şükela:  tümü | bugün
  • bilmiyorum ben fakir hissetmediğim için değil sevmediğimden binmiyorum.
    mesela 6 gün önce ayak başparmak tırnağıma protez taktırmıştım pansuman için hastaneye otobüsle gitmem gerekiyordu ama burnumun dibinde olmasına rağmen yürüye yürüye gittim.
    otobüsler, metrolar bana göre değil sözlük, hele bağcılar'a yakınsanız hiç değil.
    olmamalı da.
  • yurtdışında toplu taşıma medeniyet göstergesidir.
    çevreci ve yeşil ulaşımın trafik yoğunluğunu azaltmanın gerekliliğidir.
    öyle ki ulaşım politikaları yapılırken metrolar, elektrikli ve emisyonsuz araçlara binmek teşvik edilerek bireysel araçlanma azaltılır.

    oysa türkiye’de durum tam tersi metroya, metrobüse binerken milletin ağız kokusunu hissedersin,değil binmek inemezsin bile türkiye’deki bu toplu taşıma kalabalıklığı ve varoşlığu sana fakir ve ezikmişsin gibi hissettirir, sırf bu yüzden herkes araba alır, bu da kısır bir döngüye sebep olur.
    kalabalık toplu taşıma= araba almak=trafik sıkışıklığı
  • valla ömrümde ilk kez metrobüs'e bindim geçtiğimiz hafta.
    seyahat sırasında yola sağlı sollu bakıp, kendi özel aracı içinde tıkanmış trafikte kıvranan salakları görünce içimde ''beter olun a.k.'' hissi uyandı.
  • tamamiyle gelişmişlik seviyemizle alakalı. bu gelişmişlik seviyesinden kastım ekonomik düzey değil, toplumun bilinçli olma hali. japonya’da adam ceo, metro kullanıyor. bizdeyse alt kesim dahil herkeste bir araba merakı, aldıktan sonra ölene kadar ödeyecekleri o arabalarla, ki bir de o arabanın fiyatı kadar da vergi ödeyeceklerdir toplamda ve o arabalarını 2 kmlik yol için bile kullanırlar. sonra istanbul’da niye trafik var? istanbul’da insanlar bilinçli mi, önce bunu sorgulamak lazım.
  • yıllardan 2000. istanbul'un en pis zamanları.

    bugün şikayet ettiğimiz o metrobüsler, metrolar falan da yok. taksim gayrattepe arasındaki cücük gibi metro hattı bile 2000'in sonunda açıldı, düşünün artık.

    dolayısıyla ülkede toplu taşıma full otobüs ve minibüs düzenine bağlı. taksim'in, şişli'nin ortasında minibüs terörü esiyor.

    topkapı diye bir yer var, yaşınız hatırlamaya yetmez, lords of the rings filminde orc'ların toplandığı saruman'ın savaş kampı var ya, ondan beter bir yer. her bir ork'un bir minibüs olduğunu düşünün... istanbul'daki bütün minibüslerin merkez toplanma noktası. oooooww, adım başı seyyar lahmacuncularla bir yerlere yetişmek için minibüs arayan istanbul'un fakir insanlarını bir arada düşünün...

    tüm bu insanların trilyorlarca minibüsün arasında koşturduğunu hayal edin. minibüs kornaları, egzos dumanları ve her saniye binlerce balgam tüküren sigara tiryakisi istanbul fakirleri...

    yerler kocaman bir küllük, adım attığınızda sigara izmaritlerinden ve balgamlardan oluşmuş 15 santimlik bir kütlenin içine bata çıka yürüyorsunuz. bir yandan da suratınız sürekli bir yerlerden basınçlı minibüs ve otobüs egsoz gazı çarpıyor. suratınız üç dakikada egzos kurumuyla kaplanıyor ve siyaha dönüyor.

    ve eğer benim gibi fakir bir oğlansınız, her gün en az iki kere buradan geçmek zorundasınız çünkü şehrin fakirlerinin yaşadığı varoşlarıyla çalışmak zorunda olduğunuz plaza semtleri arasındaki aktarma durağı burası.

    neyse dostlar... bir akşam maslak'taki yeni plazalardan birinden çıktım. varoşlardaki evime gideceğim. topkapı'ya gidecek otobüsümü bekliyorum. otobüs durağının tam önünde ışıklar var. sayısız lüks otomobil ve cip gelip gelip önümüzde duruyor.

    araçlar ışıkta beklerken önümdeki iri cipin penceresi açıldı, içeriden ferit? diye bir ses geldi. uzanıp baktım ki, lisede aşık olduğum o güzeller güzeli, o peri masalından fırlamış elf prensesi, o afet-ül alem, o rüya gibi kız, naciye arabanın direksiyonunda oturuyor.

    naciye'ye açılmak konusunda bir türlü cesaretimi toplayamamış ve kızla muhabbeti geyikten öteye götürememiştim. liseden mezun olduğumuz gün yanına gitmiş, kızım demiştim, bu okulda özleyeceğim tek şey sensin, kaç yıl geçti seni çok beğendiğimi söyleyemedim, bari okul biterken söyleyeyim içimde kalmasın.

    naciye de kikir kikir gülüp, kader kısmet naparsın be ferit. az önce metin bana yazın birlikte avrupa'yı trenle dolaşma teklifini yapmış olmasaydı, ben de kabul etmeseydim, senlen oturur konuşurduk bunları. hadi kendine iyi bak, yemeyenin malını yerler be ferit, deyip gitmişti.

