şükela:  tümü | bugün
  • on not: surekli ozelden soruldugu icin ekleyeyim dedim. yazi bana ait, tamamini kendim yazdim ve istediginiz yerde istediginiz sekilde kaynak belirterek veya belirtmeyerek kullanabilirsiniz. bu sadece bu entry'le sinirli da degil. istediginiz entry'mi istediginiz ortamda istediginiz gibi paylasabilirsiniz veya kullanabilirsiniz. kisaca buradaki tum entrylerimi sanki siz yazmissiniz gibi tepe tepe kullanabilirsiniz.

    titanic'in batisiyla ilgili yeni ortaya atilan teoriler cok ilginc ve oncekilere gore cok daha mantikli. titanic battiktan sonra hayatta kalan yaklasik 700 kisiden 200'e yakini once abd'de sonra da ingiltere'de tanik olarak ifade verdi. bu kisilere toplam 50 bin soru soruldu ve verilen tum cevaplar not alindi. sonradan bu notlar kitaplastirildi. o gunden bu yana bir cok bilimadami verilen ifadelere bakarak geminin neden battigini cozmeye calisiyorlar.

    geminin battigi aksam yolcularin bircogu daha once sahit olmadiklari 2 seye sahit olmuslardi. birincisi, tam gece 11:30 civarinda gemideki hava sicakligi birden bire dusmus, ikincisi bu sirada yildizlar o gune kadar hic olmadigi kadar parlakmis ve cok net bir sekilde gorulebiliyormus. simdi bu iki seye su sekilde cevap verilebilir: 1) buzdaginin oldugu bolgeye yaklasinca havanin sogumasi normal, 2) isik kirliliginin olmadigi 1912 tarihinde gokyuzunde, ozellikle okyanusun ortasinda cok sayida yildiz gorulmesi gayet normal.

    ama isin asli oyle degil iste. birincisi, hissedilen soguk hava bir anda olan bir sey. yani hava sicakligi yavas yavas degil aniden 5-6 derecelik bir dusus gosteriyor ve bunu gemideki bir cok kisi farkediyor. ikincisi, o gece yildizlar her zamankinden daha parlak (akla 17 agustos'taki deprem oncesi gokyuzunde milyonlarca yildizin cok net gorulmesini getiriyor). gemi yaklasik 4 gundur yol almasina ragmen yolcular ilk kez yildizlarin ne kadar parlak oldugundan bahsediyorlar. oyle ki yildizlarin isigi okyanusa vurunca okyanusun yuzeyinde milyonlarca yildizin yansimasi gorulmus ve gokyuzunun nerede bitip nerede denizin basladigini ciplak gozle gormek mumkun degilmis (denizciler buna "soft horizon" yani "yumusak ufuk" diyorlarmis).

    peki bunun sebebi nedir? her yil gronland'dan yola cikip kanada ve kuzey abd kiyilarina vuran bir okyanus akintisi var. bu akintinin adi labrador akintisi. bu akinti her sene gronland'da doguyor, gronland'in batisindaki buzdaglarini kopartip okyanusa savuruyor ve izledigi rota boyunca bir cok buzdagini yaninda tasiyarak kanada ve kuzey abd kiyilarina getiriyordu. titanic'in vurdugu ve batmasina sebep olan buzdagi da yaklasik 300 gun once gronland'dan kopup aylarca suren yolculuk sirasinda tam o noktaya gelen buzdagiydi.

    peki bunun olayla alakasi nedir? labrador akintisi sadece denizde buzdaglarini tasimiyordu. ayni zamanda soguk ruzgarlari da tasiyordu. labrador akintisinin gectigi yerlerde hava sicakligi bir kac saniye icinde 5-6 derece veya daha fazla dusebiliyordu. bilimadamlari labrador akintisinin yakinlarinda yaptiklari arastirmalarda akintinin tam uzerinde ve 1 mil disinda yaptiklari olcumlerde deniz sicakliginin 13-14 derece kadar degisebildigini gozlemlediler. zaten o donemde titanic'in rotasi uzerinde gecen ve deniz sicakligini her 4 saatte bir not alan gemiler de bunu dogruluyordu. tam titanic'in battigi yerin civarindaki deniz suyu sicakligi diger yerlere gore 10-13 derece dusuk olarak kaydedilmisti.

    yani tam titanic labrador akintisinin yanindan gecerken hava sicakligi bir anda 5-6 derece dusmustu ve herkes bunu farketmisti. hava sicakliginin esit olarak dagilmadigi yerlerde atmosfer bir lens gorevi gorebiliyor. ornegin collerde alcaktaki havayla yuksekteki hava arasinda cokca derece farki oldugu icin hava lens gorevi goruyor ve insanlar serap gorebiliyorlar. yine collerde bu sebepten dolayi gokyuzundeki yildizlar normalde oldugundan cok daha net ve parlak olarak gorulebiliyor. yani titanic'in gectigi yerde hava sicakligi arasinda keskin bir fark vardi ve bu da havanin kendisini kocaman bir lens yapmisti, kirilan isik yuzunden hem yildizlar oldugundan cok daha parlak gozukmustu hem de buzdagi is isten gecene kadar gorulememisti.

    bu teoriyi ortaya atan kisi omrunu titanik'i arastirmaya adamis olan ingiliz bilimadami tim maltin ve bu teori bugune kadar titanic'in batisiyla ilgili ortaya atilan en mantikli teori gibi gozukuyor. daha once ortaya atilan teorilerde "titanic'in zirhinin yeterince guclu olmadigi" soylendi ama gemi o donemki askeri zirhli gemileri gibi duzenlenmisti ve buzdagina o sekilde degil baska herhangi bir acidan carpsaydi batmasi sozkonusu degildi. o gun titanic'in gozlemcilerinin durbunsuz oldugu soylenir ama durbun bu konuda zaten bir sey katmaz. insanlar uzaktaki bir seyi ciplak gozle farkederler, sonra da o seyi incelemek icin durbun kullanirlar. durbun uzaktaki bir seyi ilk kez farketmek icin degil zaten farkedilmis seyleri incelemek icin kullanilir. bunun disinda ortaya atilan baska teoriler de vardi, mesela titanic'in kaptaninin o gece sarhos olmasi gibi ama bunu destekleyen hicbir kanit yok. hatta gorgu taniklarina gore titanic'in kaptani yolculuk boyunca agzina hic alkol surmemisti cunku bu kendisinin son seferiydi ve bundan sonra emekli olacakti.

    gemi batarken gorgu taniklarindan biri gokyuzune bakar ve onlarca, belki yuzlerce kayan yildiz gorur ve kucuklugunde kendisine "her yildiz kaydiginda bir insan olur" denmesini hatirlar. gercekten de o gun binlerce insan olecekti ve gokyuzunun parlakligi sayesinde kayan yildizlar cok net olarak gozlemlenebilecekti. bir de gemi batarken geminin battigi yerde gorulen bir toz bulutu veya duman vardi ve bu toz bulutu veya duman gokyuzunde bir noktaya kadar yukselip sonra atom bombasi sonrasi olusan bir mantar gibi havada tavan yapmisti. buyuk ihtimall soguk havayla sicak havanin birlestigi yerde titanic'in duman veya toz bulutu ilerlemesini durdurmustu.

    gemi ilk batarken insanlari kayiklara doldurmak zordu cunku kimsey kayiklara binmek istemiyordu. insanlar hala titanic'in batmasinin imkansiz olduguna inaniyordu ve gemide kalmayi kayiga binmekten daha guvenli olarak goruyordu. zaten okyanusun ortasinda gece vakti gokyuzunde milyonlarca yildiz varken kucucuk bir kayiga atlamak cesaret isteyen bir seydir. bu yuzden ilk kayiklar yari yariya doldu ve sonradan insanlar kayiklara binmek isteyince is isten coktan gecmisti.

    titanic dizayn edilirken batmamasi icin denizde olabilecek tum olasiliklar dusunulmus ve hemen hemen tum olasiliga karsi onlem alinmisti. mesela gemi ayni boyuttaki baska bir gemiyle kafa kafaya carpissa bile batmayacak sekilde dizayn edilmisti. yine gemi buzdagina tam karsidan veya tam yandan carpmayla da batmayacak sekildeydi. buzdagi gemiye olabilecek en kotu acidan carpmisti ve geminin alt kismindaki kompartmanlardan 6 tanesini yarip su almasini saglamisti. halbuki bu kompartmanlardan 4 tanesi su almis olsaydi gemi batmayacakti. yapilan olasilik hesaplarinda bir buzdaginin gemiye carpip 5 kompartmani birden yarma ihtimali %1 olarak hesaplanmisti cunku boyle bir sey olmasi icin geminin tam da buzdagina carptigi acidan carpmasi gerekiyordu. baska bir acidan carpilsaydi o kompartmanlarin 1-2 tanesi su alacak ve gemi kurtulacakti.

    ne o gune kadar ne de o gunden sonra hicbir gemi hicbir buzdagina ayni acidan carpmadi. hicbir buzdagi hicbir geminin 6 kompartmanini birden kesemedi. bu da titanic'in buzdagina carpma acisinin olasiliginin ne kadar dusuk oldugunu gosteren bir baska ornek.

    alman denizcilerin arsivlerine ulasan tim maltin burada titanic'in battigi yerden o gunlerde gecen son geminin seyir defterini buldu. bu gemi titanic'in battigi yerden 4-5 gun sonra gecmisti ve seyir notlarinda denizin yuzeyine cikan onlarca cesetten bahsediliyordu. hatta bu cesetlerden biri bebegine siki sikiya sarilmis bir anneye aitti. yine ayni geminin seyir notlarinda tam da titanic'in battigi yerden gecerken su sicakliginin 13 dereceden 0 dereceye dustugunden, gokyuzunun normalde oldugundan kat kat parlak oldugundan, olay yerinden ayrildiktan sonra deniz sicakliginin yeniden 13 dereceye ciktigindan bahsediliyor. o sirada geminin kaptani titanic kazasi hakkinda pek bilgi sahibi olmadigi icin bu cesetlerin nereden geldigini merak etmekteydi ve bu da notlara gecilmisti.

    genelde titanic insa edilirken cimrilik yapildigi ve ucuz malzeme kullanildigi soylenir ama tarihi kayitlar bunun tam tersini soyluyor. white star line sirketi geminin yapimini irlandali bir taseron sirkete vermisti ve bu sirkete "hicbir masraftan kacinmamalari" soylenmisti cunku white star line bu gemiyi sadece para kaynagi degil ayni zamanda gurur meselesi olarak goruyordu. irlandali taseron sirket de tabi ki karini arttirmak icin en pahali malzemeleri kullandi ve cogu zaman o donemli gemi uzmanlarinin "gereksiz" dedigi ekleme ve guclendirme calismalarini bile ihmal etmedi. yani burada geminin insasini yapan sirketi suclamak biraz yersiz oluyor. zaten titanic'in kardesi olan ve ayni firma tarafindan ayni zaman diliminde insa edilen olympic 1. dunya savasinda askeri gemi olarak hizmet vermisti ve bir cok zirhli gemiden daha dayanikli cikmisti.

    geminin buyuklugunden ve buzdagina carpis acisindan dolayi olacak ki gemi buzdagina ilk carptiginda yolcular hicbir sey hissetmediler. bazilari cok hafif ve birkac saniye suren bir sarsinti hissetti, bazilari onu da hissetmedi. zaten gemi o gune kadar denizde son surat yol almasina ragmen buyuklugu sebebiyle yolcular en ufak bir hareket hissetmiyordu ve guverteye cikilmadigi surece kendilerini sanki sabit bir binadaymis gibi hissediyorlardi. gemi buzdagina yandan carptigi icin cok ufak bir sarsilma oldu ve bazi yolcular bunu "herhalde geminin hizini aniden arttirdilar veya dusurduler" seklinde yorumladi. ayrica geminin buzdagina carpmasi sonucu geminin icindekilerin duyabilecegi hicbir ses cikmamisti.

    white star line sirketinin ve titanic gemisinin ust duzey yoneticilerinden joseph bruce ısmay amerikan senatosunda olayi soyle anlatmisti: "aksam yorgun oldugum icin yatmistim. birazdan gece yarisi civari (saati tam hatirlamiyorum) birden bire sarsilarak uykumdan uyandim. etrafima baktigimda normal disi hicbir sey goremedim. odamdan cikip guverteye gittim ve kaptan edward smith'e ne oldugunu sordum. bana geminin buza carptigini ve cok ciddi zarar aldigini soyledi. daha sonra iceri geri dondum ve geminin muhendisini buldum, o da geminin cok zarar aldigini, zararin ne kadar oldugunun hala incelendigini ve geminin pompalarinin iceri giren suyu disari atarak gemiyi batmaktan kurtarabilecegini soyledi. sonra yeniden guverteye ciktigimda kayiklarin hazirlandigini gordum ve oradaki memurlara acele etmeleri emrini verdim. bundan sonra gemi batana kadar guvertede kaldim ve kadin ve cocuklarin kayiklara doldurulmasina yardimci oldum. gemiyi en son terkeden kayikta ben vardim. kaptani en son gordugumde guvertedeydi, sonra ne yaptigini ve akibetinin ne oldugunu bilmiyorum. "

    titanic'i yaptiran irlandali sirketin yoneticilerinden thomas andrews gemideki yolcular arasindaydi. kendisinin gemide olma sebebi geminin ilk seferinde isleyisini gormek, bir sonraki gemide gelistirilebilecek seyler bulmak ve kaptanin herhangi bir sorusu olursa cevaplamakti. bay andrews geminin saglamligina kefildi ve gemide bulunma sebeplerinden biri de bunu kanitlamakti. bay andrews hayatini kaybedenler arasindaydi.

    geminin cikabilecegi en yuksek hiz 80 donumdu (gemiyi tasiyan pervanenin bir dakikada 80 kere donmesi) ve gemi yolculuk boyunca 70-75 donumde ilerliyordu. yani gemi daha once soylendigi gibi tam hizla gitmiyordu. zaten o donemde ilk seferine cikan bir gemi tam hizla surulmezdi cunku geminin hangi sartlar altinda nasil davranacagini kestirmek zordu. gemiler once tam hizin altinda surulur, birkac sefer sorun cikmazsa tam hizla surulmeye baslanirdi. titanic de bu kurala tabi tutulmustu ve son hizinin %10 altinda bir hizda seyrediyordu.

    joseph bruce ısmay senatoda yolculugun sonuna dogru suda ufak tefek buz parcalari gordugunu, bu konuda da uyari aldigini soyledi ama buzdagi konusunda ayni fikirde degildi. kendisi kazadan hemen sonra geminin carptigi buzdagini gordugunu, bunun da hayati boyunca gordugu ilk ve tek buzdagi oldugunu, rotalari onunde buz parcalari olsa da buzdagi oldugundan haberdar olmadigini soyledi.

    bir not daha ekleyelim, normalde gemi batmaktayken herkes caninin derdindeydi ama gorgu taniklarinin anlattigina gore insanlarin kayiklara atlamak icin birbirini ezmesi, erkeklerin kadinlardan once kayiga binmeye calismasi, sirada kaynak yapma gibi olaylar hemen hemen hic olmamis. erkeklerin cogu kadinlara ve cocuklara verilen oncelige sonuna kadar saygi gostermis ve arada 1-2 tane kadin kiligina giren erkek olsa da bu cok nadirmis. insanlar o panik halinde bile birbirini ezmemek icin olabildigince caba sarfetmis. insanlari kayiklara cok hizli bir sekilde yuklemek gerekiyordu, bu yuzden her kayik denize indirildiginde o kayiga en yakin bulunan kadin ve cocuklar hizla bindiriliyor, baska gonullu kadin ve cocuk kalmadiysa mevcut yetiskin erkeklerden gonulluler secilip kayiklara bindiriliyordu. neredeyse son ana kadar insanlar titanik'in batmayacagina veya yardim gelecegine inandigi icin kayiklara binenlere cesur olarak bakiliyordu.

    bir sekilde kendini kayiga atip gemiden kurtulanlar da 6-7 saat boyunca araliksiz kurek cekmek zorunda kalacakti. ornegin 2. kayikta hic erkek yolcu yoktu ve kadinlar sabaha kadar nobetlese kurek cekeceklerdi. sabah 7 gibi en yakindaki gemiye yani carpathia'ya ulasilmisti ve saatler suren kurek cekme iskencesi son bulacakti.

    joseph bruce ismay'e geri donuyoruz. kendisi titanic'i en son terk eden kayikta olmasina ve gemiyi batmadan cok kisa sure once terk etmis olmasina ragmen geminin batis anini gormemisti veya gorduyse de o anin getirdigi travmadan dolayi hatirlamamaktaydi. kendisi sonradan yaptigi bir aciklamada "geminin batisini gormek istemiyordum, bunu gonlum kaldiramazdi, bu yuzden gonullu olarak gemiden uzaklasma yonunde kurek cekmeye basladim ve sirtimi gemiye dogru dondum" diyecekti. bay ismay geminin ikiye bolundugunu de gormemisti. kendisi herhangi bir patlama sesi de duymamisti.

    gemi buza carptiktan sonra durdurulsa da 1-2 km daha yol almisti ve geminin carptigi buzdagi geride kalmisti. aslinda gemi buzdaginin oldugu yerde batmis olsaydi bir cok insan buzdaginin uzerine cikarak hayatini kurtarabilirdi. buzdaginin uzerinde olmak buz gibi soguk suyun icinde olmaktan cok daha guvenliydi. titanic filminde gemi buzdagina carptiktan sonra buzdagindan gemiye dusen bir buz kutlesi vardi ve henuz geminin batacagindan habersiz olan insanlar bu buz kutlesini parcalara bolup "kartopu" oynamaya baslamisti. bu kismen dogru olsa da cogu kisi buzu goremeyecekti. zaten gemiden kurtulan cogu kisi geminin carptigi buzdagini hicbir zaman gormedigini (carptiktan sonra bile) soyleyecekti.

