şükela:  tümü | bugün
  • m.s. 10. yy'da orta meksika bölgesinde kurdukları devleti oturttukları adalet ve hoşgörü kavramları sayesinde parlak bir medeniyete sahip olmuşlardır benim bildiğim.
  • nasıl yokoldukları tam olarak belirlenememiştir.türlü rivayetler vardır.
  • bir pre-kolombiya uygarlığıdır. her ne kadar antropologlar bir ırk ya da ulus olarak söz etseler de don miguel ruiz onların spiritüel bilimciler ve sanatçılar topluluğu* olduklarını savunur.

    felsefeleri gerçek ve birlik*e dayalı ezoterik bir bilgelik üzerine kuruludur.

    (bkz: tula)
    (bkz: hidalgo)
    (bkz: quetzalcoatl)
    ve dahi
    (bkz: toltec)
  • savaşlarda düşmanlarının ölmesini istemedikleri için kısa tahtadan kılıçlar kullanan, meksika ve kolombiya civarında yaşamış belki de ilk hümanist uygarlık. daha sonra aztekler meşhur tahta kılıç fikrini "macuahuitl" tolteklerden alacaktır, tabi daha etkili olmasını istekdikleri için bilenmiş çakıl taşı yerleştireceklerdir bu kılıçlara.
  • bir söylentiye göre çikolatayı icat etmiş topluluktur.
  • 9, yy' dan itibaren, çöken maya medeniyetini toltekler canlandırmaya başladı.toltekler güneyde, guatemala' nın dağlık bölgelerini de istila ederek yayılmışlar ve buralarda yerli sayılan hanedanlar kurmuşlardır.başkentleri bu günkü mexico' nun 100 km. kuzeydoğusunda bulunan tula de allende idi.11. yy da toltekler burada büyük mabedler yaptılar.bunlardan biri olan ve toltek medeniyetinin harikası sayılan 'sabah yıldızı mabedi' buradadır.bu tapınak beş teraslı bir pramit şeklindedir.asıl tapınak ve sunak, bu pramidin tepesinde idi.bugün sunak yeri yıkıntı halinde, fakat her biri 5 metre boyunda dört sutün hala ayaktadır.sütunlar aynı zamanda birer heykeldir ve toltek savaşçılarını temsil etmektedir.
  • anlayabildiğim kadarı ile bu tolteklerin allah belasını versin. neyi vaad ediyor biliyor musunuz; kazanılmış huzuru ve tipik bir cemalnur sargut olmayı. bunu istiyorsanız kaptırın kendinizi gitsin 4 anlaşmaya. aslında ne istiyorum diye sormuştum kendime bu listeyi istemeden önce, şimdi biliyorum.
    şuana kadar ki aklımla geldiğim duygumu istiyorum ben, bakışımı.
    tamam, geçmiş şimdi olduğunda - rezonans kanunu kitaplarını da okurum ama, canım istediğinde.

    hepsine itiraz etmiyorum ama bu öğretinin, doğruları da var tabii;

    *kullandığınız sözcükleri özenle seçin

    mesela burda adamlar haklı, evrene mesaj-dua olayına ve her şeyin nedensiz olmadığını düşünüyorsanız kesinlikle tüm cümlelerin, hatta harflerin-bakışın boşa gitmediğine inanırsınız.
    normal nlp kitaplarında karşındakini etkilemek için anahtar kelimeler kullanmanı önerirlerdi, lanet olsun okudum ve biliyorum. ama o zaman küçüktüm, vay ki gençtim derim temize çekerim kendimi. şimdi bu kitapları gizli okuyorum. arkadaşlarıma anlatsam yine mi derler. zaten o yine mi' lere alerjim var benim.
    neyse bu sözcükleri seçip, ne duyacağına bir şekilde yön vermek kendim için önemli ve iyi.

    *daima yapabildiğinin en iyisini yap
    sanki türkiye şartlarında yaşamış gibi yazmıyorlar mı bu öğretileri. oha ya, gelde sen en iyisini yap, enerjini akü gibi kullanırken yeniden kazan. eylem insanlarının aslında sevilmemesi bizim makus gerçeğimiz. hadi adamın yaptığı bir de en iyisi olsun o işlerin kesin yani kesin baltayı yer, budanır. malesef fışkırınca adam, tepki olarak bu kez timler mi dersin fallar büyüler mi. ya o işin etiketine otorite kimse onun adını yazacaksın ya da ölmeye mahkumsun.
    bazen değil ne yazık ki her zaman ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize, aile içinde bile.
    devlet işlerinde laiklik olacaksa somut, aile işlerinde de siyaseti yasaklamak istiyorum. apartmanın 2 katını kaplayan parti bayrağının dalgası altında bu yazıları yazmak bana koyuyor.
    siyaset iğrenç bir şeydir, demokrasi de eğer siz yalnızsanız hiç bir boka yaramaz. hiç birine inanmıyorum. hadi diyorum binanın kalan katlarındaki boşluktan, olmadı diğer cephelerine doğan güneşten aralık bul kendine. ama yemiyorum şu an, işlemiyor devalarım, acım taze.

    hal böyle olunca gel sen daima yapabileceğinin en iyisini yap bilge toltekler.

