şükela:  tümü | bugün
  • bir paul simon şarkısı. sözleri...

    if a feeling's born and no one complains
    well that's good luck
    running through young veins
    and if life is a blessing
    that brushes the tops of the trees
    well it's a short walk
    in a sweet breeze

    i will need you, feed you, seed you, plead with you
    all for the taste of your sweet love thelma
    if a heart is an open memory book
    that was the chance i took
    the more i searched, the more shook with thelma
    last night i slept on a rented pillow
    a silver moon above my head
    a thirsty dreamless sleep released me
    and i reached for the phone
    by the side of the bed

    now the first time that i saw you i thought
    "she's beautiful, but she's too young to be caught"
    people aware of my history
    trying to steer you away from me
    i left a message at your hotel
    don't let management poison the well

    i will need you, feed you, seed you, plead with you
    all for the taste of your sweet love thelma

    the phone is ringing and i realize
    we are timezones and oceans apart
    the words i speak in the middle of my night
    they fall on your yesterday scars

    if the sun don't shine, the wind don't break
    the clock don't jump off the wall
    thelma, my darling, i will cushion your fall
    i will need you, feed you, seed you, plead with you
    without the taste of your sweet love thelma

    i am only a man who has skirted the edge of despair
    for a long time now, and i don't care

    i watch you sleeping a the hospital bed
    the baby curled up in a ball
    winter sunlight hits the family tree
    and everything else becomes nothing at all
  • (bkz: thelema)
  • eskil vogt ile çalışmayı bırakıp kendi çizgisine çok uzak amerikanca bir yapımdan* sonra, joachim trier'in hem senarist olarak vogt'a hem de kendi diline döndüğü film.

    trier'in kendi tarihinde louder than bombs ile yanaştığı temadan devam eden yapımın verilen sinopsisten bambaşka bir yere gitmesi şaşırtıcı.

    genç bir bireyin "öteki"liğinden ötürü toplumla örtüşememesi gerilimi üzerinden akan når dyrene drømmer filmini akla getiren yapımda, trier elbette ayağı daha yere basan bir hikâye takip ediyor.

    --- puslu spoiler ---

    norveç'in kendisi yeterken bir de taşrasından oslo'ya üniversite hayatına başlayan thelma'nın kısa süre içinde fark ettiği - pek de süper olmayan - gücü ile hayatına yeni bir akış vermesini anlatan trier, bunu incelikli bir gerilimle yapmayı da çok güzel başarıyor. babaanneden geçen genetik ve daha materyalist bir açıklamaya yaklaşacak "güç" ile daha çok göklerden inen "allah vergisi" arasındaki gerilimin de gözetildiği düşünülürse filmin akıcılığı daha iyi idrâk edilebilir.

    elbette thelma ve babası arasındaki yakın uzaklık ile iskandinav soğukluğunu (diğer travmaların üstünü de örterek) özlenen şekilde veren filmde thelma - tüm süper kahraman filmlerinde olduğu gibi - güçlerini kullanmayı "ehil" bir şekilde öğrenmeye başladığında film de çözümüne ulaşmış oluyor.

    uçan kargalar (kuzgunlar?) ile ortaçağ avrupasındaki cadılık/cadı avcılığı, film boyunca çokça görülen yılan (ki şüphesiz kendisi şeytan'ın bir suretidir*) ile tektanrılı dinlerin kaynağına atıflarla sembolik bir dil kursa da bunların derinlikleri filme pek yayılmadığından olsa gerek biraz eğreti duruyor.

    babanın ölümü (ki görkemli sekanslardan biri olduğu su götürmez) gibi bir tema sonrasında çıkan ağızdan çıkan yavru kuzgun (?) ile de arınmışlık temaşasıyla nihâyete eren yapım.

    --- puslu spoiler ---

    sanatsal değeri hâricinde, kişisel tarihe "trier öpücüğü" gibi bir yenilik getirmiş olmasıyla ayrıca değerli film.
  • anadolu’dan istanbul’a okumaya gelen genç kızın yürekleri dağlayan hikayesi
  • unutulmayacak filmler listesinde yerini almıştır. iyi ki filmekimi kapsamında filmin kıymetinin farkında olan insanlar arasında izlemişim.

