şükela:  tümü | bugün
  • ağdalı oyunculuk sevmediğimden tiyatro sahnesinde izleyip de hayran kaldığım çok az oyuncu vardır. melih cevdet anday'ın mikado'nun çöpleri oyununda izleyip "vay arkadaş!" dememin hemen akabinde ilyas salman'ın da "evet, türkiye'nin en iyi kadın oyuncularından biridir." diye onaylamasını ve bir istanbul masalı gibi dandik bir dizide bile parıldayan oyunculuğunu anımsıyorum ve son yıllarda iyice soğuduğum bir sanat olan tiyatroya "keşke biraz daha fazla gideydim" diye hayıflanıyorum.
  • vefat haberini okuyunca kahrolduğum güzel insan .

    nur içinde yat büyük usta.

    şu sözde kutsal bilgi kaynağı'nda bile vefat haberinin duyulduğu gün dahi bir avuç entry olması senin değil bizim ayıbımızdır.

    ps: hürriyet'in internet sitesi şöyle bir filmografi çıkarmış ama yanılmıyorsam bu listede bir dolu eksik var:

    filmografisi

    racon - 2015
    böyle bitmesin - 2012
    aşk ve ceza - 2010
    tramvay (film)- 2006
    binbir gece - 2006
    yedi günah, yedi tepe, bir metropol - 2005
    bir istanbul masalı - 2003
    aşk ve gurur - 2002
    gönlümdeki köşk olmasa - 2002
    karşılaşma - 2002
    çamur - 2002
    o da beni seviyor - 2001
    bana old and wise'ı çal - 1998
    kuşatma altında aşk - 1997
    aylaklar - 1994
    tersine dünya - 1993
    gizli yüz - 1990
    at gözlüğü - 1978
    azap - 1973
  • ölümüne üzüldüm sonra onu ve onun gibi birçok sanatçıyı hiç tiyatroda izlemediğimi fark ettim kendime üzüldüm.
  • şehir tiyatrolarında bir kaç oyununu izlemiştim, en son kumbaracı 50'de gerçek hayattan alınmıştır oyununda onu izlerken bir kadın nasıl bu kadar enerjik olabilir diye düşünmüştüm. gördüğüm kadarıyla genç oyunculara her zaman destek veren ve çok sevilen bir insandı. o her şeyi anlatan güzel gözleri ve sesiyle asla unutulmayacak, nur içinde yatsın.
  • bir kaç saat önce sonbaharı iliklerime kadar hissettim. oysa hastalığını yeni öğrenmiştik, tedavisi sürüyordu. toparlanıp gitmiş aramızdan. sahne ona o sahneye aşık bir oyuncuyu kaybettik. çok üzgünüm. başımız sağ olsun.

    gökyüzü kalabalıklaşıyor ...

    cenazesi, 6 ekim salı eski foça fatih camiinden öğle namazına müteakip, foça mezarlığına defnedilecektir.

    edit:tarih
  • hafızamda bir istanbul masalı dizisindeki arsen gürzap'la olan bu sahnesiyle aklımda kalacaktır:
    [https://youtu.be/1oi5dnuh0mi?t=3620 https://youtu.be/1oi5dnuh0mi?t=3620]
  • sevgili yiğit sertdemir tommy'sine çok güzel bir yazı yazmış . buseler ...

    "tommy... sana bir şey diyeceğim, benimle bir ilgilen bırak o işleri şimdi.

    teyzem... annem... sevgilim... çocuğum... öğrencim... hocam... partnerim... soytarım... kralım... bir tanem... her şeyim...

    biraz dramatiğim şimdi, sakın beni azarlamaya kalkma sulugözlülük yapıyorum diye, bir kerecik yapayım ne var. yeterince dik duruyorum, senin öğrettiğin gibi. valla bak.

