şükela:  tümü | bugün
  • devlet tiyatrolarında oyunlara bilet bulunamamaktadır, haftalar öncesinden de tükenmektedir.
    festival desen gırla..madem hiç tiyatro izleyicisi yok bu kadar festival ve bu kadar değişik ülkelerden karşılıklı insan sirkülasyonu neden??

    ha özelinde değerlendirilecek olursa, seyircilerin en güzelidir, sevilir, korunur kollanır. sahne tozunun zokasını yutmuştur bir kere
  • hiç kimselere benzemez. müpteladır. bırakamaz
  • tiyatro özelinde, bale, opera gibi sahne sanatları genelinde son zamanlarda bir kısmı beni iyice deli eden kitle. çünkü bu insanlar nerede olduklarını umursamazca davranıyor çoğunlukla. bundan kastım, tiyatro salonlarını yüceltelim, oraya herkesin ulaşamayacağı statüler verelim, takım elbisemizi giyip, fötr şapkamızı takalım ya da akşam tiyatroya gitmek için döpiyes alalım değil elbette... ama salon umurumuzda olsun. o esnada hem yakın çevremizdekilere hem de salondaki diğer insanlara saygımız olsun. yani kısaca işin özü saygıda bitiyor.

    profesyonel, amatör ya da amatör altı reji, dramaturg ya da oyunculara da bazı şeyler söylemek gerek ama burada sadece seyirciye odaklanıyorum. hem sahneye hem etrafındakilere saygı göstermeye devam eden, oyunları gerçekten izlemek için gidenleri tenzih ederek - oyun, oyuncu, izleyici ilişkisini bu noktada es geçip - bir seyirci olarak beni deli eden kitleyi artık aşağıdaki şekilde gruplandırıyorum;

    ego tatmini için gidenler: çoğu zaman amacı oyun izlemekten ziyade orada bulunmak olan grup bu. büyük şehirlerde ve küçük illerde bulunabilirler. küçük illerde daha çok, mevki ya da etiket sahibi olan insanlar bu grubun içine girerler. büyük şehirlerde, oyun öncesi fuayede bağıra bağıra konuşup, kimi tanıdığını belli etme ihtiyacı hissedenler de bu gruba dahil olabilirler.

    bu gruba girenlerin bir kısmı da bilgi birikimini etrafa ve oyun sonrasında çevresine bir şekilde belirtme ihtiyacını taşıyanlar. hadi yine bunların içindeki istinasları da ayıralım eğer varsa, çoğu zaman oyunu nasıl bulduğunu ya da ne düşündüğünü sorsanız; harikaydı ya da çok kötüydü diyerek bir nedensellik belirtmeksizin durmaksızcasına konuşarak bu eksen etrafında dönerler.

    oyun esnasında oflayıp, puflayan, sonra ekipten biriyle muhabbet çevirince oyunu ölümüne savunanlar da dahil edilebilir.

    ve daha bir sürü...

    hani bunların ana konuyla direkt bir ilgisi yok, etrafa bulaşmadıkları sürece kendi tercihleri diyerek geçilebilir. ama bu da türk tiyatro izleyicisinin yönlerinden biridir bence.

    cep telefonuna yapışık kitle: özellikle akıllı cep telefonlarının yaygınlaşmasından itibaren telefonuna yapışık yaşayan bu kitleyi sinema salonları, tiyatro salonları, opera ya da bale performansları kısaca her yerde, büyük küçük ayırmaksızın imkanı olan her şehirde görmek mümkün. bir kısmı telefonlarının sesini kısmayı akıl edebiliyor iyi ki. (acil durumları ayırarak) oyunu izlemeye gelmişsin araya ya da oyunun sonuna kadar beklesen de whatsapp yazışmanı orada yapsan? facebookta kendini oyun esnasında etiketlemesen, bunun üzerine gelen yorumları oyun esnasında beğenmesen, bizde senin ekranının ışığından kendimizi kurtarabilsek olmaz mı? hayır reji gereği sahne kenarına spot vurdurulmuş, genel ışıklandırma kapatılmış ve adam o esnada oyunun en can alıcı tiradını veyahut mizansenini sergiliyor ama aynı anda pek çok seyirci ışık saçan ekranlarından dünyayı kurtaran yazışmalarını yapıyor. salon bir ışık yuvası.

    ve sadece bir anlığına değil, bu yazışmalar tüm oyun/film boyunca devam ediyor.

    bir kaç gün önce oyun esnasında, oyun öncesi ya da sonrası değil, oyun esnasında kendi selfielerini çeken sonra fotoğraflara bakıp onları yorumlayan seyirciler de gördüm ya artık ölsem de gam yemem.

    geç kalan kitle: adı üstünde geç kalırlar. bu büyük şehirlere mahsus bir durum değil. küçük yerlerde evi salonun dibinde olsa bile itinayla en az 10 dakika geç kalan insanlar gördüm. aslında daha önemli olan sorun, sürekli olarak bunu tekrarlayıp, erken gitmeyi bir aptallık olarak görenler. şu protokol kısmına hiç değinmeyeceğim bile.

