şükela:  tümü | bugün
  • ong bak filminin göz dolduran oyuncusu tony jaanın başrol oynadığı ikinci filmi.yönetmeni yine prachya pinkaew.ong bak da buddhanın çalınan kafasını geri almaya çalışan oyuncu, bu filmde de avustralyaya kaçırılan bir fili, tayland doğumlu avusturalyalı bir dedektifin yardımı ile şeytani bir kadın ve ölümcül iki korumasından geri almaya çalışacakmış. senaryo oyuncu kadar göz doldurmuyor ama haydi hayırlısı

    detaylar için http://www.imdb.com/title/tt0427954/
  • bazıları tarafından ong-bak 2 olarak da bilinir ama değildir. tony jaa'nın gene yeteneğini konuşturduğu ve kanımca ong-bak'tan daha güzel dövüş sahnelerine sahip filmdir. kafalar kemikler hunharca kırılmaktadır.
  • kötü konulu ama güzel dövüş koreografilerine sahip filmdir.ilk yirmi otuz dakikasını sabredip seyredebilirseniz geri kalanında bol bol kavga dövüş izleyebilirsiniz.baş roldeki elemanın bir önceki filme nazaran kendini geliştirdiği ; uçma kaçma , tek dalma , kol bacak kırma, havada üç kez dönüp tekme atma sahnelerinden belli olmaktadır.
  • --- spoiler ---
    cam sahnesine dikkat
    --- spoiler ---

    filmi tam bitirdikten sonra

    --- spoiler ---
    merdiven sahnesine dikkat
    --- spoiler ---
  • senaryo olarak göz doldurmayan ama aksiyon sahneleri ustalıkla hazırlanmış film. tony jaayı her seyreden kişinin neden martial arts kelimesinin türediğini daha iyi anlayacağına inanıyorum. zat ı muhteremin her hareketi özgün, her hareketi ölümcül,her hareketi profesyonellik dolu.muay thaiın ne olduğunu öğrenmek isteyenler bu adamı mutlaka seyretsinler.
  • kesinlikle beklentinin üstünde tat veren bir film. dövüş sahneleri kesinlikle çok iyi. kafa kırmadan ziyade kol ve bacak eklemlerinin kırıldığı sahneler çoğunlukta. bu sahnelerin çoğunda insanın içi gidiyor; sanki gerçek.
    dövüşlerde jackie chan'i anımsatan sahneler de bolca var.
    filmde bir de oyunvari bir hava var. bosslar geçiliyor, arada sıradan ve daha küçük karakterler harcanıyor, gibi. tabii filmin akışı göz önüne alındığında bunun kötü birşey olduğu söylenemez.
    hata aramayan bir gözle izlediğinde yani film izlemek için izlediğinde zevk almamak zor. filmin başında fillerle insanlar arasında yaşananlar ve bundan doğan duygusal bağ çok iyi anlatılmış. bu yüzden dayak yiyenler zevkle izleniyor*. özellikle de restorantın en üst katında olanlar görüldükten sonra.
    merdivenli sahnede* dövüşler sırasında kameranın illa ana karakter üzerinde tutulmaması, görüş açısından çıktığında sabit kalması ve karakterin gittiği yerden kameranın alanına adamları fırlatması çok değişikti ve güzeldi.
    tapınakta olanlar ise ayrı bir güzel. yalnız dayak yiyen bossvari* tiplerin apansız kayboluşları ve yerini bir diğerine bırakışları kafaya takılabilir. ama fazla da irdelemeye gerek olmadan seyredilmesi gereken sahneler bunlar. dövüşlerdeki hareketler bunların hepsini unutturuyor.
    baş karakterin büyük filin nerede olduğunu gördükten sonra tekme tokat giriştiği kalabalıkta, dayak yiyip yere düşenlerin sayısı -geniş kadrajdan sayıldığı kadarıyla- 51-55 civarı di. ama kill bill deki sahneyle inandırıcılık açısından kıyaslandığında, bu sahnenin çok daha önde olduğu kesin.
    tapınakta en son gelen kalas, odun, maun kişiyle yarım kalmış olan hesabın sonradan tamamlanması ise ayrı bir güzellik kattı olaya. filin dişleri kadar kemiklerinin de ne kadar öldürücü olduğu buralarda görülmekte.

    filmde, filden bahsedilmeyen ve fillerin olmadığı sahneler görülmedikçe akla fil falan gelmiyor. buna artı olarak, işin içine pek çok insan için birşey ifade etmeyen hayvan sevgisi* ve üstüne de bir de alt küme olarak fil hayvanı eklenince, üzerine düşünüldüğünde gereksiz gelebilir bütün bu olan biten. yine de herşey mümkündür diyor ve izleniliyor tabi. ayrıca zaten konu da filmdeki aksiyon içinde kaybolup gidiyor. adamın ne için savaştığı ikinci planda kalıyor. burada hemen bir misal: godzilla'da filmin gerçeklerini kabul ettikten sonra bile çekilmez sahneler olan; madison square garden'da o 4 kişinin onca yavrunun arasından sağ çıkmalarına, godzilla'nın ağzının içinden taksiyle pati çektirip* kaçmalarına kafa yorulmayacaksa bir insanın da filleri için bütün bu yaptıklarına fazla yormamak lazım zaten*.
    ha bir de restorantın en üst katındaki sahneler ile çok alakalı olarak o sırada akla fino köpeğinin çükünden dinazor taşşağına kadar çeşitli hayvanların üreme organlarının yenildiği o restorant geliyor*.
    "be anasını siktiğimin evlatları, be orospu çocukları. tat duyunuzu, göz zevkinizi, dilinizi, damağınızı sikeyim." demek geliyor insanın içinden... mekanın kasabı ise dayaktan nasibini yeterince alamıyor, üzülmemek elde değil.
    ve kişisel bir soru: hep "nerde filim" dedin de babanın hesabını neden hiç sormadın be hey tony jaa.
    (bkz: filli boya)
  • izledikten sonra bu kadar çeşitli biçimde kol bacak kırmayı bilmesi için bu amcanın gerçek hayatta kaç kol bacak kırdığını hayal ederek dehşete düştüğüm, dövüş kareografilerini de kendisinin hazırladığını öğrenince tony jaa ya olan hayranlığımın bir derece daha arttığı fil fetişi film.
  • http://www.youtube.com/watch?v=sjjtutxovqa

    filmin klasik dövüş sahnesi. 4 dakika, tek kamera ve tek çekim... kameramanın oyuncuyla beraber gösterdiği performans da gözden kaçmıyor... ayrıca atılan dayaklarla oturduğumuz yerden yeteri kadar adrenalin salgılayıp deşarj olabiliriz.
  • --- spoiler ---

    tony jaa filmin finalinde iri yarı olanlar ile kadın ve yardımcısı hariç 54 kişinin çeşitli uzuvlarını kırmaktadır. öyle ki bu sahne sırasında duyulan tek şey kemik sesleriydi.

    --- spoiler ---
  • filmi bilmem ama çok güzel bir thai yemeğidir. içinde maydonozlar, deniz mahsülleri, zencefil, limon ve acı acı bilimum sey olan bir çorba düşünün. işte tomyum goongdur o. düşünemeyenler için buyrun fotoğrafı: http://www.panix.com/…book/images/tom-yum-goong.jpg