şükela:  tümü | bugün
  • 2 senelik olanlari da vardir
  • 6 senelik olan ve bitirince tip doktoru ünvani kazanilan egitim.. tamamen müfredatinin gerzekler tarafindan yapildigina inanmaktayim ben.. zira bir sürü latince terim var bu egitimde.. kol kemiklerini saydiklarinda dahi bir sik anlamiyoruz biz insanlar..

    phalanges
    metacarpas
    carpas
    radius
    ulna..

    bunlar latince isimleri. ve cocuklar bu kemikleri bu isimlerle ezberlemek zorundalar.. ama latince biliyorsaniz eger bunlarin aslinda anlamli kelimeler olduklarini, mesela radius un "cubuk" oldugunu bilirsiniz.. ama latince bilen yok kodumun dünyasinda vatikan halkindan baska (ki 300 kisi falan) ama inatla devam ediliyor bu ezber.. bir tip ogrencisi egitimi boyunca yaklasik 5000 tane latince terimi ezberlemesi gerekiyor. bildiginiz vucut isisinin yükselmesine bile pyrexia demeleri bekleniyor..

    sanki boyle bir anlasma varmis da o hüküm sürüyormus gibi.. kutsal kitapta falan yazili "tip terimleri ilk bulunduklari hal nasilsa oyle devam ettirilmeliler" diye costurulmus "hipokrata saygimizdan terimlerde modernizasyona gidemiyoruz cok ama cok üzgünüz" diye de resmi aciklama yapmis olabilir dünya saglik örgütü bilemiyorum.. biz borclar hukukunun "dili cok agir osmanlica bu degistirilsin" seklindeki elestirilere maruz kalmasini anlayisla karsilarken tip doktorlari 2000 senedir latince konusmaya calisiyorlar..

    çok tasakli geliyor olabilir gerci yaslilar için.. şöyle mutluluklar olusabiliyor sanirim:

    -hastamiz komastoza girdi..
    +yani?
    -coma dersem anlicaksiniz sanki..

    bir de herkesin burnunu sokmamasi icin olusturulmus olabilir boyle bir latince dil.. zira latinceyi söktün mü tip hakkindaki herseyi iki okuma ile ogrenebilirsin, biraz zekiysen.. ama işte "nefronlarinizda sorun var" diyen doktora cit cikartamiyorsun.. oysa "bobreklerin yaglanmis hafiz" dediinde hikaye üzücü bir sekle bürünebilir..

    veyahut global bir dil olusturulmaya calisilmis olabilir.. yani irandaki bi doktor kanadadaki bir doktora farsca anlatamaz kalbinin agridigini ama "cardial olarak bi garip oldum doktor" bu baglamda da makul karsilayabilirim durumu..

    ama yazik suncacik cocuklara.. dünya saglik kurulusu bişi yapmali, modernize etmeli artik bu tip egitimini..
  • ülkemizde ve çoğu avrupa ülkesinde 6 yıllık,amerikada 4 yıllık(+4 yıl kolej-pre med-) ingilterede 5 yıllık eğitim. terminolojisi tıp dünyası dışındaki insanların ilgisini her dönemde çekmiştir,çoğu insan-tıp öğrencileri ve doktorlar hariç- bundan yakınmaktadır. doğru.

    ama yanlış olan şudur ki,terminolojiyle müfredatın alakası yoktur. müfredatta preklinik yıllarda hangi derslere ağırlık verilmesi,klinik yıllarda stajların ağırlığı,stajlardaki ders programı ele alınırken,terminoloji bin yıldan fazla bir süreyi içeren bir bilgi birikiminin ve geleneğin devamıdır.

    evet,terminolojide latince kelime çoktur ama en az latince kadar da yunanca vardır ve hatta latince kelimelerin hatırı sayılan bir kısmı yunancadan devşirmedir. misal nefron latince değil yunancadır.

    evet,amaç global bir dil oluşturulmasıdır. dünyanın neresine giderseniz gidin clavicula'ya clavicula derler (bkz: ne diyem mahmut mu diyem) çünkü tıp sürekli gelişen bir bilimdir ve gelişmeleri doktor yazdığı makalelerle,tıp dergileri veya pubmed gibi bilgi ağlarıyla duyurur. clavicula kırıklarıyla ilgili bir çalışması olan ve bunun yayınlayacak türk hekimin makale başlığına new approaches to the köprücük kemiği fractures yazması takdir edeceğiniz üzere kabul edilemez.

    hayır,doktorlar herşeyi latince söyleyerek anlaşmazlar. hastanın ateşi çıktığında;"hastanın ateşi yükseldi" derler. ingilizce söyleyeceklerse fever derler ama pyrexia demezler. hiç bir textbookta da pyrexia olsun,comatozis olsun böyle fantastik kelimeler geçmez.

