şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cok degisik bir belgesel. ürperdim.
  • yönetmenliğini david farrier ve dylan reeve ikilisinin yaptığı ödüllü yeni zelanda belgeseli. belgesel internette dolaşıp enteresan konular ve videolar arayan gazeteci david' in gıdıklama ve gıdıklamaya dayanma yarışmaları videolarına sıkça rastlamasıyla başlıyor. özellikle genç erkeklerin yarı çıplak ve bağlanmış bir şekilde başka gençleri ödül karşılığı gıdıklamasını haber yapmanın enteresan olacağını düşünen yazar, videoları yayınlayan şirketle temasa geçecek ve ortaya hayli enteresan bilgiler dökülecektir. gelinen sapıklığın boyutları ve amerikan adaletinin bi boka benzemediği konusunda hayli ilginç bir çalışma.
    http://www.imdb.com/…tle/tt5278506/?ref_=fn_al_tt_1
  • sahibe helen'in amele yanıklı adamlara halay çektirmesinden sonra gördüğüm en ilginç fetişi barındıran belgesel. bu gözler vur joker vur'u mu görmedi, bokunu sidiğini, yırtık çorabını kargolayanları mı görmedi. her türlü tuhaf fetiş olayını sırf meraktan ve taşak geçebilmek için izledim. üzgünüm tickled, "merhaba köpeklerim, havlayın" diyen mistress helen olamazsın.

    filme geçiyorum:
    eşek kadar body building'çi adamlar, pilli diş fırçası ile kendilerini kaybediyorlar. sen mma dövüşçüsüsün, gıdıklanmakla ne işin olur abicim? 2000 dolar için yapılacak şey mi? 5-6 yakışıklı erkeği bir arada görüp yüzümü ekşiteceğim günler de varmış. tarihe altın harflerle yazılsın.

    --- spoiler ---

    david d'amato ölmüş.
    --- spoiler ---

    ps. öpücük atınca "ananskm" diyenler izlemesin.
  • gerilim filmi tadinda harika bir belgesel ve gazetecilik ornegi. belgeselin adini ilk gordugumde aman gidiklama ve beyinde uyardigi seylerdir kesin derken icinden bambaska bir hikaye cikti! hollywood'un yakinda filmini yapma ihtimali yuksek. kacirmayin derim!
  • yönetmen david farrier'in lgbt+ birey olmasının belgeselin başarısındaki payı önemli. farrier, olayı bir "eşcinsel çetesi" hikayesi olmaktan çıkarıp, muhtemelen kendi geçmişinden de ilham alarak, bir bullying, zorbalık hikayesine dönüştürüyor; konuyu sahipleniyor, belgesel "it's not about tickling, it's about me" ("konu gıdıklamakla ilgili değil, konu benimle ilgili") diyen bir belgesel oluyor. dolayısıyla farrier'in, konusunu aktarırken ve anlatısını kurarken, dışarıdan parmak sallayıp suçlayan homofobik özneye göre daha az göstermelik ve daha gerçekçi bir pozisyon belirlediğini söyleyebiliriz (örneğin, çetenin başındaki kişinin bir homofobik olduğu net şekilde izleyiciye aktarılmış). bence seyirci, aptal yerine konulmadığı için de filmle bağ kurabiliyor. belli bir oranda espri kullanımı var (örneğin, peşine düştüğü insanları havaalanında karşılama sahnesi, çeteyi gövde gösterileriyle değil de alttan alarak rahatsız etmesi). ayrıca, fetiş sitesi için videoları çekilen ve internet'te tehdit edilen oğlanların "kurban" olarak gösterilmemesi önemli bir nokta. ağlayan, kendini suçlayan kurbanlar yok. zorbalık yapmayan ve kendinden utanmayan alternatif fetiş şirketi ise canavar gibi gösterilmemiş. bu, anlatıya çeşitlilik ve başka bir boyut katıyor. hatta, ilginç (ve pek hoşuma gitmese de), akılda kalıcı bir şey yapıyor ve üvey anne ile yapılan telefon konuşmasından yararlanarak zorbayı hafifçe kurbana dönüştürerek filmi bitiriyor. aynı zamanda bir "saklanma, açılamama, gizlenme ve tahribatları" belgesine de dönüşüyor. bu final, yönetmenin bullying, zorbalık karşıtlığını bir kez daha vurgulamasını sağlamış ("bu filmde peşine düştüğümüz canavar bile, çocukluğunda diğer çocuklar tarafından hırpalanıyordu, bullying kötü bir şeydir" mesajı vermiş). yine de finali, filmin geneline göre zayıf buldum.

