şükela:  tümü | bugün
  • clausewitzin topyekun savasteorisinin aksiyomu "büyük savas"in uç noktalara tasinmasi fikridir... savasin teleolojik bir biçimde topyekun savasa yönelmesi olarak alginalabilir...
    bu baglamda topyekun savas, cephe gerisinde ekonomik güçlerin seferberligi (bkz: blocus), cephedeyse tüm güçlerin tamamiyla kullanilmasina tekabül eder... bir örnegi, karsi tarafin cephesini delip geçmesi seklinde olanidir..(bkz: biltzkrieg)

    topyekun savas kendine göreceli hedef belirlemez... nihai bir amaca hizmet eder...

    clausewitz'in teorisi klasik rasyonalizm sayesinde sinirlarini bulmustur..

    zira savas politikadan dogar, kendine baska araçlar arar, tam söndügü noktada tekrar politikaya döner...
    topyekun savasin dinamigini kontrol etmek politikayla mümkündür... (bkz: realpolitik)

    modern anlamda tek topyekun savas olan birinci dünya savasinin baslangicinda, taraflar herseyin müzakere masasi etrafinda bitecegini düsünerek savasa girmislerdi.... fakat tarih clausewitz'in en uç teorilerini dogru çikardi...

    avrupa'da yeni bir stratejinin ortaya çikmasi ancak 1945'den sonra, büyük bir teknolojik ilerleme teskil eden nükleer silah vasitasiyla mümkün oldu...

    çünkü soguk savas boyunca, hersey nükleer silahin kullanilmasini engellemek ekseninde döndügünden, clausewitz'la karsilastirmada pek fark gözlemlenmez..
    nükleer silah kullanimina is varmadan önce her türlü yöntem mübahtir (bkz: vietnam)

    sadece kara kuvvetinden daha modern olan deniz kuvvetine geçis vardir...

    isoroku yamamotonun pearl harbourdan tam önce japon imparatoruna açikladigi üzere, denizlerde hakimiyet sart olmustur...

    simdi içinde bulundugumuz günlerde mevzu bahis "deniz-nükleer" stratejisi doruk noktasini yasamaktayken, 11 eylulde teröristlerin kaçirdiklari uçakta "dirty bomb" denilen, pakistanli kimyagerlerin pekala gelistirebilecekleri bir bakteriyel bomba tasidigini düsünelim...

    al kaide'nin basindakilere nükleer bomba yagar miydi? tabi ki hayir... (gerçi yeni amerikan savunma direktifleri nükleer silah kullanimini bakteriyel atak halinde kullanilir kildilar. mesru, fakat artik vazgeçirici nitelikte degil nükleer silah kullanimi..)

    artik deniz gücü+hava gücü+ultra sofistike mühendislik teknikleri olasi saldirilara en iyi cevabi vermeye yetiyor... sonra kara gücü yenilen tarafi kontrol altinda tutmaya yariyor..

    etkisi azalan savas "hiç bitmeyen ihtilaflar"a dönüsüyor (bkz: filistin)... clausewitz'in bahsettigi anlamda topyekun savas artik yok...