    gemiden suya indirilen kayiklara cogunlukla birinci ve ikinci sinif yolcularin alindigi, ucuncu sinif yolcularin bilerek bu kayiklara alinmadigi soylenir. zaten en fazla olen ucuncu sinif yolculardan olmustu ama bunun sebebi ozellikle bu kisilerin kayiklara alinmamasi degildi. genelde birinci ve ikinci sinif yolcular ust katlarda kaliyordu ve guverteye yakindilar. ucuncu sinif yolcular guverteye uzak olduklarindan guverteye ciktiklarinda birinci ve ikinci siniflarin arkasinda kalacakti. o kargasa ortaminda kimse sinif ayrimi yapacak halde degildi ama genelde arkalarda kalan ucuncu sinif yolcular kendilerine kayiklarda fazla bos yer bulamadilar.

    istatistiklere gore birinci sinif bileti olan kadinlarin %97'si kurtuldu, ikinci siniftaki kadinlarin %86'si kurtuldu ve ucuncu siniftaki kadinlarin %49'u kurtuldu. birinci siniftaki cocuklarin %86'si kurtuldu (sadece 7 cocuk vardi), ikinci siniftaki cocuklarin tamami kurtuldu ve ucuncu siniftaki cocuklarin %31'i kurtuldu. birinci siniftaki yetiskin erkeklerin %17'si kurtulurken ikinci sinifta bu rakam %8, ucuncu sinifta %13'tu. toplamda birinci siniftaki yolcularin %62'si, ikinci siniftaki yolcularin %43'u ve ucuncu siniftaki yolcularin %25'i kurtulurken toplamda gemiye ayak basanlarin %37'si kurtuldu. gemideki 9 turk'ten 3 tanesi kurtuldu ve 6 tanesi hayatini kaybetti. bu turklerin biri 1. sinifta, diger 8 tanesi 3. sinifta yolculuk yapiyordu.

    simdi mikrofonlarimiz titanic'te hayatta kalanlari kayiklardan kurtaran carpathia adli geminin kaptani olan arthur rostron'da. "new york'tan yola cikmistik ve avrupa'da birkac liman kentini ziyaret edecektik. pazar aksamina kadar hava gunesli ve gayet sicakti. pazar gecesi 12:35'te titanic'ten stres sinyali aldik. henuz yeni yatmistim ve beni uyandirip gelen mesaji haber verdiler. titanic bir an once yardim istiyordu ve bize belirtilen koordinatlar 41º 46' n, 50º 14' w seklindeydi. cok cabuk bir sekilde geminin dondurulmesini ve titanic'in bize verdigi koordinatlara dogru son hizla yola cikmayi emrettim. tek bildigim titanic'in acil bir sekilde yardim istedigiydi ama ayrintilari bilmiyordum. ustumu degistirdikten sonra yeni rotayi belirledik, sonra guvertede calisan tum elemanlara ne yapiyorlarsa birakmalarini, can simitlerini hazirlamalarini ve harekete gecmek icin hazir olmalarini emrettim. gemideki doktorlar da hazir bulunuyordu."

    bay rostron devam ediyor: "saat gece 3:45'te, yani olay yerine varmamizdan 15 dakika once emir erlerim yanima geldi ve herseyin ve herkesin hazir oldugunu soyledi (titanic batmaya gece yarisi baslamisti ve 2 civarinda tamamen batmisti, yani carphatia olay yerine geldiginde cok gecti). ilk stres sinyalini aldigimizda titanic'e olan mesafemiz 58 mildi ve o gunun sartlarinda oraya ulasmamiz 3 bucuk saat surmustu. saat sabah 4'te gemiyi durdurdugumuzda ilk kayiga ulasmistik ve kayiktakileri kurtarip gemiye aldik."

    bay rostron olayin oncesi hakkinda da bilgi veriyor: "saat 2:40 civari gokyuzunde bir fisek patladi. bunun titanic'e ait oldugu ve yardim fisegi oldugundan emindik. tahminlerimize gore bu fisegin atildigi yere hala 1 saat uzakliktaydik. biz hizla yol alirken biraz ilerde buyukce bir buzdagi gorduk. o buzdagina carpmamak icin etrafindan gitmemiz gerekiyordu ve bu da bizi biraz yavaslatti. buzdagina carpsaydik titanic'in basina gelen bizim de basimiza gelebilirdi. sonraki 1 saatte titanic'in battigi yere yaklastikca sagimizda ve solumuzda irili ufakli buzdaglari goruyorduk ve az cok titanic'in basina neyin geldigini tahmin edebiliyorduk. tam saat 4:10'da ilk gordugumuz kayigi kurtarirken hemen yanimizda bir buzdagi daha farkettik ve manevra yaparak kendimizi kurtardik."

    ve devam ediyoruz: "ilk kayik yanimiza geldiginde kayigi yoneten denizci bize bagirarak yanlarinda sadece bir denizci oldugunu ve geminin kayiga iyice yanasmasi gerektigini, kayiktaki kimsenin kayiktan gemiye atlama konusunda tecrubeli olmadigini soyledi. gemiyi kayigin dibine kadar getirdik. kayiktaki herkesi tek tek gemiye aldigimizda gunes dogmaya baslamisti ve etraf yavas yavas aydinlaniyordu. etrafa soyle bir bakmak icin kafami kaldirdigimda 4-5 mil mesafede birkac kayik daha oldugunu gordum. yine ciplak gozle gorme mesafesinde 20 kadar buzdagi vardi ve bazilarinin deniz yuzeyindeki yuksekligi 30 metreyi geciyordu. birkac manevrayla buzdaglarindan kurtulduk ve sabah 8:30 sularinda etrafimizdaki tum kayiklardaki yolculari gemimize almistik."

    bay rostron titanic'i hic gorememisti. titanic'in tam olarak battigi yerin neresi oldugu bilinmiyordu ama belli bir noktada cok sayida tahta parcasi bulunmustu. bu tahta parcalari buyuk ihtimalle rose ile jack'in tutundugu kapi ve gemiden kopan yuzlerce ahsap parcasiydi. sabah 8 civari titanic battiginda ona 1 saatten az mesafede olan ve yardima bir turlu gelemeyen californian gemisi olay yerine geldi. tahminlere gore titanic'ten suya indirilen kayiklardan biri haric hepsi bulunmus ve iclerindekiler kurtarilmisti. kalan bir kayigi arama-tarama calismalari sabah 11 civari baslayacakti. californian gemisi etrafi aramasina ragmen kaybolan kayigi bulamamisti.

    daha sonra olenlere saygi icin carpathian gemisinin guvertesinde sembolik de olsa ufak bir cenaze toreni yapildi ve herkes kendi dilinde dua ediyordu. sag kalanlar ayni zamanda tanri'ya sukurlerini sunuyordu. hemen hemen herkes travma halindeydi. daha bir gece once luks bir gemide rahat bir yasanti surdururken simdi battaniyeye sarilmis canlarini kurtardiklari icin mutluydular. kayiklardaki hemen hemen herkes kurtarilmisti ama 3 kisi soguktan dolayi can vermisti. carpathian gemisi yavasca yol alirken arada sirada tek tuk denizin yuzeyine cikmis cesede denk geliyordu ama gemideki zaten travmatize olmus insanlari daha da kotu hale sokmamak icin bu cesetler gemiye tasinmiyordu. bazi cesetlerin uzerinde onlarin kim oldugunu anlamaya yarayacak seyler olabiliyordu (ornegin koynunda tasidigi saat gibi) ve bu tur esyalar gemi calisanlari tarafindan icerdeki misafirlere caktirilmadan kayiklarla aliniyordu.

    bu arada bir tane kayik da bos halde bulunmustu. bu kayik epeyce zarar almisti ve batmaktaydi. kayigin icinde kimse yoktu. tahminen bu kayiktaki insanlar kayigin batacagini anlayinca yakinlardaki baska bir kayiga atlamislardi ve canlarini kurtarmislardi. bu kayiklarin bir tanesi 60-70 kisiyi tasiyabiliyordu ama bu kayikta tam olarak kac kisi oldugu bilinmiyordu.

    titanic'ten carphatia'ya yollanan son mesaj "makine odasi tamamen sularla doldu" mesajiydi. bu mesajin saati 1:45 civariydi ve bundan sonra titanic'ten hicbir mesaj gelmeyecekti. carpathia gemisi titanic'e surekli mesaj yollayip "4 saat sonra oradayiz" "3 saatlik yolumuz kaldi" "2 saat kaldi" gibi bilgi veriyordu ama titanic henuz carpathia yari yoldayken battigi icin bu bilgilerin titanic'e pek faydasi olmadi.

    o sirada dogudan batiya, batidan doguya giden gemilerin birbiriyle carpismamasi icin rotalar cizilmisti ve ingiltere ile new york arasinda yolculuk yapan her gemi bu rotalara harfiyen uymak zorundaydi. titanic de kendisine verilen rotaya aynen uyacakti. oyle ki o donemde tum gemilerin harfiyen kendilerine verilen rotalara uymasi bu rotalari tren rotasina ceviriyordu, istisnasiz baslangic ve bitis noktasi ayni olan her gemi ayni yoldan gececekti. eylul-ocak arasi gidilen rotalarla ocak-eylul arasi gidilen rotalar birbirinden farkliydi. ocak-eylul arasi gidilen rotalar buzdaglarindan mumkun oldugunca uzak durmak icin cizilmisti ve eylul-ocak rotasindan daha uzundu. buna ragmen titanic buzdagina carpmaktan kurtulamamisti.

    kazadan 2 gun sonra carpathia'daki 3 doktor gemideki tum titanic yolcularini tek tek test ettikten sonra tamaminin fiziksel olarak saglikli olduguna karar verdi. tabi ki gemiden canli cikanlarin psikolojik travmasi yillarca, bazen omrun sonuna kadar devam edecekti.

    titanic agirlik ve buyukluk olarak carpathia'nin 3 kati olmasina ragmen titanic'te de carpathia'da da toplam 20'ser kayik vardi. bunun sebebi carpathia'nin daha eski bir gemi olmasiydi. titanic en son tekniklerle yapilmisti ve yukarda bahsettigim gibi ekstra zirhlarla guclendirilmisti. ayrica geminin batmasi icin kompartmanlardan en az 5 tanesinin su almasi gerekiyordu. geminin batma ihtimali sifira yakin goruldugu icin normalde en az 50 kayik tasimasi gereken titanic'e sadece 20 kayik zorunlulugu getirilmisti. burada suclu white star lines sirketi degil ingiliz devletiydi, zira, ingiliz devleti bile titanic'in batirilmasinin cok zor, belki de imkansiz oldugunu dusunuyordu.

    carpathia gemisi normalde new york'tan yola cikip avrupa'ya varacakti (yani titanic'in tam tersi bir rota cizecekti) ama olaydan sonra gemi 180 derece donerek new york'a geldi ve titanic'ten sag olarak cikan yolculari sehre birakti. bu carpathia gemisinin kaptaninin aldigi bir insiyatifin sonucuydu. o zamanlar bir gemide kaptan tam hakim sayilirdi ve kanunen istedigini yapabilirdi (hala oyle midir bilmiyorum). normalde titanic'in battigi yere en yakin olan yerlesim birimi halifax'ti ama new york'a gitmek buraya gitmekten daha guvenliydi cunku halifax'in etrafi da buzdaglariyla doluydu.

    o donemde titanic dahil bir cok geminin haberlesme sistemi british marconi adli sirket tarafindan yapiliyordu. bu yuzden kaza ve sonrasi olanlar arastirilirken bu sirketin yoneticilerinin de ifadesi alinacakti. bu sirket gemilere sadece haberlesme aygitlari satmiyor ayni zamanda bu aygitlari kullanacak teknisyenleri de kendi bunyesinden yolluyordu. ornegin carpathia ve titanic gemilerindeki haberlesme teknisyenleri bu sirketin calisaniydi. carpathia gibi kucuk gemiler sadece bir telgraf teknisyeni aliyordu ve titanic gibi buyuk gemiler iki tane telgraf teknisyeni aliyordu. boylece telgraf teknisyenlerinden biri uyurken ve dinlenirken digeri gorevinin basinda oluyordu. kucuk gemilerde telgraf teknisyeni dinlenirken geminin dunyayla baglantisi kisa sureligine de olsa kesiliyordu. carpathia'nin haberlesme cihazinin mesafesi 100-200 mil arasindaydi (hava sartlarina gore degisiyordu) ve titanic'in haberlesme cihazinin mesafesi 1000 mile kadar cikabiliyordu.

    charles lightoller gemideki kaptanin hemen altindaki gorevlilerden biriydi ve titanic'ten sag kurtulanlar icinde en yuksek rutbeye sahipti. kendisi kaza sirasinda 38 yasindaydi. kendisi white star line sirketinin diger gemilerinde kaptanlik yapmis olsa da bu gemide edward smith'in altinda ikinci kaptan gorevindeydi. titanic henuz sefere cikmadan once belfast ve etrafindaki sularda test surusunu de kendisi gerceklestirmisti. buyuk ihtimalle edward smith birkac ay sonra emekli olunca titanic'in kaptanlik gorevi de kendisine verilecekti. titanic'in test surusleri boyunca hava acik ve okyanus sakindi. yani gemi zor sartlar altinda test edilmemisti. ayrica testler sabah 10 civarinda baslayip aksam gunesin battigi saatlerde son bulunmustu. yani gemi gece saatlerinde de test edilmemisti.

    test surusunden hemen sonra gemi southampton'a dogru yola cikmisti ve burada ilk yolcular alinacakti. test surusu sirasinda gemideki tum kayiklar tek tek suya indirilmis, bu kayiklar en ufak ayrintisina kadar incelenmis ve onaylanmisti. gemi 4 nisan'da southampton'a ulasip 6 gunluk hazirliklar sonrasinda 10 nisan'da ilk ve son seferinde yola cikacakti.

    gemi southampton'da bekletilirken ingiliz mufettisler gemiye gelip en ince ayrintisina kadar incelemisti. kayiklar tek tek guverteye cikartilmis, her kayik herhangi bir delik olup olmadigi yonunde incelenmis, her kayiktaki kurek sayisi defalarca sayilip not tutulmus, gemideki diger arac gereclerin de yonetmeliklere uygun oldugu defalarca tespit edilip rapor tutulmustu. mufettisler sonunda gemiyle ilgili onaylari verip geminin her turlu testi gectigini ve yola cikmaya hazir oldugunu belirtmislerdi.

    yukarda bahsettigimiz charles lightoller gemiden son ana kadar ayrilmamisti ve tum kayiklar ayrildiktan sonra bile gemide kalmaya devam etmisti. gemi battiktan sonra suya dusen bay lightoller, giydigi can yeleginin de yardimiyla suyun yuzeyine cikmisti. birazdan yakinlardaki bir kayiga tutunup ustune atlayan lightoller, bu kayiktaki insanlari sakinlestirip kayigi batan gemiden uzaklastirmaya calisti.

    simdi mikrofonu charles lightoller'a veriyoruz: "gemide sondan bir onceki gozlem nobeti bana aitti. gorevim bittiginde kaptanla konusup odama cekildim. uzerime pijama gecirdim ve yatmak icin hazirlanmaya basladim. daha sonra bazi sesler duydum ve guverteye ciktim. kaptan smith oradaydi, etrafi biraz kolacan ettikten sonra bana kimse bir sey demeyince bana ihtiyaclarinin olmadigini, geminin de tehlikede olmadigini dusunup odama geri dondum. gemi buzdagina carptiginda zar zor belli olan bir gicirdama sesi gelmisti ve bu sesin de tam olarak onden mi yandan mi geldigi belli degildi. en basta kimse bunun ciddi bir kaza oldugunu dusunmuyordu."

    bay lightoller devam ediyor: "ogle saatlerinde bize yakinlarda buzdagi olduguna ve dikkatli olmamiza dair bir mesaj iletildi, bunun hangi gemiden geldigini hatirlamiyorum. o sirada ogle tatiline cikmak uzereydim ve geminin kontrolu bay murdoch'ta olacakti. bu yuzden mesaji ona ilettim. daha sonra aksam 6 ile 10 arasindaki nobet bana aitti."

    bundan sonra senatorler bay lightoller'a bazi sorular sordular:

    -6-10 arasindaki nobetinde hic buzdagina carpma konusunda endiselendin mi?

    -hayir efendim.

    -kuledeki gozlemci sayisini arttirdin mi?

    -hayir efendim.

    -hava durumu nasildi?

    -hem hava hem de deniz oldukca sakindi.

    -bu surec icinde kaptan smith yaninda miydi?

    -hayir, saat 9'a 5 kala geldi.

    -yani saat 6 ile 9 arasinda orada degil miydi?

    -o saatler arasinda onu hic gormedim.

    -sonradan geldiginde aranizda bir konusma gecti mi?

