şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın ilk toplu iş sözleşmesi olduğu iddia edilen 13 temmuz 1766 tarihli bir anlaşma kütahya'da imzalanmıştır. vali ali paşa' nın huzurunda işçi ve işveren arasında imzalanan toplu sözleşmede çırak, kalfa ve ustanın ayrı ayrı ücretleri belirlenmiştir.
  • toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt kanunu 2.maddesinde bunu şu şekilde tanımlamıştır;
    "toplu iş sözleşmesi, hizmet akdinin yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmedir."
    ayrıca yine bu maddeye göre sözleşme tarafların karşılıklı hak ve borçlarını, uygulanma ve denetimini, uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yolları düzenleyen hükümleri de içerebilmektedir.
  • gereksiz icat.
    en onemli faydasi, hizmet etmekle yukumlu oldugu vatandasa hakaret eden kamu calisanlarini** korumak ve kollamaktir.
    demek ki bu sozlesmenin ardina sigindiktan sonra istediginiz halti yiyebilirsiniz. kirmizi pasaport gibi mubarek.
  • --- spoiler ---
    amacı:

    isçilerin ve isverenlerin karsılıklı olarak ekonomik ve sosyal
    durumlarını ve çalısma sartlarını düzenlemek üzere, toplu is sözlesmesi yapmalarının, uyusmazlıkları
    barısçı yollarla çözümlemelerinin ve grev ve lokavtın esaslarını ve usullerini tespit etmektir.
    --- spoiler ---
  • patron denilen topun da bulunduğu iş sözleşmesine verilen isim.
  • okumakta olduğum sözleşme.

    işçinin gözaltı/tutukluluk haline ilişkin maddeyi okuyorum. işte ne kadar süre izinli sayılacaki ne zaman iş akdi feshedilecek veya münfesih olacak vs vs. bir tutarsızlık gördüm, "bunu yönetime ve sendikaya söyleyelim de netleştirelim" diye düşündüm, sonra dedim ki "ay bu konuyu kesin 'aman canım lazım mı olacak sanki' deyip çok üztünde durmazlar..."

    valla gerçekten öyle derlerse bir çift sözüm var, cihan kırmızıgül burada çalışıyor olabilirdi. ayrıca herhangi bir personel, kendini herhangi bir sebepten darbeci olarak yaftalanmış da bulabilir. gün gelir bir beraat kararınız dört kere geri alınabilir ve kendinizi evinizden binlerce kilometre öteye taşımak zorunda da kalabilirsiniz.

    her şey mümkün.
  • toplu iş hukuku türkiye'de işkolu esasına göre düzenlendiğinden, yasada üç çeşidine yer verilen sözleşme türü.

    tek işveren + tek işkolu + tek işyeri = işyeri toplu iş sözleşmesi
    tek işveren + tek işkolu + çok işyeri = işletme toplu iş sözleşmesi
    çok işveren + tek işkolu + çok işyeri = grup toplu iş sözleşmesi
  • işçiler, hak ve sorumluluklarını işveren karşısında kabul ettirebilmek için sendikaya başvurur. sendika, işçilerin talepleri doğrultusunda çalışır ve bu konuda bir birliğe varırsa, işverenle bir görüşme sağlar. işçileri temsil eden sendika, talep ve çözümleri “toplu iş sözleşmeleri” adı altında yazılı bir metinde toplar ve işverenle mutabakata varır.

    türkiye’de en çok toplu iş sözleşmesinin yapıldığı yıl 1991 yılı oldu. en son açıklanan 2017 ise toplam 4 bin 472 sözleşme ile en çok sözleşme yapılan 2. yıl oldu. toplu iş sözleşmelerinin en az yapıldığı yıllar ise 1981 ve 1983 yıllarıydı.

    detay: https://www.dogrulukpayi.com/…lasma-ve-isci-haklari
  • stat dolusu tis görüşmesi

    ukrayna’da 19 nisan’da gerçekleşen bir olay, aslında son derece ciddi bir sendika sorununu anımsattı. devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yarışacak olan başkan adayları zelenskiy ile poroşenko, kiev’deki 70 bin kişilik olimpiyat stadı’nda televizyon tartışması için halkın önüne çıkarak tartıştılar. 1,5 milyon kişi de bunu televizyonlardan izlemiş.

