şükela:  tümü | bugün
  • ikinci dünya savaşı esnasında, ulusa moral verecek propaganda filmleri çeken ingiliz bir film ekibini konu alan 2016 yapımı lone scherfig filmi.

    kötü bir film çeken insanlar hakkındaki kötü bir film de diyebiliriz. oysa ki scherfig'den çok daha yüksek beklentilerim vardı. kendisi dogma 95 akımındaki ilk kadın yönetmen ve trier'in de kankalarından. geçmişte italiensk for begyndere gibi şahane bir film çekmiş, ama bu sefer son derece zorlama bi iş yapmış. bill nighy dışında ilgi çekici hiçbir şey bulamadım şahsen.

    film, if istanbul 2017'de izlenebilir.
  • lissa evans’ın "their finest hour and a half” adlı romanından uyarlama oldugunu belirtmek istedigim film.
    cast'i daha populer oyuncularla degistir, al sana muazzam bir hollywood filmi.
    drami da mizahi da dozunda, if ankara 2017 kapsaminda izlediklerim arasinda en iyi filmlerdendi diyebilirim, hos bu yilki filmler oldukca vasatti. kacirilmamasi gereken bir yapim diyemem ancak kesinlikle kotu bir film de degil.
    yonetmen filmini su cumle ile guzel sekilde ozetlemis; "agır hikâyeleri hafif bir şekilde anlatmak tam tersini yapmaktan daha iyidir"
  • oyuncu kadrosu becerikli isimlerden oluşan (gemma arterton, bill nighy, helen mccrory, jeremy irons*), ikinci dünya savaşı sırasında propoganda amaçlı film çeken bir ekibe kadın senarist olarak katılan catrin cole'un hikayesini anlatan film. gidip gitmemek arasında kalmıştım ancak fragmanında jeremy irons'ı görünce kesinlikle görmem gerektiğine karar vermiştim. pişman da olmadım; ikinci dünya savaşı temasını zaten severim, oyunculuklar güzel, işlenen temalar iyi, izlek kurgusu şa-ha-ne! (gerçi izlek kelimesi aslen leitmotiv, tema, motif gibi kavramlara karşılık geliyor sanırım, ben izlek diyeyim, siz foreshadowing + leitmotiv anlayın, öylesi daha uygun olacaktır.)

    açılış sade ve alışılageldik olduğundan başlarda filme girmekte biraz zorlandım ama bir kez konsantre olduktan sonra film gayet rahat akıyor. bazen komedi ve hüzün sahneleri arasında sert geçişler yapsa da kopukluk hissetmiyorsunuz, bu da -tam karşılığıyla- izleklerden biriydi aslında. işlenen feminizm, amerikancılık gibi birkaç tema hakkında gözlemlerimi de belirtmek isterim.

    --- spoiler ---

    en yoğun hissettiğim tema feminizm olduğundan onunla başlamak isterim. biliyorsunuz ingiltere'deki kadınlar sosyal hak ve özgürlüklerine türkiye'deki kadar rahat ulaşamadı. her ne kadar birinci dünya savaşı sırasında cepheye giden erkeklerin yerine tarım ve sanayide rol almış olsalar da savaş sonrasında tekrar erkek egemenliğine dönüldü. sonraki senelerde kadınlar toplumda erkeklerle eşit rol almak için çabalamışsa da büyük bir ilerleme kaydettiklerini söylemek zor. ardından ikinci dünya savaşı ile beraber ilk savaştaki duruma geri dönülmüş, kadınlar cephe gerisinde yine tarım ve sanayi başta olmak üzere birçok alanda kendilerini göstermiş, başarılı olmuş ve erkeklere toplumdaki önemlerini ispat etmişlerdir.

    filmin girişinde haber alma bakanlığı tarafından propoganda amaçlı çekilmiş bir filmden bir sahne vardır. cephane üreten bir fabrikaya gelen siparişle ilgili, sadece kadınları gördüğümüz bir film. seyirci bu filmi beğenmemiştir, uyuklamakta veya alay konusu etmektedir. bir sonraki sahnede de filmi çekenler bu filmin ne kadar kötü olduğundan bahsederlerken, bir yandan da asıl seyirci olan bizlere kadınların beceriksiz ve bulundukları işlerin kalitesiz olduğu mesajı verilmektedir. ardından catrin cole'un iş görüşmesi gerçekleşir, tom buckley, bayan cole'u gazeteyi bardağını sarmak için mi ne kullanırken (gazetenin varoluş amacı olan "okumak" haricinde bir işle meşgulken) rastgele keşfetmiştir. catrin işi alır, ancak tabii ki kendisi kadın olduğu için bakanlığın erkeklere verdiği ücretten daha azını alacaktır.

