*

şükela:  tümü | bugün
  • aki kaurismäki'nin 2017'de vizyona girmesi beklenen filmi.
    fince çekilen ve adı da fince olan toivon tuolla puolen'ın, ingilizce olarak adı "the other side of hope".

    imdb: toivon tuolla puolen (2017) / aki kaurismäki
  • iki ayri konuyu, ve karakteri bir noktada kesistirmis, berlinale 2017 de yarisma kapsaminda favori gosterilen film.
    avrupanin gundeminde olan multeci krizi gibi bir konuyu, avrupali bir bireyin yalnizligi ve degisim istegi ile birlestirmis ve bunu oldukca akilli bicimde yapmis. acitasyon, savas anilari, posttravma gibi konulara girmemis. kara mizahta ustune cabasi.

    ustune ilk izlenimler icin indiewire: http://www.indiewire.com/…smaki-finland-1201782984/
  • fipresci'nin (uluslararası film eleştirmenleri federasyonu) 1 temmuz 2016 - 1 temmuz 2017 tarihleri arasında dünya prömiyeri yapmış filmler arasında yaptığı oylamada 2016-2017 sezonunun en iyi filmi seçilerek fipresci grand prix ödülüne layık görülmüş filmdir. oylamaya 50'den fazla ülkeden 500'den fazla sinema eleştirmeni katılıyor.

    1999'dan bu yana verilen ödülü 2002-2003 sezonunda nuri bilge ceylan'ın uzak'ı kazanmıştı.

    aki kaurismäki de ödülü ikinci kez kazanmış oldu. daha evvel 2001-2002 sezonunda the man without a past ile kazanmıştı.
  • tıpkı diğer kaurismaki filmleri gibi insanlığın durumuna dair çok ama çok tatlı bir film. kendisine dair neyi biliyorsanız hepsi var. sayesinde sinemada 30 yıldır insanlık komedyasının(yapısal ve oyuncu devamlılığı da göz önünde bulundurulduğunda) dökümünü izleyebiliyoruz. öykündüğü ozu'dan işçilik ve yol açısından çok daha net her zaman. ozu belki neredeyse claude monet ise, kaurismaki marc chagall'dır.
  • fin sinemasının en aykırı ve ilginç yönetmenlerinden aki kaurismäki imzalı 2017 yılı yapımı film. kara mizah tarzındaki filmimiz, suriye'den kaçıp yolu finlandiya'ya kadar uzanan mülteci bir gençle, karısını ve işini bırakıp restoran devralan bir adamın keşişen hikayesi. yönetmenimiz yine her zaman yaptığı gibi dünyanın imrendiği refah ülkesi ülkesini yerin dibine batırmayı başarmış.aşırıya kaçan sigara yasağını protesto etmek için neredeyse tüm oyuncuların fosur fosur sigara tüttürmesi, eski püskü binalar, ayakta, uyuyan aşçının örümcek ağlarıyla örülü görüntüsü, direksiyondan vitesli araba gibi hoşluklarla dolu filmimizin soundrack'ı harika.
  • kaurismaki her zamanki gibi insanlığını, yönetmenliğinin önüne koymuş; kah ağlatan kah güldüren bir sanat eserine imza atmış.

    filmden o kadar etkilendim ki; şu ana kadar mültecilerin perspektifinden batının ikiyüzlülüğünü daha iyi anlatan bir filme rastlamak şöyle dursun, yangın yeri olan bu mültecilik olgusunu hiç ajitasyona kaçmadan, "neyse o!" üslubuyla toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla sunan bir film bile görmedim.

    kaurismaki, ne ince ne kalın, orta boy detaylarla fin halkının mutsuz, depresif, kararsız, alkolik, (yer yer faşist/dazlak ırkçı /neo-nazi), farklı kültürlere açık olmada ciddi sorunlar yaşayan -uzakdoğulu müşterilere suşi malzemesi olarak ringa turşusu dayamak gibi:)- bürokraside son derece yavaş halet-i ruhiyesini de gözler önüne seriyor. dans müziğinde bile partnerini dövecekmiş gibi bakışlarla dans eden bir toplum sonuçta.

    halid ve wikström'ün sahici hikayesi. şiddetle öneririm.
  • auteur yönetmen sıfatını layığıyla taşıyan aki kaurismaki 'nin kendisinden bekleneni yine fazlasıyla verdiği pek güzel film. ben bu adama sarılmak istiyorum sözlük. şöyle sırtına pıt pıt vurup iyi ki varsın aki demek istiyorum. karakterlerindeki o saflık, o samimiyet hiçbir yönetmende bu denli sevimli durmuyor. bu filmde de tıpkı diğerlerinde olduğu gibi tutunamayan, çabalayan, bazen komik duruma düşen ama ne olursa olsun hayata küsmeyip içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan çıkış yolu arayan karakterleri anlatıyor. mülteciler üzerinden batı'ya ince ince giydiren yönetmen hüznü ve çaresizliği ise gülümseten diyaloglarla pamuk şeker tadında sunuyor. şehrinizde başka sinema salonu varsa gidin seyredin, yoksa bu filmin dvd'si çıkana ya da film malum ortamlara düşene kadar yönetmenin diğer filmlerini seyredin. seveceksiniz.
  • sokak müzisyenleri, köpekler, vapurda başlangıçlar, vapurda sonlar, ezilenler, işçiler, göçmenler, yürümeyen ilişkiler, bitmeyen aşklar, küçük kulüplerde çalan rock'n roll grupları, dayak yiyen kahramanlar, batmaya mahkum restoranlar, eski model arabalar, ifadesiz güzel insanlar, kadrolu oyuncular, renkler, fin tangoları.. kaurismaki olan her şey..

