şükela:  tümü | bugün soru sor
  • netflix türkiye programlarından birisi. japon yaşam alanı düzeltme uzmanı marie kondo darmadağınık evleri ziyarete gidiyor ve birkaç haftalık bir süreçte ev halkına yeni ve daha sade, düzenli bir hayat tarzı aşılıyor.

    minimalizm konusuna ilginiz varsa ya da eviniz dağınıksa ve nasıl toplayacağınızı bilmiyorsanız çok çılgın bir program. özellikle ikinci bölümdeki evin hali aklımı başımdan aldı. dört tane dükkan açılır o kadar eşyayla. çıfıt çarşısı gibi...

    hayat düzeninizi değiştirecek çok az program vardır, bence bu da onlardan birisi. izleyip sadelik, düzen, ferahlık, şükran, tüketim alışkanlıkları, kaos, anksiyete, karmaşa, minimalizm ve pek çok konuda bakış açınızı gözden geçiriyorsunuz.
  • ilk bölümü inanılmaz sıkıcıydı.
  • netflix'in 2019 yapımı başarılı programlarından bir diğeri.

    dünyaca ünlü yaşam alanı düzenleme uzmanı marie kondo hayatını sadeleştirmek isteyen ancak nereden ve nasıl başlayacağını bilmeyen ailelerin evlerine giderek onlara sadeleşme, eşyaların ve yerin doğru kullanımı, enerji ve zaman yönetimi konusunda tavsiyelerde bulunarak yaşam alanını düzenleme konusunda rehberlik ediyor.

    marie kondo eşyaların bir enerjisi olduğunu, ihtiyacımız olmayan, unutulan ancak hayatımızda tuttuğumuz her eşyanın enerjimizi ve diğerleriyle iletişimimizi olumsuz etkilediğini söylüyor. program boyunca verilen ana mesaj: bir eşya size neşe vermiyorsa at gitsin

    düzen konusunda kontrolden çıkan, yaşam alanını düzenlemek ve hafifletmek isteyen, minimalizm konusuna ilgi duyan, sade alan /sade düşünce fikrini benimseyen herkesin izlemesi tavsiye olunur.
  • (bkz: konmari)
  • netflix' i her actigimda programi gozume gozume sokunca mutfak toplarken ilk uc bolumu atlayarak izledim.

    marie kondo cok tatli. minis minis konusuyor, sabirla katliyor, ev ahalisine odev verip haftaya gorusmek uzere ayriliyor evden.

    coluk cocuk camasir katlayin, oyuna cevirin olayi diyor ozetle.

    ev ahalisi de nasil desem, sanki uzay boslugunda kalmislar da dunyaya donmeyi bekleyen kucuk emrah gibiler.

    o evler o hale nasil geldi?

    evdekiler oyuncu mu yoksa gercekten oyle hayatlar, o kadar daginik/pis evler var mi?

    cok inandirici gelmedi bana, ruhum daraldi. kitaplarini okuma istegim geldi, sanki programda o ruhu verememisler. cok uzak kaldi marie, bana hitap edemedi.

    yalniz lastikli carsaf katlama olayi iyi oldu, bundan sonra o sekil devamim.

