şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • (bkz: gurcistan)in ba$kenti..
  • en onemli caddesi rustavelicaddesidir. yollarinda genelde ciguliler yada gurcistana kacak olarak sokulmus ikinci el luks arabalar gorulur.

    trafik kurallarin bizim ve diger avrupa ulkelerinin kurallarindan biraz farklidir. bir caddeden soldaki bir sokaga donmek icin anlamsiz kavisler cizmeniz gerekebilir. sasirmamak gerekir.
  • yerel adi tbilisi olan ba$kent
  • ortasindan mkhvari nehri akan kent
  • yıllardır kars ilimiz ile arasında bir demiryolu inşa projesi bulunan kent.
  • (bkz: dinamo tiflis)
  • metrosu ve metroya inen yürüyen merdivenleri ile hatırladığım şehir. 3-4 dakika boyunca aşağı doğru iniyorsunuz ve yolun ortalarında bir aşağı bir de yukarı baktığınızda bunu yapan insan olamaz diye geçiriyorsunuz içinizden. hayır merdiven de gayet hızlı çalışıyor ama ne kadar derindedir bu metro böyle.
  • taksilerinde deli gibi kaziklandigim, boylece memleketime gelen turistlerin taksi soforleriyle ne yasadiklarini daha iyi anladigim kafkas kenti.. kars'a benziyor sokaklari, caddeleri...

    her gece tiklim tiklim dolan onlarca tiyatrosu, konser salonu var... ve bir de kendimi 19. yy'da hissetmemi saglayan sahane bir opera binasi, locali, durbunlu, tam bir masal...
  • 1,5 milyonluk nüfusuyla gürcistan'ın en büyük şehri. genelde ılıman bir iklime sahip. gürcüce'de ılık anlamına gelen tbili kelimesinin, şehrin orijinal adı olan tbilisinin kökenini oluşturuşuna şaşmamak lazım. dört yanındaki dağlarla korunaklı bir yapıya sahip tiflis, kafkas'ların sert hava şartlarına karşın, kışı bir çok iç anadolu şehrinden daha ılıman geçirir.

    tiflis'den bakarak bir gürcistan portresi çıkarmak ne derece doğru olur bilinmez ama bu küçük komşunun temel sorununun ekonomik yetersizlikler olduğu ilk bakışta söylenebilir. tiflis'te her köşe başında çekirdek ve fıstık satan (çekirdekleri nefis), ya da dilenen yaşlı insanlar görülür mesela. hafta içi gündüz saatlerinde caddeler ve kiliseler yapacak daha iyi bir işi olmayan insanlarla doludur. ikinci el arabaların ve benzinin görece ucuz olması taksiciliği gözde bir meslek yapmış bu şehirde. mercedes, bmw gibi arabaların ikinci eli türkiye'dekinin tam yarı fiyatınadır mesela. benzinin de litresi 0,9$ civarında. hal böyleyken 6-7 lari gibi bir fiyata (yaklaşık 4-4,5 dolar) şehrin her yerine taksi ile ulaşılabilir. yabancı olduğunuzu rahatlıkla anlayan taksi şöförü, taksimetre olmayışının da verdiği avantajla yolculuk sonunda 15-20 lari talep edecektir. ben buraların raconunu öğrendim bakışı eşliğinde 6 ya da 7 lari verirseniz genelde memnun olur. eğer siz indikten sonra sopayla falan peşinizden geliyorsa, bu onu yeterince mutlu edemediğiniz anlamında olsa gerekir. 2-3 lari daha verin.

    toplu ulaşım ise çok daha ucuz ve pratiktir. zaten geniş bir alana yayılmamış şehrin neredeyse çoğu noktasına metro ile, daha sapa yerlere de otobüs ya da dolmuş ile ulaşılabilir. taksiyle ödenen paranın 30 ya da 40'ta biri parayla metro ve otobüsten faydalanmak mümkündür. otobüslere orta kapıdan biniliyor. para ön kapıdan inerken şöföre uzatılıyor. otobüse binmek için ön kapının camına tıklatmanın pek bir faydası yok. gidin ortadan binin.

