1. homeros eserleri ilyada ve odysseiada yunan tanrilarindan bahseder ancak onların tarihini detayli açıklamaz. thegonya bu açıdan önemlidir tanrıların oluşumunu ve kendi aralarındaki ilişkileri hikaye eder.
  2. hesiodosun, evrenin oluşumunu anlattıgi, efsaneleri ve tanrıları sistematik olarak vermeye çalistiği 1022 satırdan olusan muhtesem eserinin orjinal ismi...
    (bkz: theogony)
  3. hesiodos’un eseri.
    theogonia adlı yapıtının başında khaos kavramı yer alır. bu da, aslında felsefi düşüncenin uyanmaya başladığını gösteren ilk belirtidir. hesiodos’a göre, başlangıçta khaos vardı. khaos, türevi bakımından, esneyen boşluk demektir. bu da bize, hiçliği, boş uzayı, zamanı, sonra kendisinden bütün var olanların oluşacağı o düzensiz, karmakarışık yığını düşündürüyor. bu, var olanlardan önce gelmiş olan ve varolanların kendisinden doğmuş oldukları hiçliği, kavram olarak belirlemek için yapılmış olan ilk denemedir.hesiodos şöyle diyor: ''khaos'tu hepsinden önce var olan...''bununla birlikte insanın varoluşla ilgili belki de en eski en temel ve hala cevaplanmayı bekleyen sorusunu yanıtlamaya başlamıştır. hesiodos'un yaptığı bu başlangıç, bazı başka dinsel mitosları da anımsatabilir. tanrılardan önce bir şeylerin var olması gerektiğine inanan insanlar,her kültürde ilksel bir durumun varlığını kabul etmişler. hesiodos'un theogonia'sından öğrendiğimize göre musa'lara övgüden hemen sonra üç öğe ya da ilke sayılır:khaos,gaia ve eros...

    boşluk,açıklık anlamına gelen khaos üstüne ilk olarak,herşeyden önce var olandan başka tanımlama yapılmamakta,yer,toprak'ı belirten gaia için ise eurysternos,geniş göğüslü,engin kucaklı,sağlam tabanlı denilmektedir. bir bakıma gaia toprak ana'dır.ölümsüzlerin bile sağlam tabanı olabilecek kadar güçlü bir kutsallığa sahip ve onların,üzerinde yaşayabilecekleri,yurt edinebilecekleri şefkatli bir anadır gaia.. evrenin oluşması için ihtiyaç duyulan ,''doğurucudur''o yunanlıların gözünde..eros'a gelince,en başta sayıldığına göre,birleştirici unsur olarak alınması beklenirken ''tanrıların en güzeli,canlıların elini ayağını çözen''sıfatlarıyla ile tanrı ve insanlarda görülen aşk veya sevgi anlamına gelmekte..khaos,gaia ve eros bu üç varlığın nasıl oluştuğuna dair bir açıklama yapmaz hesiodos ve khaos'tan doğanlara geçer. khaos'tan iki karanlık ilkesi çıkar:nyx ve erebos; nyx yeryüzündeki geceyi,erebos ise yeraltındaki karanlığı simgeler. nyx'ten de iki ışık ilkesi çıkar: aither (esir) ve hemera (gündüz).doğurma süreci gaia ile başlar,bu da parthenogenesis yani kendi kendine üretme yoluyla olur:gaia ilk olarak uranos'u,gök'ü doğurur. uranos yıldızlıdır,gaia'yı tamamiyle örtecek,kaplayacak kadar yaygındır ve yer nasıl tüm canlıların sağlam tabanıysa,gök de ölümsüz tanrıların sağlam yurdudur.aynı süreçle gaia yüksek dağları,dağ perilerini ve sonunda pontos'u,yani deniz'i doğurur.

    toprak bir varlık yarattı kendine eşit:
    dört bir yanını saran uranos,yıldızlı gök'ü
    mutlu tanrıların sürekli sağlam yurdunu.
    yüksek dağları yarattı sonra,
    konaklarında tanrıçalar oturan dağları.
    sonra denizi yarattı,ekin vermez denizi
    azgın dalgalarıyla şişen pontos'u.
    kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu.

    hesiodos'un bu dizelerinden yaratma aşamasında gaia'nın tek başına kaldığı ve düzeni oluşturmaya başladığını anlayabiliriz.gaia ve uranos aşk yoluyla birleşirler:üç türden dev ve canavar türer bu birleşmeden: titan'lar, kyklop'lar, hekatonkheir'ler.titan'lar için ozan altı dişi ve altı erkek titan adları sayar;

    erkekler:okeanos,koios,krios,hyperion,iapetos ve kronos..
    dişiler:theia,rheia,themis,mnemosyne,phoibe ve tethys..

    kyklop'lar ise;brontes,steropes ve arges..

    bunların alınlarında tek bir büyük göz görülürmüş ve adları simgeseldir. on iki titan ,üç kyklop ve üç hekatonkheir adlarını ve niteliklerini saydıktan sonra ozan birinci öyküsünü anlatmaya başlar.. hikaye şöyledir: uranos ürettiği azmanlardan korkup onları doğar doğmaz gaia'nın içine gömer.gaia şiştikçe şişer,patlayacak duruma gelir,kocasının bu uygunsuz hareketini cezalandırmak yoluna gider ve kurduğu düzeni son oğlu titanlar grubundan olan kronos yoluyla gerçekleştirir.

    sakladı onu,pusuya yatırdı,
    bir tırpan verdi eline,keskin dişli,
    ve oynayacağı oyunu öğretti ona.
    koca uranos geldi geceyle,
    indi yere arzudan yanıp tutuşarak,
    yaklaşıp sardı toprağı boydan boya.
    ama pusuda bekleyen oğlu
    uzattı sol elini ve sağ elindeki tırpanla
    bir anda kesti babasının hayalarını
    .....

    annesi gaia'nın planını uygulamış kronos ve babası uranos'un annesini arzulaması ve onunla birleşmesini beklemiş ve böylelikle babasının hayalarını keserek iktidara verilebilecek en büyük zararı vermiştir. anlaşılacağı üzere yeryüzü ile gökyüzü arasında bir boşluk oluşmuş ve bu olay sadece uranos ile kronos arasındaki iktidar mücadelesi olarak değil,aynı zamanda evrendeki düzenin oluşmasında gerekli bir basamak olarak da değerlendirilebilir.kronos'un babasının hayalarını kesmesi sonucunda hayalardan fışkırıp denize dökülen köpüklerden aphrodite'nin,toprak üstüne sıçrayan kanlardan da öç perileri erinys'lerin,başka bir tür dev olan gigant'ların ve ağaç perilerinin doğmasının anlatımıyla hesiodos yaratılışın birinci bölümünü burada bitirir.yaratılış aşaması devam eder ve yaratma gücüne sahip başka tanrısal varlıklar devreye girer.hesiodos'un dizelerine göre,bundan sonra yaratanlar ve yaratılanları iki ayrı grupta toplayabiliriz:gece ve deniz'in yarattıkları.

