şükela:  tümü | bugün
  • nefes almakta dahi güçlük çeken ülke tarımı için yeni bir darbe oluşturmasının yanısıra gdo'lu ürünlerin piyasaya daha kolay girebilmesini sağlayacak olan kanundur. “ab uyum paketi” içinde tbmm’de görüşülmekte olan “tohumculuk kanunu tasarısı”, tohum alanından kamuyu çekerek sektörü tümüyle çokuluslu şirketler ve onların yerli taşeronlarının egemenliğine terk etmeyi amaçlamaktadır.

    ziraat mühendisleri odası basın açıklamasından:

    "tasarı ile türkiye’de, tarımsal araştırma genel müdürlüğü (tagem)’e bağlı enstitülerin tarımsal ar-ge faaliyetleri sonucunda, tarımsal işletmeler genel müdürlüğü (tigem)’e ait çiftliklerde tohum üretip, ucuz fiyatlarla ve zamanında üreticiye ulaştırma şeklinde işleyen kamusal sistem “demode” ilan ediliyor; devlet bir yaşamsal alandan daha çekilerek, yabancı şirketler ile onlara taşeronluk edenlere yeni kar alanları yaratılıyor.

    çoğu alanda olduğu gibi bu alanda da, yıllardır tagem ve tigem’lere kaynak aktarılmayarak, teknik elemanlarla oynanarak kurumların içi boşaltılmış ve sektör özelleştirmeye hazırlanmıştır. günümüz türkiye’si, sebze tohumluğunda % 90’ın üzerinde dışa bağımlıdır. sertifikalı hububat tohumluğunun ise ancak % 25’i üretilebilmektedir.

    aslında özel sektör, sebze, mısır, ayçiçeği gibi yabancı döllenen tohum piyasasının karlılığını çoktan fark etmiş durumdadır. bu bağlamda özellikle hollanda, ispanya ve israil kökenli firmalar, yerli ortaklarıyla türkiye’de tohum üretip pazarlamakta ya da doğrudan ithal ürün satış ağı oluşturmaktadırlar. yerli çeşitlerimizin neredeyse tamamının kaybolmasına neden olan bu süreçte, örneğin bir kg. domates tohumu 18 – 20 bin dolar fiyatla satılmakta ve üreticinin sömürü düzeyi giderek artmaktadır. yabancı ve yerli aracıların etkisiyle, üreticinin eline geçen gelirden yaklaşık 5 kat fazla fiyatlarla domates tüketen tüketicinin “eski domateslerin tadını arama” düzeyinde kalan yakınmaları, üretici ve tüketici dayanışmasına yönelik anlamlı bir sonuç üretmemektedir.

    buna karşılık buğday gibi kendine döllenen ürünlerde, ıslah çalışmalarının çok uzun zamana gereksinim göstermesi nedeniyle, bu alanda özel sektör faaliyeti, yüksek verimli tohum çeşitlerini ithal edip pazarlama esasına dayanmaktadır. bu tohumlar da, çevre koşulları ve genetik açılmanın bir sonucu olarak kısa sürede verim, kalite ve hastalık – zararlılara dayanıklılık özelliklerini yitirmekte, bu tabloya eklenen sulama yatırımı eksikliğinin de etkisi ile ülke, ab ortalamasının 1/3’ü verim düzeyiyle buğday üretimi gerçekleştirmektedir.

    kırsal alanda açıkça yaşanan bu gerçekler görmezden gelinerek hazırlanan bu tasarı, türkiye’nin tohum üretim gücünü tümüyle kırarak, alanı, üretici üzerinde egemenliğini ilan edecek bir yapıda çokuluslu şirketlere açmaktadır. dün “devlet sucukçuluk mu yapar” diyerek et ve balık kurumu (ebk)’nu tasfiye eden; bunun sonucunda hayvancılık sektörünü çökerten ve bu telaşla kalan ebk işletmelerini yeniden çalıştırma çabasına giren zihniyet; şimdi de adeta; “devlet tohumculuk mu yapar ?” demektedir.

    kamu tohumculuk yapar, yapmalıdırda.

    tasarı ile:

    5. maddenin 1. fıkrası hükmü ile, 7. maddenin 1. fıkrası hükmü kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber, bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında bu kanunun yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 2 yıl süre ile uygulanmaz demektedir. iki yıl boyunca kanunun zararları hemen çiftçilerce anlaşılamayacak. aynı tarım satış kooperatifleri yasasında olduğu gibi.

