şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yüzbaşı thomas sankara.
    (d. 21 aralık 1949 - yako ö. 15 ekim 1987 - ouagadougou)
    burkina faso devlet başkanı.
    oldukça renkli bir kişilik. iktidara gelir gelmez, makam arabası olan mercedes'i satıp, yerine o vakitler ülkedeki en ucuz araba olan renault 5 kullanmaya başlıyor ve kendine tamamen kadınlardan oluşan bir motorsikletli koruma ekibi kuruyor.
    kadın hakları konusunda oldukça duyarlı ve hükumetinde çok sayıda kadın bulunuyor.
    atatürk'ten etkilendiği görülüyor. ölümünden bir hafta önce yaptığı bir konuşmada, "kişileri öldürebilirsiniz ama fikirler baki kalır." diyor.
    uluslararası toplantılara giderken, para harcamamak için uçak kaldırmıyor ve komşu ülke devlet başkanlarının uçaklarına "otostop çekiyor".

    elbette, 1980'ler ortamında bu tür ilerici uygulamalar cezasız kalmıyor ve 4 ağustos 1983 günü başlayan başkanlık serüveni, 15 ekim 1987'de öldürülmesiyle son buluyor.
  • başkentte bulunan bir ordu deposunu halka açmış, afrika'nın che guevera'sı olarak bilinen, dünyanın gelmiş geçmiş en eğlenceli liderlerinden birisidir.
  • aylık 450 dolarla yaşayan, başkanlıktan aldığı 2000 doları her ay kimsesizler yurduna bağış yapan başkan.

    '' ben lüks hayatı süremeyen insanlar karşısında utanıyorum '' sözünü söyleyerek kendi odasında klima kullanımını yasaklamıştır.

    devlet dairelerine kendi portresini asmayı izin vermemiştir.

    (bkz: böyle insanlar da varmış)
  • "80'li yıllarda 4 yıl burkina faso'yu yöneten ve suikastle öldürülen antiemperyalist devrimci thomas sankara'nın fikirleri ve siyasi mirası, son zamanlarda afrika genelinde yeniden büyük ilgi uyandırıyor. sankara'yı öldürtüp iktidara gelen compaore halk isyanıyla devrilirken, ellerde sankara posterleri vardı..."

    http://haber.sol.org.tr/…yi-hatirlamak-haberi-99612

    https://www.youtube.com/watch?v=enr_bu0ul6y
  • elinden her is gelen güzel insan ümit kivanc bu devrimciyi ve ülkesi burkina faso'yu anlatan bir belgesel yapmis. izleyin, izletin!
  • siyasi mirası üzerine bir dosya; http://www.aljazeera.com/…irit-150603104633020.html
  • afrika'nın che guevara'sı thomas sankara
    thomas ısidore noël sankara (d. 21 aralık 1949 - ö. 15 ekim 1987) burkina faso'nun 1983-1987 yılları arasındaki devlet başkanı.
    afrika'nın che guevara'sı olarak da bilinen sankara, 1949'da o zamanki adıyla yukarı volta'da dünyaya geldi. fas, fransa ve madagaskar'da subay olarak eğitim gördükten sonra 1980 yılında albay saye zerbo'nun yönetimindeki askeri darbeye katıldı. hükümette devlet bakanlığı kazanan sankara kısa süre sonra solcu görüşleri nedeniyle görevden alındı. 7 kasım 1982'de jean-baptiste ouédraogo'nun yönetiminde yapılan darbe sonucu başbakanlık görevini üstlenen sankara mayıs ayında başka önde gelen isimlerle birlikte görevinden uzaklaştırıldı ve ev hapsine alındı. bu kitle eylemlerine neden oldu. blaise compaoré'nin ağustos 1983'te gerçekleştirdiği yeni bir darbeyle sankara devlet başkanlığı görevini üstlendi.
    sankara ülkenin ekonomik ve kültürel kalkınmasına yönelik giriştiği kampanyayla ve bireysel çıkarlar peşinde koşmayışıyla uluslararası bir prestij kazandı. küba modelinden ve ghana devlet başkanı jerry rawlings'den etkilendi. planlı ekonomi aracılığıyla sosyalist bir kalkınma modeli uygulayarak ülkeyi yoksulluktan kurtarmaya çalıştı. çok sayıda kadının da hükümette olduğu sankara döneminde, kadın hakları konusunda da önemli adımlar atıldı. kadın sünnetini yasakladı, çok eşliliğe karşı çıktı ve doğum kontrolünün yaygınlaştırılmasını savundu. aıds'i afrika için büyük bir tehdit olarak gören ilk devlet burkina faso oldu. ülkede çölleşmeye ve ormanların tahribine karşı kampanyalar başlatıldı. hükümetin elindeki mercedesler satılarak, bakanlara makam aracı olarak renault 5 marka otomobiller tahsis edildi. kabile şeflerinin kendi adlarına haraç toplamak ve tabiyetindekilere angarya yüklemek gibi ayrıcalıkları kaldırıldı. başkent ouagadougou'daki bir ordu deposu ülkenin tüm halka açık ilk süpermarketi haline getirildi. 1984 yılında ülkenin yukarı volta olan adı burkina faso olarak değişti. yeni bir bayrak ve ulusal marş kabul edildi. yerli malları kullanmaya teşvik edici çalışmalar yapılarak, hükümet görevlilerinin yabancı kumaşlardan giysiler yerine faso dan dani adlı geleneksel kıyafeti giymeleri istendi. ülkenin ekonomik olarak fildişi sahili'ne bağımlı güneybatısının ulusal ekonomiyle bütünleştirilmesine girişildi. ancak sankara'nın çabalarına karşın ekonomik hayatta önemli bir düzelme olmadı.
    hoşnutsuzluğun artması sonucu 15 ekim 1987'de blaise compaoré'nin yönetiminde yeni bir darbe gerçekleştirildi. darbe sırasında çıkan çatışmalarda sankara da darbeciler tarafından öldürüldü.
  • sokaktan gelen davul ve ona eşlik eden ağıta benzer bir ağır aksak dans müziği vardı. birden bastıran tropik yağmur yüzünden elektrikler kesidi. sivrisinekler salonda survivor ünlüler-gönüllüler finalindeki gibi yarışıyorken gözlerim kapanmak üzereydi. samuel'in evinde eski bir karyolanın üzerindeydim. evde annesinin kucağında dudağı açık uyuyan kısa kıvırcık saçlı bir çocuk ve mum ışığı yakarak ders çalışan büyük kardeşi henry.