    gecenin yarattıkları:
    gece üç ölüm tanrısı yarattı:
    korkunç moros,kara ker ve thanatos'u
    hypnos'u ve sürü sürü düşleri
    kimseyle yatmadan yarattı onları kara gece.
    acı gülüşlü momos'u,dertler anası oizys'ü yarattı,
    sonra hesperidleri,batılı gece kızlarını;
    ......
    amaçsız öç alan tanrıçaları:
    klotho,lakhesis ve atropos'tur adları.
    tanrılara,insanlara karşı her suçu işler onlar
    ve suçlu kim olursa olsun
    cezalandırmadan yatışmaz öfkeleri
    sonra nemesis'i doğurdu belalı gece,
    sonra ihaneti,kara sevdayı doğurdu,
    çekilmez ihtiyarlığı ve azgın yürekli kavgayı.
    ........
    deniz'in yarattıkları:
    deniz doğru sözlü nereus'u yarattı:
    en büyüğüdür o bütün çocuklarının
    babacan tanrı derler ona,
    çünkü hem dürüst,hem yumuşak huyludur
    .....
    sonra deniz'in toprakla birleşmesinden
    büyük thaumas,yiğit phorkys doğar,
    sonra güzel yanaklı keto ve daha sonra
    göğsünde çelik gibi yürek taşıyan eurybike.
    hesiodos, kozmos'un oluşması için gerekli olan yaratılış öykülerini anlattıktan sonra yeniden tanrıların soyu'na geçer ve anlatı şöyle devam eder:
    rheia kronos'un yatağına girince
    güçlü evlatlar doğurdu ona:
    hestia,demeter,altın sandallı hera
    ve güçlü hades,yerin altında oturan,
    yüreği acımak nedir bilmeyen tanrı,
    toprağı sarsan,uğultulu tanrı poseidon,
    ve temkinli zeus,tanrıların ve insanların babası,
    yıldırımlarıyla yeryüzünü titreten.

    hesiodos'tan anladığımıza göre uranos'un evrende hakimiyetini kaybedişiyle titanların en cesur tanrısı olan kronos,babasının boşalttığı tahta,zaman geçmeden kurulmuş ve kardeşi rheia'yı da karısı olarak seçmişti.rheia ve kronos en az anneleri gaia ve babaları uranos kadar üretkendiler ve başladılar olympos dağı'nın gerçek sakinleri olacak yunan tanrılarını tek tek yaratmaya:hestia, demeter, hera, hades, poseidon ve son olarak zeus .. kronos bir yandan daha sonraki aşamada yunan pantheon'unu oluşturacak olan tanrıları oluşturması için karısı rheia'yı döllüyorken,uranos'un kendisine ettiği laneti de aklından çıkaramamış olacak ki sonunda çareyi kendi çocuklarını yutmakta bulur.kronos güçlüydü fakat ne kadar güçlüler güçlüsü olsa da annesi ve babası ona kendi oğluna yenileceğini bildirmişlerdi ve bunun içindir ki yiyordu çocuklarını durmadan..bu bildiri bir tanrısal yazgı idi ve bundan kaçış yoktu.çünkü zamanında babasına yaptıklarının bir bedeliydi.rheia’nın doğurduklarının sonuncusu olan zeus,tanrısal yazgının gerçekleşebilmesi için pusuda bekliyordu belli ki..kronos gibi,zeus da babasının tahtına oturmak için babasını öldürmeliydi.ama kronos çocukları yuttukça,karısı rheia da annesi gaia gibi acı çekiyordu.

    ve rheia sonsuz yaslar içindeydi
    ama zeus'u dünyaya getirdiği gün
    yalvardı toprak'a ve yıldızlı gök'e
    gizli doğurabilsin diye çocuğunu
    öcü alınsın diye babasının
    ve hain kronos'un yediği bütün çocuklarının
    anası babası dinlediler kızlarını
    ve bildirdiler ona kaderinin ne hazırladığını
    kral kronos'a ve coşkun yürekli oğluna.

    hesiodos bu dizelerle,kronos ve zeus'un kaderinin önceden bilindiğini net olarak ifade etmeye çalışmış olmalı.burada dikkati çeken olayın kahramanı olacak olan zeus'un da tıpkı kronos gibi en küçük oğul olmasıdır.zalim ve kötü babadan intikamını almak üzere seçilen çocuk yine en küçük çocuktur ve yine o da annesiyle işbirliği yapacaktır.hem uranos hem de kronos olayına bakılırsa her ikisinde de yaşanan ortak şey; babanın iktidarı kaybetme korkusuyla çocuklarını yok etme çabası ve bundan canı yanan annenin,çocuklarını kurtarmaya çalışarak,çocuğunun yanında babaya karşı yer almasıdır.kozmos'taki yaratılışın bundan sonraki bölümün belirleyicisi ve göklerin efendisi zeus'un doğumunu hesiodos şöyle anlatıyor:

    sonra bereketli girit'te lyktos'a götürdüler onu,
    son oğlu büyük zeus'u doğuracağı gün.
    ulu toprak tanrıça aldı çocuğu
    besleyip yetiştirmek için koca girit'te;
    hızlı gecenin karanlıklarından yararlanıp
    diktos tepelerine götürdü onu,
    sık ormanlarla kaplı aigaion eteklerinde
    kutsal toprağın gizli derinliklerinde
    ulaşılmaz bir mağaraya sakladı onu,
    sonra koca bir taşı bezlere sarıp
    verdi göklerin oğlu kronos'a
    o da yakalayıp iki eliyle taşı
    yuttu indirdi midesine,
    anlamadı yuttuğunun bir taş olduğunu,
    oğlununsa dipdiri kaldığını,
    ve az sonra yenilmez,baş olmaz gücüyle
    babasının hakkından geleceğini
    onu tahtından atıp yerine geçeceğini,
    ölümsüzlerin kralı olacağını.

    zeus böylelikle dünyaya gelir.rheia'nın gaia ve uranos'tan aldığı akılla ve özellikle de gaia'nın doğrudan yardımıyla zeus'u doğurması,evrende,dişil öğenin eril öğeye bir zaferi olarak algılanabilir.zeus daha sonra babasına yuttuğu taşla birlikte öbür kardeşlerini de kusturur.soyundan gelen kyklop'larla,hekatonkheir'leri,babaları uranos'un kapattığı yeraltından kurtarır; zeus'un bu iyiliğine karşılık kyklop'lar zeus'a gök gürültüsü,şimşek ve yıldırımı bağışlarlar.zeus onların şimşek ve yıldırımlarla böylece daha güçlü bir hale gelir.toprağın derinliklerine hapsedildiği için dişil ilkenin en önemli güçlerinden biri olan ateşin(hekantonheirlerin elindeyken) ilk kez eril iktidarın eline geçmesiyle,zeus'un kazandığı güç evrenin yani kozmos'un yaratılmasındaki son aşama olan büyük savaşın başlamasına neden olmuş.bu savaş zeus,kardeşleri ve onu destekleyenlerle kronos'un kuşağından olan ve onu destekleyenler arasında olmuştur.zeus'un burada iktidarı ele geçirmesine karşın verdiği savaş,oluşturmak istediği yeni evren anlayışına ters gelecek güçleri temizlemek ve onları sonsuza kadar yok etmek amacında olsa gerektir.savaş yüzkollu devlerin yeraltından çıkarılmasıyla başlamıştır ve zeus bu azmanları kurtarınca onlardan yardım ister.devler yanıt verir ve on yıl sürdüğü önceden belirtilen savaş başlar.savaşın yeri ve zamanı şöyle belirtilir:iki taraf iki dağ üstünde karşı karşıya gelmiştir,titanlar,othrys'ün,kronosoğulları olympos'un doruklarında yer almışlar.yüzkollu devlerin devinmesi,bir dağdan bir dağa fırlatılan kayaların gümbürtüsü,savaş çığlıkları doğaya karışıp depremler olmuş.zeus bir yandan kyklop'ların armağanı göksel ateşi savurur,yangınlar sarar karaları ve denizleri hesiodos'a göre..ve savaşın sonucunu şu dizelerle betimler:
    ama ön saftaki kottos,briareus,gyes
    savaşa doymayan bu yüz kollu devler
    azdırdılar yeni baştan savaşı:
    üç yüz taş birden fırladı
    bu devlerin güçlü kollarından,
    kapkara saldırılarla ezdiler titan'ları,
    yol yol toprağın altına tıktılar onları,
    vurdular zincire yendiklerini
    ve gökler ne kadar uzaksa topraktan
    toprağın o kadar altına gömdüler onları.

