şükela:  tümü | bugün
  • bunlar toprak kar$iligi gerektiginde asker'e gitmeyi kabullenmi$ osmanli vatanda$laridir.. sava$a cagrildiklarindan gitmek zorundadirlar.. (bkz: gotunden sallamanin en guzel ornegi)..
  • hmm sanirsam toprak karsiligi toprak sahibinin bakmakla yukumlu oldugu asker cesidiydi bunlar..
  • herhangi bir üst tarafından azarlanmış sipahi...
    (bkz: timar)
  • feodal şövalyenin osmanlıdaki karşılığı. sipahi devlet tarafından kendisine verilen toprağı işleyerek elde ettiği gelire göre belirlenen sayılarda tam donanımlı süvari askeri yetiştirmekle yükümlüdür.bu askerlere cebelü yani zırhlı süvari denilir. sipahi eğer geçerli mazereti yoksa, sultandan emir geldiği zaman cebelüleriyle beraber orduya katılmak durumundadır. sebep göstermeksizin iki defa bu emre itaatsizlik eden sipahinin toprağı elinden alınır. sipahiler ve cebelüler zincir ve plakalardan oluşan karma zırh ve tolga ile korunur; ok-yay ve kılıç ile savaşırlar. atları zırhsızdır. 17.yüzyıldan itibaren ateşli silahları da benimserler. sipahi sisteminin bozulmasi iç değil dış sebeplerden, daha açık olmak gerekirse teknolojik nedenlerden dolayıdır. avrupada meydana gelen ateşli silah devrimi zırhlı süvariler çağını kapatmıştır. bu sekilde işlevini yitiren sipahiler zaman içinde iltizam ile geçinen bir kırsal aristokrasiye dönüşerek tarih sahnesinden çekilirler.

    (bkz: eyalet askerleri)
  • batı avrupa'da feodal şövalyelerin, bizans'da pronoiarların ve japonya'da samurayların osmanlı imparatorluğu'ndaki muadili. timarli sipahileri delil gösterip "osmanlı kendine özgüydü" demek ziyadesiyle yanlıştır. böyle yapmayın, yapanları uyarın.
  • (bkz: #3367282)
  • en son örneklerinin ortadan kalkmasından çok sonra, osmanlı üretim tarzı etrafında dönen bir tartışmaya konu olmuş, öldükten sonra da huzur bulamamış adamlardır bunlar.

    osmanlı üretim tarzı üzerine 1960’larda başlayan, 1970’lerde hararetlenen, 1980 sonrası büyük ölçüde unutulan, ancak hala çözülmesi gereken önemli meselelere işaret eden tartışmanın bir boyutu da tımar kurumunu ve tımarlı sipahileri ilgilendirir. öncelikle tartışmanın taraflarına bakalım:

    biz bize benzeriz: gavurcasıyla particularist, daha da gavurcasıyla sui generisci, osmanlı devlet ve toplumunun diğer toplum ve devletlerle aynı zeminde tartışılamayacağını, özellikle de batı toplumlarıyla çok farklı olduğunu, kendine özgü olduğunu iddia eden pozisyon. önemli savunucuları halil inalcık, ömer lütfi barkan olmakla birlikte muhafazakar / milliyetçi tarihçilerin çoğu hala bu iddiayı sahiplenmektedir.

    asya tipi üretim tarzı: osmanlı feodal değildi, lakin kendine özgü değildi, çeşitli doğu toplumlarında görülen bir üretim tarzına sahipti diyen, marksist olduğunu iddia eden bir pozisyon. en bilinen savunucusu sencer divitçioğlu’dur. bir dönem çağlar keyder, huricihan islamoğlu da desteklemişti. şimdi ismi kötüye çıksa da, yerine başka adlar konularak hala ileri sürülebiliyor (mesela şevket pamuk).

    feodal üretim tarzı: osmanlı imparatorluğu’nun üretim tarzının genelde batı avrupa’yla özdeşleştirilen feodalizmle esasen aynı olduğunu iddia eden pozisyon. halil berktay, oğuz oyan, john haldon gibi.

