şükela:  tümü | bugün
  • "kolay yolu seçen" anlamında kullanımı satışa sunulmuştur. mesela herkes trafikte beklerken emniyet şeridinden yardıran dayı bir tinercidir. veya winning eleven'da serbest atışlar sırasında kale direğine defans adamı çeken şahıs da tinercidir.
    ilgilenenler için hesap numaramı mesaj yoluyla verebilirim. tinercilik yapanı da vururum. amen.
  • tiner çeken insan ne yaptığını bilemez. kaymış bi durumdadır..gelip seni kesip, doğrasa sonra gidip sızsa sabah kalktığında ne yaptığını hatırlamaz bile.
  • uçucu ve parlayıcı madde bağımlısı
  • fiil ve söylemlerinin farkında değildirler. kendi kendilerini tetiklemek sureti ile öfkeye kapılabilecekleri gibi efendi efendi oturan insanı öldürmekle de tehdit edebilir hatta bu maksada ulaşmak için harekete de geçebilirler.
    yukarıdaki ayrıntıların birebir yaşandığı kanlı canlı, gerçek bir günde, bir tren seyahatinde, kendi kendini tetiklemek sureti ile her türlü küfür ve tehdidi ulu orta ve ağzından tükürükler saçarak savuran ve bu sebeple de takip mesafesini kaybeden tinerci kişisi, parmaklarının arasına jilet yerleştirirken, hadiselerin yaşandığı banliyö treni bostancı istasyonunda durur. burada bir es vermek istiyorum.
    şimdi bu tinerci tabir ettiğimiz kişi, zaten gerçeklikle bağları çok çok zayıflamış, hatta bağlarını koparıp atmış kimsedir. para isteyebilir, hır çıkarmak isteyebilir, dikkat çekmek isteyebilir... bu böyle uzar gider. tüm bunları yapabilir mi bu arkadaş? yapabillir, hatta daha da iler gider, zarar verebilir. peki biz bu adama ceza verebilir miyiz? akli melekelerinin yerinde olup olmadığına bakarız. şayet yerinde değilse, ki kanımca yerinde değildir, cezai ehliyeti yoktur der, jiletle bölünmüş bedene ve ruha bir kuru geçmiş olsun diyebiliriz. ha tinerciyi de kimbilir hangi hayat sıkıntısı bu yollara düşürmüştür yazık adama dersek, bu başka bir entry'nin konusudur derim.
    trenin durduğu istasyonda verdiğimiz es'ten devamla,
    tüm bu küfür ve tehditlerin muhatabı olan ve olayların gelişmesine neden olabilecek herhangi bir tepkisi olmayan dahası hiçbir suretle olan bitene reaksiyon göstermeyen kadın, işin ciddiyet kazanması üzerine serin kanlılığını koruyarak trenden iner, doğruca istasyonda bulunan güvenlik görevlisinin yanına giderek, konu tinercinin tehlike arz eden davranışlarda bulunduğunu ve yolcuların can ve mal güvenliğinin temini bakımından trenden indirilmesini istediğini söyler. güvenlik görevlisinin verdiği cevap tinercinin yarattığı dehşet ve sinir bozukluğundan daha büyük bir çöküntüye sebep olur. "benim buna yetkim yok"
    yolcuların can ve mal güvenliğini temine yetkisi olmayan bir özel güvenlik görevlisi olarak, demek ki aydan aya aldığın maaşının yarattığı güven ve sıcaklıkla mobonda oturmaya, elektrikli sobaya karşı ayaklarını uzatmaya ve bulmaca çözmeye yetkin var. ne güzel!!ha bunları duyunca da "ya bana bir şey yapsaydı" demiyor mu.. bu benim bittiğim andır. o zaman, benim güzel kardeşim, sen de özel güvenlik görevlisi olma. böyle tansiyonun yükseleceği işlere karışma, ne bileyim git kütüphane görevlisi ol, mutlu huzurlu dingin bir yaşantın olsun kitapların içinde. ama hem özel güvenlik görevlisi olup hem de ben etliye sütlüye karışmam diyeceksen, sonunda bir gün böyle benim gibi sıyrık bir kadın çıkar, seni gider cumhuriyet savcısına şikayet eder. bu durumda da ne diyoruz, darılmaca kırılmaca yok.
    velhasıl, tinerci, aklını tutamamış kafatasından uçmuş uçmuş bir kimse olmakla, böyle toplumsal sorunları da iredelememize vesile olmuş, akşam saatinde beni benden almış kişidir, diyerek son tanımımı da yapıp işbu haddinden fazla uzayan entry'mi bitiriyorum.