    şehrin dikkate değer caddesi rustaveli. cadde üzerindeki en ihtişamlı yapı parlemento binası olmakla beraber, opera binası, kiliseler, müzeler de gayet ilgi çekici. istiklal ya da kıbrıs şehitleri caddeleri ile mukayese edilmesi makul olmamakla birlikte, gençlerin takıldığı bir muhit burası.

    rustaveli metro çıkışından metroyu ve mc donald's ı sağa alıp aşağı yürümek gerek. hemen oradaki yüksek kuleli postane binasının merdivenlerinde, gürcü işi, hoş hediyelik eşyalar; gürcü bayrağı ya da haç desenli şapkalar, seramik kadehler, çerçeveler satan yaşlılar vardır. pazarlık edilebilir ama türkiye'deki gibi "ben almıyorum kardeşim 30 lari çok" hareketiyle rest çekerek hafif nazlı bir tezgahtan uzaklaşma tribi yaparsanız, kimse sikine takıp arkanızdan koşmaz. pazarlığın metodu satıcının aşama aşama inmesi üzerine değil, alıcının olası minimum rakamı bir seferde tutturabilmesi üzerine kuruludur. yani 50 lari diyorsa, ama aklından geçen minimum makul fiyat 30 ise; sen 30 dediğinde "yok abi kurtarmaz. 40 ver anlaşalım." diye bir son pazarlığa girişmez satıcı. "tamam anlaştık" der. çok uzatırsan da pazarlığı yarıda keser.

    eğer metro çıkışından karşıya geçip filarmoni denilen konser salonuna doğru yürünürse, sağ taraftaki sokaklarda irili ufaklı bar ve publarda eğlenilebilir. çok fazla seçim şansı olmadığı için mevcut barlardan zevk almayı becermek gerek. mesela, sovyet döneminde devlet korolarında sanatçılık yapmış yaşlı gürcüler canlı müzik yapar kiminde. makul sayılabilecek fiyatlara absolute, gori ya da rus standart votkası içilebilir. türkiye'de pek bulunmayan gürcü, rus ve çek biralarının tadına bakılabilir. barların hepsi orta karar gibidir, damsız almayan bir iki bar önü bodyguard'ı da mevcuttur. (bkz: ayı)

    rustaveli caddesi, kendisi gibi bir kaç caddeyle birlikte tavisuplebis moedanina açılır. bu meydana geldiğimizi saint george'ın at üzerinde bir ejderhayı mızrağıyla öldürürken resmedildiği, kırk elli metrelik bir kaide üzerinde duran, altın rengindeki heykeli görünce anlayabiliriz. meydanda lüks bir mariott oteli, müze ve içinde durak isimlerinin latin alfabesiyle de yazılı olduğu tek metro istasyonunu görmek mümkün. tabii ki de, farklı gereksinimler için gürcü-latin ve kril alfabesini öğrenmek durumunda kalan gürcü halkına şanslı mı demek lazım, şanssız mı bilemedim. metronun hemen yanında meydandan aşağıya doğru inen sokakların hepsi mkhavari nehrine doğru gider.

    nehir kenarında kurulan nefis pazarda, bir kaç bin dolar fiyatla nişantaşı-maçka'daki resim galerilerinin kataloglarına girmiş resimlerin nasıl da yirmi kat ucuza satıldığını görmek mümkün. muhtemelen istek üzerine "meşhur gürcü ressamı bilmemneşvili nin ustalık dönemi şaheseri" cilasıyla kargo üzerinden türkiye'ye gönderilen bu resimleri alan kişilerin bunu ülkesine nasıl sokacağını da düşünmesi şart elbet. olur da önümüzdeki hafta "yurda kaçak sanat eseri sokma suçlamasıyla" diye bir haber duyan olursa; ricamdır götümüze giren pazarlıklar diye de bir başlık açsın.