    hakimiyeti milliye aşevi oyununda tanışmıştık ya seninle. yönetmen yardımcısıydın. çekinmiştim senden. sonra bir provada yüzüm asıktı. ne oldu dedin. annem bendeydi o günlerde, dişleri çok acıyordu, gece uyuyamamıştı ben de takmıştım kafama. söyledim sana bu sebebi. bu mu yani dedin. bozuldum. annemin canı yanıyor, tabii üzüleceğim, dedim. ay çocuk diye güldün bana. provaya devam ettik. ertesi gün geldiğinde, yanıma yanıştın. üç tane ilaç çıkardın. annen bunları kullansın dedin. getirmişsin yanında. şaşırdım. dün dalga geçmiştin benimle halbuki. daha 24 yaşındaydım. güzel bir tokat atmıştın bana.

    günler geçti. kerem ağabeyi kaybettik. yerine benim çıkmam istendi. kulisteydin. cenazesinden iki gün sonra onun kostümüyle sahnedeydim. sen hazırladın, giydirdin, makyajımı yaptın. birinci perdenin sonunda ağlamaya başladım, hafif bir kriz. kolumdan tutup kulise getirdiler beni. sen teslim aldın. makyajımı tazeledin. ruhumu da. ağlıyordun ama sahneye beni ittin tekrar. 'hayat böyle paşam' dedin. böyleydi sahiden.

    sonra amma da hızlı yakınlaştık değil mi? önce obeb oldun, sesini verdin oyuna. kayıt yaptıktan sonra, ben o kadar salakça bir ifadeyle sana, şey bizim pek paramız yok ama yemek ısmarlasam ödeşir miyiz dedim. sen bayağı kahkaha attın, ay gerizekalı bu çocuk deyip, bana yemek ısmarladın. aman iyi gerizekalıyım. gülme öyle içine içine.

    leonce ile lena'yı yönetirken genç günlerde, içinde olmak istedin. senin tabirinle her tuz gösterene, hıyarım diye koşarsın ya. ben de senin gibi. iki hıyar yaptık o oyunu da. broşüre 'hem büchner, hem yiğit... tabii ki gencim. yaşasın vitaminler!' yazdın. oyunun açılış sahnesinde maskeyle bütün arkadaşlar koro bir sahne canlandırıyordu. ben de olacağım diye tutturdun. yorulursun niye giriyorsun bu sahneye dedim. niye, ben ekipten değil miyim dedin. iyi bok yedin. ekip olmak ne demekmiş, onu da öğrettin kaşla göz arasında.

    sonra kumbaracı50 açıldı. ilk çiviyi sen çaktın. her şeyinle emeğini ruhunu verdin. inşaat halinden itibaren. burası senin biliyorsun değil mi dedim. iyi iyi, ben dikiş de dikerim ağabey, şu köşede bir masa ver bana kurbanın olayım dedin. kolonları senin üstüne yaptık. bilmezler ki, mekanda 4 değil 5 kolon vardır. biri sen. hep dik durmamızı sağladın. hakkını yemeyeyim, kolon rolünü de iyi oynadın. insanı insana kolonla anlatan tiyatromuzun, biricik kolonu sensin. aferin kız sana.

    artık neredeyse birlikte yaşamaya başladık ya seninle. lear'ın şt'deki provalarında, herkesten çok çalıştın. sesini, bedenini öyle çalıştırdın ki, hani sanki ihtiyacın varmış gibi. ne doymaz kadınsın. ne tükenmez bir öğrencisin. ne büyük bir oyuncusun. ne sınırsız bir insansın. aman be indirme gözlerini öyle utangaç utangaç. öylesin ne var. ben malum hastalığı geçirince provaların sonuna doğru, elbette yanımdaydın yine. 1 hafta sonrasında foça'da senin yanında almıştık soluğu. atladın uzaktan bizi görünce arabanın önüne. sonra saatlerce konuştuk falan. zaten hep saatlerce konuşuruz ya. yine bir güzel ıslatmıştın beni. hastalık geçti. sen gözlerini bir an ayırmadın üstümden.