    -evet, 20-25 dakika boyunca hava durumundan, suyun durumundan, buzlu bolgeye olan yakinligimizdan, buzdaglarini onceden saptayabilmek icin yapmamiz gerekenlerden filan bahsettik.

    bundan sonra kaptan smith "havada sislenme veya kotulesme olursa hizimizi dusurelim" diyecekti ama hava durumu gece boyunca hep acik ve sakin oldugu icin hic hiz dusurulmeyecekti. kaptan 9:25 civari yeniden iceri gececekti ve bay lightoller'a "en ufak bir supheye dusurecek durum olursa haber ver" diyecekti. bundan sonra bay lightoller kaptani gemi buzdagina carptiktan sonra gormustu ve bu da kendisini son gorusu olacakti.

    gece 10'da gorev yeniden bay murdoch'a verilecekti. bu sirada nobet degisimi yapilirken bay murdoch ile bay lightoller arasinda buzdaglarinin hic lafi gecmeyecekti. ikisi havanin ne kadar temiz oldugundan, yildizlarin ne kadar net bir sekilde gozuktugunden, gorus mesafesinin ne kadar iyi oldugundan bahsettikten sonra gorev degisimi gerceklesti. gercekten de o gece yildizlarin normalden cok daha parlak olusu hem gemi murettebatinin hem de yolcularin dikkatini cekmisti.

    bay lightoller gemiden kurtulusunu su sekilde anlatiyor: "gemi artik batmaktayken baska carenin olmadigini anlayip suya atladim. birkac saniye sonra su yuzeyine cikip ters donmus bir kayik buldum ve yuzerek o kayiga dogru tirmanmaya basladim. etrafima baktigimizda titanic'in on tarafi hemen hemen batmisti ve kayigin etrafinda bir suru can yelekli insan vardi. birazdan insanlar birer birer bu kayiga tirmanmaya basladi. titanic'in on tarafi batarken suda dalga olusturmustu ve bu dalga kayigimizi geminin oldugu yerden uzaga firlatti. neyse ki gemi batarken bizi de yaninda goturmemisti. kayiga atlayabilenler atladi. o anda kayik hala ters donmustu ve kayiga tutunabilenler ve tirmanabilenler hayatini kurtarmisti ama kayigi hicbir zaman duz donduremedik. etrafimizdaki herkesi yanimiza aldik ama bize yarim mil kadar mesafede can cekisen veya olmekte olan cok sayida insan vardi. gemide surekli vucudumuzun agirlik merkezini ayarlayarak kayiktan dusmemek icin gayret sarfediyorduk. yaklasik birkac saat sonra baska bir kayik gelip bizi aldi. bu kayikta bizimle beraber toplam 65-75 arasi yolcu vardi. sakin sularda bu sorun olmazdi ama dalgali sularda bu kadar yolcu tasimak o kayik icin cok buyuk bir riskti."

    harold thomas cottam carpathia gemisinin haberlesme ve telgraf memuruydu ve kaza sirasinda henuz 21 yasindaydi. kendisi carpathia gemisine subat ayinda katilmisti ve 2 ay sonra titanic faciasi yasanmisti. simdi mikrofonumuz bay cottam'da: "gemideki tek telgraf memuru bendim ve belli calisma saatlerim yoktu. genelde gemi new york gibi buyuk sehirlere yakinken neredeyse hic uyumuyordum ama acik denizlerdeyken bol bol dinlenme firsatim oluyordu cunku buyuk sehirlerde surekli mesaj trafigi vardi ama acik denizlerde bu nadiren oluyordu. bazen de onceden belirlenen bir saatte buyuk bir geminin yakinlarindan gececeksek veya hava durumu kotuyse butun gun telgraf basinda bekliyordum. titanic'le karsilastigimizda new york'u terk edeli uzun bir sure olmamisti ve avrupa'ya dogru yol aliyorduk. gorevim geregi direk kaptana bagliydim ve gemide baska hicbir gorevim yoktu. bazen de onceden belirlenen bir saatte buyuk bir geminin yakinlarindan gececeksek veya hava durumu kotuyse butun gun telgraf basinda bekliyordum."

    bay cottam devam ediyor: "genelde gunduz boyunca telgrafin basinda calisiyordum ve acik denizdeyken gece 12 gibi yatmayi adet edinmistim ama hangi saatte yattigima kaptan pek karismiyordu. tabi ki islerim yogun oldugunda erken yatmak gibi bir aliskanligim yoktu. sadece kaptan degil ayni zamanda yolcularin da mesaj alisverislerinden ben sorumluydum, bu yuzden bazi gunler islerim oldukca yogun oluyordu. ben gorevimin basinda uyanik degilsem acil bir durumda beni uyandirabilecek bir alarm sistemi mevcut degildi. gemimizdeki marconi sistemi sadece bir operator varken mesaj alip veriyordu.

    o gece tum islerimi bitirmistim ve yatmaya hazirlaniyordum. telgrafin basindan ayrilmak uzereydim. ceketimi cikartmistim ama henuz ayakkabilarimi cikartmamistim. kafamda kulaklik takiliydi cunku parisian gemisinden tam o saatte gelmesi gereken bir mesaj bekliyordum. en gec 1-2 dakika icinde kulakligi cikartip yatacaktim. tam o sirada cape cod uzerinden bir mesaj geldi. bu titanic gemisi hakkindaydi. bundan sonraki 5 dakikada 3 mesaj daha geldi ve bunlar da titanic hakkindaydi. titanic'i arayip "son 7-8 dakikada sizin adinizda cape cod uzerinden 4 tane mesaj geldi, bundan haberiniz var mi?" diye sordum ve bana "hemen buraya gelin" dediler. hizla kaptana haber vermem gerekiyordu. kaptana haber verdigimde elime bir kagit tutusturdu, kagitta su anki koordinatlarimiz bulunuyordu. titanic'e bu koordinatlari bildirdim. sonra titanic'in koordinatlarini da ogrendik. bu sirada alman frankfurt gemisi titanic'i aramaktaydi ama bu aramanin sebebini bilmiyordum. bundan sorna olympian gemisi ile titanic arasinda bir arama oldu. titanic'i arayip olympian'in mesajini alip almadiklarini sordum ve almadiklarini soylediler. sonra titanic olympian'i aradi ve onlara baltic gemisini aramalarini tavsiye ettim. ardindan onlarla olan baglanti kalitemiz hizla dusmeye basladi."

    yukarda daha once bahsettigim gibi titanic'ten carpathia'ya ulasan son mesaj "cabuk olun, makine odasi suyla doldu" seklinde bir mesajdi ama carpathia'nin o kadar mesafeyi o kadar kisa surede katetmesi mumkun degildi. bay cottam sonraki 3 gun boyunca hic uyumaya firsat bulamadi ve carsamba gunune kadar araliksiz olarak cevre gemiler arasinda telgraf trafigini fasilite etti.

    alfred crawford titanic'teki hosteslerden biriydi. normalde gemideki calisanlarin cok azi hayatini kurtarabilmisti ama alfred sansli azinliktaydi. hikayeyi bir de onun agzindan dinleyelim. "gorevim odalari temizlemek, yataklari duzeltmek ve yolcularin diger ihtiyaclarini gidermekti. titanic'ten once de adriatic ve olympic gemilerinde ayni gorevde calismistim."

    bugun abd'nin en buyuk magaza zincirlerinden biri olan macy's'in kurucusu olan bay ve bayan straus da alfred crawford'un oldugu bolgedeydi. bu ikili titanic filminde birbirine sarilip beraberce olen yasli ciftin ta kendisidir. alfed crawford'un anlattigina gore bayan straus once kayiklardan birine binmistir, daha sonra ayaga kalkip kocasinin yanina geri donmustu ve "seninle omrum boyunca hic ayrilmadik, sen nereye gidersen ben de oraya giderim" diyerek kocasiyla beraber olmeyi secmisti. straus ailesinin hizmetcisi bayan straus'un istegi uzerine kayiklardan birine binerek hayatini kurtarmisti.

    neyse, alfred'e donelim. geminin kaptani edward smith burada alfred ve birkac arkadasina bir gorev veriyor. uzaklarda gozuken kirmizi bir isigi isaret ediyor ve bunun yakinlardaki bir gemi oldugunu dusundugunu soyluyor. alfred ve arkadaslarinin gorevi icinde 20-25 civari kadin olan bir kayigi o isiga yani gemiye dogru goturmek, kadinlari gemiye cikarttiktan sonra geri donup yeni yolcular almaktir. boylece iki gemi arasinda mekik dokunarak mumkun oldugunca kisi kurtarilacaktir. soyle bir sorun var, o da karsidan gelen kirmizi isikin gercekten bir gemi olup olmadigi bilinmiyor. alfred amca daha sonradan "uzun sure durmadan kaptanin gosterdigi yonde kurek cekmemize ragmen o kirmizi isigin kaynagina ulasamadik, gorunurde hicbir gemi yoktu" diyecekti. zaten kayiga secilen gorevlilerden genelde ciliz olanlar denk gelmisti ve bunlar kurek cekerken bile zorlaniyordu. sonunda kadinlardan gucluce olan 46 yasindaki margaret welles swift kurek cekme gorevini ustlenerek gorevlilerden birini bu gorevden kurtardi.

    bu kayiktakiler titanic'in batis anina sahitlik ettiler ve gunes dogana kadar kurek cektiler ama kaptanin gosterdigi o isigin kaynagina bir turlu ulasamadilar. sabah gunes dogduktan sonra da carpathia gemisi tarafindan bulunup kurtarildilar. genelde o gunlerde soyle bir teori vardi: "kocaman bir gemi batarken yakinlarindaki herseyi de kendiyle beraber suyun icine ceker (suction)". mesela titanic filminde jack tam gemiden suya atlarken rose'a "suction'a dikkat et" diyordu. alfred basta olmak uzere bir cok gorgu tanigi boyle bir sey olmadigini soyledi. aksine, gemi batarken yarattigi dalga yuzunden yakinlardaki kayiklarin daha uzaga savruldugu soylenmistir.

    albert crawford geminin kaza aninda yasananlari da soyle anlatiyor: "o gece nobetim 12'de bitecekti ve saat 12 civariydi. gorevimi teslim etmek icin siradaki gorevlinin gelmesini bekliyordum. o sirada bir ses duydum ve bir cok insan telasla odalarindan cikip guverteye dogru yol aldi. ben de merak edip guverteye ciktigimda bir buzdagini gecmekte oldugumuzu gordum. kisa sure icinde bir cok insan guvertede toplanmisti. birazdan iceri geri dondum ve kadinlarin cogunlukta oldugu kabinlere gidip onlari sakinlestirdim ve korkacak bir sey olmadigini soyledim. daha sonra can yelegi giyme emri gelince herkese tek tek can yelegini giyme konusunda yardimci oldum. can yelegi giyme emri buzdagina carptiktan 30 dakika sonra verilmisti ve kisa sure icinde herkes can yelegini giymisti. kayikla olay yerinden ayrilirken patlama benzeri bir ses duyduk, gemiyi biraz uzaktan goruyorduk ama batis anina sahitlik ettik. geminin on tarafinda isiklar tamamen kesildi ve bu bolum batmaya basladi, arka tarafta hala isiklar yaniyordu ve bu kisim henuz batmamisti. geminin arka tarafinda guvertede bir suru insan oldugunu gorebiliyorduk."

    geminin su alan kismi on kismiydi, bu yuzden gemi tam ortadan ikiye ayrildiginda bir cok insan geminin arka tarafinin onden bagimsiz bir sekilde ayakta kalabilecegini dusunup umutlanmisti. geminin on kismi batmisti ama arka kismi hala suyun uzerindeydi. tabi gemi tam olarak ikiye kirilmamisti, arada hala ufak da olsa bir bag kalmisti ve geminin on tarafi arka tarafini da suyun derinliklerine cekecekti. geminin arka tarafinin kaderi cok az da olsa gecikecekti ama tamamen onlenemeyecekti.

    daha once soyledigim gibi titanic'te 2 tane telgraf operatoru vardi. bunlardan biri kazadan sag olarak kurtulan harold bride idi. harold bride gemide jack philips'in altinda calisiyordu ve jack philips bu kazada en cok elestiri alan isimlerden biri. jack philips pazar gunu cok yogun bir sekilde calisiyordu ve yolcularin telgraf alisverisini ustlenmisti. californian gemisi ogleden sonra buzdaglarini gormustu ve titanic'e haber vermek icin harekete gecmisti. o sirada jack philips'in kulaginda kulakliklar vardi ve californian gemisinin telgrafcisi kendisine gayriresmi bir dil kullanarak "adamim her taraf buzla dolu, biz yerimizden pek kipirdayacak halde degiliz, aman dikkatli olun" diye seslenir. californian gemisi o anda titanic'e oldukca yakin oldugu icin ses cok gur bir sekilde gelir ve jack philips bir anda irkilir. zaten soylemin de gayri resmi bir dile sahip olmasindan olmasindan dolayi sinirlenir ve californian'in telgrafcisina "kapa ceneni, zaten isim basimdan askin" diye bagirir. jack philips californian gemisinden yapilan uyarinin bir geyikten ibaret oldugunu dusunmustur cunku karsidakinin soylem tarzi buna benzemektedir. sonradan gemi batinca olecek olan jack philips kazanin en buyuk sorumlularindan biri olarak gosterilmektedir.

    simdi, harold bride'a geri donuyoruz. senatorlerimiz bay bride'i soru yagmuruna tutuyor.

    -sayin bride, kaza gunu kaptanin geminin rotasi, yonu veya hizini degistirmesine sebep olan bir mesaj aldi mi?

    -bildigim kadariyla hayir.

    -herhangi bir gemiden herhangi bir uyari almadiniz mi?

    -hatirladigim kadariyla hayir.

    -bay philips size boyle bir mesajin varligindan bahsetti mi?

    -hayir, hic bahsetmedi.

    -kaptan white star'in gorevlileriyle hava durumu ve deniz kosullari hakkinda bir mesajlasmada bulundu mu?

    -pazar ogleden sonra baltic gemisinin kaptaniyla bizim kaptan arasinda bir mesajlasma gecti, havanin ne kadar acik ve sakin oldugu konusunda ikisi de hemfikirdi.

    -amerika gemisinden buzdagi uyarisi yollandiginda nobette miydin?

    -boyle bir mesaj hatirlamiyorum. bay philips'e gelmis olabilir. bildigim kadariyla pazar aksama dogru kaptana buzlu bir bolgeye girdigimize dair bir uyari iletilmisti.

    -bu uyari nereden gelmis?

    -californian gemisinden.

    -uyarida ne diyordu?

    -uyarida californian gemisinin yolculuk sirasinda 3 tane buzdagina denk geldigi ve diger gemilerin dikkatli olmasi gerektigi soyleniyordu. bu resmiyeti olan bir mesaj degildi ama kaptana iletildi.

    -mesaji direk californian'dan mi aldin?

    -hayir, californian en basta beni aradi ama mesgul oldugum icin cevap veremedim. daha sonra californian'in baltic'e ilettigi bir mesaji yakaladim. bu herhalde bize iletmek istedikleri mesajdi.

    -bu mesaji kaptana direk kendin mi ilettin?

    -hayir, mesaji kaptanin memurlarindan (ikinci, ucuncu, dorduncu kaptan) birine ilettim.

    -hangisi oldugunu biliyor musun?

    -hayir, hicbirini ismen tanimiyorum.

    -bundan sonra geceye kadar buzdaglariyla ilgili herhangi bir gemiden herhangi bir mesaj aldin mi?

    -hayir bu aldigim ilk ve son mesajdi.

    -aksam saatlerinde nobette sen mi vardin yoksa bay philips mi vardi?

    -aksam 6 ile 7 arasinda yarim saatligine philips yemek yemege gittiginde ben vardim ama bundan sonra odama cekildim ve dinlenmeye basladim. saat 7'den itibaren nobette bay philip vardi.

    kaza sirasinda bay bride odasinda uyumaktaydi ve geminin buzdagina carpmasi onu uyandirmaya yetmemisti. kaza sonrasi gelip kendisini uyandiran da olmamisti. kendisi zaten saat 12'de uyanip nobeti bay philips'ten alacakti ve bu esnada tam saat 12'de uyanmisti. bu da gemi buzdagina carptiktan 20 dakika sonraya tekabul ediyor. bay bride uyandiginda kazadan habersizdi, yan odaya yani bay philips'in yanina gitti ve nobeti devralmak icin geldigini soyledi. bay philips kendisine "sabahtan beri yigilan telgraflarla ugrasiyordum, isim yeni bitti" dedi. sonra da "sanirim az once bir buz kutlesine carptik, gemide hasar olabilir" diye ekledi. philips geminin seferden sonra belfast'taki harland & wolff* sirketine geri donup tamir edilmesi gerektigini dusunuyordu ama geminin aldigi zarar tahmin edilenin cok uzerindeydi ve gemi onarilamayacak kadar hasar almisti.

    birazdan bay philip bay bride'a "sen gelip gorevi aldigina gore ben yatmaya gidiyorum" dedi. tam da odadan cikmak uzereyken kapidan iceri giren kaptan smith gorundu. kaptan iceri girip "merhaba" bile demeden "bir an once civardaki gemileri arayip yardim isteyin" emrini verdi. islerin vahim oldugu ortadaydi. bay philips nobeti yeniden devraldi ve etraftaki gemilere mesaj yollamaya basladi. bay philips civardaki gemilere 6-7 defa ust uste c.q.d. ve m.g.y. kodlarini yolladi. c.q.d. acil yardim istendigi anlamina geliyordu ve m.g.y. de uluslararasi sularda titanic gemisinin koduydu. bu mesajlara cevap pek gecikmeyecekti ve 1-2 dakika sonra bay philips'e birkac cevap birden gelecekti. bu cevaplardan biri carpathian'di ve gemi ziyadesiyle uzaktaydi. cevap veren ilk gemilerden biri de yukarda gecen frankfurt gemisiydi. ilk gelen iki mesaj kaptana iletildiginde kaptan yeniden operatorlerin yanina geldi ve baska mesaj olup olmadigini sordu. kaptan bay philip'e baska mesaj olup olmadigini sordu ve bay philip "olympic gemisiyle iletisim halinde oldugunu" soyledi. bundan sonra kaptan smith carpathia ile titanic'in koordinatlarini karsilastirdi ve aradaki mesafenin cok buyuk oldugunu gordu.

    daha sonra bay philips guvertedekilere yardim etmek icin yukari cikmisti ve bay bride telgrafin basina gecmisti. frankfurt gemisi titanic'in koordinatlarini aldiktan sonra cevap vermeyi kesmisti cunku buyuk ihtimalle titanic'in cok uzakta olduguna karar vermisti. bay bride frankfurt'un carpathia'ya nispeten titanic'e daha yakinda oldugunu dusunuyordu cunku frankfurt'tan gelen telgraf sinyalleri carpathia'ya gore daha guclu ve daha netti. ya frankfurt'un telgraf sistemi daha gucluydu ya da frankfurt daha yakin mesafedeydi. yaklasik yarim saat kadar sessizligini koruyan frankfurt, titanic'le yeniden iletisime gecip "bir sorun mu var?" diye soracakti. bay philips buna sinirlenip frankfurt'a "aptal misiniz? tehlikede oldugumuz belli degil mi? bundan sonra bizim haberlesmelerimize karismayin" tarzi bir cevap yazdi. frankfurt titanic'e hicbir zaman koordinatlarini bildirmedi ve titanic'e tam olarak ne kadar mesafede oldugu o anda kesinlikle bilinmiyordu. sonradan frankfurt'un zaten cok uzakta oldugu ve olay yerine son hizla bile yetismesinin 10 saat surecegi ortaya cikti. zaten titanic'teki haberlesme memurlari sinirlenmisti ve frankfurt gemisine bundan sonra hicbir bilgi verilmedi. carpathia'nin haberlesme memuru olan bay cottam (yukarda bahsedilen sahis) da frankfurt'tan titanic hakkinda hicbir haberlesme almamisti. frankfurt olaya pek karismak istemiyor gibiydi. en azindan frankfurt'un haberlesme memuru bu durumdaydi.