    neticede seyirci, izler izlemez unutacağı bir tv belgeseli yerine beceriyle anlatılmış bir hikayeye tanıklık ediyor. son olarak isme dikkat çekmek gerek. "tickled" başlığı, filme dair yeterli bilgi vermiyor gibi görünebilir. en azından ben öyle buldum ve daha sıkıcı, fetiş analizi gibi bir şey bekliyordum. fakat, belgesel ekibinin "jane o'brian" adlı tacizci şirketin üzerindeki kabuğu biraz kaşıması (onu stimüle etmesi, uyarması) akla geliyor. ayrıca konunun david farrier ve ekibini "gıdıklaması", tehditlere rağmen araştırma isteği duymaları, olayın peşini bırakmamaları da "tickled" başlığına uygun. "biraz gıdıkladık içinden neler çıktı" ve "gıdıklandığım konunun peşinden gittim" gibi oyunsal bir başlık seçilmiş. "tickling" (gıdıklama) dememiş, bunun yerine "tickled" (gıdıkladı, gıdıkladım, gıdıklandık, ...) demiş, kısaca film boyunca yaptığı şeyi yapmış: kişiselleştirmiş.

    özellikle, gerçeğin kurgulanma sürecinde belgeselcinin konumunun önemini ve filme katkısını anlamak açısından izlemeye değer film.
  • araştırmacı gazetecilik kavramının bölüm sonu canavarını tokat manyağı yapacak bir belgeseldir. gazeteci david farrier ve sinematograf dostu dylan reeve tarafından (her türlü zorbalık ve engele karşı) çekilen ve ders niteliği taşıyan bir insan belgeseli.

    her ne kadar olay örgüsünün izlediğimiz gibi olmadığını düşünsem de; bir true detective tarikatına gidiyoruz ulan hissi uyandırmadı değil.
    parayla birlikte gelen gücün bastırılmış duyguları olan bir karaktere neler yaptırabileceğini bir bir yüzümüze vuruyor. 90'lardan bu yana da hayatımıza giren internetin, bu tarz bir maddi gücü elinde tutan bireyler üzerinde ne gibi etkileri olduğu hakkında kesinlikle bir bok bilmediğimizi de kanıtlıyor. internet, sosyal medya ve tüm güncel iletişim kanallarının ne gibi bir tahribat yarattığı hakkında tamamen bir çöplüğe sahibiz. bilgiye bu denli kolay ulaşmak inanılmaz bir lütuf olsa da hatalı zihinlerde, başka bireyleri de etkileyen, zincirleme bir kazaya neden olabiliyor. bu durumda kişinin iletişim hakkı elinden alınabilir mi sorusunu da şöyle köşeye bir yere usulca bırakıyor.

    david farrier'ı dark tourist isimli netflix belgesel serisinde de izleyebilirsiniz. olabildiğince ciddi ve konulara 5 kilo taşak ile yaklaşabilen birisi. bu belgeselle birlikte de kendisine olan saygım bir seviye daha yükselmiştir. özellikle basın ve haber alma hakkı dendiğinde hiçbir anlam ifade etmeyen ülkemizde...

    yukarıda farrier'ın konuyu nasıl kişiselleştirdiğinden de bahşedilmiş ki olayı bu derece deşmesinin nedeni olmuş. çünkü olay zorbalık görmüş ve ailesi tarafından bastırılmış bir karakterin yarattığı, tamamen yalana odaklı bir dünya üzerinden ilerliyor. farrier bir eşcinsel; evet eminim ki zorbalık görmüştür, evet olabilir ailesi tarafından baskı görmüştür; geçmişleri bu şekilde örtüşen ancak birbirleriyle bu denli zıt iki karakterin bir şekilde yolları kesişiyor ve kaçınılmaz bir şekilde baltaları bileniyor. karşısındaki bu enteresan karakterle bir ilişki kurabilmesi ve olaya bu denli geniş açıdan yaklaşması da parrier'ın doğuştan gelen yeteneği diye düşünüyorum. izlemediyseniz bilal'e fırsat yaratıp izlemeniz gereken tertemiz bir yapımdır. izleyiniz izlettirinizdir.