    samuel 40 yaşlarında batı afrika'lı bir işçi. togo'dan göçmüş. anne ve babasını tanımıyor. 3 çocuğu var, ingilizcesi çok iyi değil. bana akanca öğretmeye çalışıyor, ben de ona doğu karadeniz aksanlı türkçe [ilk pes eden o oldu.] bizim türk işçilerin yanına verilen afrikalı ekiptendi. ekibin başında ben varım. bizim ekip rahat. yarım saatte bir sigara molası, çiş molası sürekli mola alıyorlar amınakoyim, sanırsın batı konferansında yarı final serisindeler. samuel'in ekibini dışarıdan kontrol eden hintliler var, ama ben hali hazırda orada olduğum için pek karışamıyorlar. bu ekip 9 saatlik mesaide su içmiyor, oturmuyor, hangardan dışarı çıkamıyor. sürekli çalışıyor ve sürekli terliyorlar. sıcağı şöyle tarif etsem başka bir şeye gerek duyulmaz: bizle çalışan bir işçide gözlük var. gözlük sıcak yüzünden sürekli buharlanıyor. bizim işçi arkasını dönerek fanilasıyla sık sık gözlüğünü temizlerken ben bu napıyor amk 31 mi çekiyosun lan ulu orta diye küfürleşiyorduk elemanla.

    bizim işçiler su istiyor geliyor, bisküvi istiyor geliyor, bira istiyor o da geliyor. afrikalılar bir şey istemiyor. bir kaç gün geçtikten sonra ben bunlara aldıklarımızdan ikram ederken anladım yasak olduğunu.[bizim işçilerden birinde eti negro vardı türkiye'den gelen paketten, depoda afrikaların yanında yerken gerginlik olmasın diye paketin hepsini boşaltıp ambalajı pantolonun göt cebine sıkıştırdım] su ve kola vermeye başladık, bisküvilerden ikram ettik. adamlar pek sıcak değil herhalde diyorduk, adamların açlıktan ağzı kurumuş halbuki çalışırken. samuel'le de böyle tanıştım. patron aşağı patron yukarı. o ekibin ustasıydı. yeşil yol'daki sekans geldi hatta gözümün önüne bir ara, sen bana patron deme yine de ben burada patron falan değilim dedim, tamam patron diyince bir süre bakıştık, güldüm ve üstelemedim bir daha.

    arada ben de sigara içiyorum, ki kendilerinde sigara kültürü denilen bir şey yok. neredeyse açık alanda bile yasak. içene vebalı gibi bakıyorlar. hatta bir kere açık bir alanda tam yakmışken ayağında postallı bir asker gelip beni uyardı. lan tamam amınakoyim az uzağa gideyim dedim, adam bana 50 metre ötedeki otoyolu gösterdi, siktir ol git orda iç dedi. ben de diplomatik kriz çıkmasın diye yere attım, üstüne basarak çiğnedi. kendisiyle o kadar yakın arkadaş olduk ki, bir gün yine depoda sigara içip trabzonspor'un antalya maçındaki kadrosunu düşünürken, patron dedi, bunu neden kendine yapıyorsun. resmen utandım amınakoyim. lise tuvaletinde ağzında sigarayla müdüre yakalanmış gibi mahcubiyet hissettim. neredeyse bir daha olmaz söz veriyorum diyecektim.