    düsük yogunluklu, bölgesel bazda yapilan, süreklilik gösteren "hiç bitmeyen bir savas" var...
    (bkz: dusuk yogunluklu savas)
  • (bkz: savas ustune)
  • (bkz: total war)
  • yıllar önce hürriyet gazetesi tarafından atılan başlık. 28 şubat dönemiydi, her akşam reha muhtar ve defne samyeli 'nin sunduğu haber bültenlerinde arka planda 13-15 yaşında başörtülü çocukların görüntüsü varken, ekrandan yukarı doğru yazılar akardı, arada bir generallerin haşmetli yüzlerinin, askeri üniformalı diğer kişilerin olduğu görüntüler de olurdu.
    asimetrik, simetrik, milimetrik, sikimetrik ne denilirse denilsin ortada psikolojik bir savaş vardı, o zamanın hakim medyası içinde aklı başında bir kaç yazarın sesi ise duyulmuyordu.
    bir kesime sizler "düşmansınız" deniliyordu. üstelik aralarında hiç bir ayrım yapılmadan. sanki bu "duyguyu" hissetmeleri için tüm medya seferber olmuştu .
    neredeyse belediye otobüslerine başörtülüler binebilecek mi binemeyecek mi onun tartışmasının yapıldığı noktaya gelinmişti. başörtüsü sokakta da yasaklanabilir babında haberler yapılıyordu. medya aracılığıyla tunus diye bir ülkede benzer bir yasağın olduğu ile ilgili haberler anında servis ediliyordu...
    bu ülkede fikirlerine katılırız katılmayız ama bir parçamız olan milyonların yaşayacağı "hüzün" kimsenin umurunda değildi.
    bu dönemde, reha muhtarın ana haber bülteninin sunduğu show tv ile defne samyeli'nin ana haber bülteninin sunduğu kanal d ayrı bir yer işgal etti.
    yıllar sonra ortaya o dönemdeki bir çok haberin "uydurma" ve "maksatlı" oldukları ile ilgili belgeler, bilgiler, tanıklar çıktı. ali kalkancı 'ların fadime şahin'lerin bir tezgahın sıradan aktörleri oldukları. bazı görevlilerin bazı "dış güçlerle" birlikte bu süreci planladıkları.
    o dönemde bir merve kavakçı vardı, allah için güzel kadındı. yanılmıyorsam iki çocuk annesiydi, bu kanallar muhabirlerini çocukların okuluna kadar yollamıştı. o iki ufak çocuğa "yuh"lar bile çektirilip ekranlara servis edilmişti, reha muhtar'lar defne samyeli'ler "hayatlarının en ciddi işini yapıyormuş" , "işgal altındaki vatanı kurtarıyormuş" edasıyla bunları haberlere taşıyabilmişti...o zamanlar ankara üniversitesi hukuk fakültesinde sıradan bir öğrenci olduğumuzu hatırlıyorum, darbe ha oldu ha olacaktı.
    kendi yaşam tarzlarına aykırı gördükleri hemen her şeyi "suça" "kabahate" ya da en hafifi ile "kusura" çeviren, milyonları psikolojik olarak nefes alamayacakları bir köşeye sıkıştırmaya çalışan bu zihniyetle ilgili olarak;
    o gün sıradan bir vatandaş olarak kemalizm'den ve onun adına yapıldığı söylenen her şeyden sıtkım sıyrıldı...
    dilime düşen tüm duaları, bedduaları ekranın içine gömdüm...
    gerekirse 1000 - yazıyla "bin"- yıl sürecek denilen süreç iki-üç yıl sürdü.
    sonra "hayat", "zaman" o dönemi tasviye etti.
    metafizik bir açıklama olacak belki ama birilerine duydukları öfkeden gözleri, basiretleri bağlanıp, siyasi rakiplerinin "ufacık çocuklarını bile rencide etmeyi umursamayacak" bir hale geldiği için birileri, o günün ezilenleri, hizaya sokulanları aradan 7-8 yıl geçmeden bu ülkede "bir yerlere" geldi belki de.
    hürriyet gazetesinin o manşetini, "süreç" onların görüntüleri ve kelimeleri ile servis edildiği için; defne samyelini, reha muhtarı hiç unutmayan o kadar çok insan var ki bu ülkede.
    topyekün savaş başlığını atan hürriyet gazetesinin geçenlerde gazze'ye yardım götüren gemiye çıkan israil'li askerlerin onları psikolojik olarak "mazlum" gösteren dayak yemiş hallerini sayfalarına taşımasını görünce zaman tünelinin içinden bunlar geldi aklımıza...
  • "savaşın sınırlı bir kaynak ve üniformalı insan kullanımıyla yetinen bir askeri faliyet olmaktan çıkıp ülkelerin tüm insan ve ekonomik kaynaklarını uzun süre sürekli seferber etmelerini gerektiren bir yıkım sürecine dönüşmesidir. ayrıca bu savaş sırasında cephe hattı ile cephe gerisi arasındaki ayrım kalkmış cephe gerisi de savaşa fiilen iştirak etmek zorunda kalmıştır"
  • kurtuluş savaşı sırasında atatürk'ün de tekâlif-i milliye emirleri ile uyguladığı ve dünya tarihinde ki sınırlı topyekün savaşlardan biri olmuş savaştır.
  • 21.yy'da artık sadece iç savaş durumu için geçerli olabilecek durum.

