şükela:  tümü | bugün
  • tiyatro oyununda uzun soluklu konusma.
  • (bkz: monolog)
  • (bkz: soliloquy)
  • dostlar, romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: ben sezar'ı gömmeye geldim, övmeye değil. insanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür; haydi sezar'ınkiler de öyle olsun. asil brutus size sezar'ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç. sezar da onu pek ağır ödedi. şimdi burada brutus'la diğerlerinin izinleriyle, çünkü brutus şeref sahibi bir zattır; zaten hepsi, hepsi şerefli kimselerdir, evet müsaadeleriyle burada sezar'ın cenazesinde söz söylemeye geldim. o benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin brutus haris olduğunu söylüyor ve brutus şerefli bir zattır. sezar roma'ya birçok esir getirdi, devlet hazinelerini bunların kurtuluş akçeleri doldurmuştu. acaba sezar'da hırs diye görülen bu muymuş? fakirler ne zaman ağlasa, sezar'ın gözleri yaşarırdı; hırs daha sert bir kumaştan olsa gerek. fakat gene brutus onun için haristi diyor; brutus da şerefli bir adamdır. siz hep gördünüz, luperkalya yortusunda ben kendisine üç defa kırallık tacı sundum, üç defasında da reddetti; hırs bu muymuş? gene brutus, haristi diyor. ve şüphesiz kendisi şerefli bir adamdır. ben brutus'un dediklerini çürütmek için söz söylemiyorum, buraya bildiklerimi söylemeye geldim. bir zamanlar siz onu hep severdiniz, bu sebepsiz değildi; öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir? ey izan! sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın, insanlar da muhakemelerini kaybetmiş. beni affedin. kalbim tabutun içinde, şurda, sezar'ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.
    ****
  • bir savın kesintisiz gelişimi.
  • tiyatroda karakterlerin kendi iç hesaplaşmalarını yaptıkları uzun replikler.
  • tirad atan karakter her zaman yalnız olmak zorunda değildir fakat repliğin uzunluğu ve yoğunluğu karakteri içinde bulunduğu ortamdan koparır.
  • keşanlı ali destanı'ndan

    zilha -- ne diyordum efendicağızıma söyleyim. beni bu eve evlad-ı maneviyatlık aldılar. bir çocuğu, bir de şamama'yı gezdiriyorum. işim o kadar. şamama evin köpeği. burada medeniyet varmış be. eskiden ayaklarımı aydan aya yıkardım. hem de çorabım i çıkarmadan. oldu olacak ikisi birden yıkansın diye. şimdi her gün banyo yapıyorum. her, allahın günü yıkanan deri ne kadar yumuşak olurmuş meğer. amonyak kokusuna öyle alıştım ki, burada temiz hava ilkin ciğerlerime dokandı. (gider, masanın üstünden bir resim alıp onu gösterir) filiz'in babası bülent bey, illetli fakir, karısı evden kaçmış. adam da böyle, sönmüş fenere dönmüş. ihya bey doktorlara ne paralar yedirmiş, nafile. melankoli diyorlar, düşman başına. bana bazen tuhaf tuhaf koyun gibi bakar. (taklidini yapar) çok dokanıyor içime. hani birinci perdede çişini bile unutan bunak profesör vardı ya, deli doktoruymuş meğer o. küçük beye şimdi o bakıyor. ikide bir evde, benim kılık kıyafetime bile karışıyor. yok saçını şöyle tara, yok gözünü böyle boya. deli mi ne? ihya bey buba adam. tuttuğu altın olsun neme lazım. beni kızı gibi sever. "sen bizim ailenin maskotusun kız" diyor, uğur getiriyormuşum diye arada bir makas da alır. olacak artık o kadar. madam olga'ya tembihat geçmiş. bana, oturup kalkma, konuşma öğretsin diye. kim bilir belki de iyi bir kısmet çıkarsa sevabına everecekler. dünyada hayır sahabları daha ölmedi. (kapı vurulur) madam galiba. sen misin madamcığım, buyur....
  • anton çehov'un vanya dayı oyunundan:

    sonya - ne yapabiliriz? yaşamak gerek! (bir sessizlik) yaşayacağız vanya dayı. çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz. alın yazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz... ve tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz... inanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum... (voynitski'nin önünde diz çöker ve başını onun avuçlarına koyar. yorgun bir sesle tekrar eder.) dinleneceğiz! dinleneceğiz! melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz. dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak. inanıyorum, inanıyorum buna. (dayısının gözyaşlarını mendiliyle kurular.) zavallı, zavallı vanya dayı, ağlıyorsun... (gözyaşları arasından) hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle vanya dayı, bekle... dinleneceğiz.... (kucaklar onu.) dinleneceğiz! dinleneceğiz!