    ve böylece zeus titan'ları tartaros'a kapatır.hesiodos'un dediğine göre zeus'un istemi böylelikle gerçekleşmiş oluyor.ve daha sonra tanrılar bu zafer üzerine zeus'tan ölümsüzlerin başına geçmesini,olympos'un kralı olmasını istiyorlar ve zeus'ta tanrıların başına geçip yetki paylarını dağıtıyor her birine.bu arada elbette hesiodos'un tartaros'la ilgili betimlemeleri ilginçtir.homeros'un çizdiği hades tablosundan belki daha bir canlı değilse de,daha ayrıntılı,daha somut ve daha nesnel bir biçimde anlatılmıştır azra erhat'ın yorumuna göre..bu yüzden de vergilius'a ve dante'ye de ilk kaynak olduğu söyleniyor.

    orda durur yan yana kaynaklar,
    bütün varlıkların son uçları
    kara toprağın ve sisli tartaros'un,
    ekinsiz denizin ve yıldızlı gök’ün
    tanrıları ürküten pis,küflü köşeleri.
    öylesine derindir ki bu yerler
    bir yılda varılamaz dibine
    kapılarından girdikten sonra.
    bora üstüne bora savurur insanı
    bir o yana bir bu yana,korkunç bir hızla,
    ölümsüz tanrıları bile korkutan bir hızla.
    ve işte orada yükselir konağı kara gece'nin
    kasvetli,korkunç bulutlar içinde.

    zeus'un iktidarı yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.zeus babası kronos ve onun da babası uranos'tan daha tecrübeli ve daha güçlüdür.çünkü herşeyden öte zor savaşların muzaffer komutanı olarak tanrıların efendisi olmaya hak kazanmıştır.zeus ilk olarak en akıllı tanrıçayı yani metis'i seçmiş kendisine eş olarak..bu birleşmeden athena evrendeki yerini aldı.daha sonra hesiodos zeus'un yasa tanrıçası themis'le evlendiğini bildirir.bu birleşmeden ise hora'lar meydana geliyor.eunomia ki hesiodos onu ''en iyi yasaların tanrıçası'' olarak adlandırıyor.dike; ''en haklı yargılar veren tanrıça'',eirene; ''bereketli barış tanrıçası'' ve mioira'lar yani yaşama paylarını düzenleyen tanrıçalar:klotho,lakhesis,atropos..moira'lar verirmiş mutlu ya da mutsuz yaşama paylarını..zeus'un üçüncü evliliği ise okeanos kızı eurynome ile olmuş.ve üç kızı oluyor zeus'un bu evlilikten,kharit'ler,üç güzeller sıfatlarıyla anıyor onları hesiodos..aglaie,euphrosyne ve sevimli thalia diyor..yaratılış mitosunda zeus’un bir sürü tanrıça ve ölümlü ile evlenmesi yaratılışın yönlendirilmeye başladığının ve düzenin yavaş yavaş oturmaya başladığının bir göstergesi olabilir.zeus tahta geçtikten sonra olympos’un üç büyük tanrısına yetki paylarını dağıtır.denizlere poseidon,yeraltı dünyasına hades geçmiş ve zeus da tanrıların kralı olarak gökyüzüne sahip olmuştur.artık evren eril ilkenin,baba tanrıların,göklerin hakimiyeti altındadır.hesiodos’un yaratılış mitosundaki her şeyden önce var olan khaos’u insanın anne karnında geçirdiği süreç olarak değerlendirmek yerinde olabilir.hiçbir şey hatırlamadan geçirdiğimiz bu süreç karmaşık bir yapıdır fakat daha sonra çocuğun doğumuyla birlikte yavaş yavaş anılarımız ve yaşamımız da bilince gelmeye başlar.

    olympos’ta oturan ölümsüzler yarattı
    ölümlü insanların ilk soyunu,altından..

    dizelerden de anlaşılacağı gibi hesiodos daha sonra yaratılış mitos’unda tanrı ve insanın düzendeki çağlarını açıklama yoluna gitmiştir. hesiodos’un kardeşi perses’e gerçekleri açıklamak ve doğru yolu göstermek amacıyla yazdığı “işler ve günler” (erga kai hemerai) adlı didaktik eserinde thegonia’daki yöntem insanlar dünyasına uygulanır: tanrılar gibi insanlar da bazı aşamalar geçirip bugün bulundukları duruma gelmişlerdir. ne var ki tam karamsar bir görüşle insanların iyiye değil, kötüye gittikleri ve sonlarının büsbütün yıkım olacağı kanısındadır. işler ve günler’ de altın çağ kronos’un egemenlik dönemiyle bir tutulur, insanlar için yıkım olympos’lu tanrıların saltanatıyla başlar. çağların (soy) madenlere göre sınıflandırılması iran-babil kaynaklı bir görüşe dayanır. hesiodos’a göre beş soy vardır: altın, gümüş, tunç ve demir soyları, bunların aralarına hesiodos bir soy daha sokar: homeros destanlarında sözü geçen yarı kahramanlar soyu.hesiodos’a göre birinci,yani altın soy kronos’un egemen olduğu çağa rastlar,bu dönemde insanlar kaygısız,acısız ve dertsiz yaşarlar,her türlü nimetten ve toprak bereketinden yararlanırlar.bu soyun insanları göçtükten sonra birer ‘daimon’ yani birer cin olurlar.gümüş diye nitelenen ikinci soy bir azmanlar soyudur;boyları ve akılları ile altın soylulara hiç benzemediklerini söylemekle birer dev olduklarını belirtmek ister belki de hesiodos, azra erhat hocamıza göre..yüz yıllık bir ömrü çocuk olarak geçiren,erginlik çağına gelince de çok yaşamadan ölen bu yaratıkların ‘hybris’yüzünden yok olup gittiklerini vurgular ozan.ve burada hybris’in bir tanımı da yapılıyor:ölçü tanımamak,tanrıları saymamak,din görevlerini yerine getirmemektir hybris..bunların yaşamı belki zeus’un egemenik dönemine rastlamış olması sonucu zeus öfkelenip yeraltına gömüyor onları..fakat bunların da birer daimon olarak yaşamlarını sürdürdükleri belirtiliyor.altın ve gümüş soyluların olympos’ta oturan ölümsüzlerce yaratıldığı,üçüncü tunç çağını ise zeus’un yarattığını söylüyor ozan..bunlar da öbürleri gibi kendinden öncekilere benzemez,oysa azmanlıkta onların daha ileri bir aşamasını sergilerlermiş.bunlar theogonia’da adı geçen yüzkollu devleri anımsatabilir şu dizelerine göre:

    işleri güçleri azıtmak, saldırmak, öldürmekti,
    bunlar ekmek yemiyordu, taş gibiydi yürekleri,
    korku salıyorlardı gittikleri yere.
    önünde durulmuyordu güçlerinin,
    yenilmek nedir bilmiyordu
    gürbüz omuzlarına çakılı kolları.
    tunçtandı silahları, tunçtandı evleri,
    tunçla kazıyorlardı toprağı,
    çünkü kara demir yoktu henüz.
    ozan bunların kendi elleriyle yok olup gittiklerini ve hades’e göç ettiklerini,hiçbir ad bırakmadıklarını ekliyor.dördüncü ara soy kahramanlar soyudur.ozan bunların ölüp ölmediklerinden emin değilmiş gibi onlara insanlardan uzak bir çeşit altın çağı yaşatmaktadır denilebilir.
    beşinci soy hesiodos’un kendi soyudur.yakınır bu soydan doğduğuna,bu belalı çağda yaşadığına.hali tanımlarken geleceği de öngörür ve kötülüklerin daha da çoğalıp erdemlerin alt edileceğini,ne kadar suç ve günah varsa hepsinin yeryüzüne yerleşeceğini,bu yüzden tanrıların bile dünyadan ayrılacaklarını gayet karamsar ve kötümser bir biçimde anlatır.bir bakıma kıyametin habercisi gibidir.ama bu duruma bir çare göstermekten de kaçınmaz.dike,yani adalete övgüler düzer.
    doğru yoldan,doğru yargılardan ayrılmazlar
    onların yurtları uygarlığa kavuşur,
    mutlu kişiler olarak yaşar kentlerinde
    delikanlıları besleyen barış gelir ülkelerine
    ve engin bakışlı zeus,yüce tanrı,
    acı savaşlardan korur onları.
    bu haklardan yana gidenler düşmez hiçbir zaman
    açlık,kıtlık gibi belalara..