    catrin, ünlü oyuncu ambrose hilliard'ın bir filminin bir sahnesine müdahalede bulunmak ister. hilliard repliğini beğenmemiştir ve dinamizm ve mizah katmak ister, oysa catrin senaryoda kendi yazdığı başka bir repliği hatırlatarak hilliard'ın bu isteğinin pek mantıklı olmayacağını söyler (burada hilliard üzerinden leş ingiliz mizahına da selam gönderiliyor). bunun üzerine catrin'in çekimlere girmesi yasaklanır, sonuçta bir kadın olarak bu işlerden ne anlar? gerekli gereksiz her yere burnunu sokup ortalığı karıştırmaması gerekmektedir.

    bir gün tom buckley bir film önerisiyle catrin'e gelir, yaptığı işleri beğendiğini ve kendisinden bu film için kadın diyaloglarını yazmasını rica eder. film, dunkirk'teki müttefik askerlerinin teknelerle kurtarılmasında rol oynayan ikiz kız kardeşlerin kahramanlık hikayesinden uyarlama olacaktır. ikizlerle konuşup bilgi alma işi de catrin'indir tabii ki.

    kahramanlık hikayesi gerçekte tam göründüğü gibi olmasa da catrin'in içinde bir kıvılcım oluşmuş, kadınların her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğine inanmaya başlamıştır. bunun en belirgin sinyallerinden biri, bay cole'un artık yeterli para kazanamadığından eve bakamayacağını, bu yüzden de bayan cole'un fabrikada çalışmaya gitmesi gerektiğini söylediğinde oradan ayrılmak istemediği ve kendisinin güzel para kazanmaya başladığı cevabını vermesidir. ikinci belirgin sinyal ise bu kahramanlık hikayesi senaryoya uyarlanırken buckley'nin erkek bir kahraman yaratma çabası, bozulan pervaneyi tamir etme görevini bu erkeğe vermek isterken catrin'in bu işin de ikiz kardeşlere ait olduğu konusunda ısrar etmesidir. ama son sözü buckley söyler ve ikizlere tekneyi kullanma hakkı verir ancak pervaneyi erkek onaracaktır.

    buckley, catrin'in bu filmin senaryosuna katkısını da takdir etmesine rağmen bir kadını hala kendine denk görmemektedir, bunu da catrin'e "kadınlık işlerinden çok iyi anladığı için" ofisi temizleme görevi vermesinden rahatça anlayabiliyoruz. oysa senaryo bitip çekimlere başlandığında catrin'in değerini daha iyi anlayacak, eşit seviyede olduklarını benimsemeye başlayacaktır. catrin'in bay hilliard'ı çok kritik bir konuda ikna etmesiyle beraber film artık buckley'den çıkıp catrin'in olmaya başlayacak, filmin sonunun değiştirilmesiyle birlikteyse onun olmuştur. bundan sonrasındaysa başka filmlerde çalışacak, senaryonun oluşturulmasında birinci yetkili olacaktır.

    catrin'in özel hayatına bakacak olursak da, kendisi aslında evli değildir, yalandan bir yüzük satın almış, bay cole ise onun adını değiştirtmiştir. para kazanmasıyla beraber evin kirasını ödemeye başlamıştır. bay cole'un kendisini aldattığını öğrendiği zaman evi terk edeceğini söyler, ancak bay cole "onurlu" bir adamdır ve evin zaten catrin'e ait olduğunu ve ayrılacak kişinin kendisi olduğunu söyler. bu andan itibaren hem seyirci hem de filmdeki karakterler catrin'i artık bayan cole olarak değil, catrin olarak tanıyacaktır; bir başka deyişle, catrin'in bundan sonra kendini "tanımlayabilmesi" için bir erkeğe ihtiyacı yoktur. bombalamadan sonraysa mecburiyetten de olsa başka eve taşınacak ve kendi ayakları üzerinde duracaktır.

    işte, catrin'in hem iş hayatında hem de ev hayatında yaptığı işleri başkalarına -yani erkeklere- kabul ettirmesi üzerinden feminizm teması işlenmiş, kadının toplumdaki rolü ve eşitlik algısı gösterilmiştir. ilgimi çeken bir başka nokta ise, filmin, son sahneye kadar bechdel testi'nden geçemeyecek oluşu. hemen bu testin ne olduğunu hatırlayalım:

    i) filmde birden fazla kadın var mı?
    ii) bu kadınların isimlerini biliyor muyuz?
    iii) kadınlar birbirleriyle konuşuyor mu, konuşuyorlarsa erkekler harici bir konu hakkında mı?

