şükela:  tümü | bugün
  • yaşar kemal senaryolarına dayanan beyaz mendil (ö.l. akad, 1955) ve alageyik (atıf yılmaz, 1959), aşık veysel'in hayatını anlatan karanlık dünya (metin erksan, 1952) akımın yeşilçam'daki ilk örnekleridir. 27 mayıs süreci ve toplumcu gerçekçi anlayışın sinemaya sirayeti, köye ilişkin yaklaşımların değişimine neden olmuştur. metin erksan'ın susuz yaz (1963) ve yılanların öcü (1962), duygu sağıroğlu'nun bitmeyen yol (1965), lütfi akad'ın hudutların kanunu (1966) türün önemli öncü örnekleri olarak gözükmektedir. sinema, ilk kez bu dönemde edebiyatla eşgüdümlü davranacak, hakkındaki entelektüel küçümseme ve ilgisizliği değiştirecek bir yapılanmaya girecektir. ardından köylü kente gelir. daha sonraki filmler bu süreci, fakirliği, işsizliği, umutsuzluğu yansıtır. 70'lerde yaşanan terör ortamı, büyük ekonomik buhran ve televizyonun yaygınlaşması yeşilçam'ı ucuz seks filmleri furyasının içine atar. 12 eylül'le birlikte toplumcu gerçekçilik iyice güme gider.
  • toplumcu gerçekçilik, yaşandığı anlar itibarıyla olması gereken ve olandır. nedenleri ve sonuçları itibarıyla büyük işlevler gördüğü açıktır. geri kalmışlığın suçunu doğu kültürüne ve anlayışına yıkanlara karşı, ortaya çıkan yozluğun ve bozulmuşluğun faturasını batı kültürüne kesmek de bir hatadır. zira bunlardan biri maneviyatsa diğeri maddiyat; biri ruhsa diğeri beden; biri günse diğeri gecedir. bunlar birbirini tamamlamak ve biriyle diğerini anlamak, bilmek içindir. hepsi vardır ve hiçbiri reddedilemez. türkiye bu ikisinin arasındaki tan yeri, kavuşma noktası gibidir.
  • bu akımı şiirle, türkiye'de nazım hikmet’in 835 satır’ının 1929’da yayınlanmasından sonra ortaya çıktığı bilinir. bundan önce aydınlık ve resimli ay dergilerinde bu akımın alt yapısını hazırlayan bildiri niteliğinde yazılar yayınlanmıştır.

    nazım hikmet’in öncü olduğu bu şiir akımında önce hasan izzettin dinamo, ercüment behzat lav, ilhami bekir; daha sonra a. kadir, rıfat ılgaz, ömer faruk toprak, mehmed kemal, enver gökçe, niyazi akıncıoğlu şiir anlayışını hem biçim hem de muhteva bakımından değiştirmişlerdir. attilâ ilhan, arif damar, ahmet arif, şükran kurdakul, hasan hüseyin korkmazgil gibi şairler de bu şiir çizgisini geliştirmişlerdir.
    asım bezirci toplumcu şairlerin , nazım hikmet’in yazdıklarının ötesine geçemediklerini, çoğu zaman da onu taklit ettiklerini söyler ve eleştirir. ancak bu şairlerin bir kısmının, 1950’den sonra kendi şiir çizgilerini oluşturmuş, bir kısmının da toplumcu şiir anlayışını çok farklı boyutlara taşımışlardır.

    1940 kuşağı toplumcu şairleri, hasan hüseyin korkmazgil ve ahmet arif dışında, köyde veya kırsal kesimde yetişmiş kişiler değildir. hemen tümü modern sanatı bilen birer aydındır. halk söyleyişini ve halk dilini kullanmada da istisna durumundaki iki şairle diğerleri arasındaki fark hemen dikkati çekecek boyuttadır.
  • aleksandr herzen'in dolaylı yoldan ifadesiyle : “kahrolsun gerçeği peçelemeler, kahrolsun eğretilemeler (istiare), özgür insanlarız bizler, xanthos köleleri değiliz; gerçeğe mitos giysisi giydirmeye gereksinimimiz yoktur!”
  • 1940-1960 arası için türk edebiyatı 12. sınıf ders kitabında söz konusu edilmiş sanat anlayışı.

    kitapta şiir üzerinden a. kadir örnek verilmiş.

    eklenecek adlar da var:

    hasan izzettin dinamo
    aziz nesin
    ömer faruk toprak
    enver gökçe
    sabahattin ali
    rıfat ilgaz
  • marksist estetiğin ikinci dönemi diye de adlandırılan; temeli 1930'lu yıllarda stalin'in öncülüğünde onun en has yoldaşlarından jdanov, gorki, radek gibi yazarlar tarafından atılmış olan kuram.
    kuramın ne olduğnun özeti kuramın teorisyenlerinden radek tarafından şöylece özetlenir:" gerçekçilik, çöken kapitalizmi ve onun çürüyen kültürünü yansıtmak değildir sadece... toplumcu gerçekçilik şu anki gerçekliği bilmek değil; bunun nereye doğru gittiğini bilmektir. toplumcu gerçekçi eser yazarın hayatta gördüğü ve eserinde yansıttığı çelişkilerin nereye varacağını (sosyalizme) belirten eserdir."
    (bkz: marksist estetik)
  • sanat toplum içindir anlayışının hüküm sürdüğü zihinlerin eserlerindeki çizgiler...diye fiyakalı bi giriş yapayım. *

    sade bi tabirle ifade etmek gerekirse; toplumcu gerçekçi anlayış, kendini içinde bulunduğu toplumdan bağımsız düşünmez, o toplumu etkileyen sorunlara, olaylara kayıtsız, kaygısız kalamaz. bu anlayışı benimseyen sanatçı iyi bir insandır. cesurdur, saygı duyulası biri, mühim bi insandır. kendini topluma karşı sorumlu hisseder. bu sorumluluk bilinciyle halkın sorunlarını, dertlerini, kaygılarını dile getirir.

    bu anlayışın edebiyatımızdaki en baba öncüleri olarak;

    şiirde; nazım hikmet, ahmet arif

    öykü ve romanda ise; yaşar kemal, orhan kemal, sabahattin ali, aziz nesin, fakir baykurt, kemal tahir

    sayılabilir.
  • isim babası maksim gorki olan akımdır. romantizmden sonra yeni bir evre niteliğinde olan eleştirel gerçekçiliğin ardından gelip romantizmin bitişini simgeler. eleştirel gerçekçiliğin "of ne güzel, keşke bizim de olsa" dediği toplumcu yapıyı kurmaya çalışır. diğer bir deyişle, eleştirel gerçekçilik teoride kalırken toplumcu gerçekçilik biraz daha hareket alanına girmiştir.
  • toplumcu gerçekçilik terimi, ilk olarak 23 mayıs 1932’de sovyetler birliği’nde yayımlanan literaturnaya gazyetta (edebiyat gazetesi)’da gronsky tarafından kullanılır.
    17 ağustos 1934’te ise, sovyet yazarları birinci kongresi’nde resmî olarak kabul edilir. toplumcu gerçekçiliğin hayata geçmesinde önder olarak stalin’in, kurucular olarak ise jdanov, gorki ve lunaçarski’nin büyük katkıları olmuştur

    kaynak:akif kurtuluş, (1996), politika ve sanat, istanbul: avesta yayınları.