    yunan pantheon'unu oluşturan on iki tanri

    zeus(latincesi:jupiter)
    evrenin efendisidir zeus.bütün yaratıcıların hakanı,ne kadar tanrı varsa hepsinin de başbuğudur.babası kronos'u tahtından indirdikten sonra evrenin egemenliğini eline geçirmek için önce titan'larla savaşmış,ardından typhon ejderhasını yıldırımlarıyla vurarak,onu yeraltının derinliklerine göndermiş,en sonra da titan'lara karşı savaşında kendisiyle işbirliği yapmış olan,ama ardından da gaia'nın kışkırtmasıyla ona başkaldıran devler'i yenmiştir.ancak bundan sonradır ki,hükümdarlığını ilan edebilmiştir tüm varlıklar üzerinde.ne var ki evrenin tüm yönetimini eline almamış,onu kardeşleriyle paylaşmıştır.poseidon denizlerin hakimi olmuştur bu paylaşmada.öteki erkek kardeşi hades de gölgeler dünyasına egemen olur yeraltının sultanı sıfatıyla..
    zeus,kız kardeşlerine de pay verir bu paylaşmadan.demeter'e bereketin tanrıçalığını,hestia'ya da ocak tanrıçalığını verir.en güzel kardeşi hera'yı ise çeker alır yanına karısı sıfatıyla.kronos çocukları olarak yönetirler tüm evreni yine kendi çocuklarıyla birlikte.zeus'un gücü,tüm öteki tanrıların toplamından fazladır.
    herşeyden önce gökyüzü tanrısıdır zeus;göksel olaylar ondan bilinir.''bulutları devşiren''dir.gökten şimşekler fırlatır.''yıldırımla seven''dir.bereketli yağmurları yağdıran da odur.hesiodos'a göre yedi kez evlenmiştir zeus.bu evliliklerinin hepsini de ölümsüz tanrıçalarla yapmıştır.ilk evliliği bilge tanrıça metis'ledir.bu evlilikten zeka tanrıçası athena doğar.ikinci olarak yasa tanrıça themis'le evlenir.bu evlilik onu hora'ların ve yazgı tanrıçaları moira'ların babası yapar.eurynome,zeus'un üçüncü evlendiği eşidir.''kharit''ler denen üç güzeller bu evliliğin meyveleridir.bereketin simgesi demeter zeus'un dördüncü eşidir.bu evliliğinden yeraltı ecesi olan persephone doğar.bellek tanrıçası mnemosyne,zeus'un beşinci karısıdır.sanata perileri musa'lar bu evlilikten doğarlar.zeus'un tanrıça eşlerinden biri de leto'dur.maceralı bir doğumla sonuçlanan bu evlilik tanrısal ikizler apollon ile artemisî getirir dünyaya.
    zeus'un sonuncu ama en sevgili karısı,bütün çekiş ve cilveleşmelere rağmen hera'dır kuşkusuz.bu evlilikten hebe,ares ve eilethia doğmuştur,hesiodos'un söylediğine göre.zeus,yunan pantheon’unun en önde gelen tanrısıdır.adı da yunancadır.zeus'un birçok sıfatı vardır.zeus baba'dır.(zeus pater),kurtarıcıdır(soter),aile ocağının ve varlıkların koruyucusudur(ktesios),konukluk haklarını gözetir(ksenios),ulusal bağımsızlığın kurucusudur(eleutherios),yeminin kutsallığını korur(horkios).ve daha birçok sıfatla anılır bu güçlü tanrı.zeus yunan mitolojisine göre iupiter(jupiter) adıyla geçmiştir.romalılar haftanın beşinci gününe onun adını vermişlerdi.(jovis dies) zeus zaman zaman şekil değiştirerek yeryüzüne iner.bunu da genellikle çapkınlık numaraları için yapar.kimi zaman bir satir olup antiope'ye,ya da kuğu biçimiyle leda'ya yanaşır;boğaya dönüşür bazen.giremeyeceği yer yoktur onun.
    zeus yontularda genellikle gür saç ve sakalların çevrelediği etkileyici bir yüzle gösterilirdi.taht üzerindedir.elinde yıldırımları tutar.tahtı yanıbaşında kanatları açık bir kartal bekler.dört yılda bir yapılan olympiad oyunları da yine zeus adına düzenlenmekteydi.en ünlü bilicilik merkez dodona'daydı.zeus burada meşe koruluğunun hışırtılarıyla dileğini bildirirmiş.kurban olarak daha çok keçi,koyun, ve boynuzları yaldızlarla süslenmiş boğa sunulurmuş tanrılar başbuğunun onuruna.kendisi göklerin hükümdarı olduğu için,kanatlarını açarak gökyüzünde süzülen kartal onun en sevdiği kuşmuş.
    hera
    hesiodos'a göre hera,zeus'un yedinci ve son evlendiği karısı olmuştur.her zaman yanıbaşında bulunur zeus'un.tanrılar başbuğu her fırsatta aldatır karısını,ama yine de vazgeçmez ondan.
    zeus hera'yı çok sever sevmesine,ama bu tanrısal çiftin yaşamları uyumdan çok çekişmeyle geçmektedir.hera her konuda karşıdır kocasına.onun sevgililerinin başına durmadan çorap örmeye çalışır.troia savaşları sırasında zeus ne denli tutarsa troia'lıları,hera da o denli kin besler onlara karşı.öyle ki,onun bu tutumu karşısında zeus ağza alınmayacak sözlerle aşağılar karısını,dahası dövmeye bile kalkar.bir defasında hera'yı,ayaklarına birer örs bağlayarak boşluğa asmış,anasının yardımına gelen hephaistos'u da bir tekmede gökten yere fırlatmış.ne var ki,öfkesi çabuk geçer zeus'un.oysa hera kincinin kincisi bir tanrıçadır.üstelik,zeus gibi açık yürekli de olmayıp arkadan oynar.bie defasında,poseidon ve athena ile anlaşarak zeus'u zincire vurmuşlar,sonra nereid thetis yüz kollu dev briareus'u yardıma çağırarak zeus'u kurtarmış.ard niyetliliğine bir başka örnek de,aphrodite'nin kemerini takarak zeus'da karşı konulmaz bir sevişme isteği uyandırmasıdır.hera,kocasını baştan çıkarmak için en nefret ettiği tanrıça olan aphrodite ile işbirliği yapmıştı.ama bunu,kocasını gerçekten istediği için değil,seviştikten sonra kocası uyusun da,troia'lılara yardım etmesin diye yapmıştı.bu hilesinde başarılı da olur.
    oysa,çok görkemli bir düğünle evlenmişlerdir bu tanrısal çift.zeus bunun için hermes'e bütün tanrıları,insanları,hayvanları da çağırmasını buyurmuş.herkes uymuş bu çağrıya,yalnızca peri kızı khelone dudak bükecek olmuş,cezasını da bir kaplumbağaya dönüşerek bulmuş.''khelone'',kaplumbağa anlamına geliyor eski yunanca'da zaten..
    hera'nın kini yalnızca zeus'un sevgililerine değil,onun bu sevgililerinden olma çocuklarına da yöneliktir.henüz kundakta bir bebek olan herakles'in yatağına çocuğu öldürmeleri için iki yılan göndermiştir.ama daha bebekliğinde bile olağanüstü bir güce sahip bulunan herakles elleriyle boğarak öldürmüştü bu yılanları.
    hera'nın oynak ve hafif meşrep kadınlara büyük kin duyduğu söylenir,ama çocuklarından hiç birinin zeus olmadığını söyleyenler de var.söylentiler bir yana,aile ocağının koruyucusu olarak büyük saygı görürdü hera.en ünlü tapınağı,sisam adasındaki heraion'dur.
    demeter
    titan,kronos soyundan bir başka olympos'lu da demeter'dir.o da gaia,ya da rhea-kybele gibi bir toprak-tanrıça'dır.ancak onlar gibi toprağı bir bütün olarak temsil etmez.işlenmiş toprağın temsilcisidir o.bir başka deyişle tarımın tanrıçasıdır.insanlara toprağı ekip biçmesini,buğday toplamasını,ekmek yapmasını öğreten hep bu tanrıçaymış.hesiodos,zeus'un dördüncü evliliğini demeter'le yaptığını söyler.bu evlilikten yeryüzünün ecesi olacak persephone doğmuş.ancak bu güzel tanrıçaya vurulan yalnızca zeus değilmiş.bir başka kronos oğlu,poseidon da göz koymuş demeter'e,hem de ardını bırakmamacasına.demeter de bu saldırgan tanrının elinden kurtulmak için kendini bir kısrağa dönüştürmüş,ama yine de bir çözüm getirmemiş bu dönüşüm.bunu farkeden poseidon da azgın bir aygır olmuş ve yine eline geçirmiş utangaç tanrıçayı.bu zoraki birleşmeden areion adındaki,sağ ayağı insana benzeyen ve insan gibi konuşan at ile hakkında fazla bir şey bilinmeyen despoina adındaki kız doğmuş.uğradığı tecavüzden dolayı dünyaya küsen demeter bir mağaraya çekilmiş.orada o kadar uzun süre kalmış ki,dünya açlıktan kırılacakmış nerdeyse.toprak da ürün vermez olmuş çünkü.ona arkadia'daki phigalie'de ''melaina''(siyah)lakabını takmışlar.çünkü o,küskünlüğü içinde siyahlara bürünüp otururmuş hep.haşhaş demeter'in kutsal çiçeğiydi.bu da,hem haşhaş'ın buğday tarlalarının içinde büyümesinden,hem de rahat uyuyabilmesi için zeus'un ona afyon vermesinden ileri geliyormuş.çünkü demeter,ancak uyku sayesinde üzüntüsünden uzaklaşabiliyormuş.homeros'un anlattığına göre demeter tanrıça,iason diye bir ölümlüye gönül vermiş ve onunla üç kez sürülü bir tarlada birleşerek plutos'u getirmiş dünyaya.plutos,''zenginlik''anlamına geliyor.
