şükela:  tümü | bugün
  • " uçmak istiyorsan seni aşağı çeken her şeyi bırak... " demiş yazar...
  • iyinin de iyisi olan yazarlardan.
    daha ilk satırları okurken
    bir girdaba kapılıp gittiğinizi
    hissediyorsunuz.
    seneler seneler evvel
    'en mavi göz'ü okumuştum.
    kitabı daha pandora'dayken
    okumaya başlamıştım, sonra
    okuya okuya tünel'e gittim,
    bir merdiven dibi bulup epeyce
    okuduydum. toni morrison başkadır,
    iyidir, güzeldir, akıllıdır.
  • sadece kadınları anlatıyor demenin biraz yüzeysel kaçacağı yazar. ilk okuduğum kitabı the bluest eye olmuştur. sonra kendimizi alamadık tabii. şu sözü aklıma kazınmıştır:
    "love is never any better than the lover. wicked people love wickedly, violent people love violently, weak people love weakly, stupid people love stupidly, but the love of a free man is never safe."
  • "sevilen"(beloved) isimli kitabi mutlaka okunmalidir,sonra da sukredilmelidir.
  • bluest eye adlı mükemmel short novel'ın yazarı, kitap babası tarafından tacize uğramış, çok çirkin, bir zenci kızın öyküsünü anlatır. güzellik anlayışı gibi bir konuyu da muhteşem metaforlarla, aşırı akıcı bir dille anlatmış yazar.
  • dün hayatını kaybeden nobel ödüllü yazar. ölümüyle üzdü.

    "when you get these jobs that you have been so brilliantly trained for, just remember that your real job is that if you are free, you need to free somebody else. if you have some power, then your job is to empower somebody else."
  • the guardian'a verdiği bir röportajda: “i’m writing for black people, in the same way that tolstoy was not writing for me, a 14-year-old coloured girl from lorain, ohio. ı don’t have to apologise or consider myself limited because ı don’t [write about white people] – which is not absolutely true, there are lots of white people in my books. the point is not having the white critic sit on your shoulder and approve it.” diyen aşmış womanist yazar, idol. üzülerek vefat haberini okudum. cok severim her kitabını, her cümlesini. iyi ki vardın toni.
  • eserlerinde politik olmayi herseyin ustunde tutan, roman turunu (muzige alternatif olarak) african americanlarin kendilerini ifade etme bicimlerinden biri olarak goren, black feminism olgusuna karsi cikan amerikan edebiyatinin alice walker ile birlikte en unlu siyah yazarlarindan biridir. kitaplarinda irkcilik, sinif bilinci, bireysel, toplumsal ve kulturel kimlik bunalimi/arayisi, kadin-erkek iliskileri, ataerkil duzende kadinlara verilen roller ve african americanlarin geleneksel yasayis bicimleri, atalara baglilik, "gecmis" arayisi ve kusaktan kusaga aktarilan hikayeler gibi konulari ele alir.
  • kadınları çok iyi yazan kadın yazar. kadınlar arasındaki ilişkileri, masalsı bir buğunun ardından, dinamikleri çok iyi koyarak birden fazla kadının ağzından anlatıyor.

    hani cinsiyetler üstü yazarlar kadın ve erkeği nasıl konuşturabiliyor, her cinsi rollerine uygun dillendirebiliyorsa, morrison yaşlar üstü yazanlardan. yaşlısı, genci, evlisi, çocuklusu ile kadınları içlerindeki bilgelik, hırs, kıskançlık ve kabullenişle dilleniyor, kendilerini anlatıyor, anlatamadıklarını kabulleniyor.