    simdi titanic deyince en fazla spekulasyona kurban giden isimlerden birine bakacagiz. frederick fleet gemideki iki gozlemciden biriydi ve o geceki gorevi ufukta buzdagi olup olmadigini incelemek ve kaptana haber vermekti. bilinen uzre bay fleet ve yanindaki arkadasi reginald lee buzdagini cok gec farketmisti ve kazaya engel olamamisti. 2012 yilinda kazanin yuzuncu yilinda bazi ingiliz eylemciler kendisinin mezarina durbun birakarak ustune "gec olsun guc olmasin" benzeri bir not biraktilar. bay fleet 4 yil boyunca oceanic gemisinde gozlemcilik yaptiktan sonra titanic'e gecmisti. titanic'in buzdagina carptigi aksam saat 10'da nobet degisimi olmustu ve symons ve jewell ikilisi yerine lee ve fleet ikilisi gecmisti. gorev degisimi sirasinda symons ve jewell ikilisi lee ve fleet ikilisine "denizde buz oldugugunu duyduk, gozlerinizi dort acin" benzeri bir uyarida bulunmustu.

    simdi mikrofonlarimiz bay fleet'te: "saat 10'da gorevim baslamisti ve 2 saat ile 2 saat 20 dakika arasinda bir gorev surem vardi. buzdagini ilk farkettigimde hemen onumuzdeydi ve buyuk siyah bir kitle olarak gozukuyordu. buzdagini farkeder farketmez kaptan kabinine haber verdim. once bize verilen cani uc defa caldim, sonra da telefon acarak durumu bildirdim. telefonda ne gordugumu sordular, ben de hemen onumuzde buyuk bir buzdagi oldugunu soyledim. benim buzdagini farketmemle buzdagina carpmamiz arasinda ne kadar zaman oldugunu hatirlamiyorum (veya soylemek istemiyor cunku surenin az olmasi kendisinin gorevini iyi yapmadigi ve olumlerden sorumlu oldugu seklinde yorumlanacakti). buzdagini uzaktan ilk gordugumde ust uste konmus iki masa buyuklugundeydi ama yanina geldigimizde ve carptigimizda 15 metre civari bir yuksekligi oldugunu gorduk.

    buzdagini gordukten sonra gemi yavaslasa da yoluna devam etti. buzdagina carptiktan sonra bile geminin tamamen durmasi biraz sure aldi. buzdagindan uzaklasmak icin dumen kirmistik ama bu yeterli olmadi cunku buzdagina yandan carptik, eger donmeseydik buzdagina tam burundan carpacaktik. buzdagina carptigimizda agir bir gicirdama sesinden baska bir ses cikmadi. carpma fazla siddetli degildi ve gozlem kulesinde cok ufak bir sarsintiya sebep olmustu. bundan sonra ucuz atlattigimizi dusunmeye basladim cunku cok siddetli bir carpisma olmamisti.

    buzdagina carptiktan sonra 15-20 dakika kadar gozlem kulesinde kaldim ve sonra nobetim bitip yeni nobetciler gelince asagi indim. gemide nobet degisimleriyle gozlemcilik yapan toplam 6 kisi vardi ve kaza sonucu hepimiz hayatta kalmayi basardik. gozlem kulesinden asagi inince orada kimseyi goremedim ama birazdan yanimiza gelen memurlardan biri hepimizin guvertede beklendigini soyledi. guverteye vardigimizda insanlarin kayiklara bindirildigini ve kayiklarin denize indirildigini gorduk. sahsen 6 numarali kayiga yolcularin bindirilmesi ve bu kayigin suya indirilmesine yardimci oldum. daha sonra bay lightoller benim de kayiga binip oradaki yolculara yardimci olmami soyledi ve ben de kayiga bindim. kayikta 25 kadin ve 5 erkek vardi ve belki birkac yolcu daha alabilirdik. ilerde bir isik gorduk ve bunun bir gemi oldugunu dusunuyorduk. bu isiga dogru kurek cekmeye basladik ama benden baska kurek cekebilecek sadece bir kisi vardi. yeterince hizli degildik ve bir sure sonra o isik da bizden giderek uzaklasiyordu. etrafimizda suda yardim isteyen veya can cekisen birilerinin olup olmadigina baktik ama kimseyi goremedik. titanic batarken onunla beraber suya cekilmek istemedigimiz icin titanic'ten mumkun oldugunca uzaklasmak istiyorduk.

    titanic'in batis anini goremedik. en son geminin isiklari tamamen sondu ve karanlikta geminin golgesi cok uzaktan belli oluyordu. sabaha karsi bir isik daha gorduk ve buna dogru kurek cekmeye basladik, bu carpathia gemisiydi ve bizi kurtarmaya gelmisti."

    arthur peuchen geminin birinci sinif yolcularindandi ve 30 pound'a aldigi 113786 numarali biletle c-104 numarali odada kaliyordu. simdi mikrofonlarimiz bay peuchen'de: "yolculugun ilk gununden itibaren hersey cok sakin gecmisti. hava oldukca guzeldi ve hafif ruzgar disinda bir sey yoktu. gokyuzu de neredeyse bulutsuzdu. pazar aksamina kadar en ufak bir sorun veya aksilikle karsilasilmamisti ve herkes carsamba gunu new york'a varacagimizi dusunuyordu. pazar aksami arkadaslarim markleham molson, bay ve bayan allison ve kizlariyla beraber yemek yedik (kazadan hicbiri sag cikamadi). o aksama kadar titanic'te yedigimiz tum yemekler enfesti ama o aksamki ayri bir guzeldi. yemekten sonra kahve icmek icin oturma odalarindan birine gittik ve saat 9 gibi birbirimizden ayrildik. oradan ben sigara odasina gectim ve birkac arkadasim ile bulustum. saat 11'i 20 geceye kadar aramizda sigara icip sohbet ettik. daha sonra odama gectim ve yatmak icin hazirlanip pijamami giyecektim ki ufak bir sarsinti duydum (saat 11:40). bu sarsintinin sebebini merak ediyordum ama buyuk ihtimalle gemiye yandan vuran guclu bir dalga oldugunu dusunuyordum. o gece denizin cok sakin oldugunu ve hic dalga olmadigini biliyordum ve bu merakimi uyandirdi, bu yuzden ceketimi alip guverteye cikmaya karar verdim. merdivenleri cikarken bir tanidigima rastladim ve oldukca telasli bir sekilde bana bir buzdagina carptigimizi soyledi.

    sonra o tanidik bana "geminin guvertesine cikarsan carptigimiz buz kutlesini gorebilirsin" deyince merakim iyice artti. soyledigi yere gittigimde guvertede cok az miktarda buz parcasi gordum. elime alip inceledigimde kar gibi yumusak oldugunu gordum. geminin kenarinda buz kalintilari vardi ve geminin buzdagina yandan carptigi belli oluyordu. birkac dakika guvertede takilip insanlarla sohbet ettikten sonra arkadasim hugo ross'un yanina gittim ve ona ciddi bir sey olmadigini, sadece bir buzdagini siyirip gectigimizi anlatacaktim. daha sonra bay molson'u bulmak icin odasina gittim ama bulamadim, kendisi guverteye cikmisti ve birazdan guvertede karsilastik ve 15 dakika kadar geminin buzdagina carpmasi hakkinda muhabbet ettik. bundan dakikalar sonra geminin hafif bir egimle durdugunu farkettik. gemi artik ilerlemiyor, oldugu yerde duruyor, gittikce artan bir egimle sanki suyun icine batiyordu.

    bundan sonra bay hays'in yanina gittim ve "sakin, dalgasiz bir suda, ustelik tamamen durmusken gemi niye boyle bir egim yakalamis olabilir ki?" diye sordum. o da "bilmiyorum ama geminin batmadigini garanti ederim. birazdan yola devam ederiz herhalde" dedi. daha sonra yeniden buyuk merdivenlerin oldugu yere geldim (titanic filmindeki meshur "grand staircase") ve burada 10 dakika kadar bekledim. birkac dakika sonra panik icinde cok sayida insan merdivenlerden yukari cikmaya basladi. ben de bay beatty'i bulup durumun ne oldugunu sordum. o da fazla bir sey bilmiyordu ama "can yelekleri ve kayiklarin hazirlanmasi icin emir verildi" dedi. en basta buna inanamadim, hersey cok hizli gelisiyordu. hemen odama kostum ve ustumu degistirdim. once can yelegi, onun uzerine pardesumu giydim ve yeniden disari ciktim.

    disarda bir suru insan toplanmisti. herkes can yelegi giyiyordu ve kadinlarla cocuklarin cogunlugu aglamaktaydi. karsimda bekledigimden cok daha ciddi bir goruntu vardi. ilk kez durumun ciddiyetini anlamaya baslamistim. disari ciktigimda kayiklarin hazirlandigini, ustlerindeki ortulerin kaldirildigini, kaptan smith ve lightoller'in etraflarina emir yagdirdigini gordum. birazdan kayiklarin hazirlanmasi islemine yardimci olmak icin gonullu oldum. kayiklar yavas yavas indirilmeye baslanmisti ve 6 numarali kayikta ben de kendime bir yer buldum. erkeklerin kayiklara binmesi kesinlikle yasakti, tek istisna her kayiga alinan 4-5 tane denizciden ibaretti. bu denizcilerin gorevi kayiklarda duzeni ve kayiklarin isleyisini saglamakti. ben de gonullu oldugum icin bana da boyle bir gorev verildi. daha once yatci oldugum icin denizcilik tecrubem vardi ve bu kayiklardan birini yonetmek benim icin cok da zor olmayacakti (bay peuchen kayiklardan birine atlamak icin gonullu oldugunda kayik coktan suya indirilmisti. bu yuzden bay peuchen'in halatlara tutunarak gemiden kayiga dogru cok dikkatli bir sekilde inmesi gerekiyordu ve bunu basarmisti da).

    kayiklara yolcu yuklenmesinde muthis bir disiplin vardi. kimse kimsenin onune gecmiyordu ve erkekler kayiklara binmeye calismiyordu. kurallar harfiyen uygulaniyordu ve kimse itiraz etmiyordu. ilk kayikta binmek isteyen tum kadinlari aldilar ve kayik tamamen dolmamisti. baska binmek isteyen olsaydi onlari da alabilirlerdi ama kimse geminin tamamen batacagina inanmadigi icin hicbir kadin kocasindan ayrilip okyanusun ortasinda ufacik bir kayiga mahkum kalmak istemiyordu. kayiktayken bana mumkun oldugunca hizli kurek cekmem soylendi cunku birazdan gemi batacakti ve bizi de denizin derinliklerine cekecegine inaniliyordu. yanimizda nereden ciktigini goremedigim ve denize dusup oradan ciktigini tahmin ettigim bir de italyan bir kurekci vardi ama az once bilegini kirmisti ve bize pek faydasi dokunacak degildi.

    gemiden biraz uzaklasmistik ki gemiden bize dogru islik veya duduk calindi. biz dikkatli bir sekilde gemiye dogru baktik ve bize megafonla "geri donun, kayiga daha fazla insan almalisiniz" dediler. kayigi yoneten denizci (robert hichens) "hayir geri donmeyecegiz, bu saatten sonra kendi canimizi kurtarmaya bakmaliyiz, geri donmek cok riskli" dedi ve bize yeniden kurek cekme emrini verdi. kayiktaki evli kadinlardan biri "kocami geride biraktim, o olecekse gerekirse ben de olurum" deyip kayikta isyan baslatti. digerleri de buna katildilar. liderimiz olarak atanan denizci oldukca gurultulu konusan, insanlari bagirarak bastirmaya calisan ve her iki lafindan biri kufur olan biriydi. boyle biriyle pazarlik olmayacagini anladigim icin ben sessizligimi koruyordum. adam dumenin basinda duruyordu ve ona birazdan "bak deniz cok sakin, bu havada dumen tutmak cok zor degil, kadinlardan biri dumeni tutsun sen de gel bize kurek cekmeye yardim et" dedim. bana susmami soyledi ve "bu kayigin lideri benim ve benim emirlerimi dinleyeceksiniz" diye bagirdi.

    kurek ceken birkac erkek olarak onu alasagi edebilirdik ama aramizda kadinlar vardi ve ona karsi hepimizin hareket etmesi halinde kayik ters donebilirdi veya kargasada kadinlar denize dusebilirdi. dumeni de o tuttugu icin kayigin gidecegi yonu o belirleyecekti. sonunda pazarlik etmenin gereksiz oldugunu anladik ve kurek cekmeye basladik. titanic'ten giderek uzaklasiyorduk. birazdan bize uzaklardan beyaz bir isik gordugunu ve o isiga dogru gidecegimizi soyledi. 6 yildir yat sahibi olup denizcilik tecrubem oldugu icin ona gordugu isigin yildizlarin denizden yansimasi oldugunu soyledim. birazdan yanimizdan baska bir kayik gecerken liderimiz ona yakinlarda baska bir gemi olup olmadigini sordu. o esnada kendisinin denizcilikten pek de anlamadigini anlamis oldum.

    bu sirada gozlerimi uzaktaki titanic gemisinden ayirmamistim. gemide kirilma baslamisti ve isiklar da sonmeye baslamisti. uzaktan gurleme/patlama benzeri bir ses duyduk ve hemen arkasindan 2 patlama sesi daha geldi. bundan sonra titanic'te isiklar sondu ve gemi karanliga gomuldu. birazdan uzaklardan bize yankili bir sekilde bagirma, ciglik, yardim isteme sesleri geldi. bunu duyan kadinlar da aglamaya basladi cunku titanic'te caresizce olen onlarin kocalari ve arkadaslariydi. o sirada gemiyle olan mesafemiz tahminimce 1 km civariydi. kadinlar bu kez yalvararak liderimizi titanic'e geri donup birkac kisiyi daha alma konusunda ikna etmeye calistiysa da o kimseyi dinlemedi. birazdan ciglik, aglama, yardim sesleri giderek azalmaya basladi. bundan insanlarin olmeye basladigini anlamistik ve icimiz urpermisti.

    isiklar sondukten sonra titanic cok uzakta bir siluet gibi gozukuyordu. geminin batisina sahitlik ettiysem de ayrintili bir sekilde gordugumu soyleyemem. birazdan gemi 45 derecelik bir aciyla havaya kalkti ve sonra gozden kayboldu. gemi batarken ikiye ayrildigini gormedim ama ertesi gun ayni bolgeden gecerken bir berber diregi gorduk. saniyorum ki oylesine buyuk bir berber direginin gemiden kopup denizin yuzeyine gelebilmesi icin gemide bir patlama olmus olmasi sarttir. patlamalari duymustuk ama patlamalarin goruntusunu gormemistik. kayigimizda 30'dan az kisi vardi ve sonradan ogrendigime gore kayigimiz cok rahat 65 kisi tasiyabilecek buyuklukteydi yani cok rahat 35 kisi daha kurtarabilirdik. etrafta bir suru kayik vardi ve bunlari isiklarindan taniyabiliyorduk. bazi kayiklar kuzeye, bazilari guneye, bazilari doguya, bazilari batiya dogru kurek cekiyordu. her kayik birbirinden bagimsiz hareket ediyordu. bu carpathia gemisi gelip bizi toplayana kadar devam etti. sabah gunes dogdugunda ciplak gozle gorulebilecek 3 tane buzdagi gorduk, titanic'in bunlarin hangisine carptigini bilmiyorum. iclerinden en buyugu 100 metreden buyuktu ve bir buzdagindan cok ufak bir adayi andiriyordu."

    bay peuchen'in anlattigina gore geminin sag tarafindaki bazi yolcular odalarinin camindan buzdagini gormuslerdi ve hic beklemedikleri bu goruntuden dolayi bircogu panik duymustu. bazi camlarin kenarinda buz birikmisti. bay peuchen baska ilginc bilgiler de paylasmisti. ornegin gemi buzdagina carptiktan sonra gemide hicbir sekilde alarm calinmamisti. geminin buzdagina carpmasindan dolayi olusan sarsinti cok guclu olmadigi ve olay gece 11:40'da meydana geldigi icin bir cok yolcu uykusunda yakalanmisti ve bazilari uyandiginda cok gecti. bay peuchen'in bizzat son anda bir sekilde uyanip canini zor kurtaran 2 kadinla tanismisti. bay peuchen cok konuskan, insanlarla iyi iletisim kuran ve cok cabuk kaynasan biriydi. bu yuzden kendisi gerek titanic'te gerek carpathia'da cok sayida insanla konusmus ve dertlesmisti. bu yuzden kendisinde cogu kisiden daha fazla hikaye mevcuttu. ayrica aksam saatlerinde yasanan ani hava degisimi ve havanin birden bire sogumasini farkeden kisilerden biri de kendisiydi. bay peuchen yatcilik yaptigi gunlerde bir buzdagina cok yaklastigi bir gun ayni sekilde birden bire soguyan hava ile karsilastigini hatirliyordu ve aynisini titanic'te yasamis olmasinin bir tesaduf olmadigini dusunuyordu.

    gece 3 civarinda kuzeye dogru yol alan kayiklarin yolculari ilginc bir goruntuyle karsilastilar. kuzey yonunde gunes dogarken gozuken isik huzmelerine benzer isik huzmeleri vardi. sonradan ortaya cikti ki bu yolcularin gordugu sey aurora borealis adiyla bilinen kuzey isiklariydi. o gece gokyuzu cok parlakti ve milyonlarca yildiz ve onlarin denizdeki yansimasi cok net gorulebiliyordu. bununla birlikte kuzey isiklari da kuzeyde kendini gostermisti. olaydan kurtulan bir cok insan kuzey isiklarini gordugunu soyluyordu ama geminin battigi yerden gercekten kuzey isiklarinin gorulup gorulmeyecegi tartisma konusu.

