsenin göremeyeceğini, hatta kendisinin bile onu hiç görmediğini söylüyor. filmin başında iyi cadı da oz’un çok güçlü ama çok gizemli olduğunu söylemişti. kimsenin onun neye benzediğini bilmemesi, ama varlığından ve gücünden de hiç şüphe duymaması, tanrının sorgulanamazlığı gibi. dorothy ve arkadaşları gardiyanın iyi niyetiyle nihayet oz’un odasına giriyorlar, nihayet yüzleştiklerinde biz de tanrının gerçekten var olduğunu anlıyoruz. ama tıpkı olması gerektiği gibi, oz herhangi bir insan formunda değil, yüzü duvara yansıyan bir görüntü, önünde ise ateşler ve dumanlar var. üstelik dördü tüm cesaretlerini toplayıp isteklerini söylediklerinde, onlara bunu sağlayacağını ama son bir fedakârlık daha gösterip kendilerini kanıtlamaları gerektiğini söylüyor. oz’un istediği gibi cadıyı öldürüp süpürgesini getirdiklerinde ise sözünde durmuyor. burada yazar baum’un gerçekten anlatmak istediklerini anlatmaya başladığını söylemek mümkün. köpek toto, perdeyi düşürüp oz’un gerçek yüzünü görmemizi sağlıyor. ülkeyi yönetmekte olan oz, aslında diğerleri gibi bir insan. sesini makineler yardımıyla yükseltip görüntüsünü de değiştiriyor. hatta konuştukça anlıyoruz ki oldukça kötü bir büyücü ve tam bir kaza sonucu ülkeyi yönetmeye başlıyor, tüm bu beceriksizliklerini de korkutucu, sahte bir görüntü ve sesin arkasına saklıyor.

    bunu fark ettikten sonra tüm bu yolu boşuna geldiklerini sanıyorlar ama oz onlara yardımcı oluyor. teneke adama kalp yerine bir başarı ödülü veriyor, “dışarıda kalbi olan ve tüm gün iyilik yapanların senden tek farkı ödüllerinin olması” diyerek. koyunlardan, hatta kendi kuyruğundan bile korkan aslana bir madalya veriyor ve “kahraman” denilen kişilerden tek eksiğinin bir madalya olduğunu söylüyor. korkuluğa söyledikleri ise çok ilginç. ona zaten bir beyninin olduğunu, akıllı kabul edilen kişilerden tek eksiğinin diploma olduğunu söylüyor. korkuluk da anında karmaşık matematik formüllerini saymaya başlıyor. burada söylenmek istenen şu olmalı ki aslında hepimiz, başkaları tarafından onaylanmadıkça sahip olduklarımızın farkına varamıyoruz. illa ki tanrının bize aferin demesine ihtiyaç duyuyoruz. dorothy de arkadaşları gibi beklenti içinde, ama oz burada da eksikliğini gösteriyor ve balonu nasıl yöneteceğini bilmediği için durduramayınca dorothy’yi bırakıp gidiyor. yardımına koşan yine iyi cadı oluyor. ona evinin yolunu zaten bildiğini söylüyor, ama tüm bu yolculuğu yaşaması gerektiği için ona baştan söylemediğini görüyoruz. “ev gibisi yoktur” diyen dorothy anında evine doğru yola çıkıyor.

    filmin sonunda, “aradığın her şey aslında arka bahçende var” sonucuna varılması basit ve komik görünebilir, fakat filmin yolculuk boyunca renkliyken evdeki sahnelerde siyah beyaz olması, insanın kendisine söylenenleri yapıp büyülü bir kurtarıcıya doğru ilerlerken ne kadar umut dolu olabileceği, kendi aklını ve düşüncelerini izleyip bilinciyle hareket ederken ise hayatının ne kadar zor olabileceğini yansıtıyor olmalı. yine de yaşama tutunabilmek için ihtiyacımız olan tüm gücün kendi içimizde olması, evim diyeceğimiz yerin ise bir mekândan çok bu gücü bulduğumuz her yer olduğu düşüncesi, frank baum’un verdiği belki de en umutlu mesaj.
  • filmin sonunda teneke adam, aslan ve korkuluk ile vedalasirken dorothy'nin korkuluga "en cok seni ozleyecegim" demesi uzerine "niye boyle dedi ki bu simdi" diye yillardir dusunmeme sebebiyet veren filmdir. hâlâ aklimdadir.
  • gectigimiz gunlerde televizyonda öz büyücü* ismiyle yayinlanan film.
  • wizard: as for you, my galvanized friend - you want a heart! you don't know how lucky you are not to have one. hearts will never be practical until they can be made unbreakable.
    tin man: but i - i still want one.
    wizard: back where i come from there are men who do nothing all day but good deeds. they are called phil....er.....phil...er...er.... good-deed-doers and their hearts are no bigger than yours, but they have one thing you haven't got! a testimonial! therefore, in consideration of your kindness, i take pleasure at this time in presenting you with a small token of our esteem and affection. and remember, my sentimental friend, that a heart is not judged by how much you love, but by how much you are loved by others.