    ha vatanseverliğin kuvvetli olduğu ya da gelişmemiş ülkelerde başka ülkelerin işgaline uğrama yahut başka ülke ile savaş etme durumda geçerli olacaktır.
  • bir milletin bütün kaynaklarını seferber ederek başka bir millete kesin olarak iradesini kabul ettirebilmek amacıyla, onun askeri gücünü yok etmek için savaşmasıdır. topyekün savaşı, diğer savaş türlerinden ayıran ayırt edici özellik bir ulusun tüm kaynaklarını bu savaş için seferber etmesi ve karşı tarafa kendi iradesini kayıtsız şartsız kabul ettirmeyi amaçlamasıdır. bu kayıtsız şartsız kabul ettirmek, pratikte ancak, karşı tarafının askeri gücünü tümüyle imha etmekle olanaklı olacaktır. yüzyıllardır pratikte uygulanmakta olan topyekün savaş, 19. yüzyılda bir savaş çeşidi olarak tanımıştır. topyekün savaşta sivil yoktur, herkes bir askerdir.

    bazıları topyekün savaş kavramını çinli askeri dehası sun tzu ile birlikte ansa da, bu kavram genelde carl von clausewitz ile özdeşleşmiştir. clausewitz, aslında başka bir felsefi savaş kavramı olan mutlak savaş'la (hiçbir politik kısıtlaması olmayan savaş) ilgilenmiştir. mutlak savaş ve topyekün savaş kavramları genelde karıştırılırlar. christopher bassford, national war college'da strateji profesörü, farkı şöyle açıklamıştır: "clausewitz'in mutlak savaş kavramı daha sonraki bi kavram olan 'topyekün savaş'tan farklıdır. topyekün savaş birinci dünya savaşı'nda, alman kuvvetlerinin kontrolünü elinde bulunduran general erich ludendorff'un fikirlerinin en tipik örneğidir. topyekün savaş bu bakımdan politikanın, savaş sürecinde tamamen ikinci plana atılmasıyla karıştırılmıştır ki clausewitz'in şiddele reddettiği bir fikirdir. ve sadece iki seçenek vardır: mutlak galibiyet, mutlak mağlubiyet.

    gerçekte, clausewitz'in tanımlamasını tersine çeviren ve birinci dünya savaşı sırasında ve 1935'teki kitabı total war'da ilk topyekün savaş tanımlamasını yapan general erich ludendorff'tur. politik ve sosyal sistemler dahil olmak üzere, bir savaşı kazanmak için, tüm kaynakların seferber edilmesi durumudur.
    19. yüzyılda, kavramın kabulünü değiştirmek için birçok sebep mevcuttur. ancak ana sebep sanayi devrimidir. ülkelerin doğal ve kapital kaynakları arttığı için, bazı savaş biçimlerinin diğerlerine göre daha fazla kaynak gerektirdiği açık hale geldi.
    ayrıca, 19. yüzyılda savaş daha da makineleşmeye başladı. bir fabrikanın, savaş durumunda normalden daha çok yapılacak işi olur. fabrika bir hedef haline gelecektir, çünkü savaş sürecine katkıda bulunur. tabi ki fabrikanın işçileri de birer hedef olacaktır.
    topyekün savaşın tek bir tanımı yok, ancak tarihçiler arasında i. dünya savaşı ve ii. dünya savaşı'nın buna örnek olduğu konusunda bir görüş birliği var. tarihçilerin büyük bir çoğunluğu amerikan iç savaşı'nı bunu ilk örneği olarak kabul ederler, ancak bazıları da almanya'nın birleşmesini ilk kabul ederler. kavram yavaş yavaş geliştiği için buna kesin bir cevap yoktur.
    tanımlar bu şekilde çeşitlenir, ama en tutulanı roger chickering'in total war: the german and american experiences, 1871-1914 da yaptığı tanımdır: "topyekün savaş benzersiz zorluğu ve büyüklüğüyle bilinir. operasyonların yeri, dünyanın her karışındadır; savaşın sınırı yoktur. ahlâğın bir önemi yoktur, savaşanlar modern ideolojilerin nefretlerinden ilham alırlar. topyekün savaş sadece silahlı birliklere değil, bütün popülasyona ihtiyaç duyar. topyekün savaşın en önemli noktası sivilleri geniş alanda, ayrım gözetmeden ve temkinli bir şekilde askeri hedefler olarak savaşa dahil etmektir."
    topyekün savaşta siviller de propaganda ile savaşa katılır. propganda ile moral ve üretim hızı arttırılır. ayrıca sivil yerlerde tüketime sınırlandırma getirilerek savaş için daha çok malzeme sağlanır.