    gemi ilk battiginda onca insanin nasil hayatini kaybettigi anlasilamamisti. sonucta gorgu taniklarina gore hemen hemen her yolcuda can yelegi vardi ve bir cok insanin bogularak oldugu saniliyordu. isin daha da ilginci ertesi gun olay yerini turlayan carpathia ve californian gemilerinin hemen hemen hic cesetle karsilasmamiz olmasiydi. can yeleklerinin normal sartlar altinda insanlari olu veya canli olarak suyun uzerinde tutmasi gerekiyordu. olay yerinden birkac gun sonra gecen alman gemisi suyun yuzeyinde bir cok cesetle karsilasmisti. anlasilan olen insanlarin vucudu suyun icine dalmisti ve birkac gun sonra yeniden yuzeye cikmisti. belki de soguktan buz tutan insanlarin vucudu bundan dolayi agirlasmisti ve suyun uzerinde tutunmalari zorlasmisti. kazada olenlerin tamamina yakininin soguk sudan yolayi vucut isisini kaybederek 10-30 dakika icinde oldugu sonradan ortaya cikacakti.

    bay peuchen senato'da konustuktan 1 gun sonra kayigin lideri olarak secilen robert hichens senatoya cagirildi ve sorgulamaya alindi. titanic buzdagina carptiginda dumenin basinda yine bay hichens vardi ve yaptigi manevra ile geminin buzdagina duz degil de yandan carpmasinda onemli rol oynamisti. gerci kendisi dumenin basindayken yaninda geminin 6. memuru olan james moody vardi ve yaptigi herseyi o onaylamisti, bu yuzden geminin batmasinda tum sucu kendisine yikamayiz. bay hichen kendisine verilen ve 65 kisi alabilecekken 30'dan az yolcusu olan kayigi geri dondurmeyerek 30'dan fazla cani kurtarabilecekken buna mani olmustu ve en buyuk sucu buydu.

    simdi mikrofonumuz hichen'de: "aksam 8 gibi kaptan dairesine girmistim ve nobet sirasi bendeydi. yaklasik 2 saat boyunca kaptan dairesinde yan gorevlere bakacaktim ve sonraki 2 saatte (gece 10 ile 12 arasi) dumen sallayacaktim. aksam 8'de ilk gorevim asagi kata inip suyun sicakligini olcurtmekti cunku gemideki kaptanlar suyun donma seviyesine geldiginden supheleniyordu (zaten o gunlerde adet olarak her 2 saatte bir suyun derecesi alinip seyir defterine not olarak geciliyordu). daha sonra geminin 2. kaptani gozlemcileri telefonla arayarak ertesi gun sabaha kadar buzlanmayla ilgili dikkatli olmalari ve buzdaglarina karsi ekstra kayitli olmalarini soylediginde yanindaydim. bir sonraki gorevim geminin makinistlerinden birini bulup isiticilari acmasini soylemek oldu. gemide hava birden bire sogumustu ve herkes soguktan sikayet ediyordu. koridorlari ve odalari isitan isiticinin derecesi arttirilacakti. saat 10 oldugunda sonunda dumenin basina gectim ve gemiyi surmeye basladim.

    hersey gayet iyi gidiyordu ve deniz oldukca sakindi. geceyarisina 20 dakika kala aniden 3 defa zil sesi duyarak irkildim. hemen birkac saniye sonra telefonda "tam onumuzde buzdagi var" uyarisini aldik ve o anda hemen karar vermek zorudaydik. gecenin karanliginda kaptan dairesindeydim ve onumdeki bir pusula disinda hicbir sey goremiyordum. bay moody birazdan "dumeni tamamen sola kir" emrini verdi ve olabildigince hizli bir sekilde dumeni sola kirdim ve geminin hizini olabildigince dusurdum. birkac saniye sonra bay moody yeniden "gemiyi sola dondur" diye bagirdi ve ben de "dumeni sonuna kadar dondurdum zaten" dedim. dumen daha fazla donemezdi. bundan sadece birkac saniye sonra geminin yan tarafinda oldukca guclu bir gicirti sesi duyduk ve gemi hafifce sarsildi. buzdagina carptigimiz cok acikti. birazdan kaptan smith kosarak yanimiza geldi ve "o neydi" dedi, ve bay murdoch "buzdagina carptik" deyince su alabilecek tum kompartmanlarin kapatilmasini emretti.

    bay murdoch bunun zaten yapildigini soyledi. birazdan pusulanin yaninda geminin ne kadar yana yatik oldugunu gosteren bir alete baktik ve geminin 5 derecelik bir aciyla yatik oldugunu gorduk. saat 12'yi 23 geceye kadar dumenin basindaydim. o gun geminin saati 2 kere geri alinacakti (23 ve 24 dakika olarak) cunku batiya dogru ilerliyorduk ve her gittigimiz yerde yerel saate uymak zorundaydik.

    birazdan kayiklari doldurmaya basladik ve beni de 6 numarali kayiga lider olarak gorevlendirdiler. bize ilerdeki parlak isiga dogru kurek cekmemizi soylediler cunku orada bizi kurtarabilecek bir geminin olduguna inaniliyordu. kayigimizdaki tum yolculari oradaki gemiye birakip geri donecektik ve yeni yolcular alacaktik cunku titanic'te herkese yetecek kadar kayik yoktu. benim kayigimda 38 kisi vardi, bunlardan ben dahil 4 tanesi erkekti ve bunlardan biri de dun ifade veren bay peuchen'di.

    kayikta herkesin morali bozuktu ve bazilari titanic'e geri donmemizi soyluyordu. ben de onlara bunun gereksiz oldugunu, birazdan batan geminin bizi de denizin derinliklerine cekecegini, ilerde gordugumuz isiga vakit kaybetmeden gidip zaman kalirsa digerlerini kurtarmak icin geri donecegimizi soyledim. kavgayla veya tartismayla kaybedecek hic vaktimiz yoktu.

    elimizden geldigince kurek cekmemize ragmen titanic'ten sadece 1 mil uzaklasabilmistik. karsidan gelen isigin bir balikci teknesine ait oldugunu tahmin ediyordum ama o kadar kurek cekmemize ragmen bir turlu ona yakinlasamiyorduk. yakinlarimizda 5-6 tane kayik vardi ve bunlardan bir tanesinin isigi yoktu. bu kayikta sadece 5-6 kisi vardi ve bunlardan biri gayet guclu bir itfaiyeciydi. iki kayigi birbirine bagladik ve itfaiyeciyi bizim kayiga aldik. boylece kurek cekmemiz daha da kolaylasacakti. ne kadar kurek cekersek cekelim gordugumuz isiga bir turlu yaklasamiyorduk, sounda oldugumuz yerde beklemeye basladik. ertesi sabah 8'de carpathia bizi alana kadar boyle bekledik. carpathia'ya cikarken kayigimdaki herkesin guvenli bir sekilde gemiye binebilmesi icin ugrastim ve gece boyunca dumen salladim. beni battaniyeleri kendime almakla, kufur etmekle ve viskileri tek basima icip vucudumu isitmakla sucladilar ama bunlarin hicbirini yapmadim.

    bay peuchen ile kavga ettigimiz de dogru degil. kendisi kayiga bindikten 10 dakika sonra ortada hicbir sebep yokken kayigin liderligini ele gecirmeye calisti ve buna izin vermedim. bu yuzden bana karsi kizgin olabilir. bu kayigin lideri olarak ben belirlenmistim ve bunun degismesine imkan yoktu.

    titanic battiginda ondan yaklasik 1 mil uzakliktaydik. gemideki tum isiklar kesildigi icin geminin batisini tam olarak goremedik. gemi tam batarken bazi cigliklar ve yardim isteyen insanlarin feryadini duyduk ama bu 2-3 dakika sonra azalarak kisa sure icinde tamamen kesildi. gemideki kadinlar paniklemesin diye onlara "bu bagirislar kayiklarin birbiriyle kurdugu iletisim" dedim.

    kayigimizda bilegi veya kolu kirik italyan bir genc vardi. onun kayiga nasil bindigini kimse hatirlamiyor ama kadin kiyafetiyle kayiga bindigi soylentileri vardi. bunun dogru oldugunu dusunmuyorum ama onun nasil kayiga bindigini de bilmiyorum. dun bay peuchen onun sudan cikmis olabilecegini soyledi ama bu konuda bilgim yok.

    ayrica bay peuchen'in soylediginin aksine kayiktaki kadinlar bana titanic'e geri donmem icin mudahelede bulunmadilar. bu tamamen bir yalandan ibaret. daha once soyledigim gibi gemi batarken gemiye 1 mil mesafedeydik ve kurek cekerek gemiye hizlica geri donmemiz zaten mumkun degildi. o sirada yapabilecegimiz hicbir sey yoktu. geri donup olenlerin cesetlerini toplamanin kimseye faydasi olmazdi.

    elimizdeki isiklari kullanarak diger kayiklarla iletisim kurduk ve yerimizi onlara bildirdik. etraftaki diger kayiklar da ayni seyi yaptilar. titanic'ten cikip da uzakta gemi oldugunu dusundugu isiga dogru yol alan tek kayik biz de degildik. etrafimizdaki tum kayiklar o isigi gormustu ve bircogu oraya dogru yol aliyordu."

    senatoda hichens'e gemiden geri donmesi yonunde yapilan bir cagri olup olmadigi soruldu. onceki gun bay peuchen boyle bir seyin varligindan soz etmisti. bay hichens ise "bana direk geri don diye bir emir gelmedi, kayiktaki kadinlari yakinlardaki guvenli bir gemiye biraktiktan sonra geri don" dendi ama civardaki hicbir gemiye ulasamadik" seklinde kendini savundu.

    amerika'daki sorgulamadan sonra ingiltere'ye giden bay hichens, burada daha agir bir sorgulamaya tabi tutuldu ve 500'e yakin soruya cevap verdi. daha sonra travmaya giren, birkac defa kendini oldurmeye calisan bay hichens 1933 yilinda adam oldurmeye tesebbusten hapse girdi, 4 yil sonra hapisten cikti ve bundan 3 yil sonra hayatini kaybetti. bay hichens ne kadar sucludur bilinmez ama kendisinin titanic'ten sonraki hayati hic de mutlu gecmemisti.

    titanic'ten sag olarak kurtulan bir cok yolcu olaylardan sonra psikolojik travmaya girmisti. bu yuzden ayni olayi anlatan 2 kisinin farkli sekillerde anlattigi gorulebiliyordu. cogu zaman psikolojik travmaya giren insanlarin olaylari aynen hatirlamasi cok zordu. ozel egitimli denizciler bile zaman zaman olaylari hatirlamakta zorluk cekebiliyordu. bu yuzden titanic olayinda da bir cok hikayenin birden fazla versiyonu var.

    kaza sonrasi gerceklesen kurtarma calismalarinda en cok tepki cekenlerden biri californian gemisiydi. gercekten de 4 saat uzakliktaki carpathian olay yerine mumkun olan en hizli sekilde yetisirken yaklasik 45 dakika - 1 saat mesafedeki californian gemisi once cagriya ve mesaja ragmen kilini bile kipirdatmamisti. bu yuzden californian gemisinin kaptani olan stanley lord binin uzerinde olumden sorumlu tutuldu cunku californian olay yerine hizli bir sekilde gelebilseydi olenlerin cogu kurtulacakti.

    olayi bir de bay lord'un agzindan dinleyelim: "o aksam 6:30'da iki tane buyukce buzdaginin ortasindan gecmistik ve bunlara carpmamistik. saat 7:15'te bir tane daha buyuk bir buzdaginin yanindan gectik ve guney tarafinda 2 tane daha buzdagi gozlemledik. daha sonra biz buz kutlesinin yanina geldik ve daha fazla ilerleyemeyecegimizi anlayinca geceyi gecirmek icin durduk (bu bir buzdagi degildi, denizin yuzeyindeki buz kutlesiydi, gemiyi batirma riski cok dusuktu ama ilerleyisini zora sokabilirdi). bundan hemen sonra titanic ve cevre gemilere mesaj gecip etrafta cok sayida buzdagi oldugunu ve dikkatli olmalari gerektigini soyledik. titanik'in telgraf operatoru bizim operatorumuze kizgin bir sekilde bagirip mesgul oldugunu soylemis ama sonucta verdigimiz buzdagi uyarisini aldiklari kesin."

    bay lord devam ediyor: "hesaplamalarimiza gore titanic'in buzdagina carptigi yerle bizim buzlara takilip kaldigimiz yer arasindaki mesafe 19 ile 20 mil arasiydi. titanic buzdagina carptiktan sonra bu gemiden bize herhangi bir mesaj gelmedi. daha sonra titanic'in mesajini alan virginian gemisi bu mesaji bize iletmisti. bu mesaji aldigimizda ertesi sabah 6'ydi ve titanic coktan batmisti. sabah olay yerine dogru yola ciktik ve carpathian gemisinin kayiklari topladigini gorduk. bundan sonra bizim yapabilecegimiz fazla bir sey kalmamisti."

    californian gemisinin hizi saatte 13-14 mile kadar cikabiliyordu. bu da geminin titanic'e gore 1 bucuk saat civari bir mesafede oldugunu gosteriyor. titanic buzdagina carptigi anda atilan mesaj sonrasi californian yola cikmis olsaydi titanic tamamen batmadan olay yerine yetisebilecekti cunku geminin tamamen batmasi 2 bucuk saat surmustu. bay lord'un anlattigina gore titanic'in rotasi californian'in rotasinin 20 mil kadar guneyindeydi ve bay lord buzlarin o kadar guneye gitmis olamayacagini dusunuyordu. kendisi titanic'i buzdaglarindan dolayi uyarmisti ama soyledigine gore titanic'in rotasi uzerinde buzdagina carpma ihtimalini dusuk olarak goruyordu.

    senatorler bay lord'a pazar gecesi titanic'in isiklarini gorup gormedigini sordugunda bay lord "hayir" cevabi verdi. bay lord titanic'in 19 mil civari bir mesafede oldugunu ve denizde bu kadar uzagin gorunmesinin cok zor oldugunu savunuyordu. daha sonra sorgulama devam etti.

    -o gece buzdan dolayi gemiyi durdurduktan sonra fazladan onlem aldin mi? ornegin fazladan gozlemci gorevlendirdin mi?

    -hayir efendim.

    -peki gemi durmadan once fazladan aldigin onlem oldu mu?

    -evet, gozlemci sayisini ikiye katladik, geminin on ucuna (jack ile rose'un titanic'te meshur pozu verdigi bolgenin californian'daki versiyonu) fazladan bir gozlemci koyduk ve tum sure boyunca ben de kaptan odasindan ayrilmadim.

    -sizi daha once baska bir gemi buz konusunda uyarmis miydi?

    -onceki gun buradan gecen caronia gemisinden uyari mesaji almistik.

    -tuttugunuz seyir defterinde hava durumu nasil gozukuyor?

    -sabah sekizde hafif ruzgar ve acik hava vardi, oglen 12'de yine hafif ruzgar, cok hafif dalga ve acik hava vardi. aksamustu saat 4'te hafif ruzgar devam etti ve deniz sakindi. aksam 8'de yine hafif ruzgar ve sakin deniz sartlari vardi. gece yarisi 12'de deniz sakindi ve pek ruzgar kalmamisti. etrafimiz buzla kapli oldugu icin bir serinlik vardi. aksam 10 bucukta su sicakligi -4 civariydi ve gece yarisi -1 civariydi.

    -su sicakligi yakinlarda buz kutlesi veya buzdagi oldugunun bir gostergesi olabilir mi?

    -kuzey atlantikte bunu soylemek zor cunku bu sularda surekli soguk akintilar oluyor. bu soguk akintilar bazen buzlu bazen buzsuz oluyor. bazen hava sisliyken etrafta buzdagi olup olmadigini anlamak icin 10 dakikada bir suyun derecesini olcturuyorum ama buzdagi suyun derecesini sadece 1-2 derece etkiler.

    -gece veya gunduz buzdagini tespit etmenin en kolay yolu nedir?

    -hava aciksa kesinlikle ciplak gozle tespit etmektir.

    -gozculere durbun vermenin bir faydasi yok mu?

    -durbunun bu sekilde bir faydasi oldugunu sanmiyorum, gozlemcilerime durbun vermiyorum. acik havada ciplak goz durbunden daha etkilidir.

    -titanic'in yardim isteyen mesajini aninda almis olsaydin ve yardim icin o tarafa yonelseyin, titanic'e ulasman ne kadar surerdi?

    -en az 2 saat diye tahmin ediyorum. gece yarisiydi ve etrafimiz buzlarla kapliydi. oraya son hizla gitmemiz mumkun degildi.

    -carpathia'nin kaza yerine ulasmasi yaklasik 4 saat surdu. siz kaza aninda titanic'e 20 mil uzakliktaydiniz. carpathia'nin kaza aninda titanic'e olan mesafesini biliyor musun?

    -hayir efendim.

    -carpathia'nin kaptaninin verdigi ifadeye gore onlar 53 mil mesafedeydiler. carpathia oraya sizden once ulasti.

    -carpathia'nin kaza yerine hangi sartlarda geldigini bilmiyorum efendim. olay yerine geldigimizde kayiklardaki yolcular coktan kurtarilmisti. kaza yerinde titanic'in kalintilarini gorduk. ornegin bos kayiklar, ahsap kapilar, sandalyeler, yastiklar ve benzeri esyalar suyun yuzeyindeydi. suyun yuzeyinde birkac tane bos can yelegi de gorduk ama canli veya olu hic insan gormedik. etrafta birkac tane buzdagi gorduk, iclerinden en buyugunun yuksekligi 50 metreye kadar cikiyordu ve genisligi tahminen 200-300 metre civariydi (ufak bir ada kadar).

