şükela:  tümü | bugün
  • vincent van gogh'un ocak 1873'den temmuz 1890'a kadar kardesi theo'ya yazdıgı mektuplarından olusan eser.
  • dert babasi theoya gaugin tarafindan da bir mektup gönderilmistir. gaugin kibarca "kardesin gecende usturayla üstüme yürüdü. napacaz bunu" demistir.
  • pınar kür tarafından çevrilip,yky'den çıkmıştır.
  • vincentin melankolik ic dünyasini merak edenlerin ;muhakkak suretle okumasi gereken bi kitap.
    (bkz: süper)
  • "ne zaman tanımlanamayacak,anlatılamayacak kötü bir perişanlık imgesiyle karşılaşsak -yapayalnızlık,yoksulluk,elem,herşeyin sonu ya da en aşırı ucu-kafamızda tanrı düşüncesi uyanıyor.hiç değilse bende böyle oluyor bu..."
    (15 kasım 1878 tarihli mektuptan)
  • büyük bir hevesle başlayıp, kıvrına kıvrına bitirmeye çalıştığım kitap. van gogh ile kardeşi theo arasındanki mektuplaşmalar her ne kadar bizi gogh'un iç dünyasına götürüyor olsa da bir yerden sonra para sıkıntısı, renk konusunda kaygılar ve şehir betimlemelerine dönüşüyor. kitaptaki tek gelişme gogh'un dünyaya ve resim sanatına olan bakış açısının ilk yıllarından ölümne kadar değişimi oluyor. sırf intihardan önceki düşünceleri neymiş merak ediyorum ve bitirmeye çalışıyorum yoksa yani.
  • van gogh'un 1873'ten başlayarak 1890'a kadar süren içerisinde kardeşi theo'ya yazdığı mektuplardan oluşan kitabın adı.

    pınar kür tarafından çevrilmiş olsa da, sanki bir şeyler eksik kalmış gibi. ingilizce'sini okuduğumda algıladığımla, türkçe çevirisini okuduğumda algıladığım çok farklı oldu. takdir edersiniz ki çeviri dilden dile değişen, duyguları yansıtmada farklılaşan bir eylem fekkat, türkçe'sinde sanki bir özensizlik var gibi geldi bana. yani van gogh ne dediyse, olduğu gibi mekanik bir şekilde çevrilmiş gibi hissettirdi bana, tam olarak öyle de değil ama bu ressama hiç "inilmemiş", adamın dili hiç yakalanmamış. bu da bir müddet sonra van gogh'a dahil olmayı zorlaştıran bir sürece döndürdü okumayı.

    ben pınar kür'ün çeviri dilini beğenmemiş olabilirim, ama başka bir okuyan beğenebilir elbet bu zevk meselesi bir yandan da.

    fakat ben bu çeviride van goh'u hissedemedim, yaşadığı nevrotik durumları, içsel çalkantıları bu çeviri dili ile herhangi bir hissiyat bağı kuramadım, ya da ben beceremedim. anladığım kadarı ile çeviri ingilizce'den yapılmış. ama bazı bölümlerin neden atlanmış olduğunu da anlamadım.

    ilk mektupta bakın mesela:

    "did you know that a large, new building will take the place of the trippenhuis in amsterdam? that’s fine with me; the trippenhuis is too small, and many paintings hang in such a way that one can’t see them properly."

    bu şekilde bir bölüm var fakat bu türkçe'sinde yok. neden mektubun içerisinden böyle bir bölüm atlanır ki, bu sadece bir adet örnekti, hepsini tek tek yazmak çok uzun sürer.

    ve bir çeviri örneği:

    "write and tell me whether that other painting is by alfred stevens, or otherwise what his christian name is."

    şöyle çevrilmiş

    "öteki resmi yapan alfred stevens mı? değilse adamın ilk adı nedir?"

    ee başındaki "write and tell me" ne oldu? "whether" ne oldu?. "christian name" de ilk ad diye mi çevriliyor? "adamın" kelimesi nereden çıktı?

    ve sair ve sair ...

    not: ingilizce'den okumak isteyenler buradan bakabilirler.
  • van gogh'un 19 yaşından itibaren kardeşi theo'ya yazdığı mektupların derlendiği kitap.sanırım onun hayatını ve ruh halini anlayabilmemizi sağlayacak en önemli kaynaklardan biri.
  • vincent van gogh theo'ya yazdığı mektupların birinde söyle der. ki bu paragraf icime isledi benim.

    "gecmisi düşündugumde-hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan gelecegi dusundugumde, sevmedigim ve kaytarmak istedigim, ya da tabiatimin kotu yaninin kaytarmak istedigi onca guc çalışmayı düşündugumde; bana donuk, hep bana bakan gozleri düşündugumde - basaramazsam suçun nerede, kimde oldugunu bilecekler, bana ufak tefek serzenislerde bulunmayacaklar, ama dogru ve erdemli olan - saf altindan olan- her konuda denenmis ve eğitilmis olduklarindan, yalnizca yuzlerindeki anlam neler diyecek bana: sana yardimci olduk, sana isik verdik - elimizden gelen her seyi yaptik senin icin, gercekten durust bir caba gosterdin mi? hakettigimiz karsilik nerede? tum ugrasmalarimizin meyvasi nedir? anliyorsun ya! butun bunlari ve benzeri bir suru seyi - hepsini siralamak olanaksiz- dusundukce, tum guclukleri, biz yaşlandıkça azalmayip cogalan dertleri, acilari, dus kirikliklarini dusunup basarisiz olmak, rezil olmak korkularina kapildikca, ben de ben de ozluyorum senin ozledigini. keske her seyden uzak olsaydım, diyorum."
  • mekan tasvirlerinden başımı döndüren, van gogh'un çok sevdiği kardeşi thoe'ya yazdığı özlem dolu mektuplar. birkaç örneğini amsterdam van gogh müzesinde okumuştum. hatta sadece theo değil diğer kardeşlerine yazdığı mektuplara da göz gezdirmiştim. mektupların bir kısmı aynı zamanda seslendirilmişti. ben tabii yine theo'ya yazdığı mektuplardan birinin seslendirmesini dinledim. ıki kardeşin arasındaki bu kuvvetli bağ beni çok etkiledi. türkçe kitabını aldım. ancak orijinal metinde kullandığı (ingilizceye çevrilmiş hali tabii) "my dear theo" türkçe'ye "sevgili theo" diye çevrilmiş ve ruhunda bir şeyler kaybetmiş. ben her mektubu "my dear theo" dediğini düşünerek okuyorum. sevgili theo çok yavan. kim bilir daha hangi duygular kayboldu çeviri esnasında, keşke orijinal dilinden okuyabilseydik.