    madde 7 yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere aittohumlukların ticaretine izin verilir denmektedir. bununla ilgili olarak çiftçiye küçük bir hava alma penceresi açılmıştır.

    madde 14'de istisnalar olarak ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak şartıyla, çiftçiler arasında tohumluk mübadeleleri kanun dışında bırakılmıştır. bu oldukça kısıtlayıcıdır.iyi tohuma sahip bir üretici eğer tohumluğunu köylülere para ile satarsa
    istisnadan yararlanamayacaktır.

    kanunda kamunun tohumluğun her alanından çekilerek özel firmalara terk edeceği anlaşılmaktadır.

    madde 15'de yetki devrinden söz edilmektedir.kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi pratikte özel sektöre gerçekte ise büyük dünya tohum devlerine bırakabilecektir. yasada sözü edilen birliklerin ve alt birliklerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu
    sayılacak olması ve bunlardan oluşacak olan birlik ve alt birliklere yetki devredilecek olması resmi tamamlamaktadır. bu birliklerin oluşturacağı hakem kurullarının örneğin çiftçilerle şirketler arası anlaşmazlıklarda yetkili olacak olmaları tohum devlerinin hakim koltuğuna da oturduğunun açık kanıtıdır.

    bu yasa türkiye'nin, doğanın, çiftçilerin ve tüketicilerin aleyhinedir. daha geniş tartışılmak üzere meclisten çekilmelidir."
  • meclis gündemine gelecek olan kanun hakkında çeşitli örgütlerin yapmış oldukları basın açıklaması şöyledir:

    "tohum yaşamdır, yaşam bizimdir..

    ülkemiz tarımında uygulanan yanlış ekonomi politikalarına bir yenisi daha ekleniyor. şu anda meclis gündeminde olan tohumculuk yasası ülkemizin, tarımımızın ve gıda geleceğimizin yok edilmesi anlamına geliyor. gıdamızın güvencesini/egemenliğini çokuluslu gıda ve tarım şirketlerine veriyor bu yasa diğerlerinden farklı. bu yasa, amerika’nın irak’ı işgalinden sonra çıkardığı 81 nolu kararnamenin benzeri. uluslararası tohum tekelleri irak’ta savaş yoluyla çiftçileri tohumsuz, halkı gıdasız bırakmıştı. türkiye’de ise bu tarz bir işgal savaşa gerek kalmadan gerçekleşiyor. meclis lobilerinde dolaşan tohum tekelleri milletin meclisini esir almaya çalışıyor. halk bu yasa ile yaşamından koparılıyor. bu yasa çiftçileri, tüketicileri, ekoloji örgütlerini görmezden geliyor. bu yasa, geleceğimizi patent altına alıyor ve bu hakları tarım tekellerine devrediyor. bu yasa, halkın gıda güvenliğini ortadan kaldırıyor.

    tohumculuk yasası tarımı ve çiftçileri çökertecek

    tohum, binlerce yıllık tarımsal birikim sonunda elde edilmiş ortak mirasımızdır. ancak tarımsal üretimimize göz diken tarım tekelleri bu mirasımızı elimizden almaya çalışıyor. bugüne kadar tagem’e (tarımsal araştırmalar genel müdürlüğü) bağlı enstitüler aracılığıyla yürütülen tarımsal ar-ge sonucunda, tigem'e ait çiftliklerde tohumların üretilip üreticilere dağıtıldığı tarımsal sistem tamamen yok ediliyor. özetle ülkemizin tarım sektöründeki tohum üretimi ve satışı özelleştiriliyor. kendi yerel tohumunu ve çeşitliliğini giderek kaybeden çiftçilerimiz 1 kg domates tohumunu 18-20 bin dolar fiyatla almak zorunda bırakılıyor. tohum da dahil her türlü girdinin giderek uluslararası şirketlerin eline geçtiği bir sistemde üretici sözleşmeli üreticilikle ürettiği ürününü maliyetine ve maliyetinin altına satmak zorunda kalıyor. tüketici ise üreticinin ürününü, sattığının 6 kat üstünde aynı ürünü tüketmek zorunda bırakılıyor.