    -bu buyuklukte bir buzdaginin sadece su ustundeki kismi bile titanic'ten daha buyuk olmaz mi?

    -hayatimda titanic'i hic gormedim efendim (daha sonra kendisine titanic'in boyutlari aciklaninca: evet efendim).

    -bir buzdaginin su altindaki buyuklugunu nasil hesaplarsiniz?

    -bize ogretilen sey buzdaginin altindaki kisim ustundeki kismin yedi katidir efendim. yani bir buzdaginin su ustundeki kismi 100 feet ise su altindaki kismi 700 feet'tir.

    -buzdaginin rengi neydi?

    -gunduz gozuyle hepsi beyazdi ama gece vakti cogunun rengi griye kaciyor. siyah veya mavi denemez ama gri demek daha dogru olur.

    -titanic'in buzdagina carptigi saatlerde telgraf operatorunuz gorevinin basinda miydi?

    -hayir, gece 12'de odasina gittigimde isiklar kapaliydi. telgraf gorevlisi uyanikken isiklar her zaman acik tutulurdu, telgraf odasinda isigin kapali olmasi telgraf gorevlisinin uyuduguna isaretti.

    -o halde titanic'in size yolladigi mesaji almamis olma sebebiniz bu olabilir.

    -olabilir.

    -pazar gunu sularin buzlu oldugu ve buzdaglarinin oldugu ortaya cikinca telgraf gorevlisine fazladan mesai vermediniz mi?

    -hayir, buna gerek gormedik.

    -telgraf gorevlisi uyanik ve gorevi basinda olsaydi titanic'in yolladigi yardim istegi size ulasir miydi?

    -suphesiz ulasirdi.

    -telgraf gorevlisinin calistigi belli saatler var miydi?

    -telgraf gorevlisinin saatlerine hic karismiyordum ve kendi haline birakiyordum. kendisi genelde aksam 10 gibi yatiyordu ve ertesi sabah bana gece boyunca gelen mesajlari iletiyordu. titanic gibi cok buyuk gemileri saymazsak etraftaki hemen hemen her gemide birer telgraf gorevlisi vardi ve bunlar gunduz calisip gece ayni saatlerde uyuyordu. bu yuzden gece telgraf gelme ihtimali gunduze gore cok daha dusuktu ve geceleri bizim telgraf memurumuz da dinlenmeye cekiliyordu.

    -gemilerde bir yerine iki telgraf gorevlisinin olmasi ve bu gorevlilerin nobetlese calismasi daha iyi olmaz miydi?

    -kesinlikle, bu durumda hicbir mesaj kacirilmazdi.

    -peki titanic'in mesaji size zamaninda ulassaydi ona dogru yol alir miydiniz?

    -kesinlikle titanic'in oldugu yere yonelirdik.

    -peki o gece yardim isteyen fisekleri veya mors isigini da mi gormediniz?

    -fisek gordugumu hatirlamiyorum. gozlemcilerimden biri mors isigi gordu ama orada yardim istenmiyordu, verilen mesaj pek acik degildi.

    -olayi daha detayli bir sekilde anlatir misin?

    -gece 10 bucuk gibi kaptan odasindan ciktigimda yanimdaki memurlardan birine uzaklardan gelen bir isigi gosterdim. isik cok parlakti ve o gece gokyuzu parlak yildizlarla doluydu. o zamana kadar bir cok yildiz ve onun denizdeki yansimasini gemi isigi zannettigimiz olmustu. o gece gerek yildizlardan gerek onlarin denize vuran yansimalarindan dolayi (deniz de cok sakin oldugu icin) gokyuzunun nerede baslayip nerede bittigini, ufugun tam olarak neresi oldugunu anlamamiz cok zordu. yanimdaki memura uzaktan gelen parlak isigi gosterdim ve biraz baktiktan sonra "bu kesinlikle bir yildiza benziyor" dedi. ben de ona guvendigim icin konuyu daha fazla uzatmadim.

    daha sonra alt kata indim ve makinistlerime her an hazir olmalarini, uzaktan bir isik gordugumu ve birazdan harekete gecme ihtimalimiz oldugunu soyledim. birazdan epeyce uzaktan bir geminin gectigini farkettik ve onlari arayip veya mesaj atip durumun ne oldugunu sormaya karar verdik. birazdan telgraf operatorumuzle karsilastim ve ona olanlardan haberdar olup olmadigini soyledim. bana tek kelimeyle "titanic" dedi. uzaktan golge seklinde gozuken ve isiklari bize dogru gelen geminin titanic olmadigindan emindim cunku titanic'in o gemiden cok daha buyuk oldugunu dusunuyordum. o gun gordugum gemi kucuk veya orta boy buharli bir gemiyi andiriyordu. yanimdakilere "o karsidaki gemi kesinlikle titanic olamaz" dedim.

    birazdan gemi bize tahminen 4-5 mil mesafede durdu ve isiklarini cok net olarak gorebiliyorduk. saat 11:30 civarinda bu gemiye mors isigiyla sinyal yolladik ama hicbir cevap alamadik. sanki karsidaki gemi yolladigimiz mors isigini gormemisti veya gormezden gelmisti. saat 12'yi 10 gece bir defa daha mors isigiyla sinyal yolladik. sonra 12:30 ve 12:45'te sansimizi birere defa daha denedik. elimizdeki mors lambasi oldukca kuvvetliydi ve 10 mil kadar bir mesafeden belli olabiliyordu. birazdan karsimizdaki gemi tamamen durdu. onlarin etrafinin buzlarla kapli oldugunu az cok gorebiliyorduk ve bu konuda dikkatli olmalarini istiyorduk.

    saat 12:40 gibi memurlarima o gemide herhangi bir hareketlenme olup olmadigini sordum ama aldigim cevaba gore bizim varligimizdan haberdar bile degillerdi. ben de endise edecek bir sey olmadigini dusundum ve gidip yatmaya karar verdim. saat 1'i ceyrek gece memurlardan biri bana ulasti ve "ilerdeki gemiden gokyuzune yardim fisegi atildi" dedi. ben de "o gemiyi arayip hangi gemi oldugunu ve derdi varsa derdinin ne oldugunu ogrenin" diye emir verdim. birazdan gemiyi aradik ama cevap gelmedi. ben de uykuya daldim.

    sabah 4 bucuk gibi odamin kapisi acildi ve kapandi. gorevlilerimden biri benim uyuyup uyumadigimi gormek icin gelmisti ama o sesle uyanmistim. ayaga dikilip ne oldugunu sordum. gorevli benden korkmus olacak, hicbir sey soylemeden gozden kayboldu. ben de yeniden uykuya daldim.

    bildigimiz kadariyla titanic bize 19 mil kadar uzakliktaydi ve o mesafeden mors lambasini gormemiz imkansizdi. zaten bu yuzden bu geminin titanic olmadigindan emindim. yardim isteyen fiseklere gelince, o kadar yildizli bir gecede 19 mil mesafeden atilan fisekler cok rahat kayan yildizlarla karistirilabilirdi.

    ilginctir ki o sirada titanic'teki gorevliler de ayni saatlerde kendilerine 5-10 mil mesafede bir gemi gorduklerini, bu gemiyle mors lambasi yardimiyla haberlesmeye calistiklarini ama karsi tarafin hicbir sinyale cevap vermedigini soyleyeceklerdi. yildizli gecede her iki taraf da karsidakinin mors lambasini parlak bir yildiz veya yildizin denize yansimasi olarak gormus olabilirdi. bircoklari californian'in kaptaninin yalan soyledigini dusunuyordu ve hala bu goruste olan cok sayida insan var. californian kaptani belki buzlu denizde gece vakti yol alip gemisini riske atmak istememisti, belki yorgunluga yenik dusmustu, belki de gercekten titanic'in kendisinden yardim istedigini anlayamamisti. bu olayin gercek yuzunu belki de hic ogrenemeyecegiz.

    bir teoriye gore titanic ile californian arasinda ucuncu bir gemi vardi ve hem titanic hem californian bu ucuncu gemiyle haberlesmeye calisiyordu. bu teori hicbir zaman kanitlanamasa da gorgu taniklarinin aciklamalari boyle bir seyin olmasinin imkansiz olmadigini gosteriyor. belki californian'in gordugu 5-10 mil mesafedeki ufak-orta boy gemi buydu ve titanic de ayni gemiyi gormustu. belki bu gemi bir sure sonra gozden kaybolmustu ve titanic'in "uzaktaki isigi bulmasi icin" gonderdigi kayiklar bu yuzden o isiga hicbir zaman ulasamamisti. bu olay uzun yillar esrarini korumaya devam edecek.

    hugh woolner gemideki yolculardan biriydi ve sag cikan az sayida sansli erkekten biriydi. simdi mikrofonlarimiz bay woolner'da: "o aksam sigara odasinda oturmus gemide tanistigim birkac kisiyle muhabbet ediyorduk. hatirladigim kadariyla masamizda isvecli bir isadami olan bay steffanson vardi. masamizda kendisini bay smith ve bay kenneth olarak tanitan iki kisi daha vardi. kaza aninda da buradaydik. en basta geminin hizla yavasladigini hissettik ve birazdan guclu bir gicirti sesi duyduk. bu sesten sonra herkes oturdugu yerden kalkti ve bazi kisiler hizla odayi terk etti. birazdan arka tarafta carpan kapilar ve kosusturma sesleri duyduk.

    ben de ayaga kalktim ve etraftaki insanlarin konu hakkinda goruslerini dinledim. simdi ismini hatirlayamadigim bir beyefendi "az once bir buzdaginin hemen dibinden gectik" dedi. o beyefendiyi ilk ve son gorusumdu ve kazadan kurtulup kurtulmadigini bilmiyorum. birazdan sigara odasini terk edip bayan candee'yi aramaya basladim cunku kendisine karsi ozel bir ilgim vardi. birazdan kendisini buldum. kendisine "sanirim ufak bir kaza oldu ama endise edecek bir sey yok" dedim. birazdan guverteye cikip yan yana yurumeye basladik. 10 dakika kadar yurumustuk ki birazdan alt katlardan can yelegi giyen bir suru insanin guverteye ciktigini gorduk. birazdan iceri gecip gorevlilerden birine can yelegi giymenin bir emir olup olmadigini sordum. sonra da kaptanin boyle bir emir verdigini ogrendim.

    birazdan once bayan candee'ye sonra kendime can yelegi giydirdim. bayan candee bavulunu acip burada cebine sigacak ve kendisi icin onemli olan birkac esya aldi ve yeniden guverteye ciktik. yanimda fazladan bir can yelegi vardi ve guverteye cikarken gordugum ve can yelegi olmayan birine verdim. guverteye cikinca ilk hedefim bayan candee'yi kayiklardan birine bindirmek ve guvenli bir sekilde suya indigini gormekti. sansliydik ki bayan candee ilk kayikta kendine yer bulmustu ve kayik sorunsuz bir sekilde denize inmisti.

    kaptan smith insanlarin kayiklara yuklendigi yerde ayakta bekliyor ve olayi organize ediyordu. kaptan mumkun oldugunca yolcuyu kurtarmak istiyordu ve cok caba sarfediyordu. en basta bir cok kadin gemiden ayrilip ufacik kayiklara binmek istemiyordu cunku gemi daha guvenli gibi gozukuyordu. zaman gectikce insanlar kayiga binme konusunda daha rahat davranmaya basladilar. kayiklar tamamen dolmadan suya indiriliyordu. bayan candee'yi kayiga bindirdikten sonra etrafa soyle bir baktim ve yapabilecegim baska bir sey olup olmadigini dusunmeye basladim. karsimda cok uzucu bir manzara vardi, kadinlar teker teker kayiklara yuklenirken kocalariyla vedalasiyordu ve bircogu kocasini bir daha hic goremeyecekti.

    bay steffanson ile beraber bir cok kayigin yuklenmesine ve suya indirilmesine bizzat yardimci olduk. kayiklarin yuklenmesi isi cok duzenli gidiyordu, sirada kimse kimsenin onune gecmeye calismiyordu. erkekler arka tarafta duruyordu ve kadin ve cocuklara yer aciyordu. kayiklara binmek isteyen kadinlar cok rahat bir sekilde kayiklara binebiliyordu. birazdan bay steffanson ile etrafi kolacan etmek icin guvertenin bir alt katina indik ve burada kaybolmus halde 3 tane kadin bulduk. bunlari en ust kata cikartip kayiklara bindirdik.

    kaptan smith'ten baska memur murdoch da canla basla calisiyor, insanlarin kayiklara guvenli bir sekilde binebilmesi icin bir o yana bir bu yana kosuyordu. etrafta gorebildigim bayan straus (yukarda bahsettigim macy'nin kurucusu) haric tum kadinlar kendilerine kayiklarda yer bulmustu. kayikta kendilerine yer bulamayan hicbir kadina rastlamamistim. bayan straus israrla kocasindan ayrilmamak icin diretiyordu. en sonunda bay straus'a "kayiklardan birinde fazladan bosluk var, isterseniz her ikinizi de kayiga bindirebiliriz" dedik ama bay straus "diger erkekler dururken kayiga neden ben bineyim ki?" diye itiraz etti. bay ve bayan straus gemide beraber can verdiler.

    gemideki en son kayiklar indirilirken geminin sag kanadinda bir karisiklik cikti. bu kayik oncekilere gore daha doluydu ve icinde kadin, erkek ve cocuklar vardi. birazdan cikan kargasadan sonra yukari dogru dogrultulan bir silah gordum. bay murdoch silahini havaya tutmustu ve bu son kayiga binmek isteyen onlarca erkege geri cekilmelerini soyluyordu. insanlar artik gemide kalirlarsa hayatta kalma sanslari olmadigini anlamislardi ve kayiklara binmek istiyorlardi.

    kayiga atlamaya calisan bir suru erkek vardi ama sonradan alt siniflardan gelip kendilerine yer bulamayan bir cok kadin vardi. bu kadinlarin son kayiklara doldurulmasi icin yer acilmasi gerekiyordu. bu yuzden bay murdoch'a yardim etmek icin o bolgeye dogru hareket ettik. kadinlara yer acmak icin bazi erkeklerin kollarindan ve bacaklarindan tutup kayiklardan cikartmamiz gerekti. cok aci bir sahneydi. birazdan kiyafetlerinden fakir oldugu anlasilan ve italyan gocmenine benzeyen birkac kadini kayiklara bindirdik ve kayigi suya indirdik. bu kez isvecli arkadasima "burada yapacak bir seyimiz kalmadi, alt kata inip orada birilerinin olup olmadigina bakalim" dedim.

    guvertenin alt kati tamamen bosalmisti ve burada tek bir kisi bile goremedik. bu kattaki isiklar yavas yavas gucunu kaybediyordu ve kat kizil renge burunmustu. guvertenin bu katinda asagi yukari yuruduk, her yana baktik ama bir tane bile insan bulamadik. guverte yavas yavas suyla doluyordu ve gemi belli bir acida yatik duruyordu. guvertenin bu katinda yokus yukari ciksak da er ya da gec su oldugumuz yere ulasacakti. birazdan yeniden guvertenin en ust katina cikmaya karar verdik.

    birazdan suya atlamak zorunda kalacaktik cunku gemi eninde sonunda batacakti. gemide kalmanin bir yarari yoktu. tam o sirada gemideki en son kayik suya indiriliyordu ve bize 3-4 metre mesafedeydi. kayik buyuk olcude doluydu ama birkac kisilik bos yer oldugunu gormustuk. bay steffanson'a "haydi su kayiga atlamayi deneyelim" dedim. kayiga atladigimda gogsum kayigin kenarina carpti ve giydigim can yeleginin yaptigi yastik etkisiyle oradan sektim ve suya dusmek uzereyken kayiga son anda tutundum. kayik suya indirilirken ayaklarimda suyu hissediyordum. birazdan can havliyle kendimi kayigin icine attim. bay steffanson da kayiga cikmama yardimci oldu. birazdan kayigin hemen yaninda suda cebellesen bir adam gorduk ve onu da kayiga aldik. kayigimizda biz dahil 6 yetiskin erkek ve 30 kadin-cocuk vardi. kayigimizdaki kadinlardan birinin dirsegi kirilmisti.

    birazdan kayigin kenari geminin kenarina dokundu. gemi hizla su aliyordu ve geminin batis hizi giderek artiyordu. titanic'in fazla omrunun kalmadigi konusunda hicbir suphe yoktu. kayikta titanic'in memurlarindan hicbiri yoktu ama gemideki denizcilerden biri vardi. dumeni bu kisi aldi ve ilerde diger kayiklarla yan yana geldigimizde oradaki memurlardan biri bolgedeki tum kayiklarin liderligini ustlendi.

    en basta hizlica kurek cekerek titanic'ten uzaklasabildigimiz kadar uzaklasmaya calistik. titanic tamamen battiginda gemiye olan uzakligimiz 150 metreden azdi. batis aninda diger kayiklara gore titanic'e cok daha yakindik. geminin batisina sahitlik ettim. gemi batmadan once 30 saniye kadar suyun ustunde duz durdu ve sonra aniden suyun altina dogru dalisa gecti (bu iki parcaya ayrilan geminin arka kismiydi cunku ilk kismi hizlica suya battiktan sonra arka kisim bir sure daha ayakta kalmisti). bundan sonra geminin bizi de suyun icine cekecegini dusunuyorduk ama boyle bir sey olmadi (yukarda bahsettigim suction olayi).

    hicbir patlama sesi duymadik ama cok uzaktan gelen gok gurultusune benzeyen bir gurleme sesi duyduk. daha sonra nereye gittigimizi bilmeden sadece geminin battigi yerden uzaklasacak sekilde kurek cekmeye basladik. epeyce bir sure kurek cektikten sonra diger kayiklarin oldugu yere geldik. gozlerimiz karanliga alisana kadar etrafimizda fazla kayik gormesek de bir sure sonra gozlerimiz karanliga alisti ve etrafimizda cok sayida kayik gorduk. kayigimizda bir gaz lambasi bulmustuk ama icinde hic gaz kalmamisti, yani lamba kullanissizdi. birazdan bir cok kayik iplerle birbirine baglandi. bu sirada kimse geri donup titanic'ten sag kalanlari almak icin herhangi bir caba sarfetmedi. birazdan kurek cekmeyi tamamen biraktik ve denizde oylece bekleyip gunesin dogmasina kadar bir sey yapmadik. sonra carpathia gelip bizi kurtardi.