    bu kitlenin içinde, geç kaldığı gibi, hemen bulduğu yere oturmayan, itinayla etrafta tanıdıklarını arayan, salon içinde bakına bakına yavaş ve kendinden emin adımlarla dolanırken etrafı kolaçan eden, bir iki kere salonu turlayan fantastik bir kısım var ki ben kendilerine hayranım.

    konuşmak için gelen kitle: günlük iş, hayat, ev dertlerini birbirleriyle paylaşmak için tiyatro salonunu seçen insanlar olduğunu düşünüyorum. yoksa oyun esnasında birilerinin kredi borcunu, faizini, banka ile hesaplaşmalarını, birinin kız arkadaşı ile yaşadığı sıkıntıları, bir okulun tüm dedikodularını bir şekilde oyun esnasında dinlemenin başka bir açıklaması olamaz. ışıklar kararınca bu grup rahatlıyor sanırım, psikolojik.

    yemek yiyen kitle: yok sanıyorsunuz değil mi? ama var. ve umarım hiç rastlamazsınız. sinema salonunda bahsetmiyorum, oyun esnasında ilgilerini ellerindeki abur cubura veren bu kitlenin en sevdiği şey, o poşetler ya da ambalajlardan fütürsuzca hış huşş sesleri çıkarmak. yiyecekler bittiğinde bile.

    çocuklar: aslında bu konuda en masum olan çocuklar. çünkü onların üzerinden anne baba ya da yanlarındaki yetişkinlere değineceğim. şimdi küçük çocukları hatta bebekleri salona getirmişsiniz. o zaman sanırım onun sorumluluğunu almak lazım. kimse "ama çocuk o, ağlar sızlar" demesin. tabii ki çocuk, ağlar sızlar fakat önce onu böyle bir ortama getirmeden önce düşünmek gerekir. ilgisini çekecek mi? küçücük bebek, daha bebek!! kör dövüş' ten, gergedan' dan ya da martı' dan ne anlasın? nesine baksın da onca dakika ilgisini sahnede tutsun? ağlıyorsa ve durmuyorsa da bir zahmet salondan çıkarın. minicik bebeği zorla salonda tutmanın ne anlamı var?

    sonra çocuklar geliyor. kimse "aman çocuk işte, bağırır da, salonda koştutur da" demesin. bu ailelerle birlikte nice anne-baba, salona getirdiği çocuğun sorumluluğunu üslenmiş, çocuk ne etrafı ne salonu rahatsız etmesin diye ecel terleri döküyor, çocuğu sürekli kontrol altında tutuyor. şimdi, kastettiğim kitledeki insanların çocukları salon içinde gönüllerince at koştururken diğer aile ve çocuklara yazık değil mi? örneklere bakalım;

    salon içinde çocuk koştururken, koltukları pat pat indirip kaldırırken, bağıra bağıra kardeşiyle kavga ederken büyük bir huşu ve minik bir tebessümle onu/onları izleyen anne-baba...

    üst kattaki balkondan salona " baba, ben buradayım" diye bağırıp el sallayan çocuk vs... ve bunların hepsi bu çocuklar için doğal...

    bunların yanında her bel altı espriye delice gülen, hareketli müzik çaldığında rahatlayıp haydi eller havaya moduna geçen ve daha nicesini yazmaktan sıkıldığım için geçiyorum. kısaca ve daha bir sürü işte... aslında tüm bunların altında yatan ana nedeni muhtemelen herkes biliyordur zaten. bu durum küçük bir yansıma sadece.
  • efendim, eger zaman zaman bu baslik beni anlatiyor diyorsaniz, sizlerden ricam, cep telefonlarinizi tiyatro salonlarina sokmayiniz!
    hadi soktunuz; hadi oyun baslamadan bas bas yapilan goruntu almak yasaktir anonsunu duymadiniz, anlamadiniz; hadi oyuncu da sizin hareketlerinizden etkilenmeyecek kadar uzak; cevrenizde oyuna dikkat kesilmis insanlari da dusunun.
    tiyatro konsantrasyon isidir, seyirci de oyuncu kadar sorumludur, salondaki her bireye karsi.
  • ferhan şensoy'un oyun sahnelenirken telefonla oynayan seyirciye atarlanması, türkiye'deki tiyatro izleyicisi ile ilgili düşüncemi bir kez daha haklı çıkardı.

    türkiye gibi ülkeler, medeniyet seviyesi üst seviyede gibi lanse edilse de, değildir.cahil ve alt sınıf toplumlardır. sadece üst seviye gibi görünmeye çalışırlar.

    burada insanlar, gerçekten zevk aldıkları için sanatla uğraşmazlar. sanat bizde "kültürlü gibi görünmek" için kullanılan bir ambalajdır. operadan nefret eder, "sık sık operaya" giderim demek için gider. jazzdan nefret eder ama sosyal medyada "evde kahve ve jazz keyfi" diye caka satar.

    niye sahtekarsınız?
    harbiden biz niye böyle sahtekar insanlarız?

    mesela ben sanat galerilerine gidip, illüstrasyon çalışmalarını incelemekten keyif alıyorum. fakat tiyatroyu sevmiyorum.