    --- spoiler ---

    içinde fantastik öğeler barındıran bir dram izleyeceğimi sanırken, çok başka yerlere gitmiş ve şaşırtmıştır. filmin finalinde thelma'mızın annesine el vermesi de takdire şayandır.
    --- spoiler ---
  • sevmedim. tuhaf bir film, insanın içini sıkmak için yapılmışsa başarıya ulaşmış tabii... zamanıma acıdığım ender festival filmlerinden oldu.
  • 2017 yapımı bir joachim trier harikası. sinemada ruhsal çöküşlerin eşiğinde olan karakterleri kullanan trier bu filmde de baş role thelma adından sancılı bir kızı yerleştirmiş. ilk sahneden son sahneye çok güzel işlenmiş, doğaüstü unsurlarla bezeli bir dram-gerilim filmi.
    --- spoiler ---

    ilk sahnede küçük bir kız ve babasını ormanda karların arasında yürürlerken görüyoruz. babanın elinde bir av tüfeği var. ileride gördükleri geyiğe bakarlarken baba tüfeği kızın arkasından kıza doğrultuyor bir süre bakıyor ama tetiğe basmıyor. daha sonra büyümüş thelma'nın kasabadan oslo'ya üniversite okumak için gittiğini görüyoruz. thelma aileden ayırlması ile birlikte o koyu hristiyan yaşantıdan uzaklaşmaya başlıyor. içkiye, sigaraya başlıyor, arkadaşlarıyla yaptığı sohbetler sonucunda tanrıyı sorguluyor vs. ve bir de başka bir kadına aşık oluyor. tüm bunlar yaşanırken bir yandan thelma'nın geçirdiği titremeli krizleri çözmeye çalışmasıyla filmin doğaüstü dünyasına da giriyoruz. thelma'nın büyük annesinden kalma bir durumunun olduğunu fark ediyoruz. thelma eğer bir şeyi çok isterse o şey bir şekilde oluyor (mesela küçükken yeni doğmuş kardeşini kıskanıp buz tutmuş gölün altına ışınlamak gibi). ailesi bu durumu thelma küçükken kardeşinin ölümüne yol açıktan sonra ağır ilaçlar ve yoğun dini telkinlerle baska altına alıyor ancak thelma ailesinden uzaklaştığında tüm bunlar yeniden ortaya çıkıyor.
    esasen hikaye klasik bir ''cadılık'' hikayesi. güçlü, istediğini yapan ve çoğu erkeğin bilmediği şeyleri bilen kadınlar cadı olarak işaretlenir ve tüm bu olay dine karşı gelmenin cezası adı altında yapılır. bu filmde de bu olay dini temalarla birlikte işlenmiş ancak bana daha önce almadığım bir tad verdi.yalnız sanırım bu tarz bir kızın hikayesi olması ve kuzeyde geçmesi bakımından filmi izlerken aklıma ragnar bragason'un malmhaus filmi geldi.
    filmin finaliyle de mest oldum. thelma isteyerek babasını öldürdü ve thelma kardeşini öldürdükten sonra intihar etmeye çalışıp sakat kalan annesini iyileştirdi. babasının gölün ortasındaki kayığın içinde olmadığını gördükten sonra göle gidişini görüp babasını kurtaracak ve kötü bir sonla bitireceğiz diye korktum ama gölden koyu renkli kuş ile çıkması çok güzel hareketti. yalnız filmi ben çeksem sonunu mutlaka daha sert bitirmek isterdim. mesela thelma uyurken değil de sevgilisiyle ateşli bir sevişme yaşarken yakardı babasını.
    --- spoiler ---

    her neyse sonuç olarak bu senenin şahsım adına çok beklentiye sahip olmayıp çok beğendiğim filmidir.
  • sevdiğim bir film. kopyala-yapıştır hale gelen "süper güçlerin keşfi" konulu filmlerden anlatımıyla farklılaşıyor bu film. ve ilginçtir ki yönetmen trier, christopher nolan'ın filmlerini düşünerek bu filmi tasarlamış. yani hollywood'un bir yönetmenini göz önüne alıp yarattığı filmi hollywood ürünlerinden uzak bir anlatıma sahip. aynı konuyu hollywood gayet klasik bir şekilde işlemeyi tercih ederken trier üslup olarak amerika'ya yaklaşmıyor. en basitinden her şeyi açıklamaya çalışmıyor (gerçi açıklasa mıydı acaba?), "izleyicinin kafası karışır, izleyici anlamaz," diye düşünmeyip sembolizme de dalıyor, "hımm demek bu şekilde ilerleyecek film," diye düşünürken tahmin edilen yoldan ilerlemiyor. karakterin süper güçlerini, kendisini keşfedip kabullenişini iyi işliyor. zaman zaman şaşırtmayı da başarıyor. filmi sevdim, ama çok iyi bir film olduğunu da düşünmüyorum.