    *hiç bir şeyi kişisel algılamayın
    aha bu da daha büyük ateş, olum gel burdan yak.
    bir kere her şeyin birbiri ile bağlatısının "ben" olduğumu düşündüğümden beri nasıl algımı tam tersi yönüne değiştirebilirim ki.
    tabii olarak herşeyi kişisele alırım ben.
    örneğin daha dün, indirim olmuş kozmetik mağzasında kasa sırasındayım bende. baya uzun kuyruk. neyse, eleğini asmış yaşlı teyze kurnazlığına maruz kaldım. önümdeki kadın izin istedi, "gelicem" dedi. tamam dedim ben de, ne farkeder yani, ama teyze bunu duyduğu halde "yürü" diye beni o kadının boş yerine dürtüklüyor. hayır yetmiyor bunlar, diğer kasa kuyruğunu da gelini sandığım birini soktu. neden? hangisi çabuk gelirse ona geçicek. kardeşimide ayrı müşteri sanması, ona kaynakçı muamelesi yapması ve hala o homurdanmaların kulağımda olması, sürtünmeleri filan. sıçarım lan teyze sana.
    acelen varsa müsade iste, geç öne.

    acelen ne hem, evde lak lak. çalışmıyorsun etmiyorsun. gelinin de gıcığın tekiydi zaten, ihtiyacı çok varmış bişey gösteriyor ordan, kaynanası "napacaksın onu, ondan evde çok var" diye tersleyince bunu hiç bozulmuyordu. ne biçim insansınız lan siz, indirim çirkinleri.
    kaynanalıktan, gelinlikten, kadınlıktan, kendimden soğudum be. dönüp sana hakettiğini verecektim de kardeşim "yapma yine abla" dedi.

    kişisel almayacak mışım, vurana öbür yanak uzatmanın başka versiyonu bu.
    gel şu gündem de türkiyede yaşa. o zaman bilgelik tasla bana.
    ezik.

    *varsayımda bulunmayın
    benim için en can alıcı adım bu. en başta diyim ben bir mitoteyim bu kitaba göre. ve bir mitote olarak ölmek istiyorum.
    dünyadaki oluşum bir varsayımken, temel inancım-bağım filan.

    insanım o halde düşünüyorum, düşünüyorum ve o varolabilir.

    benim hayata bakışım bu. görme biçimleri diye diye bakmalara isim ararken, kendi algısal yönetimimle yeni duyular oluşturmaya kalkarken adam gelmiş düşünmeyin, sanmayın diyor.

    "ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
    ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım "..

    bana yüzde doksandokuz gelmez deseler ben yüzde bir uğruna içerim tüm denizleri giderim yanına. sen kimsin ki. "ey o büyük düşünce, size bağlı değildir" derken turgur uyar ona ben kendimi bile kattım. bana bile bağlı değil düşüncem. işte bilgeliğin kime diyorum.

    "ola ki, velev ki, keşke, ama, hep mi, hiç mi, neden mi, yok mu ki, olmasın mı, neden olmasın, neden olsun ki, olabilir, olmayabilir, bence, sence, onca, hepce" valla bisege.
    eğer kafamın karışık olması seni sevmemse, ben hiç ölmedim anne.

    bu öğretiler içselleşsin diye kendime yapmadığım eziyet kalmadı. ya kardeşim insan eline "sus" ya da "dur" yazar mı. kuklamıyım ben.
    ya da bunu desteklesin diye listedeki okumam gerekenleri okuyacam diye, canımın istediği ve çok ihtiyaç duyduğum şeyleri okuyamıyorum.
    ikilemde kalıyorum, neden gidiyorum bu şiirlerini anlayım diye izlediğim onur ünlü filmiyle geçen zamanıma üzülüyorum ben. deli miyim ya ben.
    dergilerim var benim, bir sürü yazarım var yeni okuyacağım. şiirlerim var.

    totemlerimi ve direncini kırıp sözde artık istemiyorum dediğim dileklerim var benim.

    az kalsın ben de kendi iplerimden kurtulayım derken yeni iplere teslim edecektim kendimi.
    iç huzur kazanılan, sonradan edinilen bir şey değildir bence, aksine kazanmaya-öğrenmeye başladıkça ondan uzaklaşırsınız.

    ola ki;

    "eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
    yaralarıma en acı tütünleri saracağım ben ".. merak etme sen.

    edit. tamam, elime o emirleri daha önce de yazmıştım. kısmen suçlu toltekler.
  • don miguel ruize göre, bir yaşam sanatının uygulayıcısıdırlar. doğal yasalara uyumlu bir yaşam sürmeyi amaçlarlar.

    "biz toltekler ağaca baktığımızda onu dinler ve ondan çok şey öğreniriz. siz beyazlar, ağaçtan ne kadar kereste ve kar elde edebileceğinizi hesaplarsınız."