    ilk belgelenen topyekün savaş, mö 431 ve 404 yılları arasında atina ve sparta arasında yapılan ve thoukydides tarafından anlatılan mora savaşı'dır *. önceleri, yunan savaşları, kısa ve dini bakımdan törenleştirilmiş bir şekildeydi. hoplit birlikleri savaş alanında karşılaşırlar ve savaş bir gün içinde sonuçlanırdı. ancak mora savaşı yıllarca sürdü ve diğer şehirlerin de katılmasıyla hemen hemen tüm kaynaklar savaş için harcandı. milos adasında daha önce görülmemiş genişlikteki alanda halka zulmedildi, insanlar ya katledildi ya da köleleştirildi. savaş yunan dünyasını yeniden şekillendirdi, birçok bölge fakirleşti, büyük atina gücünü kaybetti ve asla tekrar kalkınamadı.
    otuz yıl savaşları da topyekün savaşa örnek gösterilebilir. bu savaş, ms 1618 ve 1648 yılları arasında modern almanya'nın sınırları içinde yapılmıştır. hemen hemen tüm büyük avrupa ülkeleri savaşa katıldı ve tüm ekonomilerini savaş için kullandılar. sivil halk harap edildi. sivil zayiatı (açlık ve salgın hastalıklardan ölenler de dahil olmak üzere) yaklaşık olarak 25-30% civarında tahmin edilmektedir. savaş boyunca ordular büyüdükçe büyüdü ve askerleri savaş alanında tutmak için ücret olarak ganimetler verildi.

    fransız ihtilali
    topyekün savaşla ilgili bazı kavramları ortaya çıkarmıştır. genç cumhuriyet kendini avrupalı devletlerin tehdidi altında buldu. çözüm, jacoben hükmetine göre, milletin bütün kaynaklarını savaş gücüne dönüştürmekti - bu levée en masse'nin gelişidir. milli meclis'in 23 ağustos 1793'teki emri fransız savaş gücünün büyüklüğünü açıkça gözler önüne sermektedir:
    "şu andan itibaren, düşmanları cumhuriyetin topraklarından atılana dek bütün fransızlar ordunun emri altındadır. gençler savaşacak; evli erkekler silah yapıp ordulara taşıyacak; kadınlar çadır, giyecek dikecek ve hastanelerde çalışacak; çocuklar ketenden sargı bezi dokuyacak; yaşlı erkekler meydanlara gidip savaşçıları cesaretlendirecek ve cumhuriyetin öfkesini duyuracak."