    hasta komaya girdiyse sebebiyle beraber belirtilir şeker komasına girdiyse olayın ismi olan diabetik ketoasidoz derler,karaciğer komasıysa hepatik koma ya da hepatik ensefalopati derler.

    hastaya ve hasta yakınlarına olabildiğince anlaşılabilir bir şekilde bilgi vermek hekimin görevi ve yasal yükümlülüğüdür,elbet her meslekte garip kişilikte insanlar vardır hekimler arasında da vardır,ve onların garip tavırları kendilerini bağlar hekimlik mesleğini değil. ki kişisel olarak hastaya düzgün bir şekilde bilgi vermeyen hekim görmediğimi de belirtmek isterim.

    her profesyonel alanda belirli bir jargon vardır. tıp biliminde bu kaçınılmazdır ve bazen hastanın konuşulanları anlamaması genel anlamda herkesin yararına olmaktadır. kanser odağı olan bir hastaya yapılan vizitte,hasta yatağı başında tartışan doktorlar birbirlerine elbette "bu hastayı sürrenal metastaz açısından araştıralım" der. "bu hastada kanser böbreküstü bezine yayılmış mı diye bakalım" demek hem hekimlerin işini zorlaştırmakta hem de kesin olmayan bir ihtimal yüzünden hastada ruhsal çöküntüye dahi yol açabilmektedir.

    kişisel kanaatim terminolojinin tüm yönleriyle kabul edilip pek sorgulanmaması yönündedir. en nihayetinde bu yüzyıllar önceden gelmiş bir kültür birikimidir,bir gelenektir. bize tıbbın bir sanat olduğunu hatırlatır,mr,bilgisayarlı tomografi,ultrason vs. 'den ibaret olmadığını...

    not: irandaki kalp hastası kanada'daki doktora cardial anlamda garip oldum derse kanadalı doktorumuzun aklına ilk gelecek şey hastanın mide problemi olabileceğidir,zira cardia midenin bir kısmıdır. tabi cardiac demeyi akıl edecek kadar latinceyi söktüyse ve biraz da zekiyse,yani tıbbı öğrenmişse(latinceyi söktüğüne göre öğreniyor ya) o zaman derdini anlatabilir. ya da bir tercüman bulur...
    demek istediğim sadece latinceyi sökerek doktor olunmuyor,söktükten sonra iki sayfa birşeyler okuyunca da. tıp eğitimi yıllar süren teorik eğitimin üzerine iyi yerleştirilmiş pratikten ibarettir ve doktorun hayatı boyunca devam eder...
  • vay efenim vesairin guideline'ı vay efenim şunun revizyonu, update'iydi derken ömür boyu süren eğitim süreci. bitmez, bitirir.
  • tıbbın sürekli gelişmesi ve yeni bilgilerin yığılmasıyla türkiye'de çıkmaza girmiştir. şöyleki her sene müfredata yeni konular eklenir ama hiçbir konu çıkarılmaz. pataloji gibi hem yoğun bilgi içeren hem de hızla gelişen bilim dallarının dersleri bu problemler için en iyi örnektir. bir yılda toplam 10 15 kredilik derste robbins pataloji gibi bir kitabı tamamen ezberlemeniz beklenir. her yıl zorlaşan tus ve sağlık politikalarındaki değişiklikler tıp öğrencilerin üzerinde oluşturduğu baskıda ayrıca bir etkendir. sonuçta tıp eğitimi yıldan yıla zorlaşmaktadır.
  • üzerinde hocaların fikir birliğine varmadığı/varamadığı ve diğer fakültelerle akreditasyonu hemen hemen imkansız, ne 6 sene ne de 4+4 sene süren, doğrusu okulu kazandıktan sonra mesleği bırakana kadar hayatınızın içinde olan, öğrencilerin canını çok yakan eğitim sistemi. birçok model geliştirilmiş olmasına rağmen hepsinin ayrı bir handikapı vardır. kimi pratiği önemsemez, kimi teoriği, kimi aşırı doz bilgi verir, kimi bilgiyi kuşa çevirip verir ama istisnasız hepsi en iyi eğitim benim eğitimimdir der. öyle olmadıklarını bilmelerine rağmen...

    naçizane fikrim tıp eğitimin en büyük eksiği hangi bilgi hangi seviyede gerekir onun ayrımını yapamamış olmasıdır. stajyer doktor ile doçentliğe hazırlanan bir insanın bilmesi gerekenler sınav önceleri bazen eş seviyede olabiliyor. (bakınız bildikleri demiyorumi bilmesi gerekenler diyorum) zannedersem bu durumun da sebebi hocalardan değil de tıbbın kendi yapısından kaynaklanıyor. bu özel yapı şu şekilde açıklanabilir; ''tıbba ait hiçbir bilgi gereksiz olmadığı gibi her bilgi de gerekli değildir.'' sizin önemsemediğiniz bir bilgi kırıntısı yeri gelir bir vak'ayı çözmenizi sağlar ama ne yazık ki o bilgi hayatınızda sadece bir defa kullanacağınız bir bilgi olacaktır. bundan dolayı seviye ayrımı zordur. eğer bu ayrım zaten başarılsaydı tıp eğitimine ait pekçok sorun da kalmazdı.

