şükela:  tümü | bugün
  • mayıs 2018'de çıkacağı açıklanan at the gates albümü. anders björler 'siz ilk atg albümü olacak. merakla bekliyoruz.
  • mart 2018 itibariyle single olarak yayınlanmıştır.

    spotify: to drink from the night itself
  • önceki albüm yarrak kürek olduğundan ötürü bu single ile yeni albümde öze dönüş yapmaktan çaresi olmadığını fark etmiş at the gates şarkısı. riff fakiri de olsa olmuş diyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=dhru7gt0cie
  • (bkz: a stare bound in stone)
    (bkz: to drink from the night itself)

    yayınlanan iki şarkısı pek olmamış at the gates albümü. albümle aynı ismi taşıyan şarkı güzel fikirler barındırsa da aynı melodinin sürekli kullanılması şarkıyı boğmuş. 2:55'te başlayan outro baya sağlam da olsa kurtarmaya yetmemiş. hani son albümdeki the head of the hydra, the circular ruins, eater of gods gibi eserlerle karşılaştırdıkça çok sırıtan şarkılar bunlar. devir de değişti artık, bir melodi bulup sürekli aynı şeyle bodoslama death metal yapma günleri geçti. be'lakor, mors principium est gibi gruplar var artık. özgün birşeyler sunman lazım. neyse daha mayısa çok var, belki daha güzelleri vardır.

    edit: çok fena yamuldum. albüm harika :)
  • yayınlanan parçalar to pek heyecan yaratmadı aslında. bakalım....

    (bkz: daggers of black haze)
  • ortamlara düşmüştür.
  • albüm öncesi paylaşılan şarkıların aksine, genelinin beni sabah sabah coşturduğu albümdür. bir kaç tur döndüğünde daha detay yorum yapabilirim.
  • her dinlemede daha da içine gireceğiniz at the gates albümü.

    ilk dinlememi dayanamadığım için işyerimde kulaklıkla yaptım.tabiki albüm elli kere bölündü.şimdi evde bir kez daha döndürdüğümde özellikle iki parçaya bağlandım diyebilirim.bunlardan bir tanesi palace of lepers,diğeri ise seas of starvation.

    seas of starvation parçasında şarkının ortalarında giren ve arkada dönen melodiye,atmosfere,adına ne derseniz işte ona bayıldım.mümkünse kaliteli bir kulaklık ile dinleyin.gerçekten bambaşka dünyalara götürüyor.

    riflerin de gayet akılda kalıcılığı sebebi ile konserde bambaşka olacak bir albüm gelmiş.hoşgelmiş.
  • at the gates kimliğine at war with reality'den daha yakın olan albümdür. slaughter of the soul'un etkileri altında olmakla beraber melodik pasajlar ve rifflerin çoğunluğu the red in the sky is ours albümüne benzer nitelikte. at the gates'den yarım yamalak kötü bir iş çıkacağını hiç düşünmem, zaten gayet de bunun aksi niteliğinde bir albüm ortaya koymuşlar. fakat kafamı kurcalayan bazı şeyler var. albümün içerisinde bir sürü çok güzel melodik yapı var fakat bunların hepsi oldukça cimri kullanılmış. parçaların çoğunda birbirinden güzel fikirler havada uçuşuyor ama bu fikirler en etkili biçimde kullanılamamış gibi. mesela the colours of the beast isimli parçanın üçüncü dakikasında başlayan fantastik bir melodik riff var ve sadece parçanın o kısmında iki kere tekrar ediliyor. bu kadar güzel bir melodinin parçanın gövdesi ile outrosu arasında köprü niteliğinde kullanılması pek yerinde olmamış keza bu riff ile parçaya bambaşka bir ikinci yarı yapabilirlerdi. aynı zamanda herkesin çok beğendiği seas of starvation'ın dudak uçuklatan riff'i de yine bahsettiğim şekilde cimri kullanılmış. bunların yanında prodüksiyon olarak en kötü at the gates albümü olabilir. grubun en ön planda olması gereken özelliği olan tomas lindberg'ün kulak yakan hırçın vokali parçaların içerisinde kayboluyor. davul kicklerinin bass'ını mı kısmışlar yoksa komple mi kısmışlar anlamadım ama bayağı daktilo gibi ses çıkıyor. oldukça sert parçalar barındıran bir albüm için çok kötü bir kick sound'u.

    yine de sonuç olarak grup yeniden toparlandığından beri dünyaya yeniden "melodik death metal 101" dersleri veriyor. bu albüm, son zamanlarda çıkan birçok melodik death metal ve death metal albümünden daha iyi.
  • palace of lepers ile in death they shall burn çok sağlam parçalar olmuş. at the gates outro yazmayı iyi biliyor.