    daha once izledigim minimalism belgeseli de bunun gibi cerez niyetine iyi gitmisti. cok carpici, hayata dair keskin manevralar yaptiran yapimlar degil ikisi de ancak minimalism izledikten sonra dolaplari tekrar gozden gecirip daha da hafifledim.
  • izlerken tarifsiz bir rahatlama hissettiren belgesel. evli-çocuklu ve atom bombası atılmış hiroşima misali dağınık evlerde yaşayan kişileri gördükçe insan hem haline şükrediyor, hem onca arap saçı toplandıkça, eşyalar sınıflanıp elendikçe ve düzenlendikçe sanki hepsini kendimiz halletmişiz gibi, bünyeye bir hafifleme geliyor.
    minimalizm neferlerinin izlemesi önerilir.
  • fikrinin çekiciliğinin aksine çok başarısız bulduğum bir program. programın fikir sahibi marie kondo isminde ufacık, tefecik, içi dolu turşucuk, çok tatlı bir kadın. kendisi capon. o kadar şirin, o kadar güzel yüzlü ki, bu programın fragmanını gördüğüm gibi hemen izlemek istedim çünkü dediği gibi kadın ortalığa neşe saçıyor. tüm bölümlerini izledim ama sonuç benim için tam bir hüsran oldu. çünkü ben düzenleme konusunda kendi çapımda ihtisas yapmış bir insanım. anneciğim ve babacığım aşırı titiz ve düzenli insanlar olduğundan, ben de buna uygun bir evde büyüdüm. ama daha sonra bir şeyleri düzenleme konusunda ikisini de geçtim çünkü aynı marie kondo gibi: "i love mess". bir şeyleri düzenlemeye, onları gruplara ayırmaya ve boş alan açmaya bayılıyorum. fakat bu programla ilgili ne yazık ki şunu söylemem gerekiyor: bir şeyleri dik katlayıp koyma dışında hiçbir yeni ya da işe yarar bir bilgi öğrenmedim. hatta giysileri üçe katlayıp dik olarak çekmecelere koyma fikri, az yer kaplaması, bir de arasından bir şey alındığında üst üste katlanarak koyulan giysilerin aksine çevresini bozmadan alınabilmesi açısından güzel. fakat ütü? havlularımı bile ütüleyen bir insan olarak, tabii ki tişörtlerimi de ütülüyorum. onları o şekilde koysam ne ütüsü kalır, ne düzeni. o bakımdan, bu fikir benim için sadece evde giymelik eşyalar için kullanılabilecek bir yöntem. bayılmadım.

    bu programla ilgili olmamışları da hemen sayayım:

    1. her bölüm 35-45 dakika arası. bir bölümde düzenlemeye dair toplamda 5 dakika ya gösteriliyor ya gösterilmiyor. kalan tüm sahneler çöp. programı izlerken, bu ev sahiplerinin zerre merak etmediğimiz yaşantılarına, onlarla yapılan gereksiz ve samimiyetsiz röportajlara, onların da zaman doldurmak adına her klasik amerikalı gibi ağızlarını yaya yaya en basit olayları bile dünya meselesiymiş gibi gözlerini patlata patlata, abartılı bir şekilde anlatmalarına şahit oluyoruz. evet, aşırı sıkıcı. evleriyle ilgili pek möhim bahaneleri de şu: "ay biz pek dağıldık da toparlanamıyoruz, ay ben kırismıs dekorasyonlarını çok seviyorum ondan tüm bu yığın, ay aslında sorun bizde değil, ev küçük vs." pfeh... milletin kıçına zor gelmiş toplamak, kılıfına uyduruyorlar. ocd cleaners'ın dağınıklık versiyonu resmen.

    2. programın ana fikri minimalizm falan değil. minimalizm uygulandığında zaten otomatik olarak düzeni doğurur çünkü ana felsefesi sadelik ve az eşya. o zaman düzenleme ustasına ne gerek var? salondaki tek masa ve iki sandalyeyi nereye koyacağını mı gösterecek allasen? bunun için başka bir netflix yapımı minimalism a documentary about important things diye bir belgesel var, onu izlemenizi tavsiye ederim. program minimalizmden çok, istifçiliğe karşı bir tutum sergiliyor desek belki daha doğru olur.

    3. aslında bütün sorun, pis amerikalıların açgözlü, yalnızca tüketiciliğe odaklı, şımarık ve koca götlü olmalarından kaynaklanıyor. dağınıklığın tek nedeni bu valla başka bir nedeni yok. doymuyorlar anacığım. bir görseniz evlerini, 7 sülaleye yetecek kadar eşya var. aldıkça almışlar. gerekli gereksiz... tabe, kendileri dünyanın efendileri ya, paraları da her yerde geçiyor. görmemiş gibi harcamışlar. o iğrenç amerikan kapitalizmini ve tüketici toplumu en ağır şekilde gözlemliyorsunuz. bir de üstüne kendileri dışında her şeyi bahane gösterip evlerinin dağınıklığından yakınıyorlar. arkadaşlar, düzenli olmak için evinize elin caponunun gelmesi gerekmiyor. bu konuyla ilgili hiçbir fikri olmayan insan bile deneye yanıla bir şeyi nasıl düzenleyeceğini bilir. sizin götünüze zor geliyor, kabul edin. siz ne biçim insanlarsınız da bir taneniz bile o pisliğin, dağınıklığın içinde bundan rahatsız olmamış da aynı şekilde yaşamaya devam etmiş? insan utanır yahu.