    heykellerinde baygın bakışlı,sarı saçları omuzlarına dökülen,güzel ve gözalıcı bir kadın olarak gösterilirdi demeter.sağ elinde bir buğday başağı,sol elinde de yanan bir meşale tutardı.kimi zaman elinde bir asa,ya da bir orak verildiği de olurdu.toprak tanrıça ya da toprak ana'nın bir başka görüntüsü olarak doğanın ''ulu ana''sı,ya da ''güçlü ana''sıydı da demeter.
    apollon
    müziğin,sanatların ve şiirin tanrıçası olan apollon,artemis'in ikiz kardeşidir.anneleri,titan çifti koios ve phoibe'nin kızı leto'dur.hesiodos'un bildirdiğine göre leto,zeus'un hera'dan önceki eşidir.yani zeus'un karısı olarak hera'dan kıdemlidir.ama o hera'yı kıskanacağı yerde,hera onu kıskanır öldüresiye.durmadan kovalar leto'yu doğuracak bir yer bulamasın diye;bir de ardına korkunç pyton ejderhasını salar ki,dur durak vermeden kovalasın tanrıçayı diye.apollon doğduktan sonra ilk işi annesinin ardını bırakmayan pyton ejderhasını oklarıyla vurarak öldürmek olmuş.apollon'a bağlanan birçok sıfat vardır.en başta ''phoibos''(parlak)denir ona.''lykeios'' da denir 'ışıklı'anlamına.''ksanthos''(sarışın) tanrıdır o.''khrysokome''(altın saçlı tanrı)diye de bilinir.''toksophoros''(ok taşıyan)tur.''argyrotoksos'',yani ''gümüş yaylı tanrı''dır.
    ''yunan tanrılarının en yunanlısı''deniyor apollon için ama nereden ve nasıl varılmış bu yargıya kesin belli değil.tanrıların en yakışıklısıdır apollon.babası zeus gibi de çapkındır.apollon sanat perileri olan musa'larında başıdır.apollon'un en ünlü bilicilik merkezi ve tapınağı yunanistan'daki delphoi'deydi.apollon oğlu asklepios gibi hekimliğin de tanrısıydı.her zaman sakalsız ve genç olarak temsil edilirdi yontularda;çünkü güneşi de simgelerdi o.güneş ise hiçbir zaman yaşlanmaz.oklarıysa güneş ışınlarının simgesiydi.apollon'un en ünlü heykeli,''belvedere apollon'u''adıyla bilinendir.tanrı pyton yılanını öldürmüş olarak gösterilir yontuda.apollon,sonraki yılların hristiyanlık dünyasında da kişiliği ve efsaneleriyle sanatçılara en fazla esin kaynağı olan ilkçağ tanrılarından biri olarak gösterilir.
    artemis(latincesi:diana)
    apollon'un ikiz kardeşidir artemis.anlatıldığına göre,apollon'dan biraz önce doğmuş ve doğar doğmaz da annesine kardeşinin doğumu için yardım etmiş.artemis doğumun tanrıçası sayılıyor bu nedenle.ama annesinin doğum sancılarıyla kıvrandığını görünce korkmuş,böyle bir şeyin kendi başına da geleceğini düşünerek ve o da kardeşi athena gibi zeus'tan sonsuz bakirelik dileğinde bulunmuş.dileği kabul edilince de hep bakire olarak kalmış..
    birçok sıfatı vardır artemis'in de.o da ''ışıldayan''(phoibe)dir kardeşi apollon gibi.apollon nasıl ki güneşi temsil ediyorsa,o da ayın temsilcisidir.güzeldir güzel olmasına,ama vahşi bir tanrıçadır da.bağışlamasızdır.kendisine yapılan saygısızlığı da,ihmali de hiçbir zaman bağışlamaz.yunan orduları troia üzerine yürümek için gemilerine binip yelken açmışlardı.donanma aulis'te toplanmıştı;ama birden rüzgar esmez oldu,gemiler kalakaldılar oldukları yerde.tanrıça artemis'ti rüzgarı kesen.bunu da yunanlıların başbuğu ve miken kralı agamemnon'a kızgınlığından yapmıştı.agamemnon tanrıçanın kutsal geyiklerinden birini avlamıştı çünkü.o geyiğin yerine agamemnon'un kendi kızı iphigeneia kurban edilmedikçe artemis'in öfkesi yatışmayacaktı.neyse ki agamemnon buna razı oldu ve tanrıça da kızın yerine bir geyik gönderdi,rüzgarı da salıverdi.artemis yanındaki perilerin de kendisi gibi bakire kalmalarını ister hep.hangi nedenle olursa olsun,bu yeminlerini bozanlar acımasızca cezalandırılırlar.
    ares(latincesi:mars)
    yunan tanrılarının en sevilmeyeni,en nefret edileni ve de en küçük görülenidir ares.hesiodos onun zeus ile hera'nın oğlu olduğunu söylüyor.büyük tanrı ve tanrıçaların,başta zeus olmak üzere erdemli ve kusurlu yanları olduğu halde,ares'in tek olumlu yanına rastlanamaz.kendisine bağlı sıfatlar da hep kötüleyici ve küçültücüdür.''anaires''(yok edici),''mainomenos''(deli),''polydakrys''(gözyaşı döktüren) gibi nitelemeler onun bu olumsuz yanlarını gösterir hep.babası zeus; ares'i,''olympos'ta oturan tanrılar arasında en iğrendiğim tanrı sensin'' diye bir güzel azarlar.ne tanrılar arasında sevilir ne de insanlar.savaş alanlarındaki yoldaşları da kendisi kadar korkunçtur.''öfkesi sınırsız eris''(kavga),''kan kırmızısı giysili ker''(ölüm),''güçlü enyo''(yakıp yıkıcı),''deimos''(dehşet),''phobos''(korku) hep yanındadırlar ares'in.atinalılar ares'i ''areopagos'' adı verilen ve cinayet davalarına bakan mahkemenin kurucusu sayıyorlardı.ares'in aphrodite ile düşüp kalkmalarından deimos ve phokos adında iki oğlu ve harmonia(uyumluluk) adında bir kızı oluyor.bir başka oğlu da,pelias'ın kızı pelopeia'dan oluyor.bu geçtiği yere ölüm ve dehşet saçan kan içici tanrı yunan dünyasında hiç saygı görmemiştir.ne bir kentin,ne de bir ırkın koruyuculuğu verilmemiştir ona.tapınak da dikilmemiştir ares'in adına...yunan dünyasında böylesine nefret duyulan tanrı ares,tersine romalılarca en saygı gösterilen tanrıların başında geliyordu.tanrının roma'daki tapınağının bir rahipler kurulu varmış.yüksek tabakadan seçilmiş bu rahipler mars'ın(ares'in roma'daki adı) on iki kalkanını korurlarmış.bu kalkanlardan birinin gökten düştüğüne inanılırmış.her yıl bu tanrı adına şenlikler yapılırmış roma'da.''salii'' adı verilen bu rahipler erguvan rengi cübbeler giyerek,ellerinde kalkanlarla raks ederek ve atlayıp zıplayarak şehri baştan başa geçerlermiş.roma'da mars adına birçok tapınak yapılmış.bunlardan en ünlüsü imparator augustus'un tanrıya adadığı ''mars vindicator''(öç alıcı mars) tapınağıymış.yılın üçüncü ayı ''mart'',bu tanrının latince'deki adı olan mars'tan gelmektedir.
    poseidon(latincesi:neptunus)
    üçü kız,üçü erkek kronos çocuklarının erkek üyelerindendir poseidon öteki kardeşleri zeus ve hades gibi.kendisine bütün denizlerin hakanlığı verilmiştir.denizlerin dibindeki görkemli sarayında yaşar,ama her fırsatta olympos'a çıkıp öteki tanrı ve tanrıçalar arasındaki yerini almaktan da geri kalmaz.kronos oğulları,babaları ve amcaları olan titan'lara karşı evrenin egemenliğini ellerine geçirmek için giriştikleri savaşta onları yenmişler ve yerin altına sürmüşlerdi.yeraltının tunç kapılarını kapayıp titan'ları orada tutan poseidon olmuştu.
    poseidon gerçi denizlerin tanrısıdır,ama depremleri meydana getiren de odur.zeus elinde yıldırımları tuttuğu gibi,poseidon da üç dişli yaba tutar;onunla kimi zaman fırtınalara yol verir,kimi zaman da yerleri sarsar.ama denizler iyice azgınlaşıp da kıyılara gemilere zarar vermeye başlayınca poseidon yine üç dişli yabasıyla dalgaları yatıştırır;ya da kayalıklara oturmuş bulunan gemileri kurtarır.
    poseidon,''nereid''ler denen nereus kızlarından amphitrite ile evliydi.deniz tanrılarındandır nereus.gaia ile pontos'un oğludur.nereus'un okeanos kızı doris'le evlenmesinden de bu nereid'ler doğmuştur.hesiodos ellisinin de tek tek adlarını sayar bu kızların.(theogonia 240-264)nereid'lerin belden aşağılarının balık,gövdelerininse insan olduğu söylenir.

