şükela:  tümü | bugün
  • tarih derslerinde sıkça yapılan alman pohpohlamasına ve almanların endüstriyel sahadaki üstünlüklerine dayanan, gereksiz bir sempatizanlıktır. hatta bazı kişilerde hayranlığa varan bu "hastalıktan" bir zamanlar ben de muzdariptim, ta ki almanya'da yaşayana kadar.
    almanların türkler'i en hafif tabirle "sevmediğini" kendi gözlerimle gördüm, çevrenizde gurbetçi tanıdıklarınız varsa tasdik ettirebilirsiniz. tabii ki genelleme yapmak doğru değil fakat, kendinizi türk olarak tanıttığınızda, ortalama bir almandan göreceğiniz tepki üç aşağı beş yukarı, türkiyedeki suriyeli ayarındadır. hatta türkiyede çoğu kişi (belki merhametten) suriyelilere, almanların türklere davrandığından daha iyi davranıyor.
    buradan benim gibi bu hataya düşmüş arkadaşları uyarıyorum, yapmayın, etmeyin. almanların sempati duyulacak bir tarafı yok. tek özellikleri bir robot gibi sistematik yaşamaları. dışarıdan iyi gibi gözüken bu özellik ise işin içine girdiğinizde sizi çıldırtıyor. bunun dışında oldukça ırkçılar, bize dünya üzerinde en az benzeyen topluluklardan biri diyebilirim. buradaki insanları tek tek incelediğinizde, türkiye'de olsa hor göreceğiniz tipler diyebilirim insani özellikler açısından. fakat yaptıkları her işi tam manasıyla yapıyorlar belki de bu bizim toplumumuzda hayranlık uyandırıyor, fakat böyle kişileri genelde türkiyede biz övmüyor, cezalandırıyoruz.
    velhasılı kelam, uzak durun..

    uzun yazıdan kafası şişenlere bir ankara havası
    "çalkala kızım çalkala, şehriye çorbası gibi;
    allah sana mal vermiş, alaman bombası gibi"
  • "benim gittiğim almanya başka almanya mıydı?" diye sordurtan tespittir. her toplumda olduğu gibi almanların arasındanda çeşit çeşit insan vardır. açık fikirli insanlar olduğu gibi tutucusu da, ırkçısı da pek tabi mümkün. genelleme yapmak yanlış olur.
    düzeltme: yazım
  • almanları sevmem, hatta spesifik olarak hiçbir ırkı sevmem ama bazı ırklar vardır ki kendine has özellikleri ile saygı uyandırır. bunlar bir şanzıman yapmış(dsg sen bi’ çekil) aradım servisini şunun yağını değiştirelim diye dediler bunun yağı ilk ve son olarak 125 bin km’de değişir, ondan sonra arıza verene kadar dokunulmaz. dedim arka aks yağını değiştirelim, dediler 3 bin km’de bir defaya mahsus değişir sonra yine yok. dedik hoparlörlerini değiştirelim, açtık kapıların içini bir baktık hoparlörler ters perçinlenmiş(yuh artık) kesmeden çıkarmanın imkânı yok, insan onu bi’ vidalar falan.

    kısaca genel anlamda bakıldığında işlerini şansa bırakmayan bir millettir benim gözümde. hele bir miele konusu var ki(özellikle eski üretimler) hiç girmeyelim daha iyi.
  • pek de gereksiz değildir.

    babamın kardeşi almanyada yaşıyor. kocası kapkara, namazında niyazında bir adam, kastamonulu. tam bir alamancı. 25 ve 20 yaşında iki türk kızları var. kızlar da kapkara, türk kızı türkler. bütün en yakın arkadaşları sarışın mavi gözlü almanlar.

    lakin bu insanlar hayatlarında bir defa türk oldukları için hor görülmemiş, aşağılanmamışlar. 30 yıldır yaşadıkları ülkelerini çok seviyorlar.

    neden mi?

    işgüz güçsüz, devletin üstünden geçinerek bir türk mahallesine yaşamıyorlar. adam itü mezunu, makine mühendisi. kadın iü mezunu, matematikçi. ikisi de zengin ailelerden gelmiyorlar. kendi tırnaklarıyla, gerektiğinde yarısı tamamlanmış, inşaat halindeki bir evde yaşayarak bugünlere geldiler. ikisi de yaşadıkları toplum tarafından yıllar önce bağrına basılmış, saygı duyulan insanlar.

    kızların derdi sokaklarda sürtmek, baba parası yemek, sonra da zengin bir koca bulup evlenmek değil. ikisi de 15 yaşından itibaren çalışmaya başladılar. ikisi de bütün eğitim hayatları boyunca hep sınıflarının en tepesinde, çok başarılı öğrencilerdi. ot değillerdi, iki kız da türkçe, almanca ve ingilizce'nin yanında 2 dil daha biliyor. ikisi de piyano ve gitarın yanında bir enstrüman daha çalabiliyor. büyüğü şu an paris'te staj yapıyor, küçüğü polis memuru olmak istiyor. zorunlu olduğu için değil, gerçekten bir şeyleri değiştirebileceğine, insanlara yardımcı olabileceğine inandığı için. hangi türk polisi bu şekilde polis oluyor?hayatlarından çok mutlular.

    ailenin 4 bireyi de müslüman. hallerinden çok memnunlar.

    şimdi biri bu insanlardan kimin(neonaziler dışında) neden nefret edeceğini biri bana anlatsın? etmiyorlar. bu aile almanlardan daha alman. yaşadıkları ülkenin bütün meyvelerini yemişler ve ait oldukları ülkeye ellerinden geldiğince katkı sağlıyorlar. kimse bu aileden nefret etmiyor; aksine bayılıyorlar onlara. o gurbetçi akrabaların dönüp kendilerine baksınlar önce.

    bu aileyi bir de türkiye'de düşünün? aylık 5000 euro gelirleri var karı koca. ayda 5000 lira kazanan bir aile türkiye'de iki çocuğuna almanya seviyesinde eğitim aldırıp bu çocuklara 5 tane dil öğretip 3er tane enstrüman çalmayı öğretebilir mi? bir de üstüne bütün dünyanın en saygı duyulan pasaportlarından birini verebilir mi?

    almanya'da yapabiliyorlar. öyle ülkeye sempati duymayan insan gitsin bi çay koysun.
  • almanya'da almancı gibi takılan türklerin şikayet ettiği sempatizanlıktır.

    almanya'da yaşadığım dönemde, hiçbir alman ile bir sorunum olmadı. zaten disiplin, kalite falan söylememe gerek yok. türklerin izini, bırak ormanı şehirde bile çok kolay sürebiliyorsunuz: çekirdek kabukları.

    e ben alman olsam ben de sevmem türkleri, ki münih ve hamburg'da bunu çok daha net hissediyorsunuz.
  • evet almanlar endüstriyel anlamda gelişmişler, adamların düzeni nizamı da süper; ama arkadaş bunlar gündelik hayatta osuruklu! bildiğin osuruyorlar! ben niye bunlara sempati besleyeyim ki? bi’ de kahvaltıda sosis yiyorlar, böğk!
  • bir sürü alman tanımış, almanlarla çalışmış bir abiniz olarak, almanların sevdiğim tek yanı işlerine olan saygıları ve disiplinleridir.

    bu konuda bilimsel bir laiklik gerek: insanlık işleri ile bilim işlerini karıştırmayın canım benim.

    üzülürsünüz.