    sonuç olarak marie kondo'nun tüm şirinliğine rağmen bu programa puanım sıfır. zaten ilk bölümden sonra kalanları başka şeylerle meşgul olurken göz ucuyla izledim. program sizi hiç çekmiyor. ayrıca, hadi caponların şu değişik kültürlerine, inanışlarına saygı duyuyorum diyeceğim ama kendini eve tanıtmak nedir arkadaş? gelin ben size düzenli olmayla ilgili bu yapımdan daha güzel fikirler vereyim. en azından artık giymediğiniz giysileri attırırken onlara teşekkür ettirtmem.

    antoine de saint-exupery "mükemmelliğe eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında ulaşılır." demiş. çok da güzel demiş ama benim bu konuda daha güzel bir meydan okumam var. asıl olay gereksiz şeyleri atıp, kalanları düzene sokmaksa, zaten eşyaları azaltarak düzene sokmuş oluyorsunuz. ama ben hiçbir şey atmadan düzenli olmayı başarabilenlerdenim. bunun ilk kuralı ise, materyalist bir insan olmamakta. eşyalara ya da paraya pek önem vermem. bir şeye para vereceksem de onun parasını hak etmesine dikkat ederim. mesela elektrik süpürgesi sesinden nefret edip, temizliğe de önem verdiğimden gittim bir ton para bayıldım sessiz süpürgeye. niye? hak ediyor çünkü. evinizde de halen çalışan bir şey varsa ya da tamir edilebiliyorsa gidip yenisini almayın. materyalist olmayın ama sahip olduklarınıza saygınız olsun. mesela bunlar dışında benim yaptıklarım şunlar:

    1. gereksiz hiçbir şeyi almayın, evinize sokmayın.

    zaten gereksiz şeyler almazsanız, hem paranızı, hem de evinizdeki boş yerleri korursunuz. mesela bibloymuş, çiçekmiş, böcekmiş... ben hiç sevmem. sanat eserlerine karşı boynum kıldan ince, bir de işe yarar elektronik aletleri severim ama yalnızca işe yarayacaksa. renkli lazer yazıcı ya da muhteşem bir rondo gibi mesela. çok ayrıntılı evi de sevmediğimden dolaplarda saklanabilecek şekilde yeri hazır olan ya da genel düzeni etkilemeyecek şeyler alırım. çünkü düzen ve sadelik bana göre şıklığın temelidir.

    bu programı izleyenler şunu görmüştür: aslında kişiler eşyalarından onları sevdikleri için ayrılmakta zorlanmıyorlar. "ulan ben bunlara bunca para verdim, niye atayım, belki bir işe yarar" düşüncesinden dolayı zorlanıyorlar. siz evinizi saçma sapan nesnelerle bezemezseniz yarın bir gün onları atmak zorunda kalmazsınız. halbuki böyle bir nesne evinizde hiç olmasa, böyle dertleriniz de olmaz. ayrıca, o "size neşe veren şeyleri tutun, gerisini tutmayın" diyor ya. bunu en başta sizin yapmanız lazım. sizi mutlu eden, içinize sinen şeyler alın. iki gün sonra yüzüne bakmayacağınız şeyler almayın yani.