    hades

    evrenin egemenliğini zeus ve poseidon ile paylaşan hades,üçüncü kronos oğludur.yeraltının efendisi olduğu gibi yeraltı zenginliklerinin de sahibidir.bu yüzden pluton(zengin) de denir ona.
    ziyaretçi bakımından da zengindir hades.büyük kalabalıkları kabul eder(polydektes).konukseverdir(eurypyles),ama çıkmak isteyenleyse sımsıkı kapalıdır (pylartes) ürkütücü bir görünümü vardır.tanrılar bile pek görmek istemezler onu aralarında.onunsa kimseden korkusu yoktur.tek çekindiği şey,poseidon'un yerleri sarsarken ölüler dünyasının duvarlarını çatlatması ve orada yaşayanların durumlarını gözler önüne sermesidir.hades,yerin altından hemen hiç çıkmadığı için fazla macerası da yoktur.bir defasında persephone'yi kaçırmak için dışarı çıkmış,bu onun bilinen tek öyküsüne konu olmuştur.sözcük olarak,''görünmez''anlamına geliyor hades.bu da kendisini görünmez kılan başlığından dolayı.hades kendisinden korkulduğu oranda,hiç de sevilmeyen bir tanrıdır.bu yüzden ne tapınak,ne de sunağı yoktur.hades,tanrının olduğu kadar ölüler dünyasının da adıdır.hades,kaçırdığı karısı persephone ile yeraltının orta yerindeki sarayında ruhlar üzerinde egemenlik kurmuştur.bu ülkede akheron(acı nehri),pryphlegeton(ateş nehri),kokytos(gözyaşları nehri),lethe(unutma nehri)ve styks(kin nehri) akar.styks ırmağının kayıkçısı kharon,ölüleri bu ırmaktan geçirip hades'e götürür.okeanos kızlarından biridir styks.yeraltı dünyasının en derin yeri tartaros'tur.zeus,yenerek yerin altına sürdüğü titan'ları oraya kapatmıştı.hades ölüler yurdudur gerçi,ama yaşarken inenler de olmuştur oraya.odysseus-herakles,theseus,orpheus,psykhe,aineias gibi kişiler sağlıklarında inmişlerdir yeraltı dünyasına.yeraltı dünyası çok etkilemiştir ozanları..ilkçağ yazınında ilk olarak odysseus anlatır hades'i.hesiodos da kısaca değinir ölüler dünyasına.ama bu dünyayı en yetkin anlatan kişi latin ozanı vergilius'tur.''divina comedia''(tanrısal komedi)'nın yazarı dante'yi de etkilemiştir vergilius anlatımıyla..