    gece boyunca hicbir isik veya hicbir geminin yakinlarda olduguna dair bir isaret gormedik. cok uzaklardan bir fisek gorduk ve carpathia gemisi de saatler sonra bu fisegin geldigi yonden geldi ama bu fisegi kimin attigini bilmiyorduk. sabah gunes dogunca carpathia gemisi bize gelmeden once baska bir olay oldu. kayiklardan biri yanimiza yanasti ve bu kayigin lideri kayigindaki 5-6 kisiyi bizim kayiga gecirdi ve titanic'in battigi yere yoneldi. bu kayik olay yerinde sag kalanlar varsa onlari toplayacakti. bu 5-6 kisi kayigimiza binince kayigimizda hafif bir cokuntu oldu ve suya biraz daha battik. bu bahsettigim kayik bay lowe'nin kayigiydi ve cevredeki her kayiga 5-6 yolcu verip onlardan iyi kurek ceken birer kisi aldiktan sonra titanic'in battigi yere yoneldi.

    gunduz gozuyle bir cok buzdagini ciplak gozle gorebiliyorduk ama bize en yakin olani birkac mil otedeydi. gunes isigi bu buzdaglarina cesitli acilardan vuruyordu ve bulundugumuz yerden bazilari beyaz, bazilari mavi, bazilari da gri gozukuyordu. tahminimce iclerinden bir tanesi titanic'ten bile buyuktu. digerleri de cesitli boyutlardaydi."

    yolcular arasinda bir tanesi vardi ki canini zar zor kurtarmisti. amerikan ordusunun emekli albaylarindan olan ve hobi olarak tarihle ilgilenen archibald gracie'nin hikayesi titanic deyince akla gelen ilk hikayelerdendir. bay gracie'nin hikayesi kazadan sonra sadece insanlarin nasil kurtulduguna degil nasil oldugune de isik tutmaktaydi. simdi mikrofonlarimiz bay gracie'de: "o gece saat 12 civari uyandigimda geminin durmakta oldugunu farkettim. normalde geminin makinesi calisirken cok dikkatli dinleyince bunun sesini duymak mumkundu ama ortalikta hic makine sesi yoktu. daha onceden geminin ne kadar sessiz calistigina dair sohbet ediyorduk ve bu her zaman benim ilgimi cekiyordu cunku neredeyse bir sehir buyuklugunde bir kutle okyanusta yol aliyordu ve biz odalarimizda sanki hicbir sey yokmus gibi oturuyorduk. neyse, o gece uykulu bir halde olmama ragmen birseylerin ters gittigini anlamistim ve odamin kapisindan disari dogru kafami uzattigimda kimseyi goremedim. ortalikta en ufak bir ses veya telas havasi yoktu.

    bu bana garip gelmisti, ustume birseyler giyip guverteye cikma karari aldim. birazdan guvertenin en ustten ikinci katindaydim ve insanlarin kumelenip heyecanli heyecanli konustugunu gordum. herkes geminin yanlarini inceleyip az once duyduklari sesin nereden geldigini anlamaya calisiyordu. birazdan guvertede bir adam belirdi ve adamin iki avucu buzla doluydu. adam geminin bir buzdagini siyirip gectigini soyledi ve meraklanan insanlar buz parcasina dokunmak icin sabirsizlaniyordu.

    geminin yan yatip yatmadigini merak ettigim icin guverteyi biraz inceledim ama en ufak bir yana yatma kestirememistim. birazdan arkadasim clint smith ile bir araya geldik ve odalarin oldugu yere gittik. bu anda gemide hafif bir yatiklik farkediliyordu ama insanlari panige sevk etmek istemedigim icin bu konuda agzimi acmadim. bunu clint de farketmisti ve bana "ne olursa olsun birbirimizden ayrilmayacagimiz" konusunda soz verdik. hemen odama donup hizla 3 tane bavul hazirladim. birazdan bizi kurtarmaya baska bir gemi gelirse esyalarimi bir an once alabilmeyi istiyordum.

    guverteye yeniden ciktigimda yukarda bay ismay'i gordum. kendisinin yuzunde en ufak bir korku veya endise gormeyince durumun o kadar da ciddi olmadigini dusundum. etrafa baktigimda ben haric herkesin bir can yelegi oldugunu gordum. birazdan itirazlarima ragmen bana da bir can yelegi bulup giydirdiler. guvertenin en ust katinda kadinlar kumelesmisti ve cogu endiseliydi. onlari sakinlestirmek icin korkacak bir sey olmadigini soyledim. sonra onlara uzaklarda gordugum guclu bir isigi gosterdim ve "su karsidaki gemi bizi kurtarmaya gelecektir" dedim.

    o gece gokyuzunde cok fazla yildiz vardi ve bu yildizlar normalden daha parlakti. bu yuzden uzaklarda gordugumuz isigin yildiz oldugunu dusunenler vardi ama ben onun baska bir gemiye ait olduguna emindim. tahminimce bu gemi bize 5-6 mil uzaklikta olmaliydi. aradan bir saat gectikten sonra insanlarin onemli bir kismi kayiklara bindirilmisti. birazdan geminin 6. kaptani moody yanimiza gelip yerde hayali bir cizgi cekti ve "bu cizgiyi hicbir erkek gecmeyecek" dedi. kayiklara sadece kadinlari almak istiyorlardi ve cogu erkegin bununla bir problemi yoktu.

    birazdan yanimizdan bay ve bayan straus gecti ve kendi aralarindaki konusmalari duyulabiliyordu. konusmada gemide kalip beraberce olecekleri konusu geciyordu. bayan straus kocasi olmadan kayiga binmek istemiyordu, bay straus da onca erkek icinde kendisine ayricalik yapilmasini gururuna yediremiyordu. sonunda ikisi de gemide kaldi.

    birazdan geminin sigara odasinda 4 tane beyefendi gordum ve ucunu hemen dorduncuyu biraz sonra tanidim. gemide ne olup bittiginden bagimsiz olarak kendi aralarinda muhabbet ediyorlardi ve bir plan tasarliyorlardi (ek bilgi: gemi battiktan sonra 4 kisiden kurtulan olmadi). birazdan arkadasim bay smith'le bulusup guvertenin sol tarafina cikip kayiklara kadinlarin yuklenmesine yardimci olduk. kayiklara kurek cekiciler disinda hicbir erkek alinmayacakti.

    biz sol taraftaki son kayigi yuklerken gemi sol tarafina dogru keskin bir sekilde yatmaya basladi. bunun uzerine bir emir verildi ve buradaki herkes geminin sag tarafina gecti. birazdan sol tarafa geri donup orada kalanlarin olmadigina baktigimizda kaybolmus 3 tane kadin gorduk ve bunlari sag tarafa getirip kayiklara bindirdik. birazdan bir el silah sesi duyuldu ve bunun bay lightoller tarafindan ateslendigi soylendi.

    tam olarak kac dakika oldugunu hatirlamiyorum ama kisa bir sure sonra geminin guvertesi suyla dolmaya basladi. o zamana kadar surekli kosusturuyor ve insanlara yardim ediyorduk ve tum bu telasede geminin batmakta oldugunu pek farketmemistim ama yavas yavas aci gercekle yuzlesme vakti gelmisti. arkadasim smith'le beraber hizla geminin kic bolgesine dogru kosmaya basladik ve pek kurtulma sansimiz olmadiginin bilincindeydik. o sirada kayiklarin tamami kadinlarla yuklenmisti ve bize gemide baska kadin kalmadigi soylenmisti ama birazdan alt kattan bir suru kadin ve erkegin guverteye hucum ettigini gorduk. (alt sinif bilet alan bir suru insanin guverteye cikma sansi olmamisti ve bu insanlarin cogu kayiklara binememisti).

    guvertenin suyla dolan kismindan henuz kuru olan kismina atlamaya calistik ama basarisiz olduk. tam o sirada gemi biraz daha suyun icine gomuldu ve bundan dolayi olusan buyukce bir dalga guverteyi tamamen silip supurdu. etraftaki herkes bir yerlere savrulmustu ve cogu insan tutunabildigi herseye tutunmaya calisiyordu. ben de demir bir korkuluga tum gucumle yapismistim. dalganin etkisi gecince kafami saga ve sola cevirip bay smith'i aramaya basladim ama hicbir yerde gozukmuyordu. dalgadan once etrafimda gordugum yuzlerce insandan neredeyse eser kalmamisti ve etrafta tek tuk insan kalmisti. o sirada suya indirilmeye calisilan kayiklardan biri de ters donmustu. bundan hemen once biri bu kayigi suya indirebilmek icin bicak istiyordu ama bicaklar gelmeden dalga carpmisti.

    birazdan gemi tamamen battiginda ben de gemiyle beraber battim. tum gucumle sarildigim demir parmakliklari son anda birakmayi akil edebilmistim ve gemiden ayrilmistim. en basta su sicakti cunku hemen yanimda geminin makinalarinda kullanilan sicak su ve buhar vardi. yukari dogru hizla yuzmeye basladim. gittikce suyun yuzeyine dogru yuzuyordum ama bir turlu yuzeye ulasamiyordum. nefesimi bir suredir tutuyordum ve su da giderek soguyordu. birazdan nefesimi tutmayi birakip artik kendimi tanri'ya teslim etmenin zamani geldigini anladim. artik dayanacak gucum kalmamisti. kafami soyle bir kaldirdigimda kafamin uzerinde devasa isik huzmeleri gordum. her tarafim isikla kapliydi. bundan cesaret aldim ve son bir gucle yukari dogru kulac attim ve birkac saniye sonra kendimi denizin yuzeyinde buldum. az once gordugum isik gokyuzundeki milyonlarca yildizin denizin yuzeyindeki yansimasiydi.

    kafami kaldirdigimda gozlerim titanic'i aradi ama gemi coktan gozden kaybolmustu. etrafimda bir suru donmus insan vucudu vardi ve gemiden kopan ahsap parcalar suyun yuzeyinde etrafa savrulmustu. hayatta kalanlar tutunabildikleri herseye tutunmaya calisiyordu. bu arada sunu da ekleyeyim, gemi batarken beni de denizin dibine cekmesinden endise ediyordum ama boyle bir seyle karsilasmadim.

    kafam bir an once kurtulmayla o kadar mesguldu ki denizin soguklugunu hissetmemistim bile. birazdan buyukce bir tahta parcasi gordum ve uzerine ciktim. biraz sakinlesmistim ve artik denizin ne kadar soguk oldugunu sonuna kadar hissedebiliyordum. etrafimda bir cok insan ciglik cigligaydi, bogulan ve donan insanlar her yanimi sarmisti. hem ses hem goruntu olarak korkunc bir manzaraydi. etrafimizdaki deniz cok sakindi ve en ufak bir dalga veya sarsinti yoktu. birazdan etrafi inceledigimde bir suru tahta parcasi oldugunu gordum. biraz ileride buyukce bir sandik vardi ve beni tasiyabilecek gibiydi. once bu sandiga atladim ve daha sonra ters donmus bir kayik gordum ve onun yanina geldim. bu kayik az once bahsettigim buyuk dalga ile gemiden savrulan kayikti. etrafta hala canli olan ve bu kayiga cikmak isteyenlere elimi uzattim ve yardimci oldum. bay lightoller ile birlikte toplam 15 kadar kisi bu kayiga cikip canimizi kurtarmistik. etraftaki inleme, ciglik ve bogulma sesleri giderek azaliyordu cunku insanlar surekli oluyordu. kayik hala ters halde duruyordu ve birazdan kayiga cikmak isteyenleri alirsak hepimizin dusecegini anladik ve yanimiza gelmeye calisanlari yanimiza almadik. ne yazik ki orada bir cok insan can verdi ama yapacak bir sey yoktu."

    bay gracie bu kazadan sag kurtulmustu ama travmasindan bir turlu kurtulamamisti. kazadan yaklasik 6 ay sonra kendisi vefat edecekti.

    gemiden sag cikan herkesin kendine ait bir hikayesi vardi. olaydan sonra sag cikan bir suru insan senatoda ve mahkemede ifade verdi, bir cok insan gazetelere hikayesini anlatti ve bir cok insan kitap yazdi. bu hikayelerin hepsini burada paylasmaya kalkarsam zaten hayvani uzunlukta olan entry daha da uzayacaktir. suphesiz titanic denizin soguk sularina gomulurken yaninda bir cok esrar ve sirri da goturdu. yuz yil sonra gemiden geriye bir tek hikayeler ve anilar kaldi.
  • pek bilinmeyen yonleri ile titanic:

    bruce ismeel (soyadda spelling hatali olabilir ama oyle abes birseydi) isimli, babadan beri armatorluk yapan, "white star" isimli gemicilik ve nakliyat $irketinin sahibi. liverpool-england(1900'lerin hemen ba$lari) $irket bruce'in i$leri devralmasindan sonra buyumeye baslar. bruce babasindan daha hirsli ve gozupektir.
    donemin diger armatorleri ile bir toplantida, cok cok buyuk 3 adet transatlantik yapmak ve i$letmek fikrini ortaya atar. ancak buna gucu yetmemektedir. diger i$adamlari bu fikrin cok riskli oldugunu dusunurler ama bruce'a da destek olurlar, cunku riskin aslini "white star" $irketi alacaktir.
    3 gemi dizayn edilir. bunlar 3 boyutta ama hemen hemen ayni tasarimda yapilacaklardir. isimleri de hazirdir: olympic, titanic ve gigantic.
    olympic yapilir ve yuzdurulur. bu esas buyuk gemiler icin bir dizayn denemesidir. titanic'in in$asina ba$lanir. (bir irlanda koyu) titanic tamamen irlandali i$cilerin elinden cikmi$ bir gemidir. geminin yapildigi kiyi kasabasi 1-2 yil icinde titanic'de cali$anlardan kurulu, devamli buyuyen bir kasabadir artik. titanic ilk seferinde buz dagina carparak batar. gemi hala bilinen "commercial union" tarafindan sigortalidir ama prim odenemez. $irket geminin zararini kar$ilayamaz ve krize girer. bu maddi sorun ile "white star" yani bruce ismeel esas hayali olan ve titanic'den cok daha buyuk "gigantic"i yapamaz.

    titanic'in bati$i uzerine teknik aciklama:

    titanic buz dagini gordugu andan itibaren yapilanlar ile sanki kasten batirilmi$casina kotu yonetilmi$tir. nobetci subay mr. murdock, tam kar$idaki buzdagi alarmi ile "tam iskele" emri ile beraber "tam yol tornistan" istemi$tir.
    gemiler, hareket degi$imleri, kumandalari konusunda son derece hantaldirlar. siradan bir gemide verilen bir kumanda (mesela donu$ler) cok sonra geminin donmesi ile son bulur. ayrica geminin kumanda almasi suresinin kisaligi da bazi degi$kenlere baglidir:
    anlik hiz, dumen alani, motor kuvveti, gemi buyuklugu.
    tam yol ileri giden ve ada gibi kutleye sahip bir gemiye kumanda verme zorlugu aciktir. lakin yapilan hareket hatalar ile doludur. gemiye tam iskele verildiginde hiza ya hic dokunulmamali ya da hizlanilmalidir. cunku gemiler asil olarak pervanenin dumenlere vurdugu su ile donerler. tam yol tornistan ile titanic'in donme kumandasini ali$i cok zorla$tirilmi$, tepki suresi uzatilmi$tir.
    hepsi bir yana sadece tornistan verip donmemek de titanic'e sarsintili ama sadece burundan alinacak bir yara verirdi. sadece 1-2 tecrit odasi dolan titanic de kesinlikle batmazdi.
    mr. murdock yaptigi hareket ile gemiyi batirmak icin tek yol olan $eyi yapmi$, gemiyi yandan ve 5-6 tecrit bolmesi boyunca su alacak $ekilde cizdirmi$tir.
    gemide dizayn hatalari da mevcuttur. burundan 4 bolme dolu iken yuzebilecek titanic'in tecrit bolmeleri ustten kapali olarak dizayn edilmemi$ idi. ba$tan agirla$an gemi, alcalinca su tecrit odalari duvarlarinin uzerinden bir gerideki odaya dolmu$tur. en azindan burundan 2-3 tecrit odasi ustten de kapanabilecek $ekilde yapilsa, mevcut yara ile titanic yine yuzecekti.
    buzdagi ile carpi$ma ba$ladiktan hemen sonra hatta carpmadan once verilmesi gereken "tam sancak" kumandasi da gec kalinmi$ bir karardir. geminin buzdagina yaslanmasini onleyecek bu dogru karar, zamanlama hatasi yuzunden uygulanamami$tir. yonettigi geminin kumanda alma gecikmesini tanimayan mr. murdock, gemiyi elleri ile batirmi$tir. (zaten geminin tamamen batmasina kisa sure kala intihar etmi$tir.)
    dizayn konusunda olmasa da, uygulama konusunda titanic'de bir eksiklik daha var idi. gemide kullanilan en di$ demir kaplama ve bunlari tutan percinler, hem ince idi, hem de i$cilikleri kotu. titanic buzdagina carpinca, demir govde yirtilmami$, percinlerden parcalanip baglanti yerlerinden yarilmi$tir.

    bunlar kul hatalari... gelelim titanic'in carptigi buzdagi ve hava ko$ullari $anssizliklarina:

    kaza gecesi bir gol gibi dalgasiz olan hava ve deniz, buzdaginin erken gorulmesini zorla$tirmi$tir. hava dalgali olsa idi buzdagi cok daha onceden gorulebilecek belki de titanic, carpmadan evvel donebilecekti.
    buzdaginin geometrik $ekli de gemi batirmaya cok uygun idi. su seviyesinin, 10-15 metre altina kadar buzdaginda su hizzasina gore bir cikinti olmasa idi titanic su hatti altindan delinmeyecekti. buzdagina su ustunden, govdeden yaslanan gemi, su alacak $ekilde yaralanmayacakti.

    velhasil titanic, sadece bu ko$ullar, zamanlamalar ve bu kararlar ile batabilirdi....
    oyle oldu.

    arz ederim.
  • 15 nisan 1912'de buz dağına çarpıp batmış gemidir. daha sonra çekilen belgesellerde anlatıldığı kadarıyla;

    - telsizle yardım istenmiştir. ancak kimse bunu ciddiye almamıştır. "lan titanik batar mı be haha" tarzında konuşmalar olmuş carpathia isimli gemi olayın ciddiyetini kavrayarak tam yol kaza bölgesine gelmiştir.

