şükela:  tümü | bugün
  • öldürecek beni her sözü kafamda en az bir gün askıda kalıyor ve gittikçe zehirlendiğimi hissediyorum evet thomas zehirliyor insanı çünkü en çok o zehirlenmiş ve en çok o zehirlendiğini anlatmış, hiç susmuyor sürekli lanet olası şeylerden bahsediyor ve ben de dayanamıyorum boğazıma yapışıyor resmen okudukça.
  • tehlikeli oyunlardaydi sanirim, bas karakter buyuk mutsuzluklardan sadece sanatcilar saheserler cikarir, biz altinda kaliriz minvalinde bir seyler soyluyordu, tam olarak hatirlamiyorum. thomas bernhard i okurken hep bu sozler aklima geliyor. hayatini yasamis* diyemeyiz ama yazmayi basarmis. okudugum kitaplarinin etkisiyle hem cok sevip hem de nefret ettigi bi kardesi olmali diye dusunmustum, uvey kardesleri oldugu bilgisine ulastim, onlarla iliskisinin ayrintilarina vakif olamadim.
  • köyden aldığım küçük kağıtlara önemli gördüğüm bazı tarihleri, hayatımın önemli dönüm noktalarını not etmeye başladım; o an için son derece net olan birçok şeyin, ileride giderek silineceğinden, kaybolacağından; ya da onları yazacak gücü ileride kendimde bulamayacağımdan korkuyordum. bu kâğıt parçalarında, kurtarılması gerekenleri, bana değerli görünen her şeyi eksiksiz olarak kurtarmayı deniyordum. bunu yaparken kendi çalışma şeklimi, davranış tarzımı, kendime has rezilliğimi, alçaklığımı, kendi kabalığımı, nevi şahsıma münhasır zevkimi; başka hiç kimseninkilere benzemeyen özelliklerimi keşfediyordum. hangisi önemliydi? hangisi kayda değerdi? her şeyi unutulmaktan kurtarıp önümdeki yüzlerce kağıda aktarmak zorunda olduğuma inanıyordum. artık beynime güvenim yoktu; hiçbir şeye güvenim yoktu çünkü. şiir yazarken duyduğum utanç düşündüğümden daha büyüktü, böylece şiir yazmaya da son verdim.

    soğuk kitabından
  • 1988'in 'eseri fransızca'ya çevrilen edebiyatçı' dalındaki prix medicis sahibidir.
  • "the cheap-eaters"i "ucuzayiyenler" olarak türkçeye çevrilen yazar. yapı kredi bastı.
  • aynı kelimeleri sık sık tekrarlayarak okuyan kişinin, "lan bu satırı okumamış mıydım" demesini sağlayıp, cümleyi yeniden okuttuktan sonra, "yoo, bu başka bir ifade ediş biçimiymiş" diye düşünmesini sağlarken, birden "alla alla, bunu okuduydum ama" keşmekeşi içine sokuyor.
    yani bazı yazılarında "thomas bernhard" olduğu söylenmese ve yazının kim tarafından yazıldığının tahmin edilmesi istense "kesin georges perec yazmış bunu" derim. öyle muazzam kelime oyunları.
  • sert ama çok sert satırların yazarı.

    - "gstatten sokağı'na giderken bürgerspital klisesi'nin oradaki yaya kaldırımında yumuşak bir nesneye basmış ve dönüp baktığımda bunun bir oyuncak bebeğin eli olduğunu sanmıştım, okul arkadaşlarım da öyle sanmıştı; ama söz konusu olan, bir çocuğun kopmuş eliydi."

    - "hastaneler artık sadece savaşta sakatlananlarla değil, açlıktan yarı ölü vaziyette olan ya da açlık ve umutsuzluktan ölmekte olan binlerce insanla da dolup taşıyordu."
  • - "her türden insanla ilişki kurabilirdim ama bunu hiç istemedim; kitaplarla aramdaki ilişki ve hayal gücümün önünde açılan uçsuz bucaksız ve keşfedilmeyi bekleyen yeni kıtalar beni fazlasıyla tatmin ediyordu."
    (bkz: der atem)
  • insanların saçma sapan şeylerden, kahvaltıdan hatta battaniyeden bile yapay mutluluklar devşirdiği bu ülkede kendisini okumak panzehirdir.
  • okuduğum ilk ilk kitabı aynı zamanda bir deneme olan çocuk. içerisinde kendimden çok fazla şey bulmuş olmam ile birlikte yazarı keşfetmeye başlamış bulundum.

    tabi özgün dilin almanca olmasından kaynaklı ve buna bağlı olarak çeviri problemi midir bilemiyorum dili çok yavan geldi fakat yazarın başka bir kitabını okumadığımdan henüz bir karşılaştırma yapma fırsatı edinemediğimden bir şeyler söyleyebilmek için erken.

    elinde yazara ait herhangi bir kitabının pdf dosyası bulunan yazarlar yeşillendirebilirse sevinirim.