    aphrodite(latincesi:venus)

    güzelliğin ve sevginin tanrıçasıdır aphrodite.hesiodos'un theogonia adlı yapıtında anlattığına göre kronos,babası uranos(gök)'un hayalarını annesi gaia'nın verdiği bir tırpanla keserek onları denize atmıştı.bu organlar ak köpükler çıkara çıkara uzun süre denizde yol alırlar;derken bir kız çıkar bu köpüklerden.tanrılar ve insanlar bir köpükten doğduğu için (aphros,yunanca'da köpük anlamına gelir) aphrodite derler ona.aphrodite,sevginin ve güzelliğin tanrıçası olduğundan bir hayli gönül macerası geçmiştir başından,hem ölümlülerle hem de ölümsüzlerle.adonis'le olan serüveni en bilinendir.efes'teki aşk evi'nin girişinde küçük bir heykeli bulunurdu aphrodite'nin.erkekler bu eve girmeden önce bu heykelin önünde ona küçük bir tapınma görevinde bulunurlardı.''aphrodite pandemos''u(bütün halkın aphrodite'si)simgelerdi bu heykeli..tanrıça roma'da ''venüs barbata''(sakallı venüs) diye bilinen bir heykelden söz ediliyor.roma'lılar soylarını aineias yoluyla troia'ya,dolayısıyla da anadolu'ya bağlıyorlardı.karya bölgesindeki afrodisia şehrine roma imparatorları çok önem veriyorlardı bu nedenle..şehrin koruyucu tanrıçası aphrodite idi.bizim cuma dediğimiz gün ve latin kökenli dillerde ''vendredi'',''venerdi'',''viernes'' diye geçen gün,''veneris dies'',yani venüs günü adıyla aphrodite'ye ayrılmıştı..

    hermes(latincesi: mercurius)

    yunan mitolojisinin en ilginç,en renkli tanrılarından birisidir hermes..tanrılarla ilgili olup da adının az ya da çok karışmadığı macera yok gibidir.hermes,baş tanrı zeus ile dev atlas'ın kızı pleiad maia'nın oğludur.daha doğduğu gün tanrılık serüvenlerine hırsızlıkla başlamıştı.sabah doğan tanrı akşama doğru beşiğinden çıkıp dolaşmaya başlar.mağarasının önünde bir kaplumbağa görür;hayvanın içini boşaltıp kabuğuna tel gerer ve ondan lir yaparak güzel sesler çıkarmaya başlar çalgısından..sonra ağabeyi apollon'un tanrısal sürüleri güttüğü pieria'ya gider.elli dana çalar sürüden,hırsızlığı anlaşılmasın diye hayvanları geri geri yürütür.onları bir mağaraya kapattıktan sonra gidip yine kundağına girer.

    apollon hayvanlarının çalındığını anlayınca,bunu hermes'in yaptığını öğrenerek onun yaptığı mağaraya gelir,sürüsünü geri ister.hermes ise masum çocuk rolü takınarak,''ben çalmadım'' der.iş büyüyecekken zeus araya girerek hermes'ten hayvanları sakladığı yeri apollon'a göstermesini ister.apollon o sırada hermes'in yaptığı liri görür ve ondan çıkan sesler çok hoşuna gittiği için de kendisine vermesini ister bu çalgıyı.karşılığında da hermes'in çaldığı danaları ona bırakacaktır.böylece anlaşırlar;biri kurnazlığın ve pratik aklın,öteki de sanatın temsilcisi olan iki tanrı çok iyi dost olurlar bundan böyle.apollon hermes'e altın bir çoban değneği verir.bu değnek onun elinden düşmeyen ''kerykeion'' olur.hermes'e ''khrysorrapis''(altın değnekli) de denirdi bu nedenle.
    apollon'un sürülerini çalması tek hırsızlığı değildi onun..söylendiğine göre,yine apollon'un oklarını,poseidon'un üç dişli yabasını,savaş tanrısı ares'in kılıcını,güzeller güzeli aphrodite'nin büyülü kemerini de çalmıştı.onun hırsızlıkta böyle usta oluşu,hırsızların piri ve koruyucusu olarak yüceltilmesine de yol açmıştır.

    ticaretin ve tacirlerin de koruyucusudur.bu nedenle açıkhava çarşıları olan ''agora''larda bir sunak yeri olurdu hermes'in.

    ayrıca konuşmayı,yazıyı icat etmiştir.insanlara toplum kurallarını,aile içindeki görevlerini öğreten de oymuş.dans etmeyi,güreşmeyi,beden eğitimini de o öğrettiği için sporcuların tanrısı olarak gymnasionlarda kurbanlar sunulurdu hermes'e..
    yolların,caddelerin güvenliğini de o korurdu.yol ağızlarındaki hermes heykelleri yönleri göstermeye yarardı.

    hermes'in sayılamayacak denli çok görevlerinden en önemlisi,''tanrıların özellikle de zeus'un habercisi ve ulağı'' olmasıdır.aynı zamanda gönül işlerindeki yardımcısıdır da kimi zaman..

    hermes'in bir başka görevi de ruhları öteki dünyaya götürmekti.bu görevi dolayısıyla ''psykhopompos''(ruhları götüren) sıfatı verilmişti hermes'e..bu niteliğiyle de bir can alıcı meleğin işlevini görüyor.

    her zaman hareket halinde olduğu için bir yerden bir yere çabucak ulaşabilmek amacıyla kanat kullanırdı.bu kanatlar onun başlığında,topuklarında ve elinde hep taşıdığı değneğindeydi.

    athena (latincesi:minerva)

    bilgeliğin,savaşın,bilimin ve sanatın tanrıçasıdır athena..ona ''pallas athena'' da denir.kendisine bağlanan sıfatlar çoktur.polias yani şehirlerin koruyucusudur.''zafer taşıyan''dır.(bkz: nikephoros).''esenlik dağıtan''dır.(bkz: soteira). gözleri ''ışıl ışıl''dır.(bkz: glaukopis).''güçlü baba''nın kızıdır. (bkz: obrimopatre).evlenmemiştir,bakiredir (bkz: parthenos). tıpkı kardeşi artemis ve halası hestia gibi..

    zeus,titan'ları ve gigantları yenip evrenin düzenini kurduktan sonra,ilk olarak titan çifti okeanos ve tethys kızı metis'i almıştı kendisine eş olarak..''bilgelik,sakınımlılık'' gibi anlamlara gelir bu sözcük.bu evlilikten athena doğar.ama bilinen doğumlar gibi olmamıştır bu.metis tam doğuracağı sırada zeus,uranos ve gaia'nın öğütlerine uyarak doğum sancılarıyla kıvranmakta olan karısını yutar.ama bu kez kendisi korkunç ağrılar duymaya başlar kafasında.dayanılacak gibi değildir bu ağrılar.sonunda demirciler tanrısı hephaistos'a,demir dövdüğü en büyük balyozunu alıp getirmesini emreder.hephaistos topallaya topallaya gelir zeus'un olympos'un tepesindeki sarayına.zeus buyurur bu ayağı sakat ama güçlü oğluna:

    ''balyozunu alıp bütün gücünle vuracaksın kafamın orta yerine!''

    hephaistos,korkuyla bakar tanrılar başbuğunun yüzüne acaba şaka mı yapıyor diye.çünkü kendisi hiçbir tanrının korkmadığı kadar korkar zeus'tan.bu korkusu da nedensiz değildir.hephaistos zeus'la hera arasındaki o bitmez tükenmez dalaşlardan birinde annesinin tarafını tutmuştu.zeus'ta hephaistos'u yakaladığı gibi fırlatmıştı olympos'un tepesinden.hephaistos da döne döne lemnos adasına düşmüştü;topallığı da o yüzdendi.şimdi kara kara düşünmektedir,ya zeus onu güçlü kollarından da ederse diye.
    ama herşeyi bilen zeus anlamıştır hephaistos'un gönlünden geçenleri.''çekinme gel''der.''vur şu balyozunu kafamın ortasına da bitsin bu iş.sen yarmazsan,kafam kendiliğinden yarılacak zaten bu ağrı yüzünden.''