    tohumculuk kanunu tasarısı, çiftçileri yok edecek hükümler içeriyor. bu yasayla, tarımsal çeşit ".. geleneksel ve/veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı" olarak tanımlanıyor ve tescile tabi kılınıyor. yasanın bu maddesiyle, çok uluslu şirketler, bu topraklarda yüzyıllardır, doğanın ve insan emeğinin oluşturduğu tohumları, neye yarayacağını bilmediğimiz biyoteknolojik yöntemle kazandırdıklarını iddia ettikleri sözde "yeni" özellik ile patentlemeye çalışıyorlar. tohumların patent altına alınmasına, çokuluslu tohum tekellerinin tohum piyasasını ele geçirmesine hak tanıyarak çiftçi haklarının ihlal edilmesine yol açılıyor. çiftçiler binlerce yıldan gelen bilgi birikimiyle ıslah ettikleri tohumlukları üzerindeki haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. böylece çiftçiler, temel üretim girdilerini her yıl bir önceki yıldan daha zor temin etmeye başlayacaklardır. tohum üzerindeki toplumsal hakların, tohum şirketlerinin eline geçmesi ile çiftçiler bir ertesi yıla tohumluk ayıramaz hale gelecektir. bu şekilde tarımsal üretim tarım tekellerinin insafına bırakılacaktır.

    tohumculuk yasası biyolojik çeşitliliğimizi ve zengin tarımsal ürün desenimizi tek tipleştirecek

    türkiye'ye her yıl, 2 milyon tona yakın genetiği değiştirilmiş (gdo'lu) mısır, soya, pamuk ve kolza hiçbir denetime tabi olmadan girmekte; yem rasyonlarına katılmakta, işlenmekte ve 800 çeşidin üzerinde ürün olarak tüketici sofrasına ulaşmaktadır.

    türkiye'de üretimi ve dağıtımı yasak olan gdo'lu tohumlar, bu yasa tasarısı ile yasallaştırılmakta ve ülkenin gdo ile işgaline ortam hazırlanmaktadır. artık yabancı şirketler, gen kaynağı olan ülkemizde, herhangi bir tohumumuzu, biyoteknolojik yöntemlerle kazandırdıkları bir özelliği gerekçe göstererek patentleyebilecekler.

    tüm avrupa'daki bitki çeşidine yakın bir sayıda olmak üzere, 3 bini endemik toplam 13 bin bitki çeşidine sahip olan anadolu coğrafyası, gen bankası niteliğindedir. gdo işgali, biyolojik çeşitliliğimiz üzerinde büyük bir tehdit oluşturacaktır. aynı yasa çiftçinin tohumluğunu kendi ürettiği ürününden ayırma hakkını elinden alıyor.

    tohumculuk yasası gıda güvenliğini, güvenli gıdaya erişme hakkını ortadan kaldıracak.

    ab uyum paketi içersinde görüşülen bu yasanın çıkması halinde kamu, tohumculuğun her alanından çekilecek ve yerini şirketler alacaktır. yasa tasarısının 15. maddesinde bahsedilen yetki devriyle birlikte kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi, uluslararası dev tarım şirketlerine bırakılacaktır. böylelikle de ülkemizin "gıda güvenliği" ve "gıda güvencesi-egemenliği" bir avuç uluslararası gıda tekelinin kar histerisine bırakılmış olacaktır.

    sonuç olarak bu yasa ile tarım kanunu'nun 4. maddesinde, tarım politikaları kapsamı içerisinde yer alan, "gıda güvencesi ve güvenliğinin güçlendirilmesi" ilkesi, 5. maddesinde yer alan tarım politikalarının "sürdürülebilirlik, insan sağlığı ve çevreye duyarlılık" ilkesi, 6. maddesinde tarım politikalarının önceliği olarak belirtilen "güvenilir gıda arzının sağlanması" ilkesi ve 10. madde olan "bakanlık, biyolojik çeşitliliğin, genetik kaynakların ve ekosistemlerin korunması ve geliştirilmesine ilişkin araştırmalar yapar veya yaptırır. biyoteknolojik yollarla ve/veya çeşitli ıslah metotları kullanılarak elde edilen ürünlerin fikrî mülkiyet hakları kapsamında korunması, kaydı, tescili, üretimi, tüketimi, gıda olarak kullanımı, ihracatı ve ithalatı hakkında ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmak suretiyle gerekli düzenlemeleri yapar." ilkesi çiğnenmektedir.

    bu durum ayrıca transgenik tohumların üretim amaçlı ithalatını yasaklayan ve halen yürürlükte olan 2006/1 sayılı ithalat genelgesinin 5. maddesiyle de çelişmektedir.