    emekli oldun. üzgündün. mutsuz. korkuyordun. ikimize bir oyun yazayım istedim. bitirmek üzereyken seni aradım sabah gelsene bir oyun var dedim. peki diye mızmızlandın. sabaha karşı bitirdim oyunu. gerçek hayattan alınmıştır işte. uyuyordum. gelmişsin. candan'ın odasında gülhanla candanla konuşmuşsun. ağlamışsın. ay içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, kötüyüm, ilk kez psikoloğa gitmek istiyorum, oynayamam oyun falan, nasıl söyleyeceğim kuzucuğuma demişsin. sonra ben uyandım. seslendim gelsene teyzem diye. hayrettir bu kez pek kendini toparlayamadan geldin yanıma. ikimize bir oyun yazdım, okumak ister misin dedim. ağladın 'peki ama çok kötüyüm gerçekten, içimden gelmiyor hiçbir şey' dedin. tamam dedim sen bir oku, kötü hissedersen oynamazsın, belki de iyi gelir dur bakalım. aman iyi dedin. verdim teksti. okuyasın diye odadan çıkmaya yeltenmiştim ki yüksek sesle okumaya başladın. içinden okusana niye yüksek sesle okuyorsun dedim. e birlikte oynamayacak mıymışız, sen de kendi rolünü oku işte dedin. çaresiz oturdum karşına. karşılıklı okumaya başladık. 5-6 kez ağlama molası verdik oyuna. bitirdik. evet ne zaman prova dedin? yarın dedim. arif mi yönetse dedin. ben de onu düşündüm dedim. tamam o zaman, bak kostüm şöyle olabilir... diye başladın lafa yarım saat kadar detaylı bir şekilde anlattın. oldu o zaman buseler şekerim deyip bayağı dans ederek kızların yanına döndün. kızlar şaşkın tabii, az önce odadan çıkan kadınla alakan yok. ay boşuna psikoloğa para verecektim görüyor musun, yiğit hallediverdi deyip şarkı söylemeye başladın. komiksin kabul et. zaten bu ilk okuma günümüzü herkese aynen de şekilde anlattın. oyuna kim gelse, kimle karşılaşsak.

    oyundan çok bahsedemem şimdi. zaten son iki ay da hiç bahsetmedik ikimiz de. akciğer kanserine yakalanmış bir adam ve annesi. bütün hesaplaşmalar. o oyunda söylediğimiz, yaşadığımız ne varsa, çoğunu hissettik, konuştuk seninle son iki aydır. ama hiç oyundan bahsetmeden. 'bir daha hiç geri gelmeyecek bir şeye bakar gibi' baktık her seferinde birbirimize. neyse geçiyorum. buna takılırsam kaldıramam başımı. sen de azarlarsın. sustum aman.

    oyunlar boyunca terimi sildin, her oyun makyajımı yaptın, her başlama anından önce 1 dakika elele tutuştuk merdivenlerde beklerken. her oyun sonrası oturmaya devam etttik. konuştuk. çoğunda bir kadeh yuvarladık. çok seviyorsun oyunu biliyorum. oyunda ağlama dedi ya sana arif, rol icabı tabii, sen de her oyun sonrası ay boğazım ağrıyor ağlamamı tutmaktan yeter of deyip mızıldandın. sulugöz ne olacak.

    sonra başka oyunlar da yaptık işte. herkesten genç, herkesten disiplinli, herkesten ahlaklı, herkesten çok sevgi dolu sürdürdün oyunları. oyun olduğunu bilerek. soytarı senin mezuniyet rolündü. öyle diyordun. ödülünü aldığında bana ithaf ettin ya. şapşal. sonra bir de yanıma gelip 'ağladın mı sana ithaf ettiğimde' diye sordun. 'e biraz gözyaşı döktüm, öküz değilim ya' dedim. ha iyi o zaman deyip girdin koluma. yürüdük. boşverelim oyunları şimdi.