    taiping ayaklanması
    tàipíng tianguó'nun, qing hanedanı'ndan çekilmesiyle çıkan taiping ayaklanmasıyla, modern çin'deki ilk topyekün savaş örneği görülmüş oldu. tàipíng tianguó'nun hemen hemen tüm vatandaşları imparatorluğun güçleriyle savaşması için askerî eğitimden geçirildi ve orduya katıldı.
    savaş sırasında iki taraf da diğerini kaynaklarından yoksun bırakmak istedi ve tarım alanarını yok etmek standart taktik haline geldi. karşı tarafın direncini kırmak için ele geçirilen düşman şehirlerinden yüksek vergiler alındı ve katliamlar yapıldı. bu savaşa siviller de katıldığı için ve iki taraf da sivillere de saldırdığı için topyekün savaştır. savaşta 20 ilâ 50 milyon kişi öldü. bunun anlamı bu savaş ı. dünya savaşı'ndan, hatta rakamlar doğruysa ıı. dünya savaşı'ndan bile kanlı bir savaştı.

    büyük cihan harbi
    avrupa'nın hemen hemen tamamı ı. dünya savaşı için seferber olmuştur. genç erkekler imalat işlerinden çıkartılıp yerlerine kadınlar çalıştırıldı. sivil yerlerde tüketime sınırlama getirildi.
    britanya'daki topyekün savaşın özelliklerinden biri de sivil halkın dikkatini savaşa çekmek için propaganda posterlerinin kullanılmasıdır. posterler halkın ne yemeleri ve ne işle uğraşmaları konusundaki kararlarını etkilemek (kadınlar hemşire olarak veya mühimmat fabrikalarında işçi olarak kullanıldılar), ve savaşta ülkelerini desteklemelerini sağlamak için kullanıldı.
    neuve chapelle savaşı'ndaki başarısızlıktan sonra, ingiliz başkomutanı mareşal sir john french, bu başarısızlığın nedeninin yeteri kadar top mermisinin bulunmaması olduğunu açıkladı. bu 1915 mermi krizi'ne yol açtı ve liberal parti hükümeti düştü. sonradan yine liberallerin baskın olduğu bir koalisyon oluşturuldu ve lloyd george cephane bakanı olarak atandı. bu ittifak kuvvetleri batı kanadında kalmayı başardığı sürece tüm ekonominin savaşa yönlendirileceği anlamına geliyordu.
    genç erkekler savaş için tarlalarını bırakınca, ingiltere ve almanya'da yiyecek üretimi düştü. ingilizler bu yüzden, almanya'nın sınırsız denizaltı gücüyle denizleri hakimiyeti altına almasına rağmen, daha çok yiyecek ithal ettiler ve tüketimine sınır koydular. ingiliz donanması alman limanlarını bloklayarak yiyecek ithal etmelerini önledi. almanya'daki yiyecek krizinin kötüye gitmesi almanya'nın 1918'da teslim olmasını hızlandırmıştır.

    kurtuluş savaşımız
    ı. dünya savaşı'ndan yenik ülkeler arasında çıkan osmanlı devleti'nin topraklarının hemen hemen tamamı sevr antlaşması ile itilaf devletlerince paylaşılmaş durumdaydı. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşen ve 11 ekim 1922'de imzalanan mudanya mütarekesi ile fiilen, 24 temmuz 1923'te imzalanan lozan antlaşması ile resmen sona eren kurtuluş savaşı'nda, tüm türk halkı, vatanını kurtarmak için savaşmıştır. türk komutanlarının stratejileri sayesinde türk askerlerinin cephe gerisinde de savaşması bu taktiğe bağlı gelişmiş ve türk askeri çok daha az kayıp vererek savaşı sürdürmüştür. tekâlif-i milliye emirleri bunu açıkça ortaya koymaktadır;
    -her ilçede bir tane tekalif-i milliye komisyonu kurulacak.
    -halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
    -her aile bir askeri giydirecek.
    -yiyecek ve giyecek maddelerinin %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
    -ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
    -her türlü makineli aracın %40'ına el konacak.
    -halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20'sine el konacak.
    -sahipsiz bütün mallara el konacak.
    -tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
    -halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.

    ikinci dünya savaşı

    birleşik krallık
    "1914'ten çok bariz bir fark daha var. savaşan devletlerin tüm halkı savaşın içinde; sadece erkekleri değil, kadınları ve çocukları da. her yerde cepheler görülebilir. şehirlerde, sokaklarda siperler kazıldı. bütün köyler takhim edildi. bütün yollar kapatıldı. ön cepheler fabrikaları kullanıyor. tüm işçiler farklı silahlarla; ama aynı yürekle birer asker."
    winston churchill'in radyoda da yayınlanan ulusa seslenişi, 18 haziran 20 ağustos, 1940.