    tohumculuk yasası hukuku çiğniyor

    genetiği değiştirilmiş tohumların ulusal bir biyogüvenlik yasası ile yasaklanmadan, böyle bir yasanın hazırlığına girişilmesi uluslararası sözleşme düzenine ve türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelere aykırıdır. bu yasayla gdo’lu tohumların ülkeye girişinin serbest bırakılması ve ticarileşmesi hukuksal güvenceye kavuşmaktadır. oysa bilinmektedir ki gdo’lu tohumlar, çevre ve halk sağlığı açısından olası riskler taşımaktadır. pek çok ülkede gdo’ lu tarım yasaklanmıştır. bu tohumların biyogüvenlik, biyoçeşitlilik ve halk sağlığı açısından genel olarak güvenilir olduğuna dair uluslararası düzeyde ve ab içerisinde bir fikir birliği bulunmamaktadır. bu ürünlerin zararsız olduğu ispatlanıncaya kadar da ülkeye girmelerine yasal olanak yoktur. türkiye’nin de hukuk sisteminde yerini alan ihtiyat ilkesi bunu emreder. buna rağmen bu yasanın meclis’e getirilmesi ülkenin gıda geleceğinin satılması ve hukukun bir kez daha çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

    ülkenin geleceği tohum lobilerine emanet edilemez

    türkiye cumhuriyeti anayasal bir düzene sahip, demokratik bir rejime sahiptir. hükümet bu anayasal düzenin gerekliliklerini yerine getirmeli ve derhal bu yasayı geri çekmelidir. çünkü bu yasa tarımsal üretimde halkların en temel haklarını gasp etmektedir. oysa, tarımsal üretimde bitki çeşitlerini belirleme hakkımız elimizden alınamaz. kendi yerel çeşitlerimizi koruma ve geliştirme hakkımız yok edilemez. bizler kendi topraklarımız üzerinde geleceğimizi koruyacak, diğer canlıların yaşamını sürdürmesine olanak sağlayacak, tarımsal bilgimizi kuşaktan kuşağa aktaracak kolektif bir tarımından yanayız. bu ülkede tarımsal ürünlerin ne kadar, nasıl ve kimin için üretileceğine karar verebiliriz. biyolojik çeşitliliğimize zarar veren her türlü patent uygulamasına karşı durmak en temel hakkımızdır. yaşadığımız ekolojinin varlık koşullarını ortadan kaldıran tohumda tekelleşmeye, patente ve özel mülkiyete karşı, tohumun toplumsal mülkiyet olarak korunması ve geliştirilmesi en temel haktır.

    bu nedenle,”tohumculuk yasası”, tohum endüstrisi lobilerinin görüşleri göz önüne alınarak değil, çiftçi örgütleri ve kooperatifleri, ekoloji örgütleri, ziraat mühendisleri odası ve bu konuda görüşü olan nitelikli bilim insanları, vb. tüm tarafların da içinde yer aldığı bir çalıştay tarafından belirlenecek kararlar çerçevesinde hazırlanmalıdır.

    millet meclisi’nin vekillerine sesleniyoruz: türkiye cumhuriyeti işgal altında değilse bu yasa bir an önce geri çekilmelidir. irakta çiftçilerin elinden, halkın elinden silahla, bombayla gasp edilen haklar, milletin meclisi’nde yasayla tohum lobilerine devredilemez. yok eğer ülke işgal altındaysa vekillerimize yine sesleniyoruz: bu işgal hareketini durdurun ve yasayı bir an önce geri çekin. masa başında yenilmiş bir ülke, teslim olmuş bir meclis, üretimsiz bir toplum, geleceksiz bir yaşam istemiyoruz. evet, sayın milletvekilleri gelin güzel ülkemizi çokuluslu şirketlerin deneme tahtası yapmayın. tbmm’nin bağımsızlığının ve dolayısıyla türkiye cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının sorgulanmasının bir ayağı olmak istemiyorsanız, yaşamlarımız için kuyu kazmaktan vazgeçin. temel tarımsal üretim haklarımıza yasal bir statü kazandırın.

    bu konuda duyarlı demokratik kitle örgütleri olarak bizler, ülkenin geleceğini pazarlayan bu yasaya karşı halkımızı ve kamuoyunu göreve çağırıyoruz…

    tohum yaşamdır, yaşam bizimdir.

    gdo’ya hayır platformu

    üretici sendikaları konfederasyonu

    ziraat mühendisleri odası

    çevre mühendisleri odası

    gıda mühendisleri odası

    ekoloji kollektifi

    türkiye tarımcılar vakfı

    tüketici hakları derneği"
  • meclis'te görüşülmekte olan ve geçmesi halinde zaten can çekişmekte olan ülke tarımına son darbeyi vuracak olan kanundur..yerel kitle örgütleri kadar avrupalı çiftçi örgütleri ve sendikaları da konuya duyarsız kalmamış milletvekillerine şöyle bir mektup göndermişlerdir.