    evimi birlikte döşedik. ay tamam sen döşedin. bütün ev senin zevkine ait şekerim. yeni evlenen karı koca gibi eşya kavgası yaptık seninle. bu olmaz, salak bu perdeyle rahat etmezsin dinle beni, bu koltuk güzel işte, bak bu halı iyi oldu diye diye, güzelleştirdin evi. zaten ev arkadaşı gibi olduk. hadi kahvaltı, hadi kahve diyerek. her geldiğinde yeni bir şey ekleyerek. son geldiğinde, çalışma odamdaki kara tahtanın üzerine yaklaşık bir sene önce çizdiğin soytarı duruyordu. ben dokunmaya kıyamamıştım. kahveleri koymaya giderken, bak silemedim elim gitmedi görüyor musun dedim. kahvelerle döndüğümde tahta silinmişti. ne yaptın sen dedim. e silememişsin sildim işte diye kıkırdadın. ya sen çizdin diye silemiyorum deli mi ne dedim, e iyi yeni bir şey çiziyorum işte dedin. çizdin tahtanın sol alt köşesine. bu ne dedim. işte bütün tahtayı gösteriyor yaz diye. daha ne istiyorsun kuzucuğum dedin. ay ne kadınsın vallahi öldüreceksin beni dedim. kahvelerimizi içtik.

    yazı bitmesin istiyorum. yuvarlıyorum lafları. o anı geciktirmeye çalışıyorum. sen farkındasın tabii. ama yapacak bir şey yok.

    temmuz'un son haftası foça'da yanına geldik her sene olduğu gibi. diyetteyim ya, bütün malzemeleri almışsın, ona göre yemekler yapmışsın. tabii ki. şaşıramadım bunu bile düşünmüş olmana. bir zamandır istediğin akıllı telefonu almıştım sana hediye diye. görünce zıplamaya başlayıp üstüme atladın sevinçle. çocuk musun nesin. 3 gece oradaydık. okey oynadık ya eşliydik seninle. yenildik senin yüzünden. vallahi senin yüzünden konuşma. öksürüyordun, halsizdin. doktora gitsene dedik. her zamanki gibi ay ne yapacak doktor, ilaç verecek ne gerek var dedin. daha önceleri bilmemkaç kez kolundan tutup başkaca sebeplerle hastaneye sürüklediğim için biliyorum malımı tabii. yeni oyunu konuşuyorduk. müzikholde ısrarla oynamak istiyordun. ben yorulacaksın bak, bir oyun daha olacak, ayda 15 oyun oynayabilecek misin dedim. oynarım ne var allah allah dedin. aman iyi dedim. dişsiz olacağım işte. tuvaletçi kadın. otururum masaya. oyun sırasında da peçeteden çiçek yapar satarım seyirciye. para vermezlerse şöyle bir bakarım deyip, o anı oynadın. güldürdün bizi. aman iyi oyna peki dedim. diğer oyun da olacak dedim. iyi yaz işte dedin. oradayken, senin yanında yazmaya başladım. sana konusunu anlatmadım. dedim ki 15 ağustos'ta gel, provaya başlıyoruz. hocam bir hafta daha kalayım ama yaaaa dedin. olmaz dedim. çünkü niyetimiz, seni gülhanla kandırıp istanbul'da hastaneye götürmek şu öksürüğüne bir baktırmak. neyse. vedalaştık. biz döndük istanbul'a. sonra.