    duygu sömürüsünden bağımsız, insan olmanın belli zamanda belli davranışları sergilemenin bir veri olduğu ışığı altında başka bir duyarlılıkla yazıyor, anlatıyor. kimi zaman kendinizi çok farklı zannederken, belli davranışları belli zamanlarda sergilerken aslında sadece özünüzü gerçeklediğinizi anlıyorsunuz. yanlız olmadığınızın rahatlığı hissediyorsunuz ve sadece normal davrandığınızı bilinci ile.
  • toni morrison, chloe anthony wofford, 1931’de lorain, ohio’da dünyaya gelir. beyazlarla ortak bir öğrenim gördüğü kolejden mezun olduktan sonra washington d.c.’de yalnızca siyahların gittiği howard üniversitesi’ne devam eder. üniversitede ingililzce öğretmenliği yaparken, 1958’de jamaikalı mimar harold morrison’la tanışıp evlenir. iki çocuk sahibi olan çift altı yıl sonra boşanırlar. akademik kariyerine devam ederken random yayınevi’nde editör olarak çalışmak için howard’tan ayrılır. new york’ta zenci edebiyatı üzerinde uzmanlaşarak 1985 yılına kadar aynı işi sürdürür. 1993 yılında bütün yapıtları için nobel edebiyat ödülü kazanan morrison’un ilk edebi çalışması en mavi göz’dür, bunu, kendisine national book ödülü’nü kazandıran 1973 yılındaki sula, 1977’de solomon’un şarkısı (song of solomon), 1981’de (tar baby), 1988’de kendisine pulitzer ödülü’nü de kazandıran sevilen, 1992’de caz (jazz) adlı eserleri takip eder.

    toni morrison’ın sevilen adlı romanı afrikan-amerikan mirası olan kölelik kurumunun en acımasız kısmını anlatır. unutulan kölelik tarihinin geçmiş ve gelecek arasındaki izlerini taşır. morrison, romanın baş kahramanı olan sethe’nin köleliğin ezici gücü altında yaşadıklarını anlatarak ve onun yaşam mücadelesini yansıtarak tarihsel bir gerçek olan kölelik kurumunu hatırlatmak için sevilen’i yazmıştır. kaçak bir köle olan sethe öldürdüğü iki yaşındaki kızı sevilen’in ilk önce ruhsal daha sonra da fiziksel geri dönüşüyle birlikte unutmaya çalıştığı geçmişin izlerini yeniden hatırlaması yüzünden zarar görmeye başlar. romanda, yalnızca sethe’nin kölelik günlerinin izleri görülmez, aynı zamanda sevgilisi paul d, kayınvalidesi baby suggs, kızı denver ve sevilen’in kendisi de bu acı hatıraları yaşayarak hayatta kalmaya çalışırlar.

    kölelik, azat etme ve yeniden yapılanma temalarını ele alan morrison planladığı üçlemede afrikan-amerikan tarih ve kültürünü incelemek için sevilen’i başlangıç noktası sayar. sevilen’i, 20.yüzyıla yoğunlaşmış tarihsel bir çağ olarak takip eden caz izler. bu üçlemenin sonuncusu da cennet (paradise)’tir. morrison’ın bu üçleme tasarısı 14. yüzyıl italyan şairi dante’nin çalışmasını hatırlatır. o’nun üç bölümlü olan ilahi komedi’si (the divine comedy) cehennem, araf, ve cennet boyunca yapılan kutsal yolculuğu anlatır. buna ek olarak tüm evrenbilimi betimler; adalet, ceza, ve kişinin tanrı’yla ilişkisi gibi konuları da inceler. dante’nin kuramını örnek alan morrison, afrikan-amerikan yaşantısının kendine özgü yönlerini bu üçleme yöntemini kullanarak anlatır.

    morrison köle öykü türlerini yeniden gözden geçirmek ve okuyucularına kölelik mücadelesinin hikayesini daha rahat ulaştırabilmek için kinayeli bir üslup kullanır. belleği, klasik köle öykülerinin göz ardı ettiği kölelik hayatını yansıtmak için içsel yaşamın incelenmesinde kinayeli bir araç olarak görür. bunu yaparak, yalnızca bir hatıra, uzak tarihsel bir gerçek olarak kalan veya bastırılıp unutulan kölelik problemini okuyuculara daha rahat ulaştırmak ister.