    "türkiye büyük millet meclisi'nin değerli milletvekilleri;

    tarımsal üretimde kullanılan tohumlarla ilgili bir yasayı oylamak üzere olduğunuzu öğrenmiş bulunuyoruz. bu yasa taslağı çiftçilerin kendi tohumlarını ellerinden alacaktır. biz avrupalı küçük çiftçiler, benzer yasalardan çok çektik, hâlâ da çekiyoruz. tarımsal üretimimiz, her geçen gün çokuluslu şirketlere, onların tohumlarına ve tarım ilaçlarına daha fazla bağımlı hale geliyor.

    avrupa birliği'nin tercih ettiği yoğunlaşmış tarım modeli bizi çok ağır sorunlarla yüz yüze getiriyor, topraklarımızı harap ediyor, petrol kaynaklı gübreler ve tarım ilaçlarıyla sularımızı kirletiyor, sürekli olarak daha fazla yenile-nemez maddeleri tüketiyoruz.

    avrupa birliği, milyonlarca küçük tarım işletmesinin ve ancak onlarla birlikte gelişebilen bütün bir biyolojik çeşitliliğin yok oluşuna izin verdi. binlerce bitki çeşidi yitirilmiş ve onlarla birlikte yüzlerce hayvan ırkı tarihe karışmış oldu. siz aynı hatayı yapmayın!...

    • bütün çiftçiler kendi tohumlarını ve başka çiftçilerin tohumlarını ekme haklarını sürdürsün.

    • var olan bioçeşitlilik güvencede olmalıdır, böylelikle türkiye'de çok olan küçük çiftçiler bundan yararlanabilir. biliyoruz ki, türkiye uzun tarım tarihi ile devasa bir biyolojik çeşitlilik deposudur. bu korunması gereken bir hazinedir.

    • küçük çiftçiye hiçbir mali veya idari kısıtlama getirilmemelidir.

    • tarım ürünleriniz, gdo'lardan (genetik olarak değiştirilmiş organizmalar) kaynaklı her türlü bulaşmadan korunmalıdır....

    • ülkenizde yerel tohumlarını kullanan, geleneksel ve yerel çeşitleri korumak için çalışan bütün çiftçilere yardım edilmelidir.

    yeni bir yol açması için yakınımızda türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacımız var, avrupa'nın bütün küçük çiftçileri için ve düşük kaliteli standardize edilmiş ürünlere boğulmuş tüketicileri için bir ümit yolunu açacak bir türkiye'ye. geniş küçük çiftçi nüfusu ve biyoçeşitliliğindeki zengin-liğiyle türkiye bu çiftçilere yardım etmek ve tarımsal mirasını korumak ve güvenliğini sağlamak için elinden geleni yapmak zorundadır.

    size ihtiyacımız var!"
  • meclis'te kabul edilmiş olan kanundur. bundan böyle pazarlarda kendi yerel tohumlarıyla ürettikleri ürünler nedeniyle köylüler ve çiftçiler korsan kitap, korsan kaset satmış muamelesi görürlerse şaşmamak gerek.. tüketicilerse çocukluklarında yedikleri o nefis ve lezzetli sebze ve meyveleri unutmak zorunda kalacaklardır.

    bilindiği gibi bitkisel üretimin ana girdisi tohumdur. çiftçi tohumu bir kez ürettiğinde veya satın aldığında onu tarlasında ürettiği gibi gelecek yıllarda da kullanabilir, diğer çiftçilerle paylaşabilir veya başka tohumlarla değiş tokuş yapabilir. şirketler tarımı, tarımcılığı, çiftçileri ve köylüleri denetimleri altına alabilmeleri için tohumu ele geçirmeyi hedeflemişlerdir.

    onun için;
    - tohumların genleriyle oynamışlardır,
    - tohumların patentlenmesi yolunda yasalar çıkartmışlardır,
    - işte bugün türkiye’de tohumculuk kanununun çıkmasıyla beraber tarımın en önemli noktası şirketlere teslim edilmiş olacaktır.