    2. çöpe atılacak bir şey varsa hemen atın ve geri dönüşüm kültürünüz olsun.

    buna her türlü kağıt, kutu, kap ya da giysi dahildir. bir gün topluca girişmek yerine parça parça bu alışkanlığı benimserseniz çöpünüz möpünüz kalmaz ortalıkta. fakat bu konuda benim başka bir huyum daha var. ben canım sıkıldıkça bir şeyler yapmayı, üretmeyi seviyorum: küçük el işleri gibi... bu yüzden herhangi bir şeyi yaratırken bazen belirli nesnelere ihtiyacınız oluyor. ne bileyim; karton kutu, kurdele, düğme, renkli kağıt vs. gibi. bunları en az yer kaplayacak şekilde düzenleyerek hobi odam olarak adlandırdığım küçük odama koydum. bir gün işe yarayabilecek bir şey varsa koyuyorum. ama atılacak şeyler varsa, örneğin: cam şişeler, eski ya da küçük koliler vb. onları balkonda muhafaza edip, bir poşet kadar olunca gidip geri dönüşüme atıyorum. hem çevrene katkınız olur, hem de bu yüzden kendinizi iyi hissedersiniz. evde de kullanmayacağınız giysiler, okuyup da kitaplığınızda tutmak istemediğiniz kitaplar varsa gidin güzelce bir çocuk yuvasına falan bağışlayın. daha çok yetişkinlere hitap eden bir şey varsa, gidin bir huzurevini ziyaret edin. oradaki insanlar kendilerini meşgul edecek her şeye bayılıyorlar. inanıyorsanız sevaba girersiniz, inanmıyorsanız iyilik yaptım diye mutlu olursunuz. yapılan iyilik de söylenmez. yapın ve kendinize saklayın.

    3. evde zaten olan bir şeyin gidip aynısından almayın.

    sırf israf yemin ediyorum. örneğin; saklama kaplarınız var ve zaten size yetiyorsa gidip bir sürü daha saklama kabı almayın. en başta fonksiyonel ve kaliteli bir şey alırsanız senelerce kullanırsınız. mesela ben ilk baharatlığımı almadan önce 1,5 ay araştırdım. pintilikten değil, sadece gördüklerim içime sinmemişti. daha sonra 24 parçalık, üzerinde her baharatın isminin yazdığı çok hoş bir baharatlık aldım. 5 senedir de kullanıyorum.

    4. gelirken getirin, giderken götürün.

    bu ne demek? örnek veriyorum: yemeği mutfakta hazırlayıp, salonda yiyorsunuz. salondaki kabınızı kacağınızı su içmeye giderken ya da ayağa kalkınca gidin koyun yerine. başka odalardan gelecek bir şey varsa yine aynısını yapın. bu, tutturduğunuz düzeni korumanızı sağlar.

    5. kutulardan, raflardan çokça yararlanın.

    benim küçük bir odam var. ona raflarla, kutularla dünyayı sığdırdım. ama bunları gereksiz yere de kullanmayın, içini tam olarak doldurabiliyorsanız kullanın. yoksa onlar da çok yer kaplar. mesela; marie kondo sanki bir kutunun kapağıymış gibi küçük karton kutulara iç çamaşırlarını katlayıp koyuyor. bence berbat görünüyor. zaten iç çamaşırı çekmeceleri derin olmuyor, gerek yok böyle şeylere. aynı zamanda alanı da küçültüyor. derin bir çekmeceniz varsa kapaklı kutular kullanın. içine çokça kullanmadığınız şeyleri koyar, üzerine de diğer şeyleri dizersiniz. fakat bunları dizerken bir duvar ustası titizliğiyle yapın. ne kadar çok şeyi ne kadar az alana sığdırabilirseniz o kadar iyi. kategorilere ayırıp, öyle düzenleyin. üzerine ne olduğunu yazın. oldu, bitti.