    aynı pazarın üst noktasında, köprünün ağzında toplu duran yüz kişilik kitle orada sabit. nasıl ki; bizde tahtakale döviz borsası denilen husus 12 metrekareye sıkışmış yüz kişi ve 149 cep telefonundan ibaretse; gürcüler'in emlak borsası da orası. duruyorlar. enteresan bir mevzu dönmüyor. en akıllıcası ters tarafa gidip eski sovyet dönemi antikaları, stalin posterleri satan adamlarla vakit geçirmek.

    illa da alışveriş yapacağım diyenler metroya binsinler. anons yapan kadın, trenin boşaldığı son durağa kadar "şenbegi statkuri vagzlis moedani" demezse, trenden inip aynı trene karşıdan tekrar binip; az öncenin son durağı nasıl ilk durak oldu diye düşünürken bu anonsu beklemeye devam etsinler. ha, gürcü alfabesi karışık görünüyor ama çok zor değil. durak adlarını okuyacak kadar okumayı öğrenmek, şehir hayatını %80 kolaylaştırır. mesela vagzlis (üç - sola doğru çengel - tepesinde çengel olan yuvarlak - makasa benzeyen bir harf - n - sağa doğru çengel) şeklinde yazılıyor. bir biçimde bu durağı yakalayıp inince; bir eminönü, bir tahtakale hareketliliği görmek ne de şahane. ufacık dükkan ve kulübelerde her şey satılıyor. rami usulü gıda çarşısında, sadece tüyleri yolunmuş, kırık boynu, kafası ve ayaklarıyla komple bir tavuk falan alınabiliyor. karton kolilerde kurutulmuş balıklar, orijinal gürcü kurabiyeler, karadeniz insanı olmasını silah taşıma mazereti yapmayan gürcülerin bu meramını dindirdiği envai çeşit çatapat, (vergiler düşük olduğu için) ucuza elektronik eşya alınabilir.

    içiçe geçilen çarşılarda elektronik, tekstil, hırdavata kadar her şey satılıyor. malların çoğu türkiye ve çin menşeili. o sebeple türkiye'ye göre maliyetler daha yüksek haliyle. maliyetleri düşürmek için en sık uygulanan yöntem, büyük dükkanların kirasının bir kaç esnaf tarafından paylaşılması. bir dükkana girip de sağ tezgahın manifaturacı, sol tarafın müzik enstrümanları, karşıdaki dayının terzi, dipteki odanın döviz bürosu olması normal. çıkışta ortak bir kasa yok. malı kimden aldıysan, parayı ona vermek icap ediyor. aksi takdirde döverler.

    türk dükkanlarının, üç dört tane alelade çorba-yemek-kebap salonunun olduğu cadde marcenaşvili. türk lokantalarına gidip de türkçe "az ezogelin alayım, yemek olarak tas kebap ve pilav. sonra da baklava yiyeceğim" derseniz, bunu anlar gürcü garsonlar. lakin bütün hepsini aynı anda masaya yayarlar. tas kebabı çorbayı içince söylemek gerek. yine de yemeği müşteriden aldıkları sipariş üzerine pişiren gürcü lokantalarıyla kıyaslayınca; zaman kısıtı olanlar için tercih edilesi.

    şehirde gezecek yerler sınırlı ama kısa zamanda insana aşinalık vermesi de bir o kadar güzel. tek odalı yüzlerce dairenin bir binada yığıldığı sovyet dönemi toplu konutlarından, büyüleyici heykellere, kendine has mimarisine, güzel şaraplarına ve eğitimli, sıcakkanlı insanlarına kadar keyifli bir şehir tiflis. iyi yani.

hesabın var mı? giriş yap