    dünya genelinde tıp eğitimine ait en önemli sorun buyken ülkemizde ise durum daha farklıdır. ülkemizdeki handikap ise eğitimin neye yönelik olacağıdır; tus'a mı, iyi pratisyen hekimliğe mi, yoksa iyi hekimliğe hatta akademisyenliğe mi? bazı hocalar tıp fakültelerinin kuruluş amacını pratisyen hekim yetiştimek olarak görürler. ama böyle düşünenler ''peki hocam madem öyle o zaman bize neden şu sendromun komponentlerinden sorumlu tutuyorsunuz?'' şeklindeki sorulara yanıt vermezler. tus'a yönelik eğitim ise kocaman bir hayaldir, hiçbir hoca taşın altına elini koymaz hem koysa bile çoğu o kadar tus'tan uzaktır ki bunu başaramaz, başaramaması da doğaldır. iyi uzman hatta akademisyen yetiştiriyoruz diyenelerin ise hem çabaları yetersiz kalmakta hem de başta buna inandığını öğrencilere hissetirememektedir.

    tıp eğitimiyle ilgili diğer bir sorun ise öğrenci temellidir. tıp fakültesini kazanan öğrencilerin bir kısmı sadece soru ezberliyerek ve özet okuyarak okulu geçmektedir. bu öğrenciler için eğitim sistemi ne olursa olsun farkeden bir şey olmayacaktır. sınırda notlara talim ile okulu geçip vasat işler ile uğraşacaklardır. ama bir de o fakültede gecesini gündüzüne katıp da çalışan tıp öğrencileri de vardır. işte burda sorun yine öğrencinin değil hocanındır. bugün pekçok tıp fakültesi öğrencisine kitap okutmak yerine geçmek için kendi notlarını okumayı şart koşuyor. bir bilim dalı oturup da bizim kaynak kitabımız şudur diyemiyor. öğrenciler fotokopici ve okul arasında mekik dokuyor; sonuç itibari ile bir öğrenci çok çalışsa bile öğreneceği şey slaytlardaki spot bilgilerden ibaret oluyor.

    ayrıca türk tıp eğitim sisteminde tus diye bir facia var. hekim olmuş insanları bir salona toplayıp bakalım uzmanlığı hakkediyor musun demek kadar kanaatimce onur kırıcı bir şey yok. her yıl nisan ve eylül'de binlerce doktor uzman olmak için yeterli miyim şeklinde kendini sınatıyor. tabi ki uzmanlık için bir sınav olacak ama bu tus değil. aslında şöyle gizli bir yanı tus'un; ''acaba 6 sene boyunca öğrenmesi gerekeni öğrenmiş mi? eğer öğrenmişse onu uzman yapayım, öğrenmemişse pratisyen kalsın.'' bu mantığa göre devlet aslında pratisyenini beğenmiyor. o zaman sormak gerekir, beğenmediğin adamı neden mezun ediyorsun diye. hele bu konunun tus dershaneleri bölümü var ki o daha da iç acıtıcı. (bkz: tus dershaneleri/@de nada)

    özetlemek gerekirse tıp son yıllarda teknolojik ve bilimsel anlamda çok ilerlerken bir açıdan hep eksik kaldı. gelişme sürecine kendini kaptıran tıp, öğrencisini yani gelişiminin teminatını unuttu. öğrenciler için uygun modeller belirleyemedi, belirlediği modellerde de fikir birliğine varamadı. klasik metadolojiye de sadık kalmayınca kanaatimce arada kalmış bir doktor nesli yetişti. umarım bu doktor nesli kendi zamanlarında yapılan hataları farkedip bir an önce düzeltir...
  • öyle zannediyorum ki türkiye'de ayaklar altında olan eğitim sistemi. bir araştırmaya göre avrupa'da 10 öğrenciye 1 kadavra düşerken, türkiye'de 200 öğrenciye 1 kadavra düşüyormuş. yök'ün sorgusuz sualsiz kontenjanları her sene artırması ve bu da yetmiyormuş gibi her mahalleye açılan tıp fakülteleri, bu durumun başlıca sebepleridir.
  • (bkz: mantar)
  • bazı fakültelerde öğrencilere kadavra düşmemekteydi. örnek olarak

    (bkz: kırıkkale üniversitesi)
  • her öğrenciye bir kadavra düşmesi ile harika olmayacak eğitim.