    bunların hepsi herkesin akıl edebileceği şeyler aslında. ben ufuk açan bir şey söylemiyorum. tüketici, modern insan bayılıyor böyle yeni akım ev düzenleme işlerine. bu marie kondo'nun çakması bizde de yapıldı, bak onu da anlatayım:

    ikinci elden sade diye bir kitap almıştım. yazarları ege erim ve begüm başoğlu diye iki kadın. sakın ola kitabı öveceğimi sanmayın. 10 lira para verdim ama pişman oldum. okudum da. aslında önce marquis de sade'la ilgili falan zannedip elime aldım kitabı. meğersem düzenle ilgili bir kitapmış. kitapta marie kondo'dan da bahsediyorlardı. biraz ondan, biraz bundan almış ve bir "kitap" yazmışlar. kitap güya minimalizmi övüp, hayatınıza sadelik taşımayı amaçlıyor. fakat kendi kitaplarında bile sadeliği yakalayamamışlar çünkü kitap 150 sayfa kadar ama çoğu sayfa boş, çizimle dolu, kocaman boşluklar var aralarında. yani zipleseniz 50 sayfalık bir şey çıkacak ortaya. bir de bu iki kadın sanki her konunun uzmanıymış gibi; gardıroptan, ev düzeninden, diyetten, ekonomiden, spordan, iş hayatından, teknolojiden, ilişkilerden, her şeyden bahsetmişler. "şunu yapın, bunu yapmayın.", "her gün 3 tane eşyadan kurtulun.", "yeni alacağınız bir şeye yer açmadan hiçbir şey almayın.", "hayatınızdan bazı insanları çıkarın.", "bir sene kullanmadığınız bir şey varsa atın."... vb. bir sürü saçmalıkla dolu. belki benim kayak setim var, en son üç sene önce gittim uludağ'a. bu bir daha kayak yapmayacağım anlamına mı geliyor şimdi? ayrıca bir günde şu kadar şeyden kurtulun gibi saçma kurallar niye? bu tür zırvalara para vermeyin. ben daha sonra bu kitabı gittim bağışladım bir yere. sonradan bir de baktım ki bunlar ayşe arman'a röportaj vermişler. zaten o kadının röportaj yaptıklarının %80'i çöp. şaşırtmadı. işte: kişisel gelişim kitaplarının adı, bu konuda herkes kitap yazabildiğini düşündüğü ve yazdığı için kötü.

    kısacası, böyle gereksiz şeylere kafa yormayın. düzenli olmayı hepiniz kendi kendinize öğrenebilirsiniz. yukarıda bahsettiğim kitaptan ya da marie kondo'dan daha çok işinize yarayacak bilgiler içeren birkaç video bırakayım size: link1 link2 link3 inanın, bunlar o kitaplardan daha çok işinize yarar. ben marie kondo'nun kitabını merak etmiştim, alacaktım. bu programdan sonra vazgeçtim.

    özetle: her gördüğünüz uzak doğu felsefesinin içine düşmeyin.
  • aşırı samimiyetsiz gülüşe sahip kadının programı. bir insan 7 gün 24 saat sırıtamaz. aile saklamaya çalışsa da gerginken bu 7-24 sırıtıyor. kadını görünce katlanamıyorum gerçekten. program da eh... ne öldürür ne güldürür.
  • mantıklı yaklaşımları olduğu gerçeğini reddetmiyorum. zaten oldum olası minimalist yaşam hoşuma gitmiştir.

    fakat netflixteki dizisi itibari ile konuşursam dünyanın en itici ve yapmacık insanlarından biri olabilir. kıyafeti eline alıp o sana neşe veriyor mu diye sormalar, atmadan önce ona teşekkür et demeler. kitapları düzenlerken her kitaba tak tak vurup canlandırmalar, her gittiği eve yere çömelip kendini tanıtmalar. en önemlisi de samimiyetsiz güler yüzlülüğü.

    dün akşam canım sıkıldı ve elime sıçıp boku duvara fırlattım desem bu sana neşe verdi mi diye sorar ve o itici kıkırdamasını yapar eminim ki.

    uyuz kadın.
  • minimalizmi çok ama çok yanlış anlamış olan y.rak gibi program. kolay kolay böyle yorum yapmazdım ama dağınık olan etrafı toparlayıp bir iki çeki düzen vermeyi minimalizm sanıyor amk yapımcıları.

    minimalizmle ilgi youtube da takip edeceğiniz on numara kanallar var bunu izlemektense onları izleyin daha iyi.