    tüm bu soruların cevabı evetse filmimiz testi geçmiş oluyor. their finest'ta ise ikizler ve catrin haricindeki kadınların adını doğru düzgün bilmiyoruz bile. filmin içindeki filmlerdeki sahneler sayılıyor mu bilmiyorum ama, sayılmıyorsa filmdeki kadınlar birbirleriyle de genellikle konuşmuyor. veyahut ikizler-catrin sahnesindeki gibi konuşsalar bile illa bir yerlerden erkek fırlıyor. feminizmi bu denli gösteren bir filmin bu testten kalma ihtimali olması beni epey düşündürdü, ta ki son sahneye kadar. son sahnede "bakanlık ajanı" kadın yazıhaneye gelir ve catrin'le "erkek" içermeyen bir diyalogda bulunur, buradan da yukarıda söylediğim sonuca ulaşırız; catrin'in dönüşümü tamamlanmıştır ve artık kendi ayakları üzerinde durabilen, toplumda ve iş hayatında erkeklerle eşit muamele gören bir kadın olmuştur.

    feminizm teması sophie smith karakteri üzerinden de bir miktar işlenmiştir. sammy öldükten sonra sophie onun işlerini devralır, bizim gözümüzden ise ünlü ama popülerliğini eski günlerde bırakmış ve piyasada gözden düşmüş olan bay hilliard'ın menajeri artık sophie'dir. sophie, kardeşi gibi duygusal değil, sert biridir ve işe ultimatomla başlar, hilliard'ın, film önerisini kabul etmemesi halinde artık para kazandırmayan oyuncularla çalışmayacağını söyler. catrin'in, yani çekilen filmin, başarısıyla beraber sophie de başarılı bir menajer olmuştur artık ve kendisine hilliard'ın oynaması için 9 filmden teklif gelmiştir.

    kadınların yükselişi, çökmüş hilliard'ın itibarını tekrar kazanması, dunkirk'te almanlardan kaçan müttefik askerlerinin ikinci dünya savaşı'nı kazanması gibi olaylarla bir yandan da mücadele etmenin önemi, emekle ve güvenle beraber başarının geleceği teması da alttan işlenmiştir. kör göze parmak sokarcasına işlenen başka bir tema ise amerikancılık ve beraberinde gelen aşırı yurtseverlikti (patriotism).

    ilk önce ingiliz patriotismini görürüz. bakanlık filme sürekli müdahale etmektedir, yok efendim neymiş ingiliz teknesi bozulursa ingilizler dandik mal üretiyor diye halkın morali bozulurmuş bilmem ne. ayrıca buckley de filmde bir kahramana ihtiyaçları olduğundan, bu karaktere de bir kahramana yakışır isim vermek gerektiğinden bahseder. yani johnnie :)

    jeremy irons'ın canlandırdığı savaş bakanı bu filmi beğenmiştir, churchill'in bu filmi amerikalılara beğendirerek amerikan halkını savaşa davet etmek istediğini anlatır. bu yüzden filmde bir amerikalı karakter de olmalıdır. bu karakter için de norveç asıllı amerikalı bir savaş pilotu bulunur. çok hafif gürbüz, düzgün ve parlak dişli, sapsarı, yüzünde sürekli bir gülümseme bulunan ve biraz da yüksek sesle konuşan tipik bir amerikalıdır bu pilot. filmde bu pilotun oynayacağı karakterin de bir isme ihtiyacı vardır, catrin buckley olmasını önerir ama o isim zaten alınmıştır*. o zaman karakterin adı joe olacaktır. bu adamın pilot olmasından ötürü sadece savaşmayı becerebilmesi ve aktörlük konusunda berbat olması üzerinden amerika'ya da ufak bir selam çakılmış.

