şükela:  tümü | bugün
  • cok huysuz bir ev arkadasimin memleketi. bu arkadasimin her mevzuda konuyu tomarza'ya getirmesi ve ilcenin isminin garip gelmesi dolayisi ile urkutucu bir yer gibi hayal etmisimdir. gidip gormeden bu fikir degismeyecektir sanirim, en azindan hayal dunyamda
  • sampiyonlar liginin resmi sarkisinin nakaratindaki "the champions" kisminin yerine koymak suretiyle ve "tomarzaaaa" diye detone bagirislar esliginde futbolla alakasi olmayan anneleri "bak anne tomarza icin sarki yapmislar" diye kandirmak icin bire bir ilcemizin adi. tomarzaspor var midir bilmiyrum, ama onlara guzel bir tezahurat da olabilir.
  • kayseri'nin güneydoğu yönündeki ilçesi. şehire uzaklığı 54 km. eskiden develi'ye bağlı bir kasabayken 60'lı yıllarda ilçe olmuştur. güneydeki köylerinin hemen tamamı avşar kökenlilerden mürekkep, sanayisi yok denecek kadar az, gelişmemis tipik bir orta anadolu ilçesi.
  • henüz gidip görmesem de, sadece ismini duyduğumda bile, kafamda kayseri'nin bir ilçesinden ziyade mordor'un bir kazası gibi bir resim oluşturan güzide ilçemiz.

    hele ki tomarza isimli bir parça mevcuttur ki, gelin bu parça ışığında mordor-tomarza hattında gelip gidelim, bu kadar da benzerlik olmaz diyelim.

    "tomarzanın dağları üzüm vermez bağları

    üzüm verse bağları evlenir oğlanları "

    mordor'un coğrafi ve beşeri özelliklerini biliyoruz, tomarza da, mordor gibi kıraç özelliklere sahip ve toprağı bereketsiz bir yer. arazi dağlık. bu kadar benzerlik bile baş döndürürken, ikinci dizeyle bir gerçek daha tokat gibi çarpıyor yüzümüze. üzüm verse bağları evlenir oğlanları, diyor şair.

    demek ki mordor da olduğu gibi tomarza'da da popülasyon eğrisi, bir noktada toplanmış, gerçi mordor'da erkek yok. mordor'un belki de tek farkı bu noktada yatıyor.

    mordor'da erkek yok, delikanlı adam yok. hepsi arkadan vurmaya hazır, pis adamlar. barad dur'un dibini bir görsen, ayakçı takımı, çapulcularla dolu yer.

    türküye devam edelim.

    "nar geliyor yana yana bu ayrılık zor geliyor

    ah nerelerde yatıyor şafak atıyor"

    işte bu noktada şair "nar geliyor" demekle sauron'un gözüne seslenmiyor da nereye sesleniyor. ayrılık dediği ise, the one ring ile olan ayrılığı, "ah nerelerde yatıyor da şafak atıyor"

    resmen yüzüğe sesleniyor, "nerelerde yatıyor" diye. nereler de yatacak, gollum'un çürük balık kokmuş kıllı ellerinde yatıyor, ya da orda değilse bile frodo'nun ayı postu gibi bağrında yatıyor.

    "eee peki şafak atmak ne oluyor" dediğinizi duyar gibiyim, the one ring de asıl sahibine yani sauron'a dönmeyi istemiyor muydu? işte şafak atıyor, üç buçuk atıyor sahibine varmak için.

    şarkının devamı da var ama bu kadar benzerlik bence kafi. pekiyi bu eseri kim seslendiriyor? işte bu soruya gelen cevap da bir başka açıdan olaya bakmanızı sağlayacak.

    sözleri ingilizce yapsak, blind guardian diye bir ağızdan bağıracaz. bizde de bu şarkıyı power metal camiasına en yakın isim olan murat kekilli seslendirmiş.

    işte gönül dostları, aslında buraya yazmak yerine mordor tomarza benzerliği diye bir başlık açıp oraya da yazardım ama mütevazi bir kişilik olmamdan dolayı burayı uygun gördüm. ya da dürüstçesi oraya yazamadım aq, toparlayamadım.

    burdan yurdum senaristlerine sesleniyorum, al kağıdı kalemi eline. her şey hazır sen senaryoyu yaz.

    başlık at, filmin adı:

    battle for tomarza
  • yabancı filmlerden fırlamış, şişko ve kel ve kaşkollu ve hatta purolu italyan mafya babasını çağırıştıran tok isim!
  • kayseri'den ziyade italya'ya bağlıymış gibi duruyor isim itibarı ile bu ilçe.

    bir başkası için (bkz: vona)
  • tomarza'nın yetiştirdikleri :

    eski bakanlardan mehmet yüceler.

    eti maden genel müdürü orhan yılmaz.

    heykeltıraş ayhan yılmaz.

    ressam öğretim görevlisi muammer bozkurt.

    spor yazarı hasan sarıçiçek.

    tarihçi tufan gündüz.

    müzikolog murat çağlar.
  • 12 eylül'ü burada karşıladığım için değişiktir anıları bende bu ilçenin.
    bağlarının güzelliğini anlatamam, atlarla ilk haşır neşir olmanın zevkini heyecanını.
    kilim atelyelerini, tozlu yollarını, çeşmelerini...
    çeşme başında kavga eden, birbirlerinin başını gözünü yaran kadınlarını da unutamam.
    jandarma karakolunun köpeği simsiyah alman kurdu tarzan'ı korkunun tarifi olarak algılardım.
    şimdi çok değişmiştir muhtemelen.
    ama ben hep güzel hatırlayacağım tomarza'yı.

    o yıllardan fon müziği olarak ta asu maralman'ı hatırlarım: http://www.youtube.com/watch?v=8j-ihzw6u-w
  • tomarza'nın dağları üzüm vermez bağları
    üzüm verse bağları evlenir oğlanları
    nar geliyor yana yana bu ayrılık zor geliyor
    ah nerelerde yatıyor şafak atıyor.

    arpam ekili kaldı, sapı dikili kaldı.
    ben sevdim eller aldı, boynum büküldü kaldı.
    nar geliyor yana yana bu ayrılık zor geliyor
    ah nerelerde yatıyor şafak atıyor.

    elma'nın irisini kim yemiş yarısını
    beni alacak kadın toplasın bohçasını
    nar geliyor yanna yana bu ayrılık zor geliyor
    ah nerelerde yatıyor şafak atıyor.

    murat kekilli de söyler. hatta şimdiye dek sadece ondan dinledim ben. anneannemin tomarzalı olması nedeniyle pek severim bu türküyü. anneannemin baba tarafından kalan tarlalarını eker dayım. eskiden bu sayede traktör römorkunda giderdim tomarza'ya. gelirken römork buğday-arpa-çavdar ya da yulaf dolu olurdu. dönüşte o hububatın arasına gömülür gelirdim. o tarafın köylüsü nohut da eker. gelirken ellerimizde taze nohutla gelirdik. bir nevi hırsızlardık, zinhar, göz hakkıdır o göz hakkı. yıkamadan etmeden tuzlu tuzlu yerdik o taze nohutu. o garip tat ne güzel gelirdi. o nedenle tomarza demek yeşil nohut demektir benim için.

    (bkz: #27821190)