    sonra ablam doktora götürecek yarın hafif ateşlendim dedin. peki dedim. ertesi gün aradım açmadın. ertesi gün de. benim telefonlarıma bakmadın önce. gülhan arayıp söyledi. üzülür şimdi o salak demişsin. sonra. atladık geldik. dayanamadın değil mi salak, dramatiksin dramatik dedin. çok konuşma dedim. oturduk yemeğimizi yedik. hiç göz göze gelmedin benimle ilk 3 saat. benimle konuştun ama gözlerime bakmadın. sonra artık vedalaşırken uzunca sarıldık. kapının önünde konuştuk. ama dramatik değildik. değildik. süreç başladı. istanbul'a gelecektin 3 günlüğüne, kemoya pardon kemoşa girmeden önce. mavi melek'te içelim bak dedin. en son oturduğumuzda 15 senedir ilk kez punduna getirip hesabı nihayet ben ödeyebilmiştim bak sen ondan bir sevdin orayı. ayırttık yer. akşam uçağının gelmesini bekledik. gelmedin. arıyoruz. açmadı kimse. nihayet haber geldi ki sancılanmış, hastaneye yatırılmışsın. atladık geldik. gülhan ben eraslan tuğba seçkin hoca. keyifliydin. vallahi numara yapmıyorum iyi hissediyorum dedin. ben oğlan çocuğu gibi sana soytarılık ediyordum. sonra herkes aramaya gelmeye başladı. bu kadar sevildiğini bilmiyormuşsun meğer. salaksın işte. asıl sen salaksın. yine düzene koymakla, herşeyi hazırlamakla ilgiliydin. yaptın da. dinlemedin bizi.

    sonra her hafta geldim sana. her geldiğimde konuştuk uzun uzun. şarkılar dinledik. fotoğraflara baktık. provaları anlattırdın. cyrano için burun düşünmüşsün tarif ettin, yetmedi çizdin. müzikhol için bir şeyler düşünmüşsün kostümle ilgili. onları konuştuk. 2 ay boyunca her telefon konuşmamızda güldük. her yanına geldiğimde hemen tuttuk ellerimizi, uzandım yanına sarıldık. sana şarkı söyledim. her hafta niye geliyorsun dedin bak şöyle yap diye bana yolculuk tarifleri verdin. bir hafta hastayım diye gelemedim sana bulaştırmayayım diye, konuştuğumuz halde her gün, takmışsın kafana. bana bir şey oldu sanmışsın. geldiğimde rahatladın. son görüştüğümüz ana kadar sevginle sevgimle sarılmaya devam ettik işte. ne diyeyim. son geldiğimde sana müzikholü anlattım. ikimiz üzerine kurdum oyunu dedim. dişsiz nene sen, patron ben. böyle böyle bir şeyler var, bunlar oluyor falan diye. oynuyorsun oyunda yani, bayağı da iyi oynuyorsun ha söyleyeyim dedim. güldün. şarkı da söylüyorlar mı dedin. söyledim sana söylenen şarkıları. daha çok güldün. artık kalkarken yanından, var mı istediğin bir şey dedim. bir buse ver bakayım dedin. verdim. ayrıldım yanından.

    haberin geldi. gece 2. telefonu kapattım. güldüm. dans etmeye başladım. gülhan geldi. ben gülüyordum hala. bak dedim gördün mü. iki ay. tam iki ay sürdü. yine yaptı yapacağını. iki ay provasını yaptı. nihayet de premier. bunu bile düşündü eşek. güldüm. sonra ilaç verdi gülhan. uyutuldum.

    ne güzel uğurlandın. herkes gelmiş. yanına gelip son kez gördüm seni. güzeldin öyle güzeldin ki. ablan da öyle dedi zaten. kuş gibiydin. kuş. hep olduğun gibi. çok alkışlandın. biz erosla cenaze arabasının önünde otururken aynı anda dedik, hah çok da sever ya alkışı. şimdi utanıp kaçmıştır geri, ikimizi kolumuzdan tutup öne atmıştır alkışı biz alalım diye. elimde fotoğrafın, eros titriyor. önde otururken. arkada sen. güldük. dedim ki, o kadar gerçekçi öldü ki, insanlar dayanamayıp ayakta alkışladı. güldük. iyi numara tommy. çok iyi numara.

    toprağın pek güzel. çiçekler de. manzaraya sırtın dönük. ama sen zaten karşında oturan manzaraya baksın diye hep döndürürsün sırtını. mesele yok.