    bu bana hemen rahmetli disk başkanları kemal türkler ile abdullah baştürk’ü hatırlattı. neden mi? şundan: 1980 öncesinde disk’e bağlı ağaç sanayii işçileri sendikası (asis) yöneticileri olarak biz toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin bütün işçilerin katıldığı toplantılarda herkesin gözü önünde yapılmasını isterdik. bizim bu tüzük maddemiz bir yandan sendika içinde bürokratlaşmaya karşı bir önlem oluştururken, diğer yandan da muhtemel uzlaşmaları ve yolsuzlukları önlemeyi ve işçilerin sendika yönetimine tam katılımını sağlamayı öngörüyordu.

    disk bürokrasisi ise bizim bu tavrımıza tamamen karşıydı. tabii bürokratlaşma, patronlarla uzlaşma ve yozluklar konusunda bir şey söyleyemediklerinden ötürü tek sarıldıkları argüman “yani sözleşmeleri statlarda mı yapalım?” idi. bu tip demagojilerle bizi küçük düşürmeye, böylece işçilerin karşısında kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlardı.

    ama şimdi görüyoruz. eğer devlet başkanlığı için yarışanlar bir statta izleyicilerin önünde tartışabiliyorsa, neden fabrika işçileri sendikacılarının patronla yaptığı görüşmeleri izleyemesin? buna mâni olan ne? bir düğün salonunda 300 kişi toplanabiliyorsa, neden 300 kişilik bir işyerinin işçileri o salonda görüşmeyi izlemesin? ya da bir spor salonunda? ya da hatta bir statta? buna mâni olan yer sorunu değil. gerekirse sendikacılar ile patronların görüşme odasına kameralar konabilir ve durum dışarıdaki ekranlardan işçilerce izlenebilir. mâni olanlar patronlar ve sendika bürokratları. üzerlerinde hiçbir baskı olmaksızın hemen uzlaşıvermek istiyorlar.

    ama daha önemli bir şey var: çuvaldızı kendimize de batıralım. eğer sendikalı işçiler sendikalarının bürokratlaşmasının karşısında buna engel olacak öneriler ve mücadele yöntemleri geliştirmezlerse, bu bürokratlaşma kaçınılmaz hale gelir.

    patronları ve bürokratları eleştirmek, onlardan yakınmak yeterli değil. önemli olan işçilerin sendikalarını, sendika yöneticilerini denetleyebilmeleridir. sendikanın tüm faaliyetlerini, hesap defterlerini, yönetimin sadece kendi işyerlerinde değil bağlı diğer işyerlerindeki tutumlarını gözleyebilmek, kontrol edebilmek, eleştirebilmektir. buna açık olan sendikalarda da bizzat bu kontrol mekanizmalarına ve uygulamalarına katılmaktır.

    daha da ileri gidelim. bir işyerinde sendika bürokrasisine bağlı bazı sendika temsilcilerinin uygunsuz, lakayt veya patrona bağımlı tutumlarını eleştirmek de yetmez. onları bizzat işçilerin seçeceği yeni temsilcilerle değiştirmek gerekir.

    her sendikanın sözde savunduğu “tabanın söz ve karar sahibi olması” ilkesi ancak böyle hayata geçer. bu ilkeyi savunmak, başkalarınca uygulanmasını istemek veya bürokratlarca kabul edilmesini talep etmek yetmez. bürokrasi bunu şiddetle reddedecektir. ilkenin bizzat işçilerce, taban tarafından hayata geçirilmesi gerekir.

    bu amaçla işyerlerinde işçi komiteleri kurarak örgütlenmeliyiz. gerektiği anda, sendika istesin veya istemesin, genel toplantılar yapmalıyız. sorunları bu toplantılarda açık açık tartışmalıyız. bu denetim uygulanmazsa, sendika kaçınılmaz olarak bürokratlaşacak ve patronların karşısında giderek daha uysal ve uzlaşmacı bir karakter kazanacaktır.