    günler çöllerin ardından süzülen kobra yılanları misali böyle geçti. dönmeden önceki gün hangarda işimiz bitti, otele dönecekken işçilerin arasında bir tartışma çıktı. brezilya'dan gelen şeker çuvallarının olduğu bir depo var, depoda birbirlerine girdiler. ben de o arada ümitsiz bir şekilde ateş, çakmak ya da çakmak taşı arıyorum. yaklaştıkça kavga ettilerini anlayabildim. beni görünce hemen ayrıldılar. çok şaşırdım. ben beyaz olduğum için mi sadece bu diye sordum [beyazlardan çekiniyorlar] hayır, iyi bir insan olduğun için, seni burada herkes tanıyor dedi. yüzüne baktım. iyi bir insan olmanın hiç bir yararı sen gördün mü şimdiye kadar dedim. kahkaha attı. patron beni yeni bir ev yapıyorum görmek ister misin, sizi otele ben bırakayım dedi. bizim ustalara sordum, tamam dediler. araca doluşup gittik. köydeyiz. derme çatma bir ev. kaba inşaatı bitmiş. ben yaptım dedi. gururlanarak. buraya taşınacağım, yeni bir çocuğum daha olacak dedi. 4 yılda kendisi ve 10 yaşındaki çocuğuyla inşa etmiş. her gün bir saatimi ayırdım insanın emeğinin karşılığını alması çok güzel bir şey dedi. ulan elimi sıvaya attım dökülüyor, yerde çimento var, baktım türkiye'den gelmiş, hay amınakoyim dedim. ya da yuh amınakoyim demiş olabilirim, hatırlayamadım. o sırada eşi geldi. tanıştık. küçük çocuğu geldi üzerimde hediye edecek bir şeyim yoktu, kafamdaki şapkamı verdim.

    yemek ikram ettiler, açıkcası üzülerek söylüyorum götüm yemedi. ama ikram ettikleri kurutulmuş muz ve hayatımda yediğim en nefis kajuyu boğulurcasına yiyerek diplomatik seviyeyi sikertip attım. saat epey geç olmuştu. acayip bir muhabbet vardı, işçiler mızmızlandı. kalkalım dedim, eşiyle konuştu, patron sen kalmak ister misin dedi. tamam dedim, taksi çağırdık işçiler gitti. ben kaldım.

    bir ara gözüm pencerenin kenarındaki bir resme takıldı. ulan bu kimdi diyorum. tanıyorum ama düşmüyor jeton sıcaktan ve yorgunluktan. kobe bryant? değil. prince? o da değil. ya bu kimdi diye sordum. ah patron dis man sankara dedi. hatırladım. şu resim vardı.

    https://i.hizliresim.com/292xp0.jpg

    üzerinde şöyle yazıyordu "who feeds you, controls you."

    gettolarda büyümüş bir adam samuel - ben kendisine sami diyodum- : annemi ve babamı tanımıyorum, ama bu adamı çocuklarıma her akşam eve geldiğimde anlatıyorum ki bir başkasına muhtaç olmasınlar, asıl düşmanlarını tanısınlar dedi.
    suratıma dudağımın bir tarafından başlayıp yayılan coşkulu bir gülümseme yayıldı, mutlu oldum. sebepsiz. çok mutlu oldum. döndüm, resme bir daha, bir daha baktım...

    samuel'le saatlerce politika konuştuk. türkiye'yi anlattım. bana tüm afrika'yı anlattı, zanzibar'dan dakar'a kadar her yeri gezmiş. yaşamış, acı çekmiş. sömürülmüş.

    sokaktan gelen davul ve ona eşlik eden ağıta benzer bir ağır aksak dans müziği vardı. birden bastıran tropik yağmur yüzünden elektrikler kesilmişti. sivrisinekler salonda survivor ünlüler-gönüllüler finalindeki gibi yarışıyorken gözlerim kapanmak üzereydi. samuel'in evinde eski bir karyolanın üzerindeydim. evde annesinin kucağında dudağı açık uyuyan kısa kıvırcık saçlı bir çocuk ve mum yakarak ders çalışan büyük kardeşi henry.

    uyuyakalmışım.

    uyandık. samuel beni önce depoya bıraktı. eşyalarımı topladım, o gün uçağım var, dönüyorum. patron dedi, al.

    bir paket pall mall.
  • "afrika'nın che guevara'sı" olarak nitelendirilen burkina fasolu asker ve siyasetçi. kendisi, 1983-1987 yılları arasında ülkesinde devlet başkanlığı görevinde bulunmuştur.

    http://www.dw.com/…g-africas-che-guevara/a-40959121