    özlemişim..

    http://www.uusilahti.fi/…lternates/w640/1593984.jpg
  • kaç aydır film izleyemiyorum. en son bitirebildiğim film toivon tuolla puolen olmuştu ve öyle kaldı. ilginç bir tesadüf olacak ülkesi, evi, hayatı, aşkı, "ithakası ve penelopesi" silinip gitmiş olan, hem dünyada, hem gittiği ülkede yabancı olan bir haleplinin macerasını, halep cezaevi kuşatmasını anlatan filmden sonra izlemiş oldum. iki filmde de kullanılan bir tabirden dolayı şuna dikkat ederek izledim. türkçeyle evlad-ül haram-evlad-ül helal karşıtlığı olarak yorumlayabiliriz. halid ona yardım edenleri evlad-ül helal olarak tanımlıyordu ve tekfircilerin tehdidi altındaki hapishaneyi savunan askerler intihar bombacılarını evlad-ül haram olarak. halid her başı sıkıştığında bir "evlad-ül helal" tarafından müşkül durumdan kurtarılıyordu. umudun diğer yüzü: dostlar arasında olmak, yabancı olarak bir yabancı el tarafından kollanıyor olmak.

    dünyada bir yabancı, incelikli bir sanatçı, garson, bulaşık yıkayıcısı, edebiyatçı, müzik aşığı, iflah olmaz bir yalnız aki abimiz bu sefer yabancı ülkede, "barda gavurların içtiği içkiyi bile isteyemeyecek kadar yabancı" birinin hikayesini işlemiş. gurbet, yalnızlık, yolculuk, dayak , boş işlerle uğraşmak, bir köpeğin hayatını kurtarmak, sınırları geçmek "yok edilen ithaka ve penelope" hep dert edilen şeyler. dolu kültablaları, yüzükler, arkafonda jimi hendrix fotoğrafı, bir kumarbazın sürekli konsept ve menü değiştiren restoranı, evlad-ül helal ve evlad-ül haram ve sevgili ianism'in de dediği gibi esas nokta bitmeyen aşklar.

    diğer filmde de hal asmar ellon çalıyor arkaplanda. kocasını onu peşkeş çekmeye çalıştığı için öldüren kadın mahkum, hırkasını söküp cezaevini savunan askere eldiven yapıyor. nöbet tutarken elleri üşümesin diye. eldivenler elinde, çok güzel bir tirat atıyordu -sonradan issam'ın da göstereceği gibi- dünyanın babayiğitlere kalmadığını gösterecek olan yüzbaşı. umudun öteki yüzünün öteki yüzü. ithakaya ve penelopeye içelim
  • özde değil sözde hümanist ülkelerin ikiyüzlülüğünü anlatan film.

    film, izledikten sonra insanı ister istemez birleşmiş milletler içeriğine göz atmaya zorluyor. kuruluş amacında "dünya barışı", "güvenlik", "ekonomik ve kültürel işbirliği" gibi anahtar kelimeler var. aşağı doğru iniyorsun, bakıyorsun ki üye ülkeler arasında siktir olmak istenen ve siktir olduktan sonra gitmek istenen ülkeler var. gerçi sen gitmek istersin de bakalım o seni alır mı? raporu hazırlar, kendisiyle aynı kulüpteki kardeşinin savaş suçlusu olduğunu duyurur ama senin ve raporun gerçeklerinin aksine, gözünün içine baka baka maval okur! üstelik bu kulüpte herhangi bir disiplin mekanizması namevcut olsa gerek ki savaş suçu gibi kuruluş ilkelerine aykırı tutumlara rağmen herhangi bir yaptırımı devreye sokmazlar; aynı çatı altında anlaşırlar kardeş kardeş. olay neymiş demek ki? dostlar alışverişte görsün!

    filmin başında kendine başka bir yön çizmek için deposundaki tüm malı elden çıkaran adam, kazanacağından emin, gitti bir kumar masasına oturdu. görmedik, fakat karşısındakinin hissettiği; kendisinin de bıyık altından sırıtışı ve cevabıyla kabul ettiği bir hile vardı. ve bu karakter daha sonra halid'in sıkıştığı her yerde, sanki bilgisayar oyunlarında tehlike atlamaya yarayan şifreler gibi hileleri devreye sokarak, ona illegal bir resmiyet kazandırıp kız kardeşine kavuşturdu. yalnız hileler, maalesef poker ya da bürokratik prosedürler gibi kuralları olan oyunlarla sınırlı. ırkçılığı alt edebilecek bir yöntem henüz geliştirilemedi.

    yani filme göre birleşmiş milletler oluşumu, tıpkı gösterişli parmak izi tarama sistemleri yanında kullandıkları nuh nebiden kalma daktilolarında olduğu gibi, pr çalışması olarak pompaladıkları hümanizmalarına tezat bir illüzyon. hakikatleri ise, sahtekarlık; acımasızlık ve vahşet!

    müziklerde ise halid'in yalnız başlayıp kalabalık bitirdiği macerasına paralel solo, duet ve quartet ilerlemesi inceydi. ama bana en güzel gelen, saz çaldığı kısımdı.

    konu itibariyle deşifre ettiği yalanlarla koltuğa çivileyip acı acı gülümseten bir film. yakın zamanda şahit olduklarımız, filmde az bile işlenmiş dedirtse de yüksek sesle dile getirilmesi iç soğutucu. izlenmesi tavsiye edilir.

    not: hem liberal, hem muhafazakar diye yaftalanmışım. sallamasaydınız keşke bu kadar. "kendi sinemasıyla özeleştiri yapıyor, batı'ya vurmayın!"diye canhıraş savunuculuğuna geçenler... bizim de politik sinemamız var. sade emin alper'imiz yeter be! biz de mi muassır medeniyetler seviyesiyiz şimdi?