    ıı. dünya savaşı'nın başlamsından önce, birleşik krallık ı. dünya savaşı'ndaki tecrübelerine dayanarak her an yeni düşmanlarla savaşmak zorunda kalabileceğini biliyordu. bu yüzden ülke ekonomisinin savaşa seferber edilmesine izin verecek bir yasa çıkarmaya koyuldu.
    sadece tüketiciler için değil imalatçılar için de yiyeceklere ve diğer ürünlere tüketim sınırlaması konuldu. böylece savaşa katkısız üretim yapan fabrikalarda savaş için gerekli olan şeylerin üretimi sağlandı.
    erkekler asker olarak yetiştirilirken kadınlar sivillere yardım etmek için, diğer gençler de kömür madenlerinde çalışmaları için eğitildiler.
    bombalamalarda büyük zayiatlar bekleniyordu, bu yüzden londra ve diğer şehirlerde yaşayan çocuklar zorunlu olarak kırsal kesimlere dağıtıldılar. uzun vadede, bu ingiltere'deki savaşın en büyük sosyal sonucudur. çünkü bu sayede farklı sınıflardan yetişkinler ve çocuklar bir araya gelmiştir. bu sadece orta ve yukarı sınıflarla gecekondularda ve sürekli çalışmak zorunda olan işçi ailelerin çocuklarını karıştırmakla kalmamış; aynı zamanda bu çocukların hayvanları ve kırsal yaşamı tanımasını sağlamıştır. çocukların çoğu bu sayede ilk defa kırsal yaşamı görme fırsatı buldu.
    askeri taktikleri belirlemek için istatistiksel analizlerin kullanımıyla (sonradan yöneylem araştırması adını almıştır) önceden denenen her şey terkedildi. bu çok güçlü bir yöntemdi fakat alışılagelmişe zıt taktikler belirtmeye başladığı zaman savaşı kısmen insanların dışına çıkardı. ünlü fizikçi patrick blackett'in konvoyların en uygun boyutu ve hızı konusundaki çalışmaları ve ingiliz hava kuvvetlerinin kammhuber hattı'ndaki alman hava savunmasını altetmek için geliştirdiği bombalama taktikleri, istatistiklerin doğrudan etkilediği çalışmalara örnek olarak gösterilebilir.

    almanya
    "soruyorum size: topyekün bir savaş mı istiyorsunuz? eğer gerekirse, bugün hayal edebileceklerimizden daha büyük ve daha radikal bir savaş istiyor musunuz?"

    —nazi propaganda bakanı joseph goebbels 18 şubat 1943, sportpalast konuşması.

    aslında almanya, savaşa, blitzkrieg (yıldırım savaşı) konsepti altında başlamıştı. joseph goebbels'in 18 şubat 1943'teki sportpalast konuşmasına kadar da böyle devam etti. örneğin, kadınlar silah altına alınmıyor veya fabrikalarda çalıştırılmıyordu. nazi partisine göre kadınların yerleri evleriydi ve muhalifler üretimde kadınlara önemli yerler verseler bile bu görüşlerini değiştirmediler.
    kısa savaş doktrinine bağlılık almanlar için sürekli bir dezavantajdı; ne planlar ne de düşünce yapısı uzun süreli bir savaşa uymuyordu ve çok geç olana kadar da böyle kaldı. 1942'nin başında göreve gelen alman silahlanma bakanı albert speer savaşa yönelik tüm üretimi millileştirdi. onun zamanında silah üretiminde üç kez artış oldu ama 1944'ün sonuna kadar zirveye ulaşmadı. sürekli büyüyen düşman bombalama güçlerinin verdiği zarara rağmen bunu başarmak, o yıllarda endüstrileşmenin seviyesini gösteriyordu. çünkü alman ekonomisi savaşın büyük bir bölümünde seferberlik altındaydı ve hava saldırıları karşısında sağlam kaldı. savaşın ilk yıllarında sivil tüketim ve endüstride envanterler yüksekti. bu, ekonominin bombalamalar karşısında rahatlamasını sağladı. fabrika ve makineler çok fazlaydı ve tamamı kullanılmıyordu, bu sayede yıkılan fabrikaların yerlerini doldurmak zor olmadı. antikomintern paktı'na katılan komşu ülkelerden gelen yabancı işçiler, wehrmacht'a katılan alman işçilerin yerini doldurmak ve işçi sayısını artırmak için kullanıldı.