    spoiler

    cevaplamadığı tek soru thelma'nın süper güçleriyle alakalı. bunları babaannesinden aldığını öğreniyoruz. babaannesinde nasıl ortaya çıktığını öğrenemiyoruz. babaannesinde varsa neden babasında yok da torununda var bu süper güçler? neyse fazla deşmeyeyim bunu, çok soru çıkabilir.

    sembolizme gelirsem... babası kızını dindar bir şekilde yetiştirip güçlerini işlevsiz hale getirmeye çalışmış yıllarca. ama thelma ailesinden yani dinden uzaklaştığında pek çok şeyi keşfetmeye başlıyor. sigara ve alkole başlaması, lezbiyenliğini keşfetmesi, âşık olması, cinselliğin keşfi, tanrı'yı sorgulamaya başlaması... buradaki sembolizm yılanda ortaya çıkıyor. küçüklükten beri dinle büyütüldüğü için bir kadınla öpüştüğü hayal ederken bile içine yılanın, yani şeytanın kaçtığını düşünüyor. yani bir yandan kendisini keşfederken beri yandan da dinin yasakladığı şeyleri yaptığı için zihnen şeytan'ın izinden gittiğini düşünüyor thelma. yılanın thelma'nın ağzından girdiği sahneyi pek sevdim.

    thelma üniversiteye gidip bazı şeyleri keşfetmeye ve asosyalliğini kırmaya başlayıp ailesinden biraz uzaklaşınca bildiğimiz şekilde ilerleyecek bu film diye düşündüm ama neyse ki yönetmen bu keşif olaylarına fazla yer vermedi, bir süre sonra öyküye nöbetler de girdi. ondan sonra süper güçlerin keşfi ama bunu da klasik bir şekilde yapmamış. thelma ancak finalde süper güçlerini keşfedip travmasını atlatabiliyor. bunu da kendisini felçli hale getirmeyi planlayan babasını öldürerek yapıyor. finalde babasını kurtarmaması iyi, zira klasik bir final olabilirdi. bunun yerine sudan arınarak, adeta yeniden doğarak, kendisiyle barışık bir şekilde çıkıyor thelma. bu arada babanın öldüğü sekans en sevdiğim sekans oldu. gölde botuyla ilerlerken yanmaya başlıyor ve suya atıyor kendisini. sudan başını çıkardığında tekrar yanıyor. böylelikle boğularak ölüyor. cehennem cehennem diye kızının beynini yıkayan adam yanarken suya atlıyor ve boğularak ölüyor. sevdim sekansı.

    thelma'nın annesini iyileştirmesine şaşırdım. zira küçüklüğündeki sekanslarda annesi kızına sevgi göstermiyor. zaten bebeğin ölümünden sonra ikisi de ona soğuk davranıyorlar bu nedenle. öte yandan thelma'nın babaannesi gibi yatalak hale getirilip beyninin uyuşturulmasına da karşı çıkmıyor anası. ama thelma onu sakatlığını düzeltiyor. velhasıl ortalama üstü bir film. thelma'yı oynayan aktrisin performansı iyiydi.

    spoiler
  • köyden indim şehire ve kızını dövmeyen dizini döver temalı, sıkıcı bir kız filmi. bir şeyler söylemeye çalışmış ancak başarılı olamamış... filmi başarılı kılan tek etmen kamera açıları ve norveç dilinin güzelliği... başka bir şey yok. konu yok. bir sonuç yok. aktarım çok zayıf. izlemeyin.
  • bu filmden sıkılmak büyük başarı. gayet güzel bir film.
    görüntüler etkileyici, konu sıradışı bir şekilde işlenmiş, oyunculuklar kaliteli, tadında bir sembolizm var, cadı muhabbeti güzel ilişkilenmiş vs daha nolsun arkadaş. hele şu filmi sonuç yok diye eleştirmek ayrı bir olay. nasıl bir şey bekliyorsunuz ki?
    akşam çayınızı demleyin açın izleyin, akar gider.