    - kaptanın en son görüldüğü yer kendi odasıydı. oradan çıkmadı. filikalara yerleştirilen yolcuların organizasyonu 1. sınıf yolculardan bir albay yapıyordu.

    - yolcular yerleştirilirken orkestra hiç susmuyordu. en son zamanda "tanrıya yaklaşırken" isimli parçayı çaldılar. bu çok bilindik bir şarkıydı. *

    - filikalarla uzaklaşan yolcular titanic'in ışığıyla bütün olan biteni görüyorlardı. taki elektrik motorları patlayana kadar.

    - gemi ortadan (3. ve 4. bölümler arasından) bölündü ve ön taraf hemen battı. kuyruk (pervane) tarafı bir süre suda yüzmeye devam etti. yolcular kurtulduklarını sandılar. ama orasıda batmaya başladı. en köşede olanlar başlar bile ıslanmadan yüzdüler. sanıldığı gibi girdap oluşmadı.

    - filikalardan bir tanesi diğerlerine aktarıldı ve hayatta kalanları kurtarmak için geri döndü. bu dönüşten sadece 4 kişi kurtuldu. bunlardan biriside yolcuları yerleştiren albaydı.

    - çoğu insan boğularak değil donarak öldü.

    - tüm bunlar yaşanırken the times'in temsilcisi titanikteki konuşmaları yakaladı ve dünyaya ilk duyuran yayın organı oldu. ama kimse ciddiye almadı. white star yetkilileri olayı inkar ettiler ama bir kaç gün sonra yalanlayacak halleri kalmadı.

    - filikadaki yolcular kürek çekmek istediler. görevliler ilk başta karşı çıktı. ama denize atılmakla tehdit edildiler. çaresiz izin verildi. kürek çekenler arasında 1. sınıf yolcularda vardı. kürek çekmek istemenin 2 nedeni vardı. birincisi soğuktan üşümemek. ikinci ve asıl önemlisi; olan bitenden bir nebze olsun uzak kalmak, bir işle meşgul olmak.

    - carpathia olay yerine intikal etti. yolcuları ve filikaları denizden aldı. new york'a kadar hiç bir telsiz konuşmasına izin verilmedi. sadece kurtarılan yolcuların isimleri telsiz geçildi. askeri yardım teklifi bile geri çevirildi.

    - içeride biri daha vardı kurtarılmış. bruce ismeel. white star'ın kurucusu. bütün kurtarılan yolcular onun varlığından rahatsız olmuştu. halbuki titaniki tasarlayan adam titanik ile sulara gömülmüştü.

    - new york sularına yaklaşınca basın gemisi hemen carpathia'ya yaklaştı. mürettabata para teklif ettiler gemiye atlamaları için. ama kimse atlamadı. 1 basın mensubu carpathia'ya çıkabildi. o da hemen alıkonuldu ve gemi karaya çıkana kadar kimseyle görüştürülmedi.

    - new york'da tanıdığı olmayan kimse aşağıya indirilmedi.

    - hakkında çok spekilasyonlar oluşturuldu. bir çok kişiye (olayla bağımlı veya bağımsız) fatura kesildi. acı bir tarih yaşandı. kazadan çocuk yaşta kurtulup ileride baseball oyuncusu olan bir kazazede titanikte duyduğu sesleri "galibiyet vuruşundan sonra stadyumun sevinçle inlemesi" şeklinde benzetmiştir.

    - en önemli gerçeği titanik battıktan sonra öğrendiler. "insanoğlu hiç bir zaman doğayı yenemezdi."
  • nisan 1912 de saat 23:40 da titanic buzdağına çarpar.o sırada kaptan smiths uyuyo olduğu için officer muddy tornistan ve sola dönme emrini verir fakat gemi* 37 sn. boyunca istikametini değiştirmez.icebergle çarpışma olduktan sonra iceberg geminin gövdesinde çok ufak bir sürü delik açar ve 1 dk. içinde 2.5 metre yüksekliğe ulaşır su geminin tabanından itibaren.bu sırada titanic sos vermiştir bile, sos i ilk fark eden gemi alman gemisi frankfurttur, daha sonra white star a rakip olan cunard comp. nin gemisi carpathia sinyali alır fakat son hızı 20 knots olan bu gemi titanice 100 km uzaktadır ve ancak 4 saat içinde titanice ulaşabilecektir. saat tam 24:00 de gemideki mağdurlar kurtarma botlarına bindirilmeye başlanır. saat 00:45 te ilk bot(7.no lu bot) gemiyi terk eder.bu bot max. 65 kişi taşıyabilecekken içinde 28 yolcuyla gemiyi terk etmiştir.titanic 48 kurtarma botu taşıyabilecek şekilde dizayn edilmişken "kötü görünür" gerekçesiyle sadece 20 kurtarma botu konulmuştur ve bu sayı hiç de yeterli değildir.işin garip kısmıysa max. kapasitesi 65 olan bu 20 botta sadece 5 i 65 veya daha fazla insan almış ve hatta 1 i 18 insanla gemiden ayrılmıştır.saat 2:05 te son kurtarma botu da titanici terk eder , saat 2:17 de son s.o.s yollanır ve saat 2:30 da gemi tamamen batar. kurtarma botları gemiden açıldıktan hemen sonra gemi batarken oluşacak büyük girdaptan etkilenmemek ve sudaki insanların botlara atlayıp devirmelerini istemediklerinden hemen gemiden uzaklaşmışlardır. 5 dk. boyunca bebek ağlamaları, kadın ve erkek çığlıkları duymuşlar daha sonra ise bütün sesler kesilmiştir. yaklaşık 1500 kişi orada hayatını kaybetmiştir. geminin batışından 2 saat sonra carpetia oraya ulaşır. 3 gün boyunca bölgede yaşayan olup olmadığını anlamak için dolaşır. 18 nisan 1912 de carpetia new yorka ulaşır,sayım yapılır ve sonuç gerçekten ürkütücüdür : titanic yolcularının %32 si hayatta kalmıştır, 1.sınıf yolcuların %60 ı 2. sınıf yolcuların %52 si 3. sınıf yolcuların %25 i gemide çalışan tayfanın ise yalnızca %24 ü hayatta kalmayı başarmıştır.yani parası olan yaşamayı , parası olmayana göre daha çok haketmiştir.
  • bu filmin bir de 1943 yılında nazi almanyası tarafından propaganda amaçlı çekilen bir versiyonu var. youtube'da bulup izlemek mümkün.

    hatta direkt entry'nin sonunda link vereyim.

    filmde kapitalist patronlar titanic'in sahibi olan white star line şirketinin hisselerini manipüle etmeye çalışıyorlar. bir yandan da gemiye hız rekoru kırdırıp new york'a orijinal planlanandan bir gün önce getirip şirketin hisselerini patlatmayı planlıyorlar. bu arada gemideki yardımcı kaptanlardan biri alman ve bu alman eleman sürekli gemi mürettebatını "bu çok riskli, insanların hayatını riske atamayız" diye uyarıyor ama millet "sen almansın, ingilizlerin rekor kırmasını kıskanıyorsun" diye görmezden geliyorlar.

    titanic'in batacağı gün alman kaptan yardımcısı hala "gemi çok büyük tehlikede, yavaşlamalıyız ve dikkatli gitmeliyiz" diyor ama gemideki şirket yöneticileri "hayır bu gemi batırılamaz. eğer geç kalırsak hisselerimiz düşer" diyor. sonra da malum felaket oluyor.

    ayrıca filmde gemide zenginler lüks içinde yaşarken işçi kesiminin onlara hizmet etmesi filan da güzel gösterilmiş. bu filmdeki aşk hikayesi iki çalışan arasında geçiyor.

    film nazi almanya'nın propaganda bakanı joseph goebbels tarafından ortaya atılmış. filmde propagandası yapılan 3 konu var: 1) ingiliz ve alman kapitalistlerin kar uğruna insanların hayatını riske atması, 2) gemideki kahraman alman subayının herkese rağmen gemiyi kurtarmaya çalışması, 3) alman film çekim tekniklerinin üstünlüğü. bu filmde o dönemde çok az filmde görülen bir çok teknik kullanılmış ve kalite olarak dönemin üzerinde bir iş ortaya çıkmış.

    film o dönemler nazi işgali altında olan polonya'nın kuzeyindeki baltık denizi'nde çekilmiş. filmin çekiminde kullanılan dönemin yolcu gemisi ss cap arcona oldukça hazin bir hikayeye sahip. en başta yolcu gemisi olarak başlayan bu gemi daha sonra yük gemisine dönüyor ve savaş sırasında esirlerin içinde taşındığı bir deniz hapishanesine dönüşüyor. ingilizler tarafından vurulan gemi içindeki 5 bin esirle beraber suya gömülüyor ve bir anlamda titanic'le aynı kaderi paylaşmış oluyor.

    film almanya'da sinemalarda hiç gösterilmemiş. filmin gösterimi daha çok nazi işgali altındaki fransa, prag, viyana gibi şehirlerde gerçekleşmiş. o dönem savaşta olan almanya'nın şehirleri sürekli bombardıman altında olduğu için alman halkına bu kadar kaos ve ölüm barındıran bir film gösterilmek istenmemiş. film ikinci dünya savaşından sonra doğu bloku ülkelerinde ve rusya'da popülarite kazanmış. bunun sebebi filmdeki anti-kapitalist propaganda unsurları olmalı.

    filmin linki: https://www.youtube.com/watch?v=itj_yg-lous
  • 1954 tarihli ilk sinema uyarlamasında, 14 nisan 1912 akşamı batan gemiden kurtulan bir kadının rol aldığı film. defalarca sinemaya aktarılmış, hiç bir filminde, 1500 kişinin ölümünün arkasındaki gerçek sırlar, hiçbir zaman anlatılmamıştır;

    liverpool'da harland and wolff tezgahlarında, irlandalı işçiler tarafından yapılan gemi, büyük bir törenle 10 nisan günü southhampton'dan uğurlandıktan sonra, ingiltere'deki çeşitli limanlardan yolcu almış, okyanusa açılmadan önceki son durağı olan belfast'ta, ihtiyacı olan kömürü elde edemeyince* limandaki diğer yolcu gemilerinden kömür satın almıştı. bu sırada geminin* 6 no'lu kazan dairesinde çıkan yangın, geminin şatafatına gölge düşüreceği sebebiyle örtbas edilmiş, fakat bu kazan dairesindeki hasar onarılmadan titanic sefere çıkarılmıştı. yani titanic'in batmasında buzun olduğu kadar ateşin de payı unutulmamalıdır. yıllar sonra geminin enkazında bulunan yanmış tahta izleri, bunları doğrulamaktadır. tarım endüstrisinden, sanayi toplumuna geçen dünyanın, herşeye hükmedebileceğini sanması da geminin batmasında büyük payı olan etmenlerdendir.

    önemli olan filmin nasıl, ne şekilde, hangi aşk oyunlarıyla bize sunulduğu değil, gerçekten atlas okyanusu'nda donarak ölen 1500 kişinin dramının algılanmasıdır. 14 nisan'ı 15 nisan'a bağlayan gece, batan gemide bulunan 1. sınıf yolculardan sadece küçük bir kız çocuğunun, yaşanan kargaşa ortamında izdihamdan ölmesidir, dikkat çekilmesi gereken. geminin buzdağına çarptığından bile habersiz, irlanda'da geçimini sağlayamamış, bütün hayallerini abd'den bekleyen göçmenlerin, o esnada rüyalarında neler gördüğüdür mühim olan. 60 bin ton ağırlığındaki çelik kitleyi su üzerinde tutan 130 bin metreküp havanın, aynı yarıklardan suyun basıncıyla fışkırırken çıkardığı tiz sesin, o esnada filikalarında, lüks şallarına sarılmış ingilizlerin kulaklarından kaç yıl gitmediğidir merak edilmesi gereken. white starline gemi şirketinin, çarpmadan sonra, dakikada 7 ton su alan bir gemiden kurtulamamış yolcularının akrabalarının, yıllar süren mahkemelerindeki duyarsızlığıdır aslolan. ya da felaketten öncesine gidersek, 25 deniz mili hızla gidebilen bir geminin yanında, o'nla beraber gidebilen yunusların varoluşunu algılayabilmektir ki bu bile geminin ihtişamını anlatmakta yeterlidir, kaldı ki o dönemin en hızlı gemisidir aynı zamanda.

    toplam 46 bin tonluk transatlantik, 16 kazana sahipti ve bu kazanlar 66 bin beygir güç üretebiliyorlardı. bu gücü, biran önce newyork'a varıp rekor kırarak kullanmak isteyen mühendisler, 62 yaşındaki kaptan smith'in bu son yolculuğu olduğunu, bu seferden sonra emekliye ayrılacağını, geminin batmasından yıllar sonra, başka bir gemi kaptanı tarafından latin amerika'da bir adada görüldüğünü hiç bilemeyeceklerdi. ya da titanic'e telgrafla "yavaş gidin, akıntıyla beraber sürekli yer değiştiren buzdağları tehlike yaratabilir" sinyalleri gönderen bir başka gemiye, titanic'in şu cevabı göndermesi hiç mi ürkütmedi kimseyi; "gönderdiğiniz telgraflar, 1. sınıf yolcularımızın, akrabalarıyla iletişimini engellemektedir, lütfen göndermeyiniz."

    15 nisan 1914 sabahı gün ışımaktayken, filikalardan carpathia'ya alınan, bu mevzu bahis 1. sınıflar, aynı duyarsızlıkla ve vurdumduymazlıkla izlemişlerdir belki, işbu 1954 yapımı ilk filmi.
  • sanılanın aksine, jack ile rose'un aynı anda kurtalamayacağı film.

    meşhur kurtulma senaryoları: pozisyonlar.

    ancak bu pozisyonların hiçbirinde ikilinin aynı anda kurtulma ihtimali yoktur, hatta hesaplarıma göre sadece ve sadece rose kurtulabilir. jack, o kapının üzerinde yatan kişi olsa, kapı batar.

    --- hesaplamalar ---

    en iyi ihtimalleri düşünürsek; kapı yüzde yüz batmış durumda(maximum bouyancy) ve boyutları: 2 (m) boy, 1 (m) en ve 5-10 (cm) arası da kalınlık. 8 (cm) alıyorum.

    suyun kapıya uygulayacağı kaldırma kuvveti: f=(suyun yoğunluğu)*(kapının hacmi)*(yer çekimi ivmesi)

    f= 1027(kg/m^3)* * 9.81 * [1*2*0.08] = 1611.97(newton)

    kapının kendi ağırlığı: w= (hacim)*(tahtanın yoğunluk)*(yer çekimi ivmesi)
    w= 0.16(m^3)*600(kg/m^3)*9.81= 941.7(netwon)

    kaldırma kuvveti eksi kapının ağırlığı, kapının ne kadar taşıyabileceğini verecek bize, yani üzerindeki ağırlığı.

    f-w= 1611.97-941.7= 670(newton)

    m= 670/9.81= 68.3 (kg)

    evet, kapı üzerinde 68 (kg) taşıyabilir, kate winslet'ın kilosu 63 (kg) olduğuna göre kurtulabilir, ancak jack yani leonardo di caprio 5 (kg) olmadığına göre ikisi beraber kurtulamıyor.

    diyelim ki jack reyis'in soğuktan kafası attı, daha bu güzel dünyada memesini çizeceğim çok kadın var dedi ve rose'u kapının üzerinden indirdi. kapı batar, kurtulamaz. çünkü leonardo di caprio 75 kilo.

    --- hesaplamalar ---

    filmin yapımcıları bunları hesapladı mı bilmiyorum ama ben sonuçtan memnunum. biri kurtulacaksa o kişi kesinlikle kate winslet olmalıydı*.
  • kaptan
    - sayın yolcularımız, size bir iyi bir de kötü haberim var...
    - kötü haber nedir kaptan ?
    - biraz önce bir buzdağina çarptık ve batacağız... muhtemelen çoğunuz ölecek.
    - aman tanrım ne diyorsunuz siz kaptan... peki ya iyi haber ?
    - yıllar sonra 11 oscar alacağız...

    *
  • istisnasız her izlediğimde ağladığım film. oldu olacak bi kaç tanede trivia vereyim.

    kate winslet çıplak bir sahnesi olacağını duyduktan sonra, leonardo di caprio ile karşılaştıkları ilk gün buzları eritmek için ona gögüslerini göstermiş.

    yine kate winslet suda geçen sahneleri sonucu zatürre olmuştur.
    dünya çapında en çok hasılata sahip olan filmdir (1 milyar dolardan fazla)

    filmi, geminin kendisinden daha fazlaya malolmuştur.(film 200 milyon dolar, gemi 150 milyon civarındandır

    çıplak resim çizme sahnesinde, jack ,rose'a lie on that bed, uh i mean couch (yatağa uzan, yani kanepeye demek istedim) gibi bir cümle söyler. aslında senaryoda sadece lie on the couch kısmı mevcuttur ama lenoardo di caprio gerçekten bir hata yaparak yatağa uzan demiştir. james cameronunda çok hoşuna gitmiş ve filmde kullanmıştır.

    jackin çizim defterindeki resimleri ve roseun çıplak resmini james cameron kendisi çizmiştir.
  • şu anda show tv'de yayınlanıyor ve adamlar kara kalem resme sansür uyguladı çıplak diye...