şükela:  tümü | bugün
  • bernhard'ı okumak bizim için bir zorunluluktur diye düşünüyordum eski ustalar'ı ilk okuduğum günü hatırlayarak. her gün ellerine kitap almayan binlerce ve milyonlarca insandan hiç bahsetmiyorum bile ve diğerleri, o birşeyler okuduğunu sananlar, o her gün birkaç gazete ve her ay birkaç kitap alanlar bile bernhard okumadıkları için bir gün ölecekler diyordum kendi kendime, ama bernhard okuyanlar da ölecekler ve daha çok acı çekecekler, buna şüphe yok diye düşünüyordum. eski ustalar'dan bahsederken, heidegger'den ve stifter'den ne kadar tiksindiğini ve bir daha asla o eski ustalar denenleri okumayacağını söylerken kendisinin de bir gün eski bir usta olarak anılacağı gerçeğini bildiğini düşündüm, bernhard da o sürekli pohpohlanan ve bir bilge edasıyla kalkan, oturan ve insanlara nutuk çekenlerden biri olarak hatırlanmak zorunda olduğunu biliyordu ve sırf bu yüzden ayna karşısına her geçtiğinde usturayı tenine daha yakın tuttu. bütün bunları aklımda tutuyor ve yine de onun bir deha ve sinirli ve sevecen ve tahammül eden ve bir anda vazgeçen zavallı bir adam olduğunu söylüyorum. thomas bernhard bir dehadır ve o bir zavallıdır. o hep nefret ettiği avusturya'dan ve avusturyalılardan başka bir şey değildir. ciğerlerinden ve şu insan hastalığı denen şeyden muzdarip olduğu için hep kuzey avusturya'ya gitmek ve orada o kuzey avusturyalılar denen cahillerden tiksindiği için ve bir yandan da viyana'ya olan bağlılığı yüzünden sürekli geri dönmek onun karakterinin bir parçası olmuştu. tıpkı dedesinin, o yaşam boyu talihsiz ve mutsuz olan ama bir anarşist olmaktan asla vazgeçmeyen adamın da olduğu gibi. çünkü bernhard sürekli huysuzlanır ve sürekli şikayet eder ve bunları büyük ölçüde dedesinden miras almıştır. onun sürekli şikayet edip huysuzlanmasına rağmen yine de gerisin geri insanlara dönmesi ve o yüzlerine sürekli gülüp hep dostum olarak hitap ettiği insanları gerçekte hiç sevmemesine rağmen onların davetine uyup gün boyu yaban ördeği'nde berbat ve gerçekten tiksinti verici bir rol oynamış bir adamı sırf onlar istedi diye beklemek zorunda oluşu, onlardan nefret ettiğini bilmesine rağmen onlarla birlikte olduğu gerçeği bizim bernhard okumamız için yeter sebeptir diye düşünüyordum raftaki kitaplarına bir kez daha göz gezdirir ve yeni kitabının ne zaman çevrileceğini merak ederken. bernhard okumamış kişi eksiktir, bu değişmez bir gerçektir. bernhard, müziğin onun için vazgeçilmez oluşu gibi bizim için vazgeçilmez ve onsuz yapılamaz bir kişiliktir. hep söylendiği gibi başka türlüsü düşünülemeyecek şekilde. tıpkı müziğin ve hasta ciğerlerin onun bünyesinin değişmez unsurları oluşu gibi bernhard da bizim için vazgeçilmez bir unsurdur. onu sevsek de sevmesek de bu böyle. onu sevmesek de devlet dairelerinde onun doğru söylediğini görmek ve gerisin geri yalnız kalabileceğimiz ve okuyabileceğimiz bir yerlere dönmek onun hakkını teslim etmektir diye düşünüyordum. yalnız kaldığımız zamanlarda ise nefret etttiğimiz ve bir yandan da bernhard'a uyarak daha da nefret ettiğimiz insanları aslında ne kadar çok sevdiğimiz gerçeği ise onu kesinlikle yanlışlamaz diyordum kendi kendime, bu onu başlı başına okunması gerekli bir yazar yapar diye düşünüyordum, oturup onun odun kesmek'ini veya bitik adam'ını karıştırırken. sonra onun tek bir paragraftan oluşan ve hepsi bir diğerinin aynı olan sıradışı kitaplarını dönüp, tekrar ve tekrar okudum. tekrar ve tekrar ve tekrar, hepsi bu.
  • bu adamın avusturya ve viyana hakkında söylediklerinin muadilini, hadi onda birini diyelim bir yazarımız türkiye hakkında söylese herhalde iki güne kalmaz birilerinin gaza getirdiği bir çocuk kafasına sıkardı. afarozlardan afaroz beğenirdi kendine.

