şükela:  tümü | bugün
  • four roomsun ikinci hikayesinin adı.
  • alfred hitchcock'un bir filmi.
  • basrollerinde henry fonda ve vera miles in oynadigi 1956 yapimi hitchcockfilmi. filmin basinda hitchcock amcam uzaktan bir yerden bu hikaye kelimesi kelimesine gercek bi hikayedir diyor, zannedersem hitchcock un nadir gercek oykuye dayanan filmlerinden birisi, belkide tekdir. filmimizin konusu ise, kendi halinde esi ve 2 cocuguyla yasamakta olan kontrbas sanatcisi manny balestrero polis tarafindan soygunculuk sucuyla aranan bi adam ile karistirilir ve mahkeme onune cikartilir. hikaye amcamin sucsuz oldugunu ispatlamaya calismasi.

    --- spoiler ---

    film 100 dakka civarinda gayet guzel ilerliyo, gene hitchcock izleyiciye ulan noolcak bu adamin hali dedirtmeyi basariyo ama maalesef oykunun sonu soyle geliyor: amcamin tum umitleri tukenirken 90 yasindaki annesi olm dua et duat et diye telkinde bulunuyor, amcam duasini ederken gercek suclu bir soygun sirasinda yakalaniyor ve mutlu son. yaw izle izle izle, tum olay amcamin dua etmesiyle cozuluyo, baya bir hayal kirikligi, yaziklar olsun diyosun icinden

    --- spoiler ---
  • (bkz: bay yanlis)
  • henry fonda denilen allahın komünistinin oynamasından da anlaşılmalıdır ki, hitchcock'un en, belki de tek, politik filmidir.
  • h. fonda nın filmin duygusunu yüzünde mimiklerinde mükemmel yansıttığı, zaman zaman iç burkan ama diğer hitchcock yapıtlarından farklı olarak pek bi gerilim içermeyen daha çok duygusal sonu başı belli süprizi olmayan yine izlenince pişmanlık ta duyulmayacak film.......
    ayrıca h. fonda nın yakın çekimlerde kızı jane fonda ya ne kadar benzediğini de hayretle fark edebilirsiniz......
  • 1956 yapımı alfred hitchcock filmi. ustanın alıştığımız filmlerine nazaran biraz farklı bir filme karşı karşıyayız. filmin başında kendi sesiyle bizlere hitap eden usta gerçek bir hikayeyi anlattığını söylüyor. zaten ortadaki de çok olağanüstü bir hikaye değil. hepimizin başına gelebilecek bir durum. düzgün bir aile hayatı olan, ancak maddi olarak sıkıntılı manny'nin şüpheli bir suçluya olan benzerliğinden dolayı yaşadıklarının anlatıldığı film zaten adıyla gerçeği açıklıyor. ortada bizi bekleyen bir sürpriz yok. sadece olayların nasıl akacağını bekliyoruz. henry fonda yıllar öncesinden the man who wasn't there'deki billy bob thornton'a ilham veren mimiksiz cool oyunculuk örneğini bu filmde vermiş. filmde dikkatimi çeken bir sahne ise şöyleydi: evine gelen manny'i kamera arkasından takip eder. manny kapıyı açar ve yüzünü kameraya dönerek kapıyı elini aşağı uzatarak kapatır. normalde geride kalan kameradan kapının kapanmasını görmemiz gerekirken hiç bir şey olmaz ve biz sadece kapının kapanma sesini duyarız. anlatınca anlaşıldı mı bilemedim :)
  • kadının toplumsal rolünün dişikuştan ''tüketici''ye kaydığı, kapitalizmin, tüketememekten kaynaklanan mutsuzluğu üretmek marifetiyle vahşi önekini almaya başladığı zamanlarda geçer the wrong man. görünürde herzamankinden bir orada olmaması gereken adam hikayesidir: zibilyon tane hiçkok erkegi gibi yanlış zamanda yanlış yerdedir henry fonda. o baş belaya girecektir ve çıkacaktır. lakin mevzu hiçkok reyiz'in filmin başında da belirttiği diğer filmlerinden bi miktar farklıdır zira gerçek bir hikayeyi anlatır: evli, kadın odaklı tüketimin dişileri arasında ezilen doğru adamın para bulma maceraları. babam oynasa oskarı alırdı.
  • hitchcock, bu "aklama" meselesine bayağı takıktı. yani bir yönetmenin bir temaya bu denli takık olmasına çok sık rastlanmıyor. kariyerine bakıldığında çektiği 50'den fazla filmin çoğunun kendilerini temize çıkarmaya çalışan karakterlere odaklandığını görüyoruz. hitch defalarca kez kanıtladığı gibi artık bu temanın ustası olmuştu. the wrong man de onun bu temayı kullandığı enfes filmlerinden. gerilim yok denmiş bu filme. ama bence var. manny'nin tutuklandığı sahneler karakterin masum olduğunu bildiğimizden bence gerilimliydi. öte yandan eşinin ruh sağlığının bozulduğu o sahne de gerilimliydi. ama tabii ki bir hitchcock gerilimi olarak bakarsak diğerlerinden farklı. daha az gerilim içermekte ve genelde gerilimi yavaşça artırıp finale doğru zirveye çıkardıktan sonra filmini bitiren hitch, burada bu kuralına riayet etmemiştir. bazı sahneler gerilimli olsa da, mahkeme sahnesi de heyecanlı olsa da diğer filmlerindeki gerilimlerden farklıdır. tabii mizah da yoktur burada. dramatik bir öykü anlatılır zira. senaryosu kaliteli. oyunculuklar da iyiydi. fonda devleşiyor filmde. çok fazla konuşmadan karakterin ne hissettiğini başarıyla ifade ediyor mimikleriyle. eşini canlandıran rol arkadaşı da başarılıydı. öte yandan hitch'in manny'nin karakolda hapsedildiği o sahnede kamerayı hareket ettirme şekli baş döndürücü olduğu kadar çarpıcıydı da. özetle her şeyiyle kaliteli bir film. belki finali daha farklı olabilirdi, olmalıydı.

    spoiler

    mahkemede istediğini elde edemeyen manny, annesinin "git, dua et" çağrılarına kulağını tıkamaz ve isa'nın önüne geçip dua eder. dua ederken isa, manny'i duyar ve asıl hırsızı bir dükkana sokar hırsızlık için. nitekim paçayı kaptırır hırsız ve manny aklanmış olur. dua ederseniz her şey hallolur, sonucu açıkçası üzücüydü. ben daha farklı bir finalin tercih edilmesini isterdim. bu açıdan film, epey dindar olan hitch'in en dini filmiydi. daha önce de duayı, dini filmlerine dahil etmişti. özellikle i confess'de bir rahibi ve dini merkeze koymuştu. bunları da belirtmek gerek. özetle dua eder etmez hırsızın yakalanması kötü bir finaldi bence. tabii son 10 saniyede akan "kadın 2 sene sonra iyileşti," metni de gereksizdi. illa mutlu sonla bitireceksiniz filmi.

    spoiler