    otobüs durağı önünde ben böyle dona kalmış şekilde, a naber naciye dedim, otobüs durağında bekleyen zavallı ezik fakir maymun oğlan olduğumu aklımdan çıkarmaya çalışıyordum. 10 senedir görmediğim kız, güzel kadın deyince hep aklıma gelen o mükemmel abla, götünüzdeki yırtık eşofman ve terlikle bim'e girip alışveriş yaptığınız sırada karşınıza çıkan güzel kız gibi, karşımda duruyor.

    atla ferit, götüreyim seni, diye çıkıştı bizim naciye, ben yok mok demeye hevesleniyordum ki araçlara yeşil ışık yandı ve akşam iş çıkışı evine yetişmeye çalışan maslak beyaz yakalıları kornalarına asıldı. bizim naciye hadi hadi acele et tavrına girince öyle bi hata yapıp araca biniverdim.

    bizim kız, naber, ferir napıyorsun ya falan muhabbete başlamışken, ailenin iflas ettiğini duydum, çok üzüldüm, naptın üniversiteyi bitirebildin mi sorularını da çok şükür atlattık. sen ne tarafa gidiyordun diye sorunca, topkapı'ya ulaşmaya çalışıyordum, beni şuralarda bir yerde bırakırsan bana uyar dedim ama abla da demesin mi, ay ben topkapı'dan geçiçcem ya, bırakırım seni...

    ben bir fırsat bulayım da ineyim diye dua ederken abla beni topkapı'ya kadar sorguya çekecek zamanı da bulmuş oldu böylece. i kızın araba sıfır 4x4 mercedes. benim yırtık ayakkabılarımda maslak inşaat çamuru... fakirlik hissinin en mükemmel tezahürünü canlı canlı yaşıyorum.

    ferit biz seni yurt dışına gidersin, buralara bir daha dönmezsin diye düşünüyorduk, sen bu toplumla çok uyuşabilecek bir adam değildin ama kadere bak ki buralara hapsolmuşsun diye konuya girdi bizim naciye... öyle oldu dedim, isteksiz bir ses tonuyla. kader kısmet diye mırıldandım, muhabbeti olabildiğince geveleyip, yerin dibine batayım diye bekliyorum. kızımız maşallah, hatırladığımdan da güzel. büyümüş, serpilmiş, üniversitesini bitirmiş, muhtemelen bizim oralarda bir plazada çalışıyor, babişkosu da altına mercedes cipi çekmiş, 25 yaşında dünya güzeli bir abla.

    abla 4 litrelik dizel mercedes motorun gazına bastıkça içeri giren o hayvani kükreme beni eziyor. böyle, dağda avel avel dolaşıp mantar toplamaya çalışan ezik köylünün boz ayıyla karşılaşıp da korkup sinmesi gibi devasa mercedes'in kocaman koltuğuna gömülüyorum, siniyorum, siniyorum, küçülüyorum. motor sesi kükredikçe ben küçülüyorum.

    laf olsun da ezilmekten kıpırmızı olan suratım dikkat çekmesin diye metin napıyor diye sordum... bizim kız kahkaha attı. ay metin mi kaldı ya, dedi... biz o tren gezisinde çok fena kavga ettik ayrıldık, ben sonra orada fransız bir çocukla tanıştım. üniversite için fransa'ya gittim, bir süre beraber olduk sonra o fransız'dan da ayrıldım. fransa'ya okumaya gelmiş amerikalı bir çocukla tanıştım, ondan da sıkıldım, saldım başımdan. ferit ben de biraz senin gibiyim sanırım. yıllar sonra bunu fark ettim. erkeklrin kadınlara yüklediği klasik rolleri kabullenemiyorum, o yüzden ilişkilerim yürümüyor, dedi.

    peki ne arıyorsun ilişkilerinde, diye sordum.

    çok güçlü bir adam olacak, kalbimi yerinden sökecek, aklımı başımdan alacak ama beni ezmeye kalkmayacak, benimle arkadaş olacak, beni kuluçka makinesi giib görmeyecek, benimle gezecek, benimle keşfedecek, benimle hayatın tadına bakacak, anlıyor musun?

    evet, dedim, çok iyi anlıyorum.

    peki sen nabıyorsun, gezip tozuyor musun, fırsatın oluyor mu diye sordu ki, bu sırada topkapı cehennemine grimiş bulunduk...

    naciye'ciğim dedim. şu etrafına bir bak dedim... burası topkapı cehennemi, benim bu hayatta gidebileceğim en uzak yer, bu minibüslerin gidebildiği yer...

    ay sen de haklısın ya dedi, fakirlik çok zordur eminim. seni burada indirsem uygun olur mu?

    harika olur, dedim. kapıyı açtığım gibi indim, teşekkürler deyip, uzaklaştım. balgam ve sigara izmaritleri çamuru arasında bata çıka beni varoşlardaki evime götürecek minibüsleri aramaya koyuldum.

    ah be naciye, hayat kocaman bir otoyol ve biz fakirler her yere minibüsle gitmek zorundayız.

    https://www.youtube.com/watch?v=ob3xorjxuu0

    sevgili zengin kızlar, lütfen size eskiden aşık olan fakir çocukları otobüs durağında görünce arabalarınıza almayın.