    adam avusturya yı ve avusturyalıları ve avusturyalı siyasetçileri itin götüne sokup sokup çıkarmakta tereddüt etmemiştir. avusturya onun kitaplarını değil, o kitaplarını avusturya ya yasaklamıştır. yine de hala daha avusturya onun adına ödüller vermekte, bin türlü şekilde bernhard ı takdir edip yüceltmektedir.

    bir de perihan mağden e filan sivri dilli diyorlar. pehhh. onun sivri dili bernhard yanında fruko gazoz kalır.

    diğer taraftan zavallı orhancığımın kırk yılın başında ettiği bir laf yüzünden halen süren davasına bakıyorum da, zor iş türkiye de yazar olmak diyerek mesajımı da gözünüze sokuyorum.
  • sıkı bir insansevmez.
    gayrı meşru bir ilişkinin çocuğudur.
    çöküntü adlı romanında insanlığı "ölümlü topluluk", hayatı "ölüm okulu" şeklinde tanımlar. normalliği değil anormalliği kutsar. hastalıklı olmayan tek bir satırı yoktur.
    ayrıca inanılmaz fotojenik olması es geçilemez bence.
  • yazarken yalnız kalmayı insanın kendi onurunu koruması olarak düşünen yazar.
  • insan sevmeme güzellemecisi. yakışıyor da kerataya.
  • yok etme adlı eserinde "aydın geçinen insanlar içerisinde en aşağılık olanlar hakimler ve öğretmenlerdir. hergün binlerce insanın hayatını mahvederler bir de bunun için para alırlar" diyen huysuz ve aksi avusturyalı misantroph.
  • thomas mann'dan nefret eder.

    "açın gazeteleri, hemen hemen hepsi thomas mann’dan bahsediyorlar. şu anda otuz yıldır ölü adam ve tekrar tekrar ondan bahsediyorlar, sonsuza dek, dayanılmaz. küçük burjuva bir yazar olmasına rağmen, solgun, sönük ve sadece küçük burjuvalar için yazan biri. tasvir ettiği muhit ancak küçük burjuvaların ilgisini çeker. keman çalan profesör, lübeckli bir aile, aman ne şirin. kendisi tutucu ve tipik bir alman küçük burjuvadır. karısı da aç gözlüydü. işte bu benim için tipik bir alman yazar birleşimidir. mann ya da zuckmayer olsun, bu karakterler her aptal heykel, sergi ya da köprü açılışında hep devlet başkanının yanındadırlar. yazarların ait oldukları yer orası mıdır? bu adamlar her zaman devletle ve iktidardakilerle anlaşmalar yaparlar, sonunda da hep dirseklerinin üzerinde kalırlar. "
  • yirminci yüzyıl edebiyatının faulkner'la birlikte en büyük üslupçularından avusturyalı romancı. türkçesinden bilebildiğimiz kadarıyla eski ustalar bir doruk kitaptır, bitik adam'ın yapısı mühimdir, bu adam da kimdir böyle dedirtir [beckett'e dedirtmiş] marmara üniversitesi'nden acar sevim isimli bir akademisyenin nihilizme eleştirel bir bakış adlı bernhard romanlarıyla ilgili doktora? tezi işaret yayınları'ndan çıkmıştır vaktiyle ama pek önemli sayılmaz. zeynep sayın'ın yazısı ise (çöl giderek büyüyor) zamanında gösteri dergisinde thomas bernhard'ın ölümü üzerine yazılmıştır ve sadece iki sayfadan mürekkeptir.

    türkçedeki romanları:
    eski ustalar: (bkz: alte meister) yky
    bitik adam: (bkz: der untergeher) yky
    odun kesmek: (bkz: holzfallen) yky
    yok etme: (bkz: auslöschung) yky
    don: (bkz: frost) yky
    (bkz: beton) yky
    yürümek - evet: (bkz: gehen) - (bkz: ja), yky
    wittgenstein'ın yeğeni: (bkz: wittgensteins neffe) metis

    otobiyografik roman pentalojisi:
    neden: (bkz: die ursache) mitos yayıncılık
    mahzen: (bkz: der keller) mitos yayıncılık
    soluk: (bkz: der atem) mitos yayıncılık
    soğukluk: (bkz: die kalte) mitos yayıncılık
    bir çocuk: (bkz: ein kind) mitos yayıncılık

    öyküler:
    ödüllerim: (bkz: meine preise), yky
    olaylar: (bkz: ereignisse) babil yayıncılık
    ses taklitçisi: (bkz: der stimmenimitator) yky

    tiyatro:
    tiyatrocu: (bkz: der theatermacher) mitos boyut yayınları
    kahramanlar alanı: (bkz: heldenplatz) can yayınları

    söyleşi:
    (bkz: thomas bernhard'la konuşmalar) yky

    ve bonus:
    http://www.imdb.com/name/nm0076767/
  • hakaret virtüözü