    -aaa tiyatroyu sevmiyor musun?
    -hayır sevmiyorum. sevmek zorunda mıyım?

    evet sevmek zorundasın çünkü herkes tiyatro sever!

    işte insanları böyle yalandan kültür-sanat sevdalısı yapmaya çalışırsak, kendimizi zorla entelektüel göstermeye çalışırsak, tiyatroda oyun izlemek yerine telefonda oyun oynarız.

    facebook'ta yer bildirimi yapıp, hava atmak için viyana'da senfoni izleriz; almanya'da almanca bilmeden tiyatro oyunu izleriz. örnekleri işkembeden sallamıyorum. bizzat tanıdıklarım.
  • türkiye'de çoğunluğu bilinçsiz olan seyirci malesef. duraksamalarda alkışlayanlar mı dersiniz,sahnedeki oyuncunun oyunun akışı içerisinde kendi kendine sorduğu sorulara cevap verenler mi yoksa oyun devam ederken selfie çekmeye çalışanlar mı..hepsi mevcut.
  • oyun sonundaki sıralı alkış kısmında en büyük ilgiyi iyi performans gösterene değil, esas oğlana göstermektedirler. birkaçtır bu duruma denk geliyorum; gıcık oluyorum.

    bir gün dayanamayacağım, dönüp salondakilere "performansın hakkını verin lan ipneler; rol önceliğinin değil" diye haykıracağım

    yillar sonra editi: sadece bizim ulkeye has degilmis, dunyanin her yerinde boyleymis aga
  • gercek-sahte ayirimi var bunlarda. gercek tiyatro seyircisi fotograf cekmez hadi cekti diyelim flas patlatmaz. olummm oyun oynarken flas patlatilir mi lan yapmayin! ayip kabul edilen bir seydir, kesin bilgi, yayalim pls.
    bi de konusulmaz. tiyatro seyircisi oyun oynanirken gikini cikarmaz boyle pur dikkat oyunu izler. koltugunu onlerden alir falan bi de haliyle bi uyaniklik bi cakallik olusur kisiliginde. tek sorun su ki bi kasilma, vay efendim tiyatroya gidiyom ben agir entelim havasi falan oluyo aslinda cok sacma bu. tiyatroya bilet alan gider. bu bi entellik bilgelik bi agir abilik katmaz insana. oyuncular bile bu sifatlari gercekten haketmeyebilir bak. oyunun metni saglamsa oyunu yazanda bi bilgelik olabilir tabi neticede adam kasmis kendini ve saglam bi oyun yazmis.
  • benim.

    bir dönem ankara devlet tiyatroları bünyesinde sahnelenen tüm oyunları izlemiş, kimisine defalarca gitmiştim.

    sadece bir oyunda ciddi anlamda rahatsızlık hissettim.

    (bkz: kerbala)

    müthiş oyuncular, dekor, sahne, ağıtlar ve ışık oyunları. o kadar etkiliydi ki, gözümü kırpmadan izledim. sanırım üçüncü gidişimde şöyle bir hadise vuku buldu:

    isminden de anlaşılacağı üzere oyun kerbela hadisesinden bahsediyordu ve bir sıra arkamda oturan 3 ya da 4 kişilik bir teyze grubu sürekli "ya muhammed, ya ali, ahhh hasan, ya hak" türevlerinde söylemler ile heyecanlarını dışa vuruyorlardı.

    tamam teyzecim, haklısınız. ben de heyecanlandım, ben de hissettim yaşanılan eziyeti, dramı.

    ama orası tiyatro salonu ve sükunetin sağlanması gereken en önemli mekanların başını çeker.

    az daha hassasiyet lütfen.

    not: sürekli cep telefonu uyarısı yapılmasına rağmen hala açık tutan andavallar da ayrı rahatsızlık verir. bu teyzelerin heyecanından daha elzem bir konudur vesselâm.
  • komedi izleyeceğini sanarak gelen ve en trajik anda bile kahkaha atanlar, tiyatro salonunu düğün salonuyla karıştırıp ona göre giyinip gelenler (çucuklarına gelinlik giydirenler bile vardı-ordu), bi şekilde bedava bilet bulup geldiği ve aslında tiyatroyla ilgisi olmadığı için en önce oturup kulaklık takıp bişeyler dinleyenler, oyuna sözlü müdahale etmeye kalkanlar (parası neyse biz verelim diye arkalardan bağıran insan artığı-trabzon) şimdilik aklıma gelenler.

    yukardaki istisnaları saymazsak genel olarak entelektüel birikimi ortalamanın üstündedir tiyatro seyircisinin. antigone gibi bi oyunu -tahminimce- ezbere bilip topluca izlemeye gelen ankara dtcf tiyatro bölümü hocaları da var. onları teraziye dahil edersek yukardaki durumu fazlasıyla dengeler sanırım.

    kapalı kadınlar mı? onlar tabii ki yoklar. 100 kişiden 3 kişiyi genellememe dahil etmeden söylüyorum.