    sovyetler birliği
    sovyetler birliği'nin ekonomi sisteminin, ekonomiyi ve toplomu savaşa yönlendirebilecek bir yapısı vardı. almanlar, 1941'de sscb'ye saldırınca*, fabrikaların ve işçilerin urallar'ın doğusuna taşınmasına karar verildi. sadece savaşa katkıda bulanabilecek fabrikalar doğuya taşındı.
    ıı. dünya savaşı'nın avrupa sahnesinin doğu cephesinde 22 haziran 1942'den 9 mayıs 1945'e kadar sürekli savaş vardı. burası asker, ekipman ve zayiat miktarı olarak tarihteki en büyük savaş sahnesiydi ve eşi görülmemiş acımasızlığı, yıkımı, sayısız ölümleriyle bilinir. kilometrelerce uzunluktaki cephelerde milyonlarca alman ve sovyet birliği savaştı. burası ıı. dünya savaşı'nın açık ara en ölümcül sahnesidir. uzmanlar, hitler'in ordularına karşı savaşarak ya da esir kamplarında ölen 8.7 milyon askerle birlikte, toplam 27 milyon sovyet vatandaşının savaşta öldüğüne inanıyor. milyonlarca sivil açlıktan, katliamlardan veya başka sebeplerden hayatını kaybetti.
    leningrad kuşatması'nda, yeni üretilen t-34 tankları fabrikadan çıktığı gibi, boyanmadan cepheye sürüldü. bu sscb'nin büyük vatanseverlik savaşı'na bağlılığını ve hükümetin topyekün savaş politikasını nasıl uyguladığını göstermektedir.
    rus halkının daha iyi çalışmasını sağlamak için, komünist hükümeti insanların anavatanlarına olan sevgisini artırmaya çalıştı hatta rus ortodoks kilisesi'nin yeniden açılmasına bile izin verdi.

    kayıtsız şartsız teslimiyet
    "dresden mühimmat üretimin ve hükümetin merkezi, batıdan doğuya geçiş noktasıydı. ama şimdi hiçbiri değil."
    —hava mareşali arthur harris, 29 mart 1945

    birleşik devletler, ıı. dünya savaşı'na girdikten sonra, başkan franklin d. roosevelt casablanca konferansı'nda müttefik devletler'in hedefinin mihver devletleri almanya, italya ve japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmasını sağlamak olduğunu belirtti. mihver devletleri bu açıklamadan önce savaşı kaybettiklerini kabul etselerdi, şartlı bir ateşkesi görüşebilirlerdi.
    mihver devletleri teslim olduktan sonra, 1929'daki cenevre konvensiyonu'nun 63. ve 64. makalelerinde belirtildiği gibi, nürnberg uluslararası askeri ceza mahkemesi'nde yargılandılar. bu tip davalar genellikle yenilen devletlerin ülkelerinde, onların yasal sistemlerine göre yapılırdı. bundan kaçınmak için, müttefikler savaşın baş suçlularının savaştan sonra ele geçirildiğini, yani onların savaş tutsağı olmadığını, bu yüzden cenevre konvensiyonu'nun onları kapsamadığını öne sürdüler. daha sonra mihver rejimlerinin yıkılması, 1907'deki hague konvensiyonu'nun askeri işlerle ilgili hükümlerinin uygulanmasını engelledi.