    tımar meselesi, bu tartışmada hem biz bize benzerizciler hem de atüt’çüler için çok önemli. tımarın osmanlı’yı batı avrupa toplumlarından ayırd eden en önemli etmenlerden biri olduğu iddia ediliyor. karşılaştırma aşağı yukarı şöyle:

    feodal lord: bağımsız, merkezi otoriteye tabi değil, fief’ler babadan oğula miras kalıyor, süreklilik arz ediyor, köylülük üzerinde önemli yetkileri var.
    tımarlı sipahi: merkezi devletin memuru, dirlikler babadan oğula miras kalmıyor, süreklilik arz etmiyor, osmanlı köylüleri serf değil bağımsız köylü, sipahinin köylüler üzerindeki yetkileri epeyi sınırlı.

    halil berktay bu türden bir karşılaştırma modelinin, batı avrupa tarihine ilişkin bir bilgisizliğin sonucu olduğunu yazmıştı. ben de şunu ekleyeyim; bilgisizlik osmanlı tarihine ilişkin de sözkonusu.

    kapitalizm öncesi sınıflı toplumlarda yönetici sınıfların karşılaştığı sorunlardan iki tanesi bu noktada önemli: artığa el koymak ve askeri harcamaları yapmak. gelişmiş para ekonomisi olmayan ve teknik ve toplumsal koşulların tam anlamıyla merkezi bir idareye imkan vermediği bu toplumlarda, ordunun tamamının merkezden kurulması çok zor. hal böyle olunca tımar, pronoia, batı avrupa feodalizmi, samuraylık, pratik bir çözüm olarak ortaya çıkıyor. hepsinde işin özü aynı, askeri hizmet karşılığı, tarımsal artığın bir kısmına el koyma hakkı yönetici sınıfın çevresel öğelerine veriliyor.

    işin içinde zorunlu bir gerilim var. merkezi unsurlarla çevresel unsurlar arasında tarımsal artık üzerinden bir rekabet yaşandığı için, tımarlı sipahi / pronoiar / feodal lord/ samuray merkezden mümkün olduğunca bağımsızlaşmak, köylüler üzerinde tam bir denetim kurmak, dirlik’i çocuklarına bırakmak istiyor. merkez de dirlik / fief sahibini kontrol etmek, ailevi bir devamlılık kazanmasını önlemek, köylüler üzerindeki hakimiyetini sınırlamak istiyor. ve somut tarihsel koşullara bağlı olarak bu denge değişiyor. bazen merkezi kontrol ağır basarken bazen de dirlik / fief sahibi ciddi biçimde özerk davranabiliyor. feodal beyin bağımsızlığıyla özdeşleştirilen batı avrupa toplumlarında merkezi otoritenin taşradaki beyler üzerinde çok sıkı denetim kurduğu örnekler ve dönemler mevcutken, osmanlı imparatorluğu’nda da dirlik’in miras kalmasına, tımarlı sipahilerin merkezle bağlarını iyice zayıflatmalarına rastlanıyor. yani tımar sistemi ile batı avrupa feodalizmi arasında kurulan keskin tezat, osmanlı ve batı avrupa toplumlarında mevcut bazı eğilimlerin tarihsel bağlamlarından koparılıp mutlaklaştırılmasına dayanıyor.

    ama tekrar etmek gerekirse, önemli olan bu tür örneklerin benzerliği değil, tımarın özü itibariyle diğerleriyle aynı olması. berktay’ın söylediği gibi temel sınıflar bir bağımlı köylü sınıfı ve bir ayrıcalıklı sınıf. hakim sınıf vergi ödemiyor; sadece onların silah kullanma hakları var ve esasen askeri bir özelliği var. osmanlı’da bu sınıfa askeri denmesi boşa değil. ayrıcalıklı sınıftan olmayanlara dirlik verilmiyor; ‘raiyyet oğlu raiyyettir’ ilkesi açıkça ırsi bir sınıf sistemine işaret ediyor.

    further reading:
    berktay, h. (1989): kabileden feodalizme, istanbul: kaynak
    haldon, j. (1993): the state and the tributary mode of production, london & new york: verso.
    hirst, p. ( 1975): “the uniqueness of the west”, economy and society 4(4).
  • çarşı iznine çıkıp internet kafede farmville oynayan er ve erbaşlara denir.
  • osmanlı imparatorluğu'nda, türklere güven duyulmadığı için sultanların tımar sahiplerini genellikle diğer uyruklardan seçtiği bilinmektedir..büyük oranda hafif süvari olarak görev alırlar ve fakat tımar sahibinin kazancına göre ağır zırhlı süvari takımları da vardır..