    şimdi.

    sen... şimdi sen benim her şeyimdin. her şeyim. her şey bir arada. anne sevgili çocuk ne istersen. her şey. ben her şeyimi kaybettim. şimdi kocaman bir hiçim. hep öğütlediğin gibi. kocaman bir hiç.

    güzelim benim. müzikhol geçen perşembe başladı. sen gelemedin. ilk kez kumbaracıda bir premier göremedin. aradım seni uyuyordun. konuşamadık ama olsun. oradaydın, oyunun başrolü sensin. bütün kumbaracı öyle güzel sahip çıkıyor ki sana. öyle güzel taşıyorlar ki. bir sürü çocuğun bir arada. için rahat olsun. çıkışında mavi melek'e de gittik içtik. sen rahat ol.

    bir tanem benim. bu akşam premier var. cyrano. her saniyesinde seni düşündüğüm, her özelliğini sana adadığım, her anı her özelliğiyle sen olan bir masal kahramanı. onun roxanne'ı 14 sene her cumartesi ziyarete gelişi gibi, ben de her hafta geldim ya sana. hep sen. burnu merak ediyordun fotoğrafını da göremedin. cyrano sensin o kadar. bu akşam başlıyor oyun. ilk kez oynadığım bir oyunun premierine gelmeyeceksin 10 küsur senedir. kulise şarap ya da viski bırakmayacaksın üstünde 'buseler' yazılı bir notla. oyun sonrası ne düşündüysen hiç sansürlemeden paylaşamayacaksın benimle, kötüysem azarlayamayacaksın beni. çıkışında gidip içemeyeceğiz bir yerde. bugün makyajımı başkası yapacak sen değil. ola ki fenalaşacağım, başkası sakinleştirecek sen değil. güzelim... sözüm olsun, dik duracağım. oyun bu. hep dediğin gibi. hatitipatiti yapacağız, geçecek. 'hayat böyle paşam' diyeceğim. senin sarıldığın gibi ekibe sarılacağım, ne olur gözün kalmasın arkada yanımda çok iyi insanlar var. hepsi nasıl sahip çıktı bi bilsen. istifa etme diyordun ya, ailedir burası kıymeti başkadır. bu süreçte daha iyi anladım ne dediğini. ne olur kalmasın aklın bende. zaten hep yanımdasın ki. çıkışta da gideceğim mavi melek'e. bir kadeh de sana söyleyip içeceğim. güzelce bir sarhoş olalım değil mi ama.

    ama ne çok ağladım yazarken of. salak. şimdi annem gelecek birazdan. yalnız değilim. sonra prova falan.

    seni öpüyorum hep öptüğümden de çok. sarılıyorum her zamankinden sıkı. benimlesin yemin ederim ömrümün sonuna kadar benimle olacaksın.

    seni çok seviyorum. biliyorum acayip dalga geçiyorsun şu halimle. içinden ağlayarak. ben de geçeceğim dalgamı. az sabret.

    kokun, sırlarımız, anılarımız, bağımız baki.

    görüşürüz.

    kuzucuğun "
  • binbir gecede her bölümde gelinine yaptığı "aa füsuğnnn" tepkisiyle hatırlayacağız. bu repliği hala anneme yaparım güleriz vs
    allah rahmet eylesin
  • bir istanbul masalı, binbir gece gibi dizilerde ve eskici dükkanı, ölümsüz öykü, soytarım lear gibi oyunlarda izlediğim oyuncudur. onun o güzel sesine ve oyunculuğuna tiyatronun büyüsü eklenince izlemeye doyum olmaz oyunlar ortaya çıkardı.

    onu tiyatroda ilk kez 29.11.2006 tarihinde eskici dükkanı oyununda, en son ise 19.01.2015 tarihinde soytarım lear oyununda izlemiştim. her oyununda tekrardan hayran kalırdım sesine ve kendisine.

    ölümüne çok üzüldüm. allah rahmet eylesin. mekanı cennet olsun.
  • inanamıyorum, yıkıldım. o muhteşem sesi kulaklarımda çınlıyor, nurlar içinde uyusun.