  • tophaneyi çağrıştırır hep... maket için tophanedeki bi büfeden karton istediimde tinerci muamelesi görmeme sebep olmuşluu vardır yakıp ısınacaıma dair öngörüleri de olmuştur sevgi dolu büfeci amcanın
  • paraya ihtiyacım var. kafam tekrar doluyor, renkler tekrar soluyor.
    medeniyetin orta yerinde yere tüküren adamın ağzından çıkmış gibi geldim dünyaya. lüzumsuz, istenmeyen, kirli bir halim var, doğduğumdan beri. her geçen gün biraz daha kuruyorum. kurudukça siliniyorum.
    insanlar beni gördüğünde yollarını değiştiriyorlar, çoğu zaman görmüyorlar bile. paylaşacakları birkaç lirayı bile esirgiyorlar. oysa ki ben onlarla tüm bu güzelliği paylaşabilirim. paraya ihtiyacım var, acıkmamak, üşümemek, düşünmemek için, herkesin ihtiyacı olandan çok daha azına ihtiyacım var. sağlıksız düşüncelerle dolu nice kafaların para kazandığı medeniyet, düşüncelerinden sıyrılmayı başarmış rengarenk kafamın parasız kalıp diğerlerine benzemesi için elinden geleni yapıyor. sanırım yine çalmak zorunda kalacağım. bu zoraki durumum kafamın içindekinin aksine sahip dramatik dış görünüşümü tanımlıyor: ben, rengarenk medeniyetin, siyah beyaz lekesiyim, yıllardır. dokunduğum renkler, nefesim değmişcesine soluyor. onlar soldukça kafam renkleniyor. üç kuruş para için düzene tapanların düzenini bozuyorum. arka sokaklardan ölesiye korkan medenilerin hayatına, bölüm sonu canavarı tatsızlığıyla giriyorum. henüz hiçbirini öldürmedim, ama bu güzellik için tüm dünyayı öldürebilirim.
    evi terk ettiğimden beri çok az uyuyorum!
    psikopat bir babanın dördüncü oğlu olarak, pek de heyecanlı karşılanmadım doğduğumda. benden önce ağabeylerim tarafından çekilen çilelerin aynılarını çektiğim yetmezmiş gibi, bir de daha az umursandım. çoğu zaman sessiz kaldığımdan, konuştuğumda sesim hep yabancı geldi. kafamdaki ses, dış sesimi dışladı. başka biri olmaktan korktum, içimde kaldım. sonra, ailelerin kötü arkadaş dediği türden arkadaşlarım oldu, dışarı çıktım. kafamdaki ses her geçen gün sessizleşti, ve sonunda sustu. sustuğu gün, artık o korktuğum başkası olmuştum. artık kendime güveniyordum. kaçtım. başta arkadaşlarımda kaldım, sonra beraber kaçtık. içimize sığmayan korkularımızı, heyecanımızı, karanlıklara gizlemeye çalıştık. karanlıklar ülkesinin karanlıkları yetmedi korkularımızı saklamaya. aydınlık sokaklarla paylaştık, onlara da kara bulaştırdık. tabii sürekli yemeğe ve barınacak yere ihtiyacımız oldu. hiçbirini doğru dürüst bulamasak da, eksikliğini unuttuk bir süre sonra. tıpkı pis kokan vücutlarımızın, kokladıkça kokmamaya başlaması gibi. kokladıkça uçtuk, barınağa gerek kalmadı. kokladıkça doyduk, yemeğe gerek kalmadı. kokladıkça kokladık...
    yalnızca geceleri seyahat edebiliyorum. işığın az olduğu dünyada renkler daha az gözüküyor, insanların bana daha fazla tahammülü oluyor. renkliler griye, ben de renklilere yaklaşıyorum. gecenin bir körü nereye gittiğini bilmediğim bir otobüsün son durağına doğru gidiyorum. karşımda oturan çocuk bana bakmamak için elinden geleni yapıyor. korkuyor. pisliğimden, üstüne sıçramamdan korkuyor. düzeni bozulmuş, hepten bozmamdan korkuyor. birazdan sesleneceğim, daha fazla korkacak. korksun, ben de korkuyorum. cebindeki paranın birazına, asıl görevi boya silmek olan, ama benim kafamı rengarenk boyayan tinerden biraz daha almak, koklamak için, ihtiyacım var.
    acele etmeliyim. kafam tekrar doluyor, renkler tekrar soluyor.