    çekilecek filmde bay hilliard'ın canlandırdığı uncle frank karakterinin yaratılış şekli ise ilk paragrafta bahsettiğim izlektir. catrin'in de şaşırdığı gibi, uncle frank ikinci sahnede güzel bir espriyle filme giriş yapacak, üçüncü sahnede ise ölecektir. filmimiz boyunca bunu defalarca görürüz. komedi unsuru içeren bir sahnenin ardından bir anda rahatsız edici bir olay yaşanır. örnek; buckley'nin catrin'in kulağına "ayh bunlar seni sabaha kadar meşgul edecek ama asıl ben seni sabaha kadar meşgul edip öpüşüp koklaşmak istiyordum" diye fısıldayarak tatlışlık ve komiklik yapmasının hemen ardından başına gelenler. bir diğer örnek de sammy'nin komikli sahnesinin ardından başına gelenler olabilir.

    gözlemlediğim bir diğer izlek de bombardımanlar oldu. filmin başındaki bombardımanda catrin'e bir şey olmaz, ancak molozların arasında erkek bedeni görür gibi oluruz. bay cole ile uzaklaşmaya başladığı ilk zamanlarda gündüzleri de hava saldırıları olmaktadır, ancak sadece sarsıntılar hissedilmektedir ve catrin buna alışmaya çalışmaktadır. catrin bir gece ofiste filmin sonunu yazmaya çalıştığında da bir başka bombalanma olur, artık catrin alışmıştır, saldırı ise biraz daha kuvvetlidir, tavandan parçalar düşer masaya, catrin de bu şiddeti benimsediğini fark eder, bay cole'a içinden tam anlamıyla siktiri çeker ve buckley'e gerçek aşkının da itirafı sayılabilecek bir yazı yazar. ayrıca catrin'in evi de bu saldırı sırasında yıkılmıştır, hatta enkaz arasında catrin bay cole'un miğferini de bulur, ancak hem ona hem bize ne ki bundan? sonuçta artık bay cole'a siktir çekilmiştir ve aşk buckley'dedir, bay cole ölse ne olacak ölmese ne olacaktır? hah işte biraz sabredince bu durumun bir beş dakika sonra buckley'nin başına yıkılacakların işareti olduğunu görüyoruz.

    fark ettiğim son izlek ise "ihtiyaç olmayan yarıyı" atma durumu oldu. buckley, catrin'in yazdıklarını sürekli uzun bulmakta ve yarısını çıkarmasını söylemektedir. catrin ise her seferinde hangi yarıyı çıkarması gerektiğini sorar ve "ihtiyacı olmayan yarı" cevabını alır. başta feminizm ve catrin'in gelişimiyle ilgili süreci de tekrar düşünecek olursak, filmimizin sonunda çekilen bu filmin de artık iki sahibi vardır: catrin ve buckley. oysa yer yer yaşanan çelişkileri de düşünecek olursak, bir filme iki sahip fazladır, bu yüzden filmden artık ihtiyaç olmayan yarı atılır. bu sayede catrin filmde son bir rötuş yapar, pervaneyi ikizlerden birine tamir ettirir, buckley'nin yazdığı son sahnede ise buckley'nin de kahraman olduğunu hatırlar, "paralel bir evrende" catrin'le tatlış bir hayatları olduğunu görürüz.

    --- spoiler ---

    özetle, özellikle oyuncuları göz önünde bulundurarak gitmeyi tercih ettiğim bu filmi gayet beğendim, dolu bir film olmuş. yazıyı daha da uzatmamak için yazmadığım birkaç temayı daha işliyor. ayrıca büyük ihtimalle fark edemediğim birkaç izlek daha var, yazıyı buraya kadar okuyanlar da belki kendi gözlemlerini bana iletmek ister. izlemeyenler için söyleyeyim, öyle yarım yamalak konsantre olup vakit geçirmek için izlenecek bir film değil, sıkılırsınız. zaten sıkılıp filmin sonunu beklemeden salondan çıkanlar da oldu.

    son olarak, salon demişken, salon biraz havasızdı ve çok sıcaktı, umarım armada ve if bağımsız film festivali yetkilileri durumdan haberdar edilmiştir ve haftasonunu böyle salonlarda geçirmeyiz. ayrıca ben sıcaktan uflayıp puflarken yanımda oturan kız bana patlamış mısır teklif etti. mısırı da o sıralarda çıkarmıştı sanırım, herhalde ona huysuzlandığımı sandı, eğer öyle bir sanı olduysa ve kendisi buraları okuyorsa af dilerim, rahatsız etmek istememiştim tek amacım efendi gibi sıcağa üflenmekti.*
  • yönetmenliğini lone scherfig'in yaptığı 2016 yılı yapımı ingiliz filmi. film, ikinci dünya savaşı ingilteresinde yazdığı bir diyalog beğenip propaganda filmleri senaryo ekibine dahil olan genç bir kadının hikayesi. başlangıçta pek ciddiye alınmayan kahramanımız değişik zorluklara ve sansüre rağmen başarıya ulaşacaktır. dönemi iyi yansıtan romantik bir drama.
  • kendini bir tek "o" sahneye bağlayan, "o" sahne ile kendini sevdiren bir filmdi. böyle, yalnızca bir sahne için yapıldığı belli filmleri beynimdeki arşivde sevdiğim filmler arasına sokamıyorum fakat "o" sahne de çok iyiydi, kafalar karışık.