    üstelik türkiye 3 bini endemik 13 bin bitki çeşidine sahiptir. bu yasanın çıkmasıyla beraber, anadolu coğrafyasının genetik zenginliği gdo’larla tehdit altına gireceği gibi patentlenme yoluyla şirketlerin eline geçecektir.
  • ab uyum yasalari kapsaminda tbmm tarafindan kabul edilmis yasa tasarisi. ozetle memlekette tohumculuk cok uluslu ozel sirketlerin yonetimine kaydiriliyor ve toprak insaninin kendi tohumunu kullanmasi engellenerek, onu bu ozel sirketlerden tohum almaya zorunlu kiliyor. kimyasal gübreleri, kimyasal ilaçları, tohumları, antibiyotikleri, hormonları, makineleri ve genetik değişime uğratılmış tohumları üreten çok uluslu şirketler bütün dünya tarımını kendi denetimleri altına alabilmek için imf ve dünya bankası gibi finans kuruluşlarını kullanarak yerel hükümetlere baskı yapıyor. ülkelerin bütün tarımsal yapılarını dağıtıyorlar, kendi denetimlerini sağlayabilmek için şirket tarımcılığını geliştiriyorlar. meclisin kabul ettigi yasa ile ülke tarımımız çok uluslu şirketlerin güdümüne açılmak isteniyor.

    daha detayli bilgi icin:

    http://www.ntvmsnbc.com/news/389519.asp

    tabii ntv bu haberde konuyu cok yumusak bir sekilde lanse etmis. konuyla ilgilenenler ve durumun vehametini bir nebze daha yakindan anlamak isteyenler icin buyrun bir de boyle bir haberimiz var:

    http://www.agaclar.net/...ght=tohum yasa tasar�s�
  • tek yönlü bakmak hatalı olacak kanun.

    1. üretici artık kullandığı tohumlar kayıt altında değilse, veya alınmazsa, bu tohumlarla üretim yapamayacak. illa ki kayıtlı tohumları kullanacak. bu bir mağduriyet yaşatabilir mi? kesinlikle.

    2. avrupa birliği'ne uyum yasalarında bu tasarının adı neden geçiyor? şimdi ab her şeyi türkiye'yi zayıflatmak için yapıyor hipnozundan çıkmak gerekirse, gerekçeyi anlamak zor değil. ab'de mallara sınır yoktur. yani eğer türkiye ab'ye girerse, hakkari'den gelen ürün paris'te, lüksemburg'dan gelen ürün ankara'da, tıpkı antalya'dan gelen ürünün istanbul'da satılması gibi normal bir şekilde satılacak. malların serbest dolaşımı yani.

    e bu durumda ab neden tarımla ilgili bunca düzenleme istiyor demek biraz bencillik olmuyor mu? adam diyor ki "senin ürünlerin artık bu sınırsız pazar içerisinde serbestçe dolaşabilecek, ama buna izin vermem için üretiminin denetlenebilir bir sistem içerisinde olması ve belli bir kalite standardında olması lazım". bu tohumculukla sınırlı değil, küçük ve büyükbaş hayvanlarla ilgili çok büyük çaplı otomasyon sistemleri halihazırda geliştirilmekte, hayvanlara kimlik uygulaması geldi gelecek. ve eğer amaç ab'ye girmek, ortak pazardan faydalanmaksa; açıkçası "efendim pazarınıza herhangi bir sağlık veya kalite garantisi vermeden, kayıtsız üretim süreçleri ve malzemeleri ile yetiştirilmiş bu ürünleri salacağız, siz de bize güvenmelisiniz çünkü türk üreticisi dürüsttür, hepsi hekimdir" demek oldukça absürt kaçacaktır.

    tabi ki bu tip bir kayıt altına alma işleminin, başta belirttiğim gibi, üreticiye külfet olabileceği ortada. öte yandan bunun bir orta yolu bulunmalı; şu ana kadar denetimi zayıf bir içyapıya alışmış olmamız bu sistemi değiştirmemek için (ab için olsun olmasın) bahane olmamalı. burada iş devlete, üreticiye olanaklar sağlayabilecek devlet kurumlarına ve sivil oluşumlara düşüyor.