    hephaistos bu sözler üzerine var gücüyle balyozunu indirir zeus'un kafasının orta yerine.inanılmaz bir şey olur o zaman;zeus'un yarılan kafasından,bir elinde kalkanı,bir elinde kargısı,bakışları pırıl pırıl parlayan,gök gözlü,zırhlara bürünmüş güzeller güzeli bir genç kız olan athena çıkar.

    bir söylentiye göre zeus,karısı hera ile aralarında bitmez tükenmez çekişmelerinden usanmış da; ''benim sana hiçbir konuda gereksinmem yok;öyleyse niye çekeyim dırdırını.eğer iş çocuk doğurmaksa o da gelir elimden'' diyerek bu yola başvurmuş.hera da bunun altında kalacak değil ya; ''madem öyle,benim de sana gereksinmem yok'' demiş ve hephaistos'u doğurmuş babasız olarak.

    athena promakhos (ön safta savaşan) olarak savaşın da temsilcisidir.bu niteliğiyle troia savaşları sırasında karşı karşıya geldiği ares'i yenmiştir zekasıyla.

    babası zeus'tan hep bakire kalmayı dilemiş ve öyle de kalmıştır.ama onun bu özelliği yine de hera ve aphrodite'yle birlikte güzellik yarışmasına katılmasını engellemez yarışmayı seven bir tanrıça olarak.yalnızca ölümsüzlerle değil,ölümlülerle de boy ölçüşür fırsat buldukça.

    flütü bulan da athena'dır. ama yanaklarını şişire şişire çaldığı için,bu durum gülünç bir görünüm veriyormuş tanrıçaya.bu yüzden öteki tanrılar kendisiyle alay etmişler.o da kaldırmış atmış flütü. onun attığı aleti sonradan keçi ayaklı marsyas bulmuş.
    atina'da tanrıçanın onuruna ''panathenaia'' bayramları kutlanırdı.başlangıçta bir gün sürerdi bu bayramlar;ama sonra,süreleri uzatıldı.bunlar iki türlü kutlanırlardı.büyük panathenaia bayramı beş yılda bir,küçüğüyse her yıl yapılırdı.koşu,güreş,şiir ya da müzik olmak üzere üç tür yarışma düzenlenirdi bu bayramlarda.

    tanrıça başında tolgası,bir elinde kargı,öteki elinde kalkan ve göğsünde keçi amaltheia'nın derisinden yapılma zırhıyla gösterilirdi yontularında.baykuş ve ejderha onun kutsal hayvanlarıydı.büyük panathenaia bayramları sırasında attik yarımadasındaki her kabile bir öküz kurban ederdi tanrıçaya.
    athena -belki doğrudan kendisi doğum verdiği için- en sevgili kızıydı zeus'un..

    eros(latincesi:cupido)

    sevgi anlamına gelen eros,daha yaradılışının hemen başında,gaia ile birlikte çıkmıştı ortaya..canlıların elini,ayağını çözen,insan ve tanrıların yüreklerini,akıl ve iradelerini ellerinden alan bir güçtür bu.

    evrenin düzeni kurulup yerleşince bir eros daha doğar sonradan.ares ile aphrodite'nin çocuklarıdır bu eros.

    küçük,sevimli bir oğlan biçiminde tasarlanan bu eros sırtında bir çift küçük kanatla gösterilir.elinde ok ve yay taşır.okunun değdiği kişiler aşk ateşinden yanıp tutuşurlar.hiç kimse,hatta tanrılar bile kurtulamaz kendisini onun oklarının bu sihirli etkisinden.kimi zaman başında hazzın ve sevginin simgesi güllerden yapılma bir taç taşır eros;kimi zaman da kör olarak gösterilirmiş.

    eros dünyaya geldiği zaman zeus onun yüzüne bakarak bir karışıklığa neden olacağını anlamış ve aphrodite'ye onu başından atmasını söylemiş.aphrodite de eros'u bir koruluğa bırakmış,orada yırtıcı hayvanlar emzirmiş çocuğu.biraz büyüyünce çocuk ağaçlardan kendisine ok ve yaylar yapmış,bunları ilk kez hayvanlar üzerinde denemiş.sonra da altından yapılma ok ve yaylarla değiştirmiş bu ilk silahlarını.
    karşılıklı sevginin tanrısı olan anteros zaman zaman eros'un rakibi olarak nitelendirilirdi.eros'un en yakın dostlarıysa pothos ve himeros'tu.yani özlem ve arzu.

    zeus kelimesinin kökeni;

    hint pantheon'unda en önemli tanrı. göktanrı imiş.yerel olarak değişik isimlerle çağrılan bu tanrı hatti dilinde taru,hurri dilinde teşup,hitit dilinde ise tarhu,tarhuna ya da tarhunt diye adlandırılırmış. hitilerin aslında hint-avrupa kökenli bir tanrıları varmış.şiu ismindeki bu tanrı,yunanca ''zeus'' ve latince ''deus,dii'' sözcükleri ile aynı kökenden sayılıyor..bu kök hem tanrı hem de ''gün ışığı'' ve ''parlamak'' gibi anlamlara da sahip.. ancak zaman içinde şiu özel tanrı ismi olmaktan çıkmış ve genel olarak tanrı anlamına gelmiş..baş tanrı hitit metinlerinde genellikle ''hatti ülkesinin tanrısı'',''sarayın tanrısı'',''göğün tanrısı'',''hattuşa'nın tanrısı'' gibi adlarla anılıyormuş..ayrıca ''ordunun göktanrısı'' ve ''yağmur göktanrısı'' gibi adlandırmalara da rastlanmış..ki bu sıfatlar zeus'un sıfatlarına benziyor..zeus'un lakaplarına baktığımızda ise zeus aynı şekilde gökyüzü tanrısı olarak bilinir.oranın hakimidir..göksel olaylar ondan bilinir.bulutları devşirendir. (bkz: nephelegeretes) gökten şimşekler fırlatır: (bkz: asteropaios). yıldırım sevendir (bkz: terpikeraunos). bereketli yağmurları da yağdırandır. (bkz: zeus huei) hititlere göre göktanrı ile dağlar arasında,daha doğrusu dağ tanrıları arasında sembolik bir bağ varmış.aslında bunu ''dağların gök kubbeyi taşıdığı'' inancı ile birlikte alıyor bilim adamları..bu göktanrının en önemli sembollerinden biri boğa imiş.boğanın göktanrıyı sembolize ettiği düşünülüyor. bu sembol ise zeus'un boğa kılığına girmesiyle özdeş olabilir..

    (kaynakça:ekrem akurgal/hitit ve hatti uygarlıkları/1995)

    edit: hesiodos'un evren tasavvuru için, kalemimden çıkma:
    http://www.latince.net/hesiodos_evren.jpg
  4. rotting christ 'ın yeni çıkacak albümünün adı ,yeni albümde yine grup kendini geliştirmiş ve piyasa tarzına girmeden değişik işler yapmış ,hit parça promo olarak sürülen 'enuma elish' gerçekten dinlenmeye deger rc klasiği olacak gibi
    edit:son 10 yılın en iyi blackmetal albümü,''a dead poem'' e kafa tutar ''thy might contract'' a bir adım daha yaklaşır
  5. an itibariyle dudaklarimi ucuklatan yepyeni rotting christ albumu. bu ne gorkem bu ne zerafet bu ne gaz beklettiklerine degmis dogrusu. master tezi sunumunun kapak oldugu, abuk subuk darbe*lerin yasandigi rezalet bir gunde ilac gibi geldi...