    --- spoiler ---

    savaş zamanlarında yeşeren aşkların hikayeleri her zaman sevilir. fakat catrin ile buckley arasındaki aşkın yeşerememe ihtimali bu filmde daha tercih ettiğim bir ihtimaldi. catrin'in başka biri ile kendi tercihi ile, aralarında bir nikah olmamasına rağmen evlilik bağı ile bağlanmış olması ve buckley ile sadece biraz fazla zaman geçirdiği anda uğruna işe başladığı hayat arkadaşını unutup üç beş hafta aynı ortamda fazla vakit geçirdiği için aşık olması hoşuma zaten gitmemişti. eh bir de izleyicinin gözünde de, karakterin oluşumunda da vicdan muhasebeleri temize çıksın diye catrin'in hayat arkadaşının da meğer zaten kendisini aldattığını öğrendik. aşk üçgeninin temizleniş hikayesi çok klişeydi, gereğinden fazla basitti ve aşkın temeli çok yüzeyseldi. yine de, "o" sahne, "kaybedecek vakit yok, aşkınızı yaşamak için sakın vakit kaybetmeyin," sahnesi, filmi uğruna izlenebilir hale getirmedi mi, getirdi. fakat eh işte, gözümde filmi salak bir vizyon filminden çok öteye de götüremedi. hakiki bir film olsaydı, catrin'in başka birinden hoşlanma hali ile ilgili vicdanları da temizlemeye uğraşmazdı, aşkı ulaşılmaz kılmak için öyle bir sahneye de ihtiyaç duymazdı çünkü, gerçek hayat böyle bir şey değil, gerçek hayatta yapılan hatalar "aa meğer bana da hata yapılmış!" diye temizlenmiyor.
    --- spoiler ---

    bunun dışında filmin feminist teması da zayıftı, filmin herhangi bir yerinde kadınların yükselen gücünün yüceltildiğini hatırlamıyorum, aksine yükselen güçlerin bastırıldığı ve bunların karikatürize biçimde işlendiği anlar hatırlıyorum. kadının sırf kadın olduğu için affedici, yapıcı, toparlayıcı, kurucu, düzenleyici olarak gösterildiği yapımlar feminizm propagandası olarak göze sokulamaz, kadının kişiliği değil yalnızca kadın oluşu işlendi çünkü, biz yine catrin'in kendi hayatındaki dertlerini değil, çalkantılı aşk hayatını ve sürekli olarak etrafındaki erkeklerin yarım işlerini tamamladığını, erkeklerin arkasını topladığını izledik.

    --- spoiler ---

    catrin'in onu ilk başta "biz evliyiz," yalanını söylemeye iten, sevgilisinin peşinden şehir değiştirmesine neden olan dertlerini, sevgilisinin malulluk durumu ile ilgili hislerini, sanat çevrelerinde kendini nasıl hissettiğini, bir iş bulduğu zamanki ruh halini, işyerinde cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldığında düşündüklerini, ikizlerle ilgili yalan söylerken içinde bulunduğu ruh halinin yalnızca parasal sıkıntılara mı dayandığını, yoksa kadınların da kahraman olabileceğine içten bir şekilde inandığını mı, buckley'den hoşlanmak için ne gibi sebepleri olduğunu, yalanı ortaya çıktığında henüz başında olduğu kariyerini kaybetmek üzereyken neden kariyerine sıkıca tutunmaya çalıştığını, kendini çalışan bir kadın olarak konumlandırmanın ona sevgilisi karşısında verdiği gücü sevip sevmediğini, hiçbirini izlemedik ya hu. sadece catrin var, bir sevgilisi var, herkese evli olduğunu söyledi, iş buldu, iş yerinde buckley ile biraz vakit geçirince buckley'den hoşlandı. düüüüümdüz. bunu feminizm propagandası olarak yiyorsak ne güzelmiş, her şeyin kapsülü müstahak demek ki bize.
    --- spoiler ---

    bir de bill nighy hiç ölmesin, teşekkürler.