    sürekli "ah ben çok mağdurum" diye ağlamakla medeniyet yakalanmıyor. mağduriyeti engellerken koşmak da gerekiyor.
  • "küçük toprak sahipleri, dağlık araziler ve türkiye’nin bir çeşitlilik merkezinde konumlanması sayesinde birçok türkiye tarla ırkı şu an yaşıyor ve kullanılıyor. devletten hiçbir destek görmemelerine rağmen çiftçiler yüzyıllar boyunca ektikleri tohumları koruyup geliştirdiler. türkiyeli çiftçiler, özel tohum üreticilerinin asla "üretemeyeceği" kadar çok çeşidi savunmak zorundalar. bununla birlikte, tüm bunlar yeni tohum yasasınca tehdit ediliyor. yasanın tartışması sürerken çifçi grupları, stklar ve destek akademisyenler biraraya gelerek çifçileri tohum için özel sektöre mahkum edecek yeni bir "kölelik" yasasının çıkartılmaması için kanun yapıcıları uyardılar.

    diğer tarım kültürlerinde olduğu gibi, türkiye’de de çiftçiler geleneksel olarak ekin araçlarını değiş tokuş ederler. aslında hiç de azımsanmayacak bir biçimde, çevreye uyumları ve yaşamları kendi ektikleri tohumları kontrol edebilme özgürlüklerinde yatar. eğer ki tohumları için devlete ya da özel üreticilere bağımlı hale gelirlerse, neyin nereye niçin ve ne girdilerle ekileceği konusunda karar güçlerini kaybederler. ciftci sendikalari konfederasyonlasma platformu ’nun ortaya koyduğu gibi "devlet -firmaların değil- çiftçilerin yiyecek zincirinin tümünü kontrol etmelerini sağlamak için çalışmalıdır."

    yeni yasada çifçiler, kayıt ettirmek zorunda kalmadan kendi kullanımları ve diğer çiftçilerle değiş tokuş için tohum saklamaya devam edebilirler. ancak, ticaret kokan her türlü aktiviteleri cezai yaptırıma tabi. özel sektör çiftlikte saklanan tohumu rekabet unsuru olarak gördüğü için çiftçilerin hareketlerinin takibi çok bunaltıcı olabilir. türkiye’nin 2004’ten bu yana yürürlükte olan bitki çeşidi kanunu, kanunla belirlenmiş 21 korunan türün ekimini yaptıkları takdirde tohumlarını diğer çiftçilerle değişemeyeceklerini belirterek küçük çiftçilerin haklarını halihazırda sınırlamaya başlamış durumda.

    birçok çifçinin yeni yasayla ilgili şüpheleri olması sürpriz değil. türkiye çiftçi birlikleri parlamenterlere yazdıkları açık mektupta, kendi tohumlarını kullanabilme hakkı da olmak üzere köylü topluluklarının sahip olmaları gereken hakları hatırlattılar. herhangi bir değişikliğin yasayı iyileştirmeyeceği iddiasıyla taslak metine tamamen karşı çıktılar. bu duruşlarında avrupa küçük çiftçi gruplarının da desteğini aldılar.

    1980lerden önce tohum ticareti devlet sektörü tarafından kontrol edilirken sonrasında türkiye hükümeti dünya ekonomisiyle uygun olarak ekonomik liberalleşme politikalarını benimsedi ve tohum politikasında özel sektöre ayrıcalıklar tanımaya başladı. dünya bankası sponsorluğunda, tarım reformu uygulama projesi (2001-2005) altında yürütülen reforn çalışmaları da daha market hedefli, yani avrupa birliği ile daha uyumlu yiyecek ve tarım sektörünün oluşması yönünde radikal bir değişimi işaret ediyor.

    şüphe yok ki türkiye’nin avrupa birliği’ne katılma istemi market ekonomilerine geçişinde etkili olmuştur. bu yasa, ab tarafından daha kabul edilebilir olma çabasıyla kopya edilen tarımla ilgili ilk yasa değildir. organiktarım yasası ve bitki çeşitliliği’ni koruma kanunu diğer örneklerdir.

    türkiyeli birçok çiftçi ülkenin tarım alanlarının avrupa’nın mutfak bahçesine dönüşümünden oldukça endişeliler. korkuları, bu trendin artmasıyla birlikte sadece marketin talebiyle üretimin dönmesi yolundaki baskıların da artması ve yerel halk için yerel çeşitliliğin korunumunu savunanların giderek güç yitirmeleri.

    sıradaki ne?

    eğer bu yasa uygulanırsa, türkiye çiftlik tohum çeşitleri ve geleneksel ekinlerin varlığını sürdürmesi için gereken alanı daha da sınırlamış olacak. bunun sonucunda, yeni "modern" tarıma uyum sağlayamayan birçok çiftçi de toprağını terk etmek zorunda kalacak. bu öyle korkutucu bir düşünce ki, halk protestoları yasanın parlamento’dan geçişini engelleyemedi, buna rağmen çiftçi grupları ve kitlesel örgütler hala direniyor. bu gruplar şu an çok yönlü yaklaşımlarla hedefe oynuyorlar. çiftçi lideri abdullah aysu’nun açıkladığı gibi, "çiftçi grupları istedikleri şekilde tarıma devam edebilmek için küresel düşünmeli ama yerel olarak organize olmalılar". aysu’ya göre, çiftçilerin kendi tohumlarının alanını korumak üzere ihtiyaç duydukları „üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi yakınlaştırmak, ve bunu yapmanın tek yolu ise çiftçilerin kendi ürünlerini tüketicilere direk getirebildikleri yöntemler geliştirmektir“.doğrudan ticaret gibi doğrudan eylem üzerinde de duruluyor. aynı zamanda, çiftçi ve tüketici grupları başka organizasyonların da desteğini alarak tohum yasasına anayasa mahkemesi’nde meydan okuyorlar.

    yeni yasa, kayıt işlemini hemen zorunlu kılmayacak, belirli bir geçiş süreci yaşanması bekleniyor. çiftçi ve tüketici grupları da bu zaman dilimini daha etkin örgütlenme ve yeni direniş stratejileri oluşturarak geçirmeyi planlıyor. çiftlik tohumunu ve onu ekenleri korumak için başlatılan mücadele sürecek. "

    ekoloji kolektifi
  • (bkz: gdo)
  • çifçiyi çokuluslu hibrit tohum şirketlerine teslim eden ve geleneksel tohumculuğu bitirme noktasına getiren kanun..

    5553 sayılı kanunun cezai hükümler başlığı altındaki 12. maddenin 2. fıkrasında; çifçiler kayıt altına aldırdıkları tohumlarını kendileri kullanabilecek ama bu tohumları "ticari olarak" satamayacak, sattıkları takdirde 10.000 tl para cezası ödeyeceklerdir anlamına gelen bir ifade var. yani bu maddeye göre, türk çifçisi, kendi ülkesindeki bir diğer çifçinin kendi geliştirdiği ve kayıt altına aldırdığı geleneksel tohumunu, ondan "yasak olduğu" için satın alamayacak, sadece çokuluslu dev tohum şirketlerinin hibrit tohum denen labarotuar ortamında saflaştırma yöntemiyle oluşturulmuş tek ekimlik tohumlarını alabileceklerdir.

    bu kanun 2006 yılında kabul edilmiş, chp bu kanunu 2007 yılında anayasa mahkemesine götürmüş, ancak anayasa mahkemesi "2011" yılında verdiği kararla, kanunun tümünün iptalini değil kimi maddelerinin iptali yönünde karar vermiş. böylece küresel tekel konumunda olan tohum şirketlerine türk tarımının teslimini bir bakıma onaylamış oldu.

    geleneksel tohum çeşitliliği ve sayısı gittikçe azalmakta olan ülkemizde, kimi çifçiler hala ellerindeki geleneksel yani "her yıl ekilebilen" ama tek ekimlik hibrit tohum gibi yüksek verimi olmayan tohumlarını kulllanmaktadır. ancak geleneksel tohumun verimi ve dolayısıyla da ticaret hacmi diğeri kadar çok olmadığından kar marjıyla orantılı, yavaş yavaş bu çifçiler de hibrit tohuma yönelmektedir. yukarıda yazdığım tohumculuk kanunu'nun mad.12./f. 2 den de görüldüğü üzere, türk çifçileri arasında geleneksel tohum ticareti de yasaklandığı için, türkiye tarımı, hibrit tohum denen daha yüksek maliyetli, "tarım ilaçları ve kimyasal korumaya daha gereksinimli" hibrit tohum denen tek ekimlik tohumlara ve çokuluslu dev şirketlere teslim edilmiş oldu..

    yapılması gerekenin geleneksel tohumculuğun teşvik edilmesi ve geliştirilmesi için daha çok labaratuar kurulması fonlar ayrılması olmalıyken, yapılan sadece türk tarımını yok etme dışa bağımlı hale getirme ve geleneksel tohumculuğun ve çeşitliliğin ortadan kaldırılması uğraşısıdır.

    türkiye tarım dahil küresel sermayeye teslim edilmişken, biz hala bölgesel güç olmaktan gelişmekten bağımsızlık nutukları atmaktan geri durmuyoruz ya ben en çok